Yoldaki Fısıltılar

Yoldaki Fısıltılar

  • Bunca zamandır zikir yapıyorum, kendimde ciddi bir değişim göremedim.
  • Farzlar, nafileler, tefekkürler, ne varsa gayret ediyorum, ama sonuç alamadım.
  • Bazıları auralar, suretler, rüyalar görüyor ne hoş. Bende tık yok!
  • Hangi nefs mertebesindeyim, nasıl bilirim?…
  • Biri bana şu noktadasın dese, hiç olmazsa daha bilinçli çalışırdım…
  • İki senede derinleşenler gördüm. On yılımı verdim, ne bileyim, aynı yerdeyim gibi.
  • Rehberim yok, şöyle bana yakın bir zat olsa, hakikati onda seyretsem…

Bu tip soruları sıkça duyuyoruz. Siz de zaman zaman kendinize sorarsınız benzerlerini.
İnsan; tabiatı gereği zaman zaman elde etme, sahip olma, netice alma, başarma gibi egoist beklentilerin hegemonyası altına serer bilincini… Beşer olmanın kaçınılması güç zaaflarıdır bunlar. Sorular, daha doğrusu serzenişler üzerine kısaca sohbet edelim.

“Bunca zamandır zikir yapıyorum elle tutulur, gözle görülür bir değişim yok bende”

Bu ifade; “Yürüyorum ama aynı yerdeyim” demek kadar abes. Yürüyorsanız, kesinlikle aynı yerde değilsiniz. Yürümek; ileri gitmektir çünkü…Belki de başkalarına kıyas yapmak gibi bir handikap size bunları söyletiyor. Sadece biraz acele ediyorsunuz görmekte. Ne diyelim. “İnsan ne aceleci ne de zalimdir” buyurmuş Kur’an!.. Zikir yapıyorsanız, emin olun aynı yerde değilsiniz, gün be gün ilerliyorsunuz!… Dayanak mı? İşte ayetler: “Zerre kadar hayır da, zerre kadar şer de karşılık bulur” “Hiçbir şey zayii edilmez”

“Farzlar, nafileler, tefekkürler ne varsa yapıyorum ama hani sonuç?..”

“Tohum ektim, tarlanın otunu ayıkladım, taşını aldım, suladım, gübre de verdim ama hani başak” der gibi?.. Usta çiftçi bunu hiç demez biliyor musunuz?… Bırakın ustayı çiftçinin en tecrübesizi dahi demez bunu. Neden?.. Çünkü o bilir ki, kendine düşenleri yapmak, her şeyi oluşturmak, her şeyi yoluna koymak demek değildir. Tarlanın bakımı çiftçiye aitse de, bunun güneşi, rüzgârı, yağmuru da bir o kadar mühimdir. Ve bunlar hakkında çiftçinin yapabileceği hemen hemen hiçbir şey yok gibidir…

İşin özü; ibadet çalışmaları ile size düşeni yapmanız, her şeyin sizin çalışmanıza göre gelişmesi, şekillenmesi demek değildir… Dış şartlar, çevre, insani ve toplumsal etkenler, çeşitli gelişmeler de seyrinizde bir o kadar etkin. Tek kanatla uçulmaz. Tasavvuf; enfüs ve afak kanatlarını dengede kullananların mesafe alacağı rotanın adıdır!

“Bazıları aura görüyor, ilham alıyor, rüya anlatıyor, bende tık yok!..”

O bazılarının haline ben de diyorum ki; maharet mi?.. Ölçü bunlar mı?… Nedense, insanların çoğunun “Az görüleni, ender yaşananı üstünlük saymak” gibi, mucize ve kerametimsi oluşumları, uçuk nakilleri ölçü tutmak gibi tuhaf bir algı yanılsaması- saplantısı var!..

Terkibinde El- Musavvir esmaı güçlüdür, baktığının aurasını görür, renkler seyreder. Senin terkibinde Musavvir az ise buna eksiklik denebilir mi?..

İçe dönüktür, sessizdir, kendi halinde bir yaşamı seçmiştir, durmadan kendi ile konuşur, rüyalar ve ilhamlarla gün geçirir, bunları sürekli etrafına anlatır. Gerçekten kopmuş, tamamen kendi hayalleri üzerine bir gerçek (!) inşasına girişmiştir. Realite yerine ideallerini, oluşumları okumak yerine ilhamlarını öne almıştır. Maharet mi?… Ve de uygun mu hakikate?…

Geçiniz!… Allah aşkına geçiniz!… İlimden daha sağlam yol yoktur hakikate ulaştıran!..
Rüyalar derin mesajlar taşıyabilir. İlhamlar; yarına işaretler verebilir. Ama unutmayın ki ne ilham, ne rüya üzerine yol haritası çizilmez!… Apaçık ortadaki sistemin kurallarına uygun davranmak, en tutarlı yoldur.

Düşük frekanslı negatif algılar rüyayı, ilhamı o derece kullanır ki, her an tetikte olmak mecburiyetimiz var!… Saptırıcıların en kolay giriş kapısıdır bunlar, aman dikkat!..

“Hangi nefis mertebesindeyim, nasıl bilirim?..”

Bilince ne olacak?.. Sınıf geçer gibi değil ki tasavvuf, aldığın nota göre Takdirname yada Teşekkür verilsin!?.. Haydi bildin diyelim, sonuç?…

Dostum unutma; bu yol duraklara yapışıp kalınacak değil, daima ileri yürünecek yoldur!..

“Şu makama vardın, sen şuradasın” dendiğinde, bu müjdeyi alır kabul eder, üstüne yapıştırırsan bilesin ki; sana kurşun sıkmışlardır!… Neden mi?.. Mertebe veya makam için bu yolda yürümek; menfaat ve beklenti içinde olmak demektir ki bu seni otomatikman SAHİPLİK GİRDABINA kilitler… Çırpındıkça da batarsın!…

Bu yol, yıllarca zikir, ibadet ve nafilelere yoğunlaşanların; günün birinde “Sen artık oldun” vehmine prim vererek onca emekten sonra Mülhime bataklığına saplandığı çok acı ve ibretli örneklerle dolu!… Bir anlık sahiplikleri, bir anlık nefse kapı aralamaları, yılların emeğine kibrit çakmıştır da yanışlarından dahi haberleri yoktur!..

Hiçbir payeye yapışmamak gerektiği halde “Ben veliyim” iması ile sözlerine ve hallerine çeşitli manevi kılıflar geçirenler, içinden çıkılmaz yaman çelişkiler, kemikleşmiş uç akımlar, ekoller oluşturmuştur tarih boyunca. Hala da “Sapık cereyanlar” diye onlardan bahsedilir… Açtıkları yaralar asırlardır tedavi edilememiş, zayıf bilinçlerde virüs gibi yayılmalarının önüne geçilememiştir.

Sen sen ol, bu yolda ne mertebe, ne makam, ne paye, ne unvan, ne övgü ne iltifat bekleme!..
Ne zaman içinden yada dışından “SEN OLDUN” fısıltısı gelirse konuşanın lanetli şeytan olduğu aklına geliversin. “İnsanları yüzlerine karşı övenlerin yüzlerine toprak atınız” hadisi de her takdir ve övgüde hatırında bulunsun!..

“Biri bana şu noktadasın dese, hiç olmazsa daha bilinçli giderdim”

Kim diyecek?.. Diyenin derecesinde ölçü ne olacak?.. Diyen, Hak rızası için mi diyecek, yoksa kendi menfaati için sana gaz mı verecek?.. Olgunluk mührü kimin elindeki önüne gelene damga vuracak?.. Sana onu diyenin ilmi- idraki- tecrübesi ne acaba?.. Kendisi ne kadar olmuş ki sana oldun diyor?…

Dostum, ayna ister insan kendini seyir için. Bu normal. Ne var ki sürekli ayna arayana, gününü ayna karşısında geçirene de hiç iyi bir isim vermezler, bilirsin…

Yürümene devam et. Üstüne başına, haline dikkat et. Açıkça demeseler de seyredersin kendini pek çok aynada. İlla “Hangi yansımayı dikkate alayım” diye soruyor musun?..

Seni en çok eleştireni, seni ha bire yere vuranı, başarılarından çok yapamadıklarını önüne koyanı (içinden kızsan da) daima dikkate al!.. Gerçek ustaların, çıraklara övgüde bulundukları, paye verdikleri, tamamsın sen, dedikleri hiç görülmemiştir.

Bir de şunu hiç unutma! Gerçek sanatçı seyirci kalabalığının alkışını değil, duayen hocanın değerlendirmesini esas alır…

Bilinç düzeyi senden düşük 1000 kişinin övgüsündense, bilinci senden yüksek 1 kişinin yergisi daha kıymetlidir. Çünkü “Dünyevi- maddi konumunuzda kendinizden aşağılara, uhrevi- ahrete- maneviyata dönük konularda kendinizden üstte olanlara bakınız” uyarısı çok ciddi bir Nebevi ikazdır!…

“İki senede derinleşenler gördüm. On yılımı verdim, ne bileyim, aynı yerdeyim gibi.”

Yunus Emre, Taptuk Dergahına kapılandığında kaç yaşında idi bilir misin?… 25 inde civan gibi bir Türkmen delikanlısı…Kaç sene kaldı içeride?… Tam 40 sene!… Sıradan, üçüncü sınıf bir hizmete gün be gün koşarak, odun taşıyarak… 65 yaşında şeyhi ona; sen artık oldun filan da demedi.. İlahi bir sahne sonucu; “Buradan gidiyorsun, rızkın kesildi bizde” diyerek yol verdi. 83 yaşında dar-ı bekaya intikal edene değin, il il, bucak bucak gezdi…

Gözünüz korkmasın, 40 yıl bir yere yada birine kapılanın demiyoruz. Devir, ahir zaman. Çağ su gibi akıyor. Erken davranan yol alıyor. Ama unutmayın, mevsimi gelmeden çiçek açmaz!.. Hamilelik süreci kemale ermeden sağlıklı doğum olmaz…Kendi isteğiyle buluğa eren çocuk görülmemiştir!..

Yıllar önce ehil bildiğim bir zata sormuştum; “Mesafe aldığımızı anlamak için neler söylersiniz?..”
Cevap; “20 yılını bu yola vermeden ve 40 yaşına gelmeden mesafe aldın sayma kendini!…”

Ya iki senede derinleşenler?!.. Elbette var!.. Bu yolun da kestirmeleri var elbet. Ama dostum kestirme yol, herkese göre değil.

Çevreyi iyi bilen, gözü pek, altında 4X4, yanında sağlam kopilot olan sürücüler asfalttan araziye fırlayıp virajları, yokuşları bir anda kısaltabiliyorlar… Milyonda bir istisnalar onlar… Teçhizatın tamam olsa dahi onu denemek hem terkip meselesi, hem de çok riskli. Bize kalırsa sakın deneme!.. Sonucun garantisi hiç yok!..

Evet, muhabbet yolu kısaltır… Evet, aşk seyri hızlandırır… Ama meczuplar, mecnunlar, divane gibi gezenlerin de muhabbet ve aşk diye yola çıkanlar arasından zuhur ettiğini göz ardı etmeyin!

İLİM BİNEĞİN, TEFEKKÜR YAKITIN, İSTİKAMET ÜZERE KULLUK DİREKSİYONUN OLDUKTAN SONRA, ALDIRMA, YOLUNCA İLERLEMEYE BAK!… ER YADA GEÇ NİCE MENZİLLERE ERİŞİR İNSAN…

“Rehberim yok, şöyle bana yakın bir zat olsa, hakikati onda seyretsem..”

Çocuk 7 yaşına gelmeden okula alırlar mı?…
Bahçeye diktiğiniz fidan, istediğiniz ayda meyve veriyor mu?..
Ocağa konan yemeğin saniyede piştiği vaki mi?..

Bunların hepsi, bir hazırlık- gelişim- olgunluk sürecine tâbi değil mi?.. O süreç tamamlanmadan gelişim olmuyor, ürün ortaya çıkmıyor!…

Rehber konusu da bir yönü ile böyle. Siz olgunlaşmadan, siz ilim ve yaşamda belli tecrübeleri, idrakleri, bakış açılarını kendinizde oturtmadan hakiki rehber karşınıza gelmez! Gelse de tanıyamaz, bir yabancı gibi geçer gidersiniz yanından!..

Öncelikli rehberimizin Kur’an ve Rasülullah (sav) uygulamaları olduğunu unutmayarak şunu bilelim ki; Yunus misali bir süreç yaşamaya artık ne imkan var, ne de ortam!…

Kur’an ekseninde, ilim ve hikmete bağlı, hakikati seyre sevdalı olarak yürüyeceğiz bu yolda. Rehber arayışının çok sık sorulması nedeniyle şunları da belirtmeden geçmeyelim:

  • Çiftçi ve tohum ikilisinin müşterek koordinesi ile ürün çıkar. Çiftçinin ustalığından daha önemli olan; tohumun ıslah görmüş, kalite standartlarında olmasıdır. Tohum sizsiniz. Arınma süreçlerini okumaya gayret ediniz. İlk açılım sizden start alacağına göre, sizin sağlamlığınız karşınıza gelecek rehberden çok daha önemli ve birincil unsurdur. Yetişme süreçlerinizi güzel değerlendiriniz ki işlenmeye hazır olasınız.
  • Gelişimde esas olan yakınlıktır.. İnsan çoğu kere burnunun dibini göremeyip de uzaklarda aramak gibi ilginç hallere düşer… Rehber arayıp duracağınıza yakın kaynakları iyi değerlendiriniz. Çağdaş verileri, akan ilmi, teknolojik gelişimi ve idraki yüksek dost sohbetlerini değerlendirmek; kuru kuruya rehber beklemekten çok daha akıllıca…

***
Evet Sevgili Dostlar!

Bu hafta yeni tespitler yapamadım size. Yeni ilmi açıklamalar da veremedim. Genç zihinlerde, yola yeni çıkan gönüllerde oluşan bazı sorular üzerine hasbıhal ettik sadece. Sizinle sizi, bizimle bizi konuştuk…Sözlerim önce kendime, sonra kendimden gayrı görmediğim can dostlara!..

Yol uzun. Hedef ? Durağan bir hedefse hayalinizdeki, o hiç olmayacak. Yol; sizden size akıyor. Ne mertebe beklentisi, ne paye özlemi. Yol, sadece yürümek için!..

Yürüyebiliyor musunuz?..Nereleri geçtiniz, kaçıncı kilometredesiniz, hiç takılmayın!…
İnanın bu yolun güzelliği; yürümesinde!…

Yürüyenlere selam olsun!… Hepinize iyi yolculuklar!…

Mehmet DOĞRAMACI
dogramacimehmet@gmail.com