Emin misiniz ?

Emin misiniz ?

Âlemlerin Efendisi Muhammed Mustafa (sav) in, İslam açığa çıkmazdan önce bilinen en meşhur özelliği “Emin Olması” idi. O kadar ki “Muhammedül Emin” tabiri dost- düşman herkesin ona verdikleri ortak tanımlamanın birleştiği tek nokta idi.

Bugüne değin bu eminliği dışa dönük, toplumsal bir hal olarak değerlendirdik. Konunun bir de içsel derinliği olabileceğini sanıyorum hiç tefekkür etmedik.


Efendimiz (sav), her hal ve hareketinden, her söz ve fiilinden son derece emindi. Yani onda ileriye dönük kararsızlık demek olan tereddüt; gelecek korkularını yaşatan kaygı; geçmişe pişmanlık içeren üzüntü hiç tutunamadı.

Böylesi bir halin dışa vurumu olarak cümle alem şu sözleri dinleyecek ve onun tek başına çıktığı yolda, ortaya koyduğu kudret ve kararlılığa parmak ısıracaktı:

GÜNEŞİ SAĞ ELİME, AYI SOL ELİME VERSENİZ, VALLAHİ DAVAMDAN DÖNMEM!…

Bizim, Eminlikle tefekkür etmek istediğimiz şeyin, dışa dönük durum olmadığını belirttik. Çünkü dışa dönük olarak bunu değerlendirmek, öteleme handikabına çeken kahramanlık coşkusu ve hayranlıktan başka bir şey vermez ki; Rasülullah’ta açılanı hakiki anlamda OKUmak, bu değildir.

O halde nedir bu eminlik?…

Kişi, geçmişe üzüntü, geleceğe kaygı duymaksızın, attığı adımlardan nasıl emin olabilir?..

Pişmanlık ve korku duymayacak biçimde eminlik, kişide nasıl açılır?

Bunu yaşamanın püf noktası yada kestirme yolu var mıdır?..

Efendimiz Muhammed Mustafa, hareket alanını ve hedeflerini neye göre belirledi?.. Dışarıda mevcut beşer yığınlarının değerlendirme- gelenek ve görüşlerine göre mi?…

Elbette Hayır!…

Elde mevcut kadim bazı bilgiler ve önde gelen düşünürlerin çizdiği felsefelere göre mi?…

Ona da hayır!…

İçinde yaşadığı toplumun genel geçer kabullerine göre mi?…

Ona kökten hayır!…

Ya neye göre hareket etti?..

Bunu tespit ederken insanın bir olay sonrasındaki değerlendirme yada hareket öncesindeki niyette kulak verdiği seslere bir bakalım:

1-EGONUN SESİ: İlk ve en baskın ses budur insanda. Şeytanın (bedeni boyuttan beliren beşer yanımızın) “ONLARDAN ÇOĞUNU AZDIRIP SAPTIRACAĞIM” meydan okuması ve “EY CİNLER TOPLULUĞU İNSANLARDAN PEK ÇOĞUNU HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ” şeklinde ifade olunan Sünnetullah gereği, çoğumuz NEGATİF sesin baskınlığı altındayızdır ilk etapta. Bu ses, daimi surette bencil değerlendirmeler yapar. Bu sesin doğal sonucu yanma, azap ve pişmanlıktır. Hareket öncesinde ve sonrasında baskın biçimde öne çıkan bu sesi aşabilenler, ikinci bir sese kulak verirler.

2-AKLIN VE MANTIĞIN SESİ: Egonun birimsel değerlendirme ve bencil tahriklerine kulak asmayanların duyacağı bu ses; aklın ve mantığın sesidir. Sebep sonuç ilişkilerini ince ince değerlendirir, duyguları değil aklı ve muhakemeyi esas alır. Bu sese tabi olanlar, cehennemden çıkışa doğru adım atmışlarsa da henüz cenneti, huzur halini yaşamış değillerdir.

3-VİCDANIN; HAKKIN; ÖZÜN SESİ: Egosal bakışı geçip aklın ve mantığın ipiyle yürümeyi esas alanlar bir de ilmin enginliği içinde değerlendirmelere girişirlerse en alttan, en sağlam ve en doğru yolu; şaşmaz gerçeği işaret eden bu sesi duyacaklardır. Bu ses birimsellikten uzak, akıl- mantık kaydıyla sınırlanmaktan beri; Allah Seslenişidir!… İnsana, şartlar ister lehine ister aleyhine gözüksün, en doğru mesajı verecek olan da bu sestir. Uyulduğu takdirde Daimi Salat ve Daimi Huzur kapılarını açacak ses, işte bu sestir! Çünkü;

- Vicdanın sesi, Hak`kın seslenişidir!..

- “Vicdan”, “insan”da bulunan ve Hak ile bâtılı ayırdeden muhakeme gücünün adıdır!.

- Vicdanınızla gerçekçi bir biçimde sohbet edin! Pahasını ödeyemeyeceğiniz en büyük aldatma, kendi kendinizi aldatmadır!

- “Vicdan”ına hesap vermekle, ‘’Allah`a hesap’’ vermiş olacaksın!.

- Yargıcınız, vicdanınızdır!.

- Bildiğini düşündüğün kimselerle istişare eder, danışırsın; fikrini sorarsın!. Ama sen, kendi aklınla kendi mantığınla, kendi vicdanınla yolunu çizersin.

- Gelmiş geçmiş bütün kemâlat sahibi tasavvuf ehli ittifak hâlindedir ki, kişinin “ALLAH” ismi ile işaret edilene yönelişi ve ulaşması kendi özünden yani kendi bilincinden (nefsinden) kendi vicdanındandır! Vicdan, Hak’kın seslenişidir kişinin özünden!.

- İnsanlarla ilişkinde arzularınla, korkularınla, ya da tanrı görüyor anlayışıyla hareket edip; vicdanına kulak vermiyorsan, bil ki yalnız kalacağın o yolun sonu sana iyi şeyler getirmeyecek…

- NE yapman gerekiyorsa; ilmin neyi öneriyorsa; vicdanından gelen sesleniş neyse onu dinle!.. Ki, bir aptal olarak yanmayasın!…

- Vicdanı rahat; yaşamı huzurlu; her dem cemâlullahı seyreden ve bunun gereklerini yaşayan; “Allah ahlâkı ile ahlâklanmış” insan, hazımlı, ilminin yaşattığı şekilde huzurludur, DENGE sahibidir!…(AH Tüm Kitaplardan derlendi)

- Her nefs (bilinç), birlikte olduğu sevk edici (doğal bedensellikle oluşmuş kişiliği) ve bir şahit (içindeki Hakk`ın sesi olan vicdanının seslenişi) ile gelmiştir! (Kaf Suresi 21)

****

Evet Dostum,

Eminliğin nasıl bir hal ve yaşam olduğunu çözmeye çabalıyoruz. Ehlinin sözlerini derin derin tefekkür ettiğimizde Hz. Muhammed Mustafa (sav) in neden bu derece kendinden EMİN olduğunun ve bunu nasıl yaptığının işaretlerini bir parça alabilir miyiz dersin?… Gördüklerimizi maddeleyelim de, hatırda kolay kalsın!

Muhammedül Emindi o, çünkü;

1-DIŞ DÜNYANIN SESLERİNE, KAOSUNA, GÜRÜLTÜSÜNE KULAK TIKAMIŞ, ÖZÜNE YÖNELMİŞTİ.

2-BENLİĞİNDEN AÇIĞA ÇIKMAKTA OLAN EGOSAL SESİ (şeytan ve bedenselliğin vehmini) AŞMIŞ, AKLIN VE MANTIĞIN GÜYA ENGİN GÖRÜNEN KISITLI DEĞERLENDİRMELERİNİ DE GEÇMİŞ; SADECE ÖZÜNDEN GELEN HİTAP DOĞRULTUSUNDA HAREKET ETMİŞTİ!

3-ÖZÜNDEN GELEN HİTABA TABİ OLMAK; BERABERİNDE YOĞUN BİR İRADE VE KUDRET AÇIĞA ÇIKARIYOR OLMALI Kİ; TEK BAŞINA KALSA DA YOLUNCA YÜRÜMÜŞ, İNANCINI YAŞAMAK ÜZERE KÜFRÜN (içten ve dıştan gelen perdeli değerlendirmelerin) ŞİRKİN ( İkilik bakışının) SESLERİNE MEYDAN OKUMUŞTU!…

4-BÖYLE YAPTIĞI İÇİN YANMAMIŞ; ÜZÜNTÜ ONA GALİP GELEMEMİŞ; MAHZUN OLMAMIŞ; HER DAİM AYAĞINI SAĞLAM BASARAK YÜRÜMÜŞTÜ.

İşin nasıl geliştiğini bir parça anladık. Ama gene bir soru var kafamızda.

Bunu bizlerin başarması için ilk adım ne olmalı?…

Ehlinin şu cümlelerinde ilk aşılması gereken sete dikkat çekilmiş!.. Sanıyoruz o set yıkılır, işaret edilene tam yönelinirse bu hal bizlere kolaylaşır bi iznillah.

- Sen beynini öylesine, “Ben bu bedenim, ben bu şartlandırmaların oluşturduğu kişiliğim, işte benim evim, arabam var, çocuğum var, karım var, kocam var anam var babam var, arkadaşım var onun tv si var benim de tv im var, o da araba aldı bende araba aldım”, böylesine bir bedensellik ve bu bedensellikten dışa açılan bir dışsallık içinde kendini, kozaya hapsetmişsin ki kendi içselliğinin derununun açıldığı sonsuzluğu müşahede edemiyorsun … Edemezsin..Çünkü beynin kilitlenmiş şartlanmalarla.. Değer yargılarıyla ,bu şartlanma ve değer yargılarının oluşturduğu bir dünyaya beynin kilitlenmiş bunun ötesini düşünemiyorsun… Düşünemeyince ne yapıyorsun, ee bu tarafa gidemeyince dönüyorsun arkanı bu sefer bu tarafa gitmeye başlıyorsun… İşte orası dışsallık, içsellikte ilerleyemezsen orasını beynin bloke ediyor kapatıyor…

- Sen müsrifsin, israf edenlerdensin… Sanaverilen ömürsermayesini, zamanı, kendi hakikatini anlayıp idrak edip, nimetlerini elde ederek o boyuta geçmek yerine,dışsallıkta harcadın, tükettin,israf ettin…

- Herkes elindekine aklı varsa kanaat etsin, daha fazla dışsallık, dünyasallıkpeşinde koşmak yerine,kendi içselliğine dönük bir şekilde ,kendi hakikatındaki Allahı bulup O’naermeyi yaşamaya baksın.

- Bundan 100,200, 300, 500 sene evvel yaşayan, işin hakikatine ermiş nice zevat vardı ve onlar, ne bizim gibi böyle kaloriferli evlerde yaşıyorlardı, ne arabaları vardı ne televizyonları vardı, ne bugünkü teknolojinin getirisi bilmem ne vardı,, ne üniversiteleri vardı, ne yüksekokulları vardı, yoktu yoktu yoktu, hiçbir şey yoktu…

Ama onlarkendilerini dışsallıklarından kurtarıp, içselliklerine dönerek, Allah’ın kendilerine bahşettiği o muhteşem, muazzam esma kvvelerini hissederek ve ortaya koyarak yaşadılar…

- Kanaat Allah’a dönmenin kapısıdır, kanaatı olmayan Allah’a sırtını dönmüştür. Dışsallık hırsı getirir. Çünkü bütün yaşamın senin dışsallığa dönük şartlanmayla oluşmuş, dışsallığın değerlerinin peşinde koşmuşun ama, şak diye kesilecek o dışsallık bir anda.

- Senin özündeyim. Beni dışarıda aramayın, dışarıda aradığınız, arayacağınız şey, hayvandır, O değil. Ben bir ilim olarak, hakikatim ilim olarak senin varlığında sende mevcudum veöylesine sende mevcudum ki, günde belki 70 defa içinden sana sesleniyorum, şunu yapma, şunu yap, bak burada yanlış yapıyorsun, bunu yapmaman daha doğru olur, böyle yapmak istiyorsun ama bu hal böyle değil, içinden sana sesleniyorum, ama çoğu zaman bana kulak vermiyorsun, kendi bedenselliğinin istekleri doğrultusunda hareket ediyorsun, sonra da pişman oluyorsun…Şeksiz şüphesiz yemin ediyorum her gün içinizden hitap ediyorum!!! Hergün 70 defa 100 defa…,diyor Allah !!!

***

DIŞSALLIK seti aşılmadan günde 70 defa özümüzden sesleneni duyamıyoruz demek ki!..

Aşabilirsek, açılacak EMİNLİK kapısı…

Aşabilirsek, yaşayacağız o huzur, özgüven, sükunet halini…

Ve aşabilirsek, dışarıdan da içeriden de vesvese verenlerin seslerine meydan okuyup, yürüyeceğiz kendi hakikatimize cesur bir kararlılık ve galip gelmesinde zerre şüphe olmayan engin bir kudretle!…

Var mıyız?…

Bismillah deyip çıkalım mı yola?!…