Yemin Olsun İkiz Kardeşine ki; Sen Resullerdensin!… (2)

Yemin Olsun İkiz Kardeşine ki; Sen Resullerdensin!… (2)

(Yasin Suresi “özde anlama” çalışması… Bu çalışma ne bir tefsir, ne bir te’vil, ne de bir ayet yorumudur. “Kur’an’ı sana inzal olur gibi oku”, uyarısı; “Kur’an İnsanın İkiz Kardeşi” Nebevi Gerçeği çerçevesinde sadece bir yaklaşım denemesidir.)

13-) ONLARA O ŞEHİR HALKINI ÖRNEK VER… HANİ ORAYA RASÛLLER GELMİŞTİ.

“Onlara şehir halkını örnek ver!” Kimlere?.. Dışarıda din anlattığın birilerine mi?… Hayır… Sende henüz iman etmeyen; (henüz gerçekle yüzleşmemiş) özellikler, kapalı devreler var ya, onlara işte şehir halkını örnek ver.

- Nasıl yani, kendimdeki kuvveleri karşıma alıp konuşacak mıyım?…
- Hayır dostum hayır. Öyle değil… Bu, şu demek;

Ey Kişi! Muhammediliğin sende nasıl açılacağını merak ediyor musun?.. Evet.  İşte o açılım, bu 13. ayetten başlayarak misali verilen biçimde ve burada anlatılan sorgulamalar ve olaylar serisi ile sende, senin hayatında açığa çıkacak…

- İyi de, ben şehri anlayamadım..
- Şehir; BEDEN- BİLİNÇ köy de VAHDET HALİ diye işaret edilmiş. Bir başka açıdan ŞUURDA YAŞAM köy, BİLİNÇTE YAŞAM şehir.

“Beden Şehri” diye anla sen bu şehri… “Kesret yaşamı” diye anla… “Teke odaklanamayan kalabalık zihin, kaos içindeki akıl” diye anla…

Beden Şehrine Muhammedi Hakikatin; Kur’an Bilgisinin, Sünnetullah Gerçeğinin ilk yağmurları şuurdan dökülmeye başladı ya. İşte o zaman sende ŞEHİR AHALİSİNİN BAŞINA GELEN şeklinde misal verilen süreçler yaşanacak…

Rasüller; Risalet bilgisini sana ulaştıran elçiler; bazen bir kitaptan, bazen bir sohbetten, bazen bir seminer yada konferanstan seslenecekler sana… Bedensel yaşam perdeleri içinde kendi sanal cennetinde yaşarken (Deccalin Cennetidir burası,aslında cehennemdir) ilk ışık huzmeleri girecek kalp odana…(Mehdiyetin ilk nurları dolacak)

Bakalım neler diyor, nasıl hitap ediyormuş Rasüller?… Bakalım senin ilk tepkin, daha doğrusu beden kaydında değerlendiren bilincinin ilk tepkisi ne imiş o hitap karşısında.

14, 15-) HANİ ONLARA İKİ (RASÛL) İRSÂL ETTİK DE O İKİSİNİ DE YALANLADILAR… BUNUN ÜZERİNE BİR ÜÇÜNCÜSÜ İLE GÜÇLENDİRDİK DE: “DOĞRUSU BİZ SİZE İRSÂL OLUNANLARIZ” DEDİLER. DEDİLER Kİ: “SİZ BİZİM GİBİ BİR BEŞERDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLSİNİZ… RAHMAN DA HİÇBİR ŞEY İNZÂL ETMEDİ… SİZ ANCAK YALAN SÖYLÜYORSUNUZ.”

Risalet bilgisi bazen FİKİR ve MANTIK ekseninde, bazen BİLGİ ve YAŞAM olarak ikili biçimde gelir de bir üçüncü ile desteklenmedikçe sende bu hitap gerekli çıkış alanını bulamaz! Bunların hepsi aslında dışarıdan değil, senin derunundan bilincine doğru açığa çıkma çabalarının temsilidir.

Senin ego ile üzerini örttüğün asıl hakikatinin başını çıkarma, tohumun kabuğunu çatlatma, civcivin yumurtayı delme, kelebeğin kozayı zorlama çabaları da diyebilirsin.

Fikir ve Mantık düzleminde gelen bilgi, aklına yatsa da kabul etmen ilk planda güçtür. Bir üçüncü destekle yani; muhakeme ile süzülmesi- bütünleşmesi gerekir.

Bilgi kitaptan, sohbetten, birilerinden akar sana. Ama iç sesin BİR DE BUNU YAŞAYAN OLSA der. Peşinden onu yaşayanın halini seyredersin. Ama yine de kabul istidadını açamazsın. Çünkü sana “göre” bunlar çok çok yeni ve değişiktir. Hiçbir yere oturtamazsın idrakinde. Bir üçüncü ses; vicdan sende açığa çıkar ve HİSSETTİĞİN, SEZDİĞİN DOĞRU, UY BİLGİYE der içten içe… Ama yine de egosal direnç gevşetmez bilincin prangalarını.

Fikir- Mantık- Muhakeme, Bilgi- Seyir- Vicdan üçlüsü aynı şeyi vurgulasa da bedensel bilinç
yine de galiptir sende!…

Yaşadığın birtakım seyirlere, aldığın bilgilere, sevdiğin, özendiğin yaşamlara vicdanın; “BU SENDEN SANA AÇIĞA ÇIKIYOR, RAHMAN HALİ OLAN SALT MANALAR RAHİM AÇILIMI İLE ÖNÜNE GELİYOR… BU SENİN LEHİNE; SENDEN İRSAL OLUYOR” dese de ego direnmededir. Teslim olmak istemeyen ego, açığa çıkmakta olan yüksek idraki senin nazarında bitirmek, yere çalmak için, çok güçlü bir kozu sahneye sürer: DIŞSALLIK!

Üst Bilgiyi- Üst İdraki sindiremeyen ego, onu beşer algısı düzeyine indirgemek, tabiri caizse pırlantayı taş, altını teneke derekesinde göstermek için bir dizi söylemler üretir. İşte bu noktada dışsallığın vazgeçilmez aktörleri; mantık önermeleri ve akli savlarla öyle öyle bir diyaloga başlarlar ki bu mizansenlere, mantık cambazlıklarına kapılmamak oldukça güçtür.

Bilgi karşısında şunları söylerler mesela:

- Canım bu da yeni moda fikir akımı.
- Bu bilgi milletimizi yıkmak isteyen şer güçlerin planı olmasın?
- Hem eski bilgilerimiz kötü olsa asırlarca atalarımız büyük medeniyetler kurmazdı!

Gelen bilgi felsefî yayından öte, doğrudan bir şahıstan dilleniyorsa bu defa şahsa yönelir bu bayağılaştırma çabası:

- Anlatıyor ama bakalım ilmini yaşıyor mu?
- Hakkında çok söylenti var, çıksın cevaplasın, niye kaçar?
- Düzenli eğitimi bile yokmuş hem…
- Babası- annesi ve akrabaları ile ters düşmüş azizim. Hem insanlığı uyar hem kendin bunları yap, olacak şey değil.

Risaletin; Hakikatin açıldığı anlarda “BU DA BİZİM GİBİ BİR BEŞER” demek için olanca gücüyle harekete geçer beşeri kuvveler; farkında olunmasa da bataklıktan çıkmak üzere uzanan ele tutunmak yerine içeri batırma çabasından başka bir şey yapmazlar.

Dışsallığın bir başka zuhuru da “İrsali inkar”dır. Ne demek irsali inkar? Aklınıza irsalin terim tanımına gitmesin. Biz irsal ile burada SİZDEN SİZE AÇIĞA ÇIKIŞtan bahsediyoruz. (İrsalin bir tanımı; dışarıdan bilgi gelmesi değil, sizdekinin tahliye ile dışarı çıkmasıdır.)

Yani, bu sahneleri, bu bilgileri, bu idrak biçimini kendi kendine çektiğini, talebinin bir neticesi olduğunu inkar eder kişi!…

Ayette “RAHMAN DA HİÇBİR ŞEY İNZÂL ETMEDİ… SİZ ANCAK YALAN SÖYLÜYORSUNUZ “ ifadesi “Benim beynimden böyle bir istek çıkmadığı halde bu yeni şeyler de nereden önüme geldi?… Ben istemedim, nerede bir uç fikir varsa gelir beni bulur, istemiyorum, istemiyorum yaaa, ben halimden memnunum” şeklinde bizden açığa çıkan ilk hezeyanları işaret eder!…

Muhammedi Hakikate açılmamış bilinçler; SUÇLAMA, ÖTEYE ATMA, KARŞIDAN BİLME şeklinde kendi ürettiklerini yalanlama çalkantısı içinde bulurlar kendilerini. Bu defa beyinde işleyen mekanizmaya dair ilk bilgiler ulaşır kişiye. Ötelemeden kurtulsun da sistemi fark etsin diye. O yeni bilgi şunları söyler:

16,17-) (RASÛLLER) DEDİLER Kİ: “RABBİMİZ BİLİYOR Kİ, GERÇEKTEN BİZ SİZE İRSÂL OLUNANLARIZ.” “BİZE AİT OLAN SADECE APAÇIK TEBLİĞDİR.”

Rabbimiz biliyor ki! Gerçekten irsal olunanız!… Yani, özünden ve aldığı yeni bilgilerden şu dile gelmektedir: BU; SENDEN SANA… SENİN TERKİBİNİN ÜRÜNÜ BU MEYVE, YABANCI DEĞİL…

Bize Düşen Apaçık Tebliğ!… Yani senden açığa çıkan o yeni bilgi ve düşünce sisteminin sende yapmak istediği; sadece senin perdeni açmak ve ışığı göstermektir. Yoksa ne bir bedel istiyordur, ne de sana azap etmek için oluşmuştur. Karanlıkta yaşamaktan bunalan Özünün davetidir bu. İçinde devinen yer altı nehrinin yüzeye çıkıp çağlamak, akmak, toprağı sulamak (beden arzını yeşertmek, hayat vermek), denize (nihai teklik algısına) erişmek isteğidir bu!

Objektif aklın bu değerlendirmelerine karşın nefsaniyet; bedensellik daha güçlü bir korkuyu gündeme taşır bu defa. Adeta özün ve gölge benliğin karşılıklı restleşmesi başlamıştır kişinin iç dünyasında.

18-) DEDİLER Kİ: “KUŞKUSUZ SİZDE UĞURSUZLUK OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ… ANDOLSUN Kİ, EĞER VAZGEÇMEZSENİZ, KESİNLİKLE SİZİ TAŞLAYARAK ÖLDÜRECEĞİZ VE ELBETTE SİZE BİZDEN FECİ BİR AZAP DOKUNACAKTIR.

Ego, gelen yeni bilginin Kudretini sezmiştir artık. Bu bilgi bedene ve bilince egemen olursa, kalbin derununda sıkışmış enerji volkan gibi püskürecek, şartlanmışlık duvarları yıkılacak, alışkanlık setlerine dinamit konacak, kurma bilgiler yerinden sarsılarak taş taş üstünde kalmayacak, ciddi bir yıkımla adeta kurulu düzen hallaç pamuğu gibi atılacaktır.
Egonun fark ettiği yalan da değildir hani? Kendindeki sesi bastırmak üzere düşündükleri ve karşıya yansıttıkları; aslında kendi eriyiş süreçleridir egonun. Risaletin açığa çıkışında taşlanacak (bedensel yaşamı topa tutan gelişimler yaşayacak) ölecek ( belli perdeleri yanacak) ve acı çekecek (bilincin şuura direnişi ile yanmalar deneyimleyecek) tir.

İç ses; muhakeme, objektif akıl ve vicdan bir kez daha seslenir:

19-) “DEDİLER Kİ: “SİZİN UĞURSUZLUĞUNUZ SİZİNLEDİR… EĞER (HAKİKATİNİZLE) HATIRLATILIYORSANIZ BU MU (UĞURSUZLUK)? HAYIR, SİZ İSRAF EDEN BİR TOPLUMSUNUZ.”

Vicdan, Hakkın Sesi olanca kudreti ile şunu söyler bilince: Uğursuz ve ters gördüğün senin halindir. Kısıtlı- sınırlı anlayışındır asıl uğursuz olan. Sen, kendi özünden gelen biçimde yapılan zikre, uyarıya, hatırlatmaya uğursuz ve tehlikeli diye yaklaşıyor isen; israf edensin!..

Sınırsız kuvveleri sınırlı değerler için, sonsuz hazineyi fani için heba etmenin adıdır israf. Güneş yaşam boyutuna göre saniyelerle ölçülecek bir yaşam uğruna, ebedi hayatı satmaktır israf… Şuurca yaşam gibi bir üst bakış ve ufuklar dururken; vadilerde sürünmektir israf!… İNSAN- KUL hakikati, içinde seslenip dururken BEŞER- NEFİS kayıtlarına kendini zincirlemektir israf.

Risaletin açığa çıkışındaki ilk büyük çaplı dönüşüm eşiğine gelinmiştir artık.

Bu yolda yaşanacak pek çok “ölüm” “diriliş” ve “halden hale geçiş”in ilk tetikleneceği mekanizma devreye girmek üzeredir! Egonun sezdiği yıkım süreçleri eşliğinde yepyeni bir inşa faaliyetine sayılı saatler kalmıştır!

Şuursal bilginin bedence bir türlü sindirilmemesini bertaraf edecek ve içte yaşanan ayrılık- gayrılıkları birleştirecek bir süreç start almak üzeredir. Şehrin uzak tarafından gelmekte olan adamın ayak sesleri duyulmaya başlamıştır.

Görelim nasıl bir adamdır gelen?…
Bakalım neler söyler?..
Söylemekle mi kalır sadece, kızılca kıyameti çağıran hengameleri mi tetikler dizili dama taşlarını devirircesine?!…

[ ... ] Sürecek [ ... ]

Mehmet Doğramacı

dogramacimehmet@gmail.com