Gözlüğümün Camları

Gözlüğümün Camları

Askerde yaptığımız atışlarda çoğu zaman hedefi vuramamış ama kendimden yine de şüphe etmemiştim. Nasılsa nişancı erler çok azdı, vuramayışım normaldi bana göre. Uzak levhaları okuyamadığımda da “Herkes böyledir, benim okuyamadığımı kimse okuyamıyordur” diye düşünüyordum. Yıllar sonra bir akşamüstü eve dönerken arkadaşıma “Karşı duvardaki pankart ne kadar da küçük harflerle yazılmış” dedim. Dostum, o yöne bakıp “Yoksa okuyamıyor musun? “ dedikten sonra “Bir doktora görün istersen, miyop başlamış olabilir” dedi… Farkında olmadığım miyopla ve gözlükle işte o günlerde tanıştım.

Yanında emin ve sağlam bir dostu olmayan her insan, her şeyi düzgün gördüğü, doğru algıladığı varsayımı içinde yuvarlanarak yaşayıp geçiyor dünyadan.

Göremeyenlerden, göremediğini kendiliğinden fark eden çok ender çıkıyor. Göremediğini, bilemediğini, bulamadığını dost bir gönül fark ettirdiğinde, yeni bir bakış ve seyir start alıyor.


YANSIMALAR adlı Kur’an’a dair çalışma önümüze geldiğinden beri bir dönüşüm eşiğinde olduğumuz düşüncesindeyim. Şimdiye dek B İlmi, B Sırrı, B Bakışı adı altında öğrendiklerimizden farklı bir boyutun EL AHAD- US SAMED İLMİ ile açılmak üzere olduğu şu cümlelerle hissettiriliyor:

İnsanın iki gözü vardır ki, bu iki göz sağlıklı çalışırsa, baktığını şaşı görmez, tek ve net görür. Net ve tek göremeyenlerse bunu sağlamak için ya gözlük kullanırlar ya da lens!

OKU“nası Kitap olan Evren’i ve “Sünnetullah“ı sağlıklı “oku“yabilmek için de, Allah, Kurân ile bize, iki doğruyu görme camı vermiştir, gözlüğümüze takalım diye…

“Hakikati” net ve tek görmek için de basîrete ve ilim gözlüğüne ihtiyaç vardır ki onun iki camından birisi, “B” harfi ilmi, diğeri “el AHAD-üs SAMED” ilmidir!

Geçen hafta ANLAMAK İÇİN ÖN BİLGİ adlı giriş yazısında, penceremize takılan önemli bulduğumuz işaret levhalarını size 9 maddede takdim etmiş; birlikte düşünelim demiştik. Hafta içinde gerek yazılı, gerek sözlü olarak konuyu paylaştığımız dostlar, çok değerli görüşler ve açılımlar sundular. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.

Bu yazıda “el AHAD-üs SAMED” ilmi ile ne kastedildiğini, bunun ne tür bir farkındalık, nasıl bir bakış açısı ve yaşam tarzı getireceğini konuşacak, görüşlerimizi paylaşacağız.

Söyleyeceklerimiz, sonsuz- sınırsız okyanusa kendi dürbünümüzden yönelen bakışlar. Hataları, kusurları, yanlış algıları bulunabilir ki, bu da kulluk acziyetinin doğal sonucu.

KISACA B İLMİ: Tasavvufi bilgilerimizin üzerinde yükseldiği “B İlmi” temelinde neyi okumaya çalıştık, kısaca buna değinip gözlüğümüze yeni takılan ikinci camdan görünenleri değerlendirmeye çalışalım.

B ilmi ile “Zerre Küllün aynasıdır” holografik gerçekliğinden yola çıkarak, alemde görünenlerin ayrı gayrı yapılar olmadığını, hepsinde Tek İradenin hüküm sürdüğünü, hepsinin ayrı renkler gibi görünseler de “TEK KARE RESİM”i oluşturduklarını fark ettik. Bunun sonucu karşımıza çıkan gerçek; SÜNNETULLAH!.. Yani; ellerimizle yaptıklarımızın sonuçlarının bir bir önümüze gelmesi şeklinde açığa çıkışı süren, evrende kesintisiz işleyişi “Her an yeni şandadır” prensibi ile hayat bulan ALLAH SİSTEMİ!…B İlmi ile fark edilen Holografik Gerçeklik ve Sünnetullah; Kur’an’ın en başında, Besmele’nin B sinde yer almış, özet açılımı FATIHA SURESİ ile idraklere sunulmuş.

EL AHAD- ÜS SAMED İLMİ: Okumanın başı olan B İlmine dair takip edilecek güzergah, ana rota; Ümmül Kitab olan Fatiha’da veriliyor. Takip eden sureleri, bu okumanın basamakları ve geçitleri diye düşünebiliriz. Varılacak nihai seyir yada zirve idrak noktası Kur’an’ın en sonunda yer alan İHLAS SURESİnde ortaya konuyor.

Fatiha ve İhlas arasındaki ince çizgiyi görmek, sanıyoruz B İlmi ve EL AHADU-US SAMED ilmi arasında yükselen bakış açısını okumada önemli işaretler verecek:Fatiha da Rahmaniyetten Rahimiyete doğru açılım, Alemlerin Rabbi, Ona Hamd, Ondan İsteme, Ona Yönelme, Yardım Dileme, Hidayete Talip Olma, Azan ve Sapıtanlardan Kaçınma, Nimet Verilenlerin Yolunu İsteme şeklindeki anlatımda hemen göze çarpacağı gibi TALEP- YÖNELİŞ var!.. Bir TALEP EDEN bir TALEP EDİLEN olduğu da açık.
B İlminde “Zerre Küllün Aynasıdır” ekseninde gelişen yaklaşımda dahi BİR ZERRE, BİR DE KÜLL olgusu görünüyor!..

Şirkten çıkmak üzere yöneldiğimiz bu anlatımlarda henüz Kur’an’ın ana gayesi olan TEKİLLİK yok!.. Bütün talepler, bütün çalışmalar, bütün okuma gayretleri şirkten çıkış için ama, buna sadece B ilminin yetmeyeceği, EL AHAD- US SAMED’in; gözlüğe takılacak ikinci camın gündeme getirilmesinden de anlaşılıyor.

B İlmine Teklik Çağrısı, Teklik Talebi, Çoktan Teke Yöneliş dersek; EL AHAD US SAMED İLMİne talep ve yönelişlerin olgunlaşması sonucunda varılacak, Hedeflenen Nihai Okuma Düzeyi diyebiliriz.

HASSAS NOKTA: B İlmi ve El Ahad us Samed ilmi konuşulurken ehli, bunların tek görüşü sağlayacak camlar olduğunu bildirerek hassas bir noktaya dikkat çekiyor. Böylece bizim ve belki de açıklamayı ilk okuyan çoğumuzun kapıldığı bir zehabın önüne geçiliyor.

Şöyle ki; B İlminden sonra El Ahad us Samed’in gündeme getirilmesi; sanki “B İlmi tamamlanıp geçilecek bir aşama, asıl hedef El Ahad us Samed ilmidir” düşüncesini ilk planda çağrıştırsa da bu gibi bir yaklaşımın eksiklik ve sakatlıklar içereceği aşikar!..“Asıl önemlidir, fasıl değil, gaye önemlidir ayrıntılar değil” türünden bir yaklaşım, hele ki tasavvuf için söyleniyorsa geri dönüşü olmayan girdaplara çeker insanı.
(http://www.ahmedbaki.com/turkce/yeniyazilar/aslini.htm)

Neden mi?

Kul nereye yükselirse yükselsin, idraki hangi noktaya erişirse erişsin ZATINI İDRAK MUHALDİR!… ZATIYLA BIR OLMAK gibi bir düşünce kökten geçersizdir!…

EL AHAD US SAMED idraki ile varılacak nokta ZAT değil, zatın Sıfat boyutudur. Ehli, bu önemli noktayı işaretlemek üzere AHADİYET kavramı bağlamında şu uyarıyı yapıyor:

Ef’al âleminden çıkan bir insanın düşüncesi esmâ mertebesinden geçer sıfat mertebesinden geçer Zât’ın HİÇLİK noktasına çarpar tekrar sıfat mertebesine döner ve esmâ mertebesinde tefekküre başlar.

B İlmi ile anlaşılacak olan; Sünnetullah Bilgisi, El Ahad us Samed ile idrak edilecek olan Hakikat Bilgisidir. Yaşam, ikisinin dengeli kullanımı şeklinde sürmedikçe, gerek negatif ve gerekse pozitif aşırılıklar doğar. Kulluğun hakkını vermek; hem acziyetinin hem de kendinde mevcut öz nokta Hu’nun farkındalığı ile mümkün.

Bir misalle hakikat ve sünnetullah bağlantısını, daha doğrusu ayrılmazlığını açalım. Diğer bir deyişle işin B ilmi boyutu ile El Ahad us Samed ilmi boyutunu bir örnekte görmek diye de alabilirsiniz bunu.

Namazdan amaç mi’rac ise, DAİMİ NAMAZ idraki işin hakikati; BEŞ VAKİT NAMAZ ve ilave nafileler Sünnetullah boyutudur. İkisi de ne ihmale, ne tercihe gelir. Bunlar at başı götürülmek durumundadır.

Hayatın içinden daha kolay bir misalle söyleyecek olursak;

Ateşin varlığı Hakikat; Yakıcılığı Sünnetullah. El Ahad us Samed bakışı nezdinde ateş hakikat; yorumsuz, yargısız söyleyişle sadece ateş o ve kulluğunu ateş olmakla icra ediyor. B ilmi bakışı ile ateşin yakıcılığı, ısı yayması, arındırması Sünnetullah gereği!..

Her iki gözle ateşi seyreden; elini sokarsa yanacağını, yerinde kullanırsa ısı ve ışık elde edeceğini, varlığının sistemde olmazsa olmaz bir realite olduğunu görecek ve ona göre ateşle ilişkisini tayin edecek!

Ehlinin ön bilgide belirttiği gibi her iki camdan dengeli seyir, korunmayı ve beraberinde bir takım çalışmaları getiriyor.

İşte bunlardan dolayı idraklerimize sunulan El Ahad us Samed İlmi; B İlminin gerekleri ihmal edilmeksizin değerlendirildiği takdirde anlam kazanacak, bizi yeni idraklere taşıyacak.

BU İLMİ ANLAMAK İÇİN: Bu ilmi anlamaya çalışırken kavramın iki temel kelimesi AHAD ve SAMED in çözümlemesi ana hareket noktamız. Ahadiyetten bahsedilen yerde aynasız, gayrısız Teklik, Samediyetten bahsedilen yerde cüzlerden oluşmayan somluk, bölünmez teklik, ihtiyaçsızlık söz konusu.

Zatını idrak muhal olduğundan, Ahadiyet ve Samediyet kavramlarının bizi getireceği nokta ALLAH’I İDRAK; İDRAK EDİLMEYECEĞİNİ İDRAKTİR gerçeği. Bu da ACZİYET VE HİÇLİK olarak zuhura çıkıyor. İşte bunu anlamada anahtar cümleler:

“Ahadiyyet”i târif eden en uygun kelime de “HİÇLİK”tir. Ahadiyet hiçliktir, hiçliğe mirac olmaz, hiçlikten tenezzül olmaz.

“TEK”, çok kavramı kabul etmez! Ahadiyyet, çokluk kavramlarını yok eder.

”Zât’ı, bilinmezliğiyle bilmek”, “Ahadiyyet” sırrına vukufla mümkündür! Ahadiyyet sırrı, Zâtına işaret eder ki orada kesret kavramı düşünülemez… Düşünülemediği gibi, kesret kavramına dönük bir şey de konuşulamaz… Zâtın kendi kendini bilişidir!

Bu sebeple Ulûhiyetin kişideki tecellisinden söz edilebilir, fakat Ahadiyet tecellisinden söz edilemez… Edilse dahi, bu ancak anlatım sadedindedir… Ahadiyeti’nden söz edildiğinde tüm kavramlar düşer; öz-dış gibi tanımlar düşünülmez.

“AHAD” için, ancak ve ancak tek bir “AN” geçerlidir… Ki buna da “DEHR” kelimesiyle işaret olunur…

“HÛ” ismi, “Nokta”nın var olduğu Ahadiyyete işaret eden isimdir! “HÛ”nun mânâsı; “çokluk” görüntüsünün ardındaki, Öz’deki Teklik boyutudur.

“Ahadiyyet” ise “Hüviyyet”tir ki, “eniyyet” kabûl etmez… “Ahadiyyet”, “Eniyyet” dolayısıyla “Vâhidiyyet” mertebesine tenezzül eder ki, “Ferd” ismiyle tanınır.

Madde, moleküler yapı, atom, atom altı boyut, kuantsal boyut, enerji ve özündeki Hiç`lik… Ehadiyet noktası, sınırsız sonsuzluk noktası.

“Zât`ı hakkında tefekkür edilmez!.” Hükmünce, Zâtı yönünden, ne sonsuzluğundan, ne de sınırsızlığından söz etmek mümkündür!. Hattâ, “Ahadiyet” dahi, vasfıdır. Zâtı`nın bir vasfıdır, yâni, sıfatıdır!.

«SAMED» kelimesinin anlamında derinlemesine bir araştıma yaparsak, şu mânâlar ile karşılaşırız bilebildiğimiz kadarıyla: «Hiç boşluğu olmayan, eksiksiz, gediksiz, deliksiz, nüfuz edilemiyen… Bir şey girmez, bir şey çıkmaz!.. Som..» Hani som altın deriz ya; işte öyle… Yani bir diğer ifade ile «sırf»!..”SAMED”, ayrıca, ihtiyaç mefhumundan beridir, anlamına dahi gelir…”ALLAH SAMED’DİR” Yani, “ALLAH” her türlü ihtiyaç kavramından beridir.

Bütün bu donelerden sonra gelinecek idrak ne? Ahadiyeti kavrayanın durumu ne, bu kavrayış neler getiriyor, bunları nasıl değerlendireceğiz?..

Ahadiyet- Samediyetten söz edildiğinde amaiyet, somluk, tekillik, hiçlik, acziyet karşımıza çıkıyor. Doğal olarak burada söz ve tefekkür düşüyor!.. Bütün tefekkürlerin durduğu, yorumların bittiği, kelimelere dökülemeyecek bir idrak düzeyi bu.

Konuşulamayacak olanı açma iddiamız elbette olamaz!.. Anlama ve anlatma gayretimiz, bu ilmi yaşadığımız imasını da içermiyor. Yaşayanın nasıl yaşadığını, idrak edenin neler gördüğünü, bu hal ile hallenenin nasıl bir kulluk ortaya koyduğunu birazcık kavramak niyetindeyiz hepsi bu…

YAŞAYANIN HALİ: Ahadiyet ve Samediyeti kendimizde düşünerek giriş yapalım. Ahadiyet; kısaca Teklik demek. Samediyet; İhtiyaçsızlık.

Önce tek olduğumu fark etmeliyim. Anne- baba, evlad u ıyal, çevre, kalabalıklar, olaylar gibi zengin kesret görüntüsünün sanal olduğu, vehim olduğu gerçeğini kabullenmeliyim. Rahimde nasıl teksem, uykuda nasıl yalnızsam, kabirde nasıl tek kalacaksam, şu anda da yalnız ve tekim.Ana- baba, mensubiyet, aidiyet gibi üst bağlantılarım düşüyor. Çevre, evlat, arkadaşlar gibi alt bağlantıları da çözüyorum. Başım ağrısa bunu benden çok hissedecek kimse yok!
Istırap çeksem acısını benden çok duyacak yok! Sevincim de üzüntüm de yalnız aslında.
Yaşadığım her şeyi yalnız yaşıyorum aslında. Çünkü hakikatte yalnızım…

Bu gerçek biraz ürkütüyor beni. Ahadiyeti böyle sezmek biraz korkutucu.

Samediyeti fark ediyorum sonra. İhtiyaçsız mıyım yani?.. Evet ihtiyaçsızım. Neden?… Kaderim belli, takdir edilenler; fıtratım olarak açığa çıkıyor. Tek iradenin hükmü altındayım. Rızkım belli, ecelim belli, yaşayacaklarım belli. Olmuş bitmişi yaşadığımı söylüyor üst boyuttan bakanlar. O halde neye ihtiyacım olabilir ki?.. Allah’ın bana takdir ettiğine engel olacak, takdir etmediğini verecek var mı ki?!..

Cüzlerin özünde kendisi olarak mevcut olan HU’ yu fark ediyorum sonra. Ötede değil, nefes kadar bende, taaa özümde! Bu da beni NOKTAMDAKİ KUDRET ile tanıştırıyor. Bunu sezince ferahlıyorum. Bunun beraberinde, haddimi bilmem gereken bir tasarrufun, duygulara ve acımaya yer olmayan bir Sünnetullahın işlediğini seziyorum. Hiçliğimi, acziyetimi fark ediyorum, o kudreti görünce. Huzur; işte böylesi bir algı olsa gerek…

Öz olarak anlatmaya çalıştığımız Ahadiyet, Samediyet, Hu kavramları ile düşünmek ve yaşamak bakalım neler getiriyor?.. Yine ehlinin tespitleri ile işte bunu yaşayanın hali:

Tanrısından kurtulanın yaşamı ise, “ALLAH” adıyla işaret edilenin “HİÇ”lik mertebesidir!.
“ALLAH” adıyla işaret edilen, “Bâkî”dir; gerçeğindeki uyarıyı değerlendirenler, fâni kavramını kabullenemeyecekleri gibi; “Allah” ahlâkıyla ahlâklanmış olanlar da, âlemlerin, “hayâl” çekirdeğinden oluşmuş bir dev ağaç olduğunun seyri içindedir.

Gerçek kâmil olgun kişi ise Allah indinde yanında HİÇ olduğunun idrâkı içinde HİÇLİĞİNİ yaşar. Onda ne büyüklenme olur, ne tevâzû olur.

İşte bu gerçekleri fark edenler ‘’tasavvuf’’ denen çalışmalarla mecâzi yoldan da olsa varlığın TEKLİĞİ hakikatini idrak etmiş kavramış yaşamış, ‘’varlıkta Hakk’tan başka bir şey yoktur’’ demiş ve her an her yerde Onu görmeye onu müşahede etmeye Onu yaşamaya başlamışlardır. Nitekim buna Kurân’da da şöyle diyor. ”Başını ne yana çevirirsen, Allah’ın Vechi’ni görürsün!”

Hâl böyle olunca, bu irfana erişmiş ârif kişi, her an Allah’ı seyreder; O’na KULLUK eder; her mertebede, her zerrede, her kişide , her birimde O’nu görmesinin sonucu olarak O’nu sever!
İşte; ‘’bu varlığın özü aslı orijini sevgidir, “AŞK”tır!’’ denmesinin sebebi; her zerrede Allah’ın vechini yüzünü bize göstermesi ve o basiret ehli kişinin de, gördüğünde Allah’ı sevmesidir.
Allah’ı gören kişide kin olmaz!. Allah’ı gören kişide nefret olmaz!. Allah’ı gören kişide düşmanlık olmaz!. O, hangi resim ve isim altında olursa olsun O Tek’i seyreder.O’na âşıktır.

Yaşamı, cennet boyutunun da ötesindedir!. Cennetin güzelliklerinin ötesinde, Cennetin sahibiyle başbaşadır!. Şuurunun gıdası aşktır, sevgidir!.

İsim, resim ona perde olmaz!. İşte dostluk başlamış, düşmanlık bitmiş; kin bitmiş nefret bitmiş. Yani Cehennemin yakacağı bir şey kalmamış ve onun cehennemi sona ermiştir!.

Böyle bir sevgiyi yaşayan kişinin karşısında ne renk kalır, ne ırk kalır ne din kalır. Cennete giren insanların hepsinin bütün bu kavramlardan âzade yaşayışı gibi, dünyadayken Allah’la başbaşa yaşar. Ama kendine “Ahmed” ismini takmış “Mehmed” ismini takmış “Hasan”, “Hüseyin” ismini takmış.”Ayşe”, “Fatma”, “Hatice” ismini takmış. İsimler hiç önemli değil…

Bu idrâka gelmişlerin dünyasında kavga gürültü olmaz. Bu kavrama erişmiş bu idrâka erişmiş insanların dünyasında sınırlar yoktur; milletler yoktur; örf-âdet-ânaneler yoktur!. Kim nerede ne hâl ile olursa olsun, onlar, o varlığın aslını özünü orijini görürlerSevgiyle yönelirler, tüm varlıklarını varlıklara fedâ ederler.

İbadetleri HİZMET olmuştur!.

Bedeninin ihtiyacını temin için yiyip içtiği gibi; ruhunun ihtiyacı olarak zikrini yapar, namazını kılar, orucunu tutar…

Ama onun gerçek yaşamı, bunların da ötesinde, sevgi ve aşk olur. Onun ibadeti, hizmet olur… Bütün yaradılmışlara hizmet! İnsanlara, onlardan menfaat elde etmek için değil, sevgisi muhabbeti, aşkı dolayısıyla yönelir. Ve insanlara bu HAKK’ı tavsiye eder ve bu Hakk’ın onlarca anlaşılması idrâk edilmesi için için sabırla hizmetine devam eder.

Bir kişinin bu gerçeği idrâk etmesi demek, o kişide artık kendini büyük görme, böbürlenme, gururlanma gibi hallerin kalkmış olması demektir. Artık o kişi, izhar olan kudretin yanında gerçekte acz içinde olduğunun idrâki içindedir.

Acz içinde olduğunu idrâk edende büyüklenme, böbürlenme, gururlanma olmaz! Kendini bir başka varlığa karşı büyük görmez! Kendinde bir varlık görememenin, kendisinin acz içinde olduğunu görmenin sonucu, kendisindeki kemâl sıfatlarının Allah’a ait olduğu müşahedesini getirir…

Allah yanında HİÇ olduğunun bilincindedir o! HİÇ olduğu zaman, HEP olur! Ne demektir “HİÇ olduğu zaman HEP olmak”? Eğer sen Hiç’sen, o Hiç’in olduğu yer, Allah’tan hâli değildir!
Allah’ı tefekkür eden dimağ, HİÇLİKte HİÇ olduğunu görür!

İşte “Allah Bâki’dir!”in mânâsı, “bugün sen varsın da, sen fâni olacaksın, yok olacaksın da geride Allah kalacaktır” değil! “Sen yoksun! Sen hiçbir zaman var olmadın! Senin ismin altında varolan, Bâki olan Allah’tır. Ezelden ebede her an her dem varolan, Allah’tır” mânâsına! Eğer bunu anlarsan, kavga gürültü biter… Musa ile Firavun dost olur!

Diyor ki; İsa 2.ci defa gökten indiği zaman, yeryüzünü öyle bir huzur sukûn, dostluk, sevgi kaplayacak ki kurtla kuzu tilkiyle tavşan dost olacak! Düşmanlığı dost eden o idrâktır ki, karşısındakini düşman gözüyle ayrılık gözüyle bakmayı kaldırtan idrâktır! Sen ben kalkınca aradan, ortaya çıkar yaradan! Bunu anlayabiliyorsan, her şeyini paylaşırsın!

GÖRÜNTÜYÜ NETLEŞTİRMEK: Okuyamadığımız fark ettirildi önce. Sonra gözlüğe bir cam takıldı B İlmi adı ile. Okumaya çalıştık ama bir türlü netleşmiyordu görüntü. Şimdi ikinci bir cam eklendi El Ahad us Samed adı ile… Görüntü netleşecek ve tekleşecek nasibimizde var ise. Ve işte o zaman iman YAKİYNe dönüşecek!

TEŞBIH ve TENZIH anlayışlarının dengeli seyri ile TEKLİK idrakine ilk bağlantı kuruluyor.
İlk bağlantı diyoruz çünkü bize göre “B ilmi; Teşbih, El Ahad us Samed ilmi Tenzih” gibi bir düşünce hiç doğru değil. Tenzih ve Teşbihten geçerek Tekin seyrinin başlaması B ilmi.“Arınmamışlar ona el sürmesin” ayetindeki arınma; teşbih yada tenzihe kayan anlayışlardan arınarak Kur’anla ilk temasın sağlanmasını işaret eder. Bu ilk temas Besmele ile, B nin okunması ile kurulur.

B ilmi ile “La havle ve la kuvvete illa B’illah” fark edilirken, Ahad üs Samed ilmi ile “SÜBHANALLAH” hakikati acziyetimizi, hiçliğimizi fark ettirir, idrak ettirir!… İkisini tek gözlükte birleştirmek; hem gören O, hem görünen O, hem de göründüğünden de müstagni olan O, idrakine taşır bizi…

Daha öz ifade etmek gerekirse;

B ilmi ile ALEMLERİN RABBİ oluşu, El Ahad us Samed ilmi ile ALEMLERDEN GANİY oluşu idraklerimizde yerine oturacak, ama mutlaka ikisinin dengesi ile şaşılık giderilecek, sisli manzara netleşecek, tek görüntü yakalanacak!..

“Bunların hepsine tamam da kavramlardan, ilmî söylemlerden de beriye getirsek, biraz daha kısa- öz formüle edemez miyiz bu bakışı?”, sorusunu haklı olarak sorduğunuzu hissediyorum.

Bir defa şunu kabul edelim; bu hal; Kur’anın tüm mesajının okunması, sindirilmesi ve yaşanması sonucu açığa çıkacak! Bu, nasibi olanların; istisna bir zümrenin; muferridun, mukarrebun ve seçilmişlik düzeyinin yaşamı!

“Bu hale yaklaşmak, bu yaşamı talep etmek üzere kolayca yapabileceklerimiz yok mu?”

Yukarıdaki anahtarları okurken, maymuncuk misali kilitlerimizi açacak, kayıtlarımızı yıkacak iki kavram sezdik. Sanıyoruz o iki kavramın hakkını vermeye çalışırsak, Tek görmek, Tek bilmek, Tek yaşamak bize nasip olacak. İşte o iki kavram:

SEVGİ VE HİZMET!…

Kayıtsız şartsız, herkesi, her şeyi HU nun kendisini seyrettiği mahaller farkındalığı ile SEVMEK!

Kayıtsız şartsız, herkese, insandan hayvana, bitkiden toprağa suya kadar her şeye, HU ya kulluk düşüncesi ile HİZMET ETMEK!…

Tıpkı Alemlerin Efendisi (sav) in yaptığı ve yaşadığı gibi…

Dileriz hazmıyla hepimize kolaylaşmış olsun!…

MD

Yararlanılan Kaynaklar:

KAVRAMLAR: İman- Ahadiyet-Samed-Hu- Hiçlik (www.allahvesistemi.org)

Mehmet Doğramacı – 18 Kasım 2008
dogramacimehmet@gmail.com