Rasülullah’ı Gönülde Bulmak !..

Rasülullah’ı Gönülde Bulmak !..

Üveys El- Karani (ks) örneğine bir yaklaşım denemesi

Merhaba Cancağızım,

Bundan önceki iki gönül mektubumda “Mağaralar” konusunu konuşmuştuk seninle. Nedendir bilinmez, bu aralar içimde Üveys El Karani (ks) Hazretlerine ve onun yaşamına karşı yeni bir iştiyak doğdu. Sanırım son dönemlerdeki kalbî yayın bu yönde frekanslar saçıyor ki pek çok dostun aynı konulara yöneldiğini duyuyor, görüyorum.

Yöneliyor muyuz, üst bilinçler bizi istedikleri konulara mı çekiyor, düşünülesi cidden.

“Suretsizlik”, “A’maiyet” derken yolum Üveys El Karani’ye; Evliyalar Pirine çıkıverdi.

Hafta sonu Karadeniz sahilindeki bir köyüne uzandık İstanbul’un. Çocuklar denizle coştu. Bense ayaklarımı okşayan dalgalarla yürürken, kumların tabanlarıma yaptığı masajın getirdiği sükûnetle haftalardır çözümlemeye çalıştığım soru ile meşgul oluyor, köpüklenen denizin kabaran çırpıntılarını seyrederek derinlere dalıyordum…

Azizim;

Üveys’in Rasülullah’ı an be an duyuşuna, onun mesajlarını ve olayları kare kare seyredişine hayranım öteden beri… Bu nasıl bir beyin, bu nasıl bir kalp, bu nasıl bir gönül, inan senelerdir cevap aradığım düğümlü bir sır benim için!…

Kendisi hakkında pek çok kıssa ve hikâye de anlatılıyor hani. Devir hikâye devri değil artık Nurum. Onun için ben bu mektubumda Üveys’i; Rasülullah’ın, onu anlatan hadisi çerçevesinde değerlendireceğim… Şunu hiç unutma Gözüm; kıssaya, hikâyeye iş fazlaca kaydı mı ilahi mesaj masal ve efsaneye dönüşüveriyor. Bu da öteleme getiriyor ki duygusal oyalanmalardan başka bir şey vermiyor insana… Onun için senle ben KUR’AN VE HADİS ÇİZGİSİNDEN AYRILMAYALIM hiç, olur mu?…

Rasülümüzün dilinden Üveys’i dinleyelim şimdi… İyice kulak ver, kalp gözünü sonuna kadar aç lütfen:

- Efendimiz (sav) ; “Üveys-i Karnî, ihsân ve iyilikte Tâbiînin hayırlısıdır.” buyurdu.

- Resûlullah efendimiz, zaman zaman mübârek yüzünü Yemen tarafına döndürür ve; “Yemen tarafından rahmet rüzgârı estiğini duyuyorum.” buyururdu.

- “Kıyâmette Allahü teâlâ Üveys sûretinde yetmiş bin melek yaratır ve Üveys’i onların arasında Arasat’a götürürler. Cennet’e gider ve Allahü teâlânın dilediği (bildirdiği)nden başka mahlûk hangisinin Üveys olduğunu bilmez.”

- “Ümmetimden bir kimse vardır ki, Rebî’a ve Mudar kabîlelerinin koyunları kıllarının adedince kişiye kıyâmette şefâat edecektir.” buyurdu. Arabistan’da bu iki kabîlenin koyunları kadar kimsenin koyunu olmadığı söylenmiştir.

Eshâb-ı kirâm; “Yâ Resûlallah, bu kimdir?” dediler. Peygamber efendimiz; “Allah’ın kullarından biri.” buyurdu. Biz hepimiz kullarız, ismi nedir? dediler. “Üveys.” buyurdu. Nerelidir? dediler. “Karnlıdır.” buyurdu. O sizi gördü mü? dediler. “Baş gözü ile görmedi.” buyurdu. Hayret, size bu kadar âşık olsun da, hizmet ve huzûrunuza koşup gelmesin! dediler. “İki sebepten: Biri hallerine mağlubdur. İkincisi ise benim dînime bağlılığından dolayıdır. İhtiyar bir annesi vardır. Îmân etmiştir. Gözleri görmez, el ve ayakları hareket etmez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, aldığı ücreti kendisinin ve annesinin nafakasına harcar.” buyurdu.

Biz onu görür müyüz, dediler. Hazret-i Ebû Bekr’e; “Sen onu kendi zamânında göremezsin.” Ama hazret-i Ömer ve hazret-i Ali’ye; “Siz onu görürsünüz. Sol böğründe ve avucunun içinde bir gümüş miktarı beyazlık vardır. Bu baras hastalığı beyazlığı değildir. Ona varınca, benim selâmımı söyleyin ve ümmetime duâ etmesini bildirin.” buyurdu.

Hadisi okudun!  Üveys’i biraz anlamak nasibimizde varsa bu hadislerle anlayacağız…

Üveys!.. Önce isimlerin manalarından girelim müsaadenle… Ne demek Üveys!? Sağ olsun güzel bir dost, üşenmemiş Arapça sözlükten kelimelerin anlamlarına bakmış… Üveys; YOKLUĞUNU HİSSEDEN demekmiş!.. Bakar mısın manaya?… İsimlerimiz de kaderimizi çizen birer işaret levhası mı sence, ne dersin?…

Yokluğunu hisseden… Bu isimle hayata başlamak ne güzel nasip, ne büyük bahtiyarlık değil mi?…

Köyü de KARN… “Karen”- “Karan” demişler kıssa kitaplarında ama doğrusunun KARN olduğunu Efendimizin mübarek lisanından öğreniyoruz yukarıdaki hadiste. Ne demek Karn?.. Bizim sorgulayan-araştıran dostumuz ona da bakmış…

KARN= BOYNUZ demekmiş… Hani Kur’an’da da ZÜL KARNEYN var ya; İKİ BOYNUZLU anlamına… Yansımaları okurken Ehlinin Karn kelimesine yüklediği anlama baktım Nurum… Ne yazmış biliyor musun? KARN; ANTEN demiş… Yani ALICI… Karn köyünde doğmuş Üveys… Yetiştiği ortam olarak ALICILARI AÇIK BİR VERİTABANI ile gelmiş dünyaya…

Alıcılarımız ne kadar açıksa evrene, o kadar duyacağız vahyin titreşimlerini değil mi?…

Efendimiz de “Rahmanın kokusunu almış Yemen’den”… Hem alıcı hem verici imiş Yemen diyarı… Hem alıcı hem verici imiş Üveys isimli gencin o pak gönlü…

İnsan özüne yönelmeye görsün, alış-veriş hızlanır be Gülüm… Hem nasıl hızlanır… Hele bir yönel sen Allah İlmine, bağrında düğüm düğüm sorulara çiçek çiçek, buket buket hediye paketleri misali cevaplar yağar dostlardan da şükürde aciz kalır, hayretten parmak ısırırsın…

Nurum;

Yokluğunu hissetmeye aday, alıcıları açık bir gönül dedik…  Demek bu yola adanırken ilk adımımız bunlar olmalı… Yorumsuz seyre açık bir basiret ve hiçlik yolunda kararlılıkla yürümeye aday bir bakış açısı çıkılmalı sefere… Daha başka?…

Üveys nasıl bulmuş Rasülullahı gönlünde, onu öğrenmeye, onun hayatından ve halinden kendimize ibretler bulmaya çabalıyoruz… Hadise dönelim tekrar…

Sahabe sormuş; O sizi gördü mü?  Rasülümüz buyurmuş Baş gözü ile görmedi!

Öyle bir ifade ki bu, altında şu soru ve açıklama saklı; GÖRMEK SADECE BAŞ GÖZÜ İLE GÖRMEK MİDİR Kİ?… BAŞ GÖZÜ İLE GÖRMEDİ AMA BİR BAŞKA GÖZLE GÖRDÜ der gibi…

Görmek, sahi beş duyudan gözleri kullanmak mı sadece?.. Beş duyu kaydındaki gözlerin göremediklerini gören  Basiret; Kalp Gözü var bir de değil mi?… Kalp gözü ile seyretmiş Efendimizi Üveys…

İşte tam bu noktada ne soracağını biliyorum: KALP GÖZÜ İLE GÖRMEK İÇİN NELER YAPMAK LAZIM, HANGİ ŞARTLARI TAŞIMAK LAZIM diyeceksin… Cevap yine hadisin içinde de, az soluklansak diyorum…

Çocuklar dondurma almışlar… Malum hava sıcak… Ondan bir kaç kaşık alayım, devam ederiz Ruhum…

***

Kalp gözü ile seyir belki tüm tasavvuf külliyatını okumak ve yaşamakla elde edilecek bir farkındalık hali… Tabii bu bizim gibi okumaya çalışanlar için… Üveys gibiler satırdan değil sadırdan okuyanlar malum…. İşte benim merakım da onların nasıl okuduğu?…

Üveys!.. Deve çobanı… Karın tokluğuna çalışan bir genç adam… Annesi ile yaşar… Anne yatalak, a’ma ve her an bakıma muhtaç… Efendimiz (sav) Üveys’in kendini baş gözü ile görememe sebeplerini sayarken iki noktaya dikkat çekiyor…

Dostum;

Bazı ifadeleri çok dikkatli değerlendirmek gerek….

Efendimiz ÜVEYSİN KENDİSİNİ BAŞ GÖZÜ İLE GÖREMEME SEBEPLERİNİ açarken aslında bir başka seyrin de nasıl olacağının işaretini veriyor, fark ettin mi?… Nasıl yani, mi?..

Nasıl desem?… Dur az, zihnimi bir toparlayayım…

Dondurma üstüne çay gitmez, az ılık su alayım… Sonra termostan döküver çayımızı… Bak çocuklar, çerezlere bakmadan denize koştu, şuradan çerezlere de bir el atıver…

Ne diyorduk?.. Rasülullah Üveys’in kendisini baş gözü ile görememe sebeplerini açtı iki maddede değil mi?.. “Baş gözü ile görmedi” ifadesinin BİR BAŞKA GÖZLE, BİR BAŞKA BOYUTLA GÖRDÜ ye işaret olduğunda hem fikir miyiz?.. Hem fikiriz çünkü Üveys’in yaşamı ZATen bu! O zaman tamam…

Bir başka gözle gördü ise, baş gözü ile görememe sebeplerini sayması, aynı zamanda KALP GÖZÜ İLE GÖRMENİN METOTLARINI AÇIKLAMASI demek değil mi?…

- Aaaaa, elbette öyle! Ne güzel buldun bunu

Yoooo yooo acele etme. Ben bulmadım… Bu metot EHLInin bizlere öğrettiği bir düşünme yolu… Kolay ve de derin çözümlemeler getiren bir yol… Ehli buna BASİT DÜŞÜNME diyor.. Basit düşünme ile o bizlere, göremediğimiz neleri gösterdi… Çözemediğimiz neleri çözdü bir bir… Öyle ki burnumuzun önünü göremiyormuşuz, dedik sayesinde… Onun için, ne güzel buldun deme bana, şükranımız ve duamız ehline olsun… Ona selam olsun…

Evet, o halde kalp gözü ile görmenin yollarını da Rasülullah’ın dilinden Üveys’in halinde bulacağız… İlk ifade ne idi?… “İki sebepten: Biri hallerine mağlubdur.”

HALLERİNE MAĞLUP OLDUĞU İÇİN, BAŞ GÖZÜ İLE GÖRMEMİŞ DE KALP GÖZÜ İLE GÖRMÜŞ EFENDİMİZİ…

Konuya baş gözünden bakarsan, mağlubiyeti başarısızlık sayabilirsin… Ama biliyorsun başarı- öne geçme- kazanma ifadeleri bize göre değil… Buram buram ego kokan bu ifadeler şimdilerde dünya hükümranlığı, kişisel hegemonya vadeden gelişim seminerlerinin ana hareket noktası… Bizim işimiz yok o tarzla…  Onun için buradaki mağlubiyeti sakın ola ki yenilgi- başarısızlık- gayretsizlik olarak alma…

- Peki nasıl düşünelim?…

Kalp gözünün açılması noktasından bakarsak ben derim ki; KALP GÖZÜMÜZÜN AÇILMASI İÇİN ÖNCELİKLE HALLERİMİZE MAĞLUP OLMALIYIZ!…

Ne demek hallerimize mağlup olmak?.. Önce Üveys’in halini hatırlayalım…

Mesleği; toplum nazarında ayak işi sayılan çobanlık…

Maişeti; karın tokluğu bir ücret…

Ev hali; baba yok, kardeş yok, üstüne üstlük evlada hareket alanını daraltan yatalak bir anne!…

Acaba hiç aklına gelmez miydi?.. “Şu annem hasta olmasa…. Durumum az daha iyi olsa… Ben de katılsam Medine’ye giden kervana… Ben de evlenip yuva kursam… Daha iyi bir işim olsa….”

Sence aklına gelmiş midir?… İnan, hiç gelmemiş Azizim!… Bunları hiç düşünmemiş Üveys… Razı imiş… Her daim, her şeye, her olana razı… OLSAYDI VE KEŞKE CÜMLELERİNİN ŞİRK OLDUĞUNU zaten biliyormuş Üveys…

Aynı soruları sırayla sor kendine… Mesleğinden, evinden, gelirinden, yaşadığın ortamdan razı mısın?… Cidden memnun musun?… Değiştirmek istediklerin yok mu?… Hatta şu esmaları ile tasarruf etmek denen  şeyi biraz da dünyevi halimizi değiştirmek için istiyor değil miyiz?… Ha? Ne dersin?.. Dualarımız rıza mı kokuyor, yoksa haline razı olmamanın şikayetlenmesi mi?… Hele iyi düşün!…

Hallerine mağlupmuş Üveys… Yemen’liler Medine’ye kervan kaldırırken Rasülullah’ı ziyarete, içinden; “Aaaah ben de şimdi gelebilseydim” dememiş, emin ol dememiş… “Halim bu, bana Rabbimin takdiri bu” demiş ve onu zevk ile kabul etmiş… Ya senle ben?… Seni bilmem ama Ciğerparem, ben henüz hallerime razı olamadım….:(((((( Bakma kalem oynattığıma, inan yazmakla yaşamak aynı şey değil, onun için arada bir bana da dua ediver de mağlup olayım hallerime olur mu?… Dua edersin değil mi?…

***

İçim yandı bir an… Yana yana yanmamayı, yıkıla yıkıla yeniden inşayı öğrenme yolu imiş tasavvuf… Bir an, halimi düşündüm de, yandım öğrendiklerimi yaşayamadığıma… Bağışla, devam edelim tefekkürümüze….

İkinci sebep ne idi?… İkincisi ise benim dînime bağlılığından dolayıdır. İhtiyar bir annesi vardır. Îmân etmiştir. Gözleri görmez, el ve ayakları hareket etmez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, aldığı ücreti kendisinin ve annesinin nafakasına harcar.”

DİNİME BAĞLILIĞINDAN DOLAYI buyurduktan sonra, ANNESİNİN İMANI ve ÜVEYS’İN ANNEYE HİZMETİ zikredilmiş… DİNE BAĞLILIK VE ANNE!!!!

Hemen ehlinin o çarpıcı sözü geldi aklıma…

“Allah ismiyle işaret edilen” mutlak varlığın yeryüzündeki sembolü “anne”dir!. (AH)

Karşılıksız sevmenin, sınırsız infakın, her halükarda yorumsuz seyrin timsali anne… Bu konuda çok şey söylemek var ama bir an aklıma şu geldi… Hani sen de bilirsin… Eskiden tekkede dervişlerden biri şeyhine HİMMET ÜSTADIM demiş… Şeyhi de GAYRET EVLADIM demiş…

Gayret ve hizmet, himmeti yani feyz ve hikmet akışını artırıyor, irfanı güçlendiriyormuş…

Anneye hizmet; anne ile temsil olunan hali; ehlinin buyurduğu şeyi bize açıyor olmasın?! Aman Allah’ım… Bunu çok derin düşünmek zorundayız…

Dostum,

Anne deyince bir de ÜMMİ kelimesi gelir aklıma… ÜMM; ANNE demek… Ümmi ise zahiren okuma yazma bilmeyen, batinen ise ANAÇ- YARATILDIĞI GİBİ KALMIŞ, ÖZÜNÜN SAFİYETİ BOZULMAMIŞ demek… Ümmi Nebi diye salavat okuruz Efendimize… Ne ilginç değil mi? Ümmi Nebi… “Ben size annelerinizden daha şefkatliyim, siz kelebekler gibi ateşe koşarsınız, bense sizi sakındırmaya çalışırım” diyen Ümmi Nebi…

Anneye sevgi ve hizmet Ümmi Nebiye doğru otomatik bir gönül bağı açıyor olmasın?… Anne konusundaki hadis ve ayetleri yeni bir gözle okumanın vakti çoktan geldi, ne dersin?…

Dine bağlılık; öncelikle önümüzde hazır bulduklarımızın hakkını vermek aynı zamanda. Hadis buna da işaret ediyor. Düşündün mü hiç; en yakınlarımızın, işimizin, ailemizin, sevdiklerimizin hakkını ne kadar veriyoruz?.. İdealize ettiklerimiz uğruna, yöneldiğimiz hedefler uğruna kimlerin hakkına giriyoruz, düşündün mü hiç?…

Hedef, ideal, yeni gayeler… Bunlara mı, yoksa hazır karşımızda bulduğumuza mı iyi yönelmek gerek…? Bunu da düşünelim derin derin…

Üveys, köyün gençleri ile sohbete yönelmemiş… Köy halkının dedikodusu ile de işi olmamış… Konu komşunun gündemi de onun gönlünü işgal etmemiş… Sadece çobanlık ve anne… Ne anladık?…

TEK NOKTAYA YÖNELMEDİKÇE TEKE VARILMAZ dostum… Etrafımız ne kadar kalabalık farkında mısın?.. Bırak günlük hayatımızda kalabalıklardan çekilmeyi, hiç olmazsa düşüncede, hiç olmazsa içimizde, kalabalıkları bitirebildik mi?… Zihnimiz, kalbimiz kimlerle dolu?.. Üveys’in kalbinde sadece annesi vardı?.. Ya senle benim?…

Kalp, teke odaklanmadıkça salatın ikamesi oluşmuyor dostum…Nereden mi çıkardım?..

Salatın şartlarından biri de KIBLEYE YÖNELMEK… Yani tek noktada toplamak tüm enerjini… Tek noktada toplarsan, çokluk tekleşirmiş… Yönelişi sadece Teke olanlar çözmüş işi… Bilgi Kaynağı tek olanlar, okuyabilmiş ummanlara sığmayan ilmi… Rasulullaha EN DOĞRUSUNU ALLAH VE RASULU BİLİR diyenler satın almış cenneti…

Düşün, “En doğrusunu sen bilirsin, sen ne dersen hoş ve güzeldir” diyebileceğimiz, çok değil, bir tek sevdiğimiz var mı?… Egomuz bıraksa diyeceğiz ama, biz çok bilirken karşıdaki zata nasıl en doğrusunu sen bilirsin diyebiliriz ki?!  Hepimiz çok biliyoruz… (…) BEN OKUMA BİLMEM diyene açılmış YARATAN RABBININ ADI İLE OKU hitabı… Biz bilmeyiz, bir diyebilsek…

İşte onu demiş Üveys… Yatalak, elden ayaktan düşmüş, gözleri görmeyen anneye SEN BİLİRSİN, NE DİYORSAN O, demiş… Kabe’si olmuş annesi!…

Ayetlerden birinde VECHİNİ MESCİDİ HARAMA DÖN buyurur… Bir diğerinde de NE YANA DÖNERSEN ALLAH’IN VECHİNİ GÖRÜRSÜN hitabı var… Çelişki gibi görüneni şöyle okudum ben… VECHİNİ; EN MAHREM NOKTAYA, GÖNLÜNDEKİNE, DERUNUNDAKİNE DÖNERSEN; HERYERDE GÖRÜRSÜN RABBİNİ….

Üveys, en mahremine, annesine dönmüş vechini… Süt emen bir bebeğin güveni, henüz yürüyen bir çocuğun şeksiz şüphesiz teslimiyeti ile dönmüş annesine…

Bir anneye döner gibi dönebildik mi vechimizi ÜMMİ NEBİye?… Bir anneye sığınır gibi sığınabildik mi ÜMMİ NEBİNİN ÇAĞDAŞ VARİSLERİNE?…

Ehli, bir sohbetinde Rasülullah’a yönelişi anlatıyordu da şöyle demişti…

“KIZIM” DEDİĞİM ŞU KEDİMİN BANA YAPTIĞI ŞÜKRAN VE MİNNET YÖNELİŞİ  KADARINI BİLE YAPAMADIK BİZ RASÜLULLAHA?!

Çarpılmıştım… Bir kedinin ev sahibine minnet ve şükran gösterisi kadar dahi yönelememişiz Efendimize!.. Acı değil mi?…

Biliyorum çok uzattım… Çocuklar denizden çıkmak bilmiyor… Bizimkiler suya doydular bugün… Ortalık yavaş yavaş çekiliyor… İkindi geçmek üzere.. Az sonra yol üstünde gördüğüm şirin camide biraz gecikmiş ikindi kılıp döneceğiz şehre…

Üveys üzerinden kalbimizde Rasülullah’ı bulmayı konuştuk…

Ben şimdilik bu kadar açabildim… Deve çobanlığı deyince DEVE hayvanının Asr-ı Saadetteki yerini, devenin, yerin enerji merkezlerini (ley hatlarını) bilişini de konuşmak isterdim…

Üveys’in doğal, tabii ortamda, dağda, nehirler arasında, kuş sesleri içinde çobanlık etmesinin de şüphesiz bu idrak açılımında önemli fonksiyona sahip oluşuna da değinmek isterdim, tabii ortamda yaşamanın şimdiki zamanda nasıl anlaşılması gerektiğini de konuşmak isterdim uzun uzun…

Efendimizin hırkası neden ona verildi?… Ebubekir niye onu göremedi, bunları da değerlendirmek isterdim seninle…

Hem vakit daraldı, hem de çok uzadı gene, biliyorum… Birkaç cümle ile özetleyeyim…

- Anneye hizmet, ilmi verici mahalle anne teslimiyeti ile yöneliş!…dışa dönük çokluk seyrinden, tek noktaya kilitlenerek hayata bakış…

- Doğal ortamda yaşamak, doğal olmak, samimi- açık- maskesiz yaşamak…

- Hallerine razı olmak… Değişim için talep yerine, olanı iyi değerlendirerek özüne yönelmek….

- Ve dine bağlılığın illa zahiren görmek olmadığını bilmek… Dine bağlılığın; öncelikle hali hazır durumu iyi değerlendirmek, şükrünü iyi eda etmek demek olduğunu bilmek…

İşte bunları anlayabildim Üveys’in hayatından… Ve bunları yaşayabilirsem kalp gözüm açılır, Rasülümü enfüsümde görür, duyar ve bilirim diye düşündüm…

Doğrusunu Allah, Rasülü ve de Ehlullah bilir.

Selam olsun Üveys’e, Salat olsun Efendimize.

Ve gönlünü Rasülullah’a adamak dileyenlere, şu anda yaşamak nasip olsun Üveys’ce…

Mehmet DOĞRAMACI
dogramacimehmet@gmail.com
20.10.2009