2012’ye doğru…

2012’ye doğru…

Mehmet Doğramacı

Mehmet Doğramacı

Önce bir telaş patlaması yaşandı her yerde.  Maya Takvimi son buluyor, kehanetler korkunç şeyler işaret ediyordu. İnsanlığın kıyameti gelip kapıya dayanmıştı. Kutuplar erimeye, küresel ısınma artmaya devam ediyordu. Deniz suları normalden 7 m. yukarı çıkacak, bütün karalar sularla kaplanacak, tsunamiler, felaketler peş peşe yaşanacaktı. Depremlerin artacağı da iki de bir gündeme düşüyordu.

Mübarek Cuma akşamı demişler gene bir araya gelmişlerdi işte. Yansımalar ekseninde bir hatim çalışmasına başlamışlar, her hafta bir sureyi ele alıyorlar, üzerinde araştırma yapıyorlar, sonra ortaya çıkan tefekkürleri paylaşıyorlardı. Bazı haftalar oldukça özgün değerlendirmeler çıkıyor, bazen klasik düşünceler etrafında dolanılıyor, ama ne olursa olsun ilim, tefekkür ve muhabbet adına güzel bir şeyler seyrediliyordu.

Her ortamın bir tetikleyicisi vardı sünnetullah gereği. Burada görev ona düşmüştü. Tefekkür frekansı düştüğü anda nazının geçtiği birine sataşır, fikirlerini herkesin içinde yere çalar, rol mü gerçek mi olduğu pek de anlaşılamayan bir çılgınlıkla ortalığa Celal saçardı. Celal patladıktan sonra bir bir çözülürdü idrakler. Tefekkür çıtasının yükseldiği, biraz uyuklayanların bile kendine geldiği, hiç konuşmayanlardan inci- mercan döküldüğü an işte o andı. “Zül Celali vel İkram” boşa esma olmamıştı. Celal, Cemali açıyor, biraz kızgınlık, biraz hiddet, biraz yüksek ses adeta bilinç denizini yeniden dalgalandırıyordu.

O akşam akış normal seyrindeydi. Alınanlar olduğunu duymuş, ne konuşulursa konuşulsun bağırmamaya, celallenmemeye söz vermişti kendi kendine. Ses etmiyordu. Herkes konuşuyordu ama açılım olmadı kanaati de mevcuttu hepsinin zihninde.

Esmer yağız delikanlı yanındakine eğilerek fısıldadı:

- Biraz kızdırsak, gör bak nasıl açılır, ama gıcığına gidecek söz aklıma gelmiyor. Biri bir şey dese, seyret sen tefekkürü…

Kimse de bir şey demiyordu. Her zaman nezaket ve edebi koruyan abla, ona değil, bir başkasına yönelerek sordu:

- Hocam 2012 süreci için ne dersiniz?..

Hoca, her şeyi ve her yeri Hak olarak seyirde olduğundan onun gibi Celal ortaya koymaz sakin sakin anlatır, ama henüz açılmasını uygun görmediği noktalarda susar ve genelde “Al da sen golü at” dercesine onun gözlerine bakar, kelamı pas ederdi. Gene öyle yaptı gözlerine bakarak.

- 2012 diyorlar sultanım, ne dersin? Gök taşı falan da düşecekmiş hani?..

Esmer delikanlı gülümseyerek yanındakine tekrar eğildi:

- Gösteri başlıyor, seyret!

Hakikaten başlıyordu. Bir an durdu, herkesin gözlerini süzdü. Önce hafiften aldı:

- Gök taşı dünyaya düşer!… Bana ne?.. Dünyalılar düşünsün!..

Bir kahkahadır koptu. Çayların son servisi yapılıyordu sessizce diğer yandan. Hoca, deşelemek için :

- Anlayamadık sultanım, siz dünyada yaşamıyor muydunuz?..

Büyük bir eminlik ve rahatlıkla…

- İşim olmaz sizin DünyaNIZla… “Dünyanızdan bana bu Yansımalar Kur’an sohbetleri sevdirildi”, deyiverdi…

Kibir saymazlardı söylemlerini. Samimiyetlerini bilirlerdi birbirlerinin. Dünyanızdan bana bu sohbetler sevdirildi dediğinde koptu herkes.

- Hele anlat mübarek, örtünme, saklama dedi Hoca.

Hocayı da anlayamamıştı. Olabildiğince örtünür, ama açmaya gelince o açsın isterdi. Bazen düşünürdü, ateş hattına beni mi sürüyor ne?.. Aman ne olursa olsun der, ileri sürülünce de açardı içindekini. Gene öyle yapacaktı.

- Dünyasında yaşayanların kıyameti 2012 sürecinde kopacak. Beden Hayvanının emrinde devinenlerin kıyameti kopuyor. Madde ve Değerler dünyasının kıyameti kopuyor. Şayet siz dünyada; bedende, düşük enerjili alt boyutta yaşayanlardansanız, tepenize gök taşı da düşer, deprem de olur, sel baskını da… Aklına ne gelirse olacak bu süreçte…

Biri dayanamadı:

- Kutuplar eriyor. Buzullar eriyor, denizler kabaracak…

- Kutuplar eriyecek tabii… Kutup sivriliklerinin hepsi eriyecek bu süreçte… Takıntılar, köşeli ideolojiler, tutunulan bağlar, derin saplantılar, ayrılıklar hepsi gevşeyecek… ”Değer” buzulları çözülüyor.

Hoca hoşuna giden bir anlatım oldu mu, çayından bir yudum aldıktan sonra derinden bir oh çekerdi. Gene öyle yaptı:

- Ohhhh beeee!..

Soran bir başka şey ekledi:

- Karaları sular basarsa…

Bizimki devam etti:

- Karaları sular basacak tabii. Mis gibi olur!… Kurulu tüm düşünce, ilim, idrak düzenleri yıkılıp yeni ilim denizi her şeyi kaplayacak, köhnemiş algılar sular altında kaybolacak. Eski namına ne kadar gecekondu, apartman, köy, şehir varsa gömülüp gidecek derinlere bir daha çıkmamak üzere!…

Bir başkası, bir başka açıdan yokladı:

- Nasıl kalırız ayakta? Bir de “Kitapları Suya Atın” deniyor…

Biraz düşündükten sonra;

- Hayvana çok kitap yüklediler cidden. Kitaplar ırmaktan geçerken çok su çeker yani. Onlarla hayvanı dereden geçirmek riskli olur. Önce hayvanın semerini alacaksın, sonra kitap çuvallarını kıyıda bırakıp, salacaksın suya.

- Hayvanı?…

- Evet hayvanı… Şunu yani…  Bu bedeni. Bu bedene bağlı değerleri, ne varsa hepsini…

Vakit hayli ilerlemişti. Toparlamak lazımdı artık. Yeni dönemi değerlendirmek kolay görünmüyordu. Biri, yeni dönemde eski kavramların hepsinin silinmesinden sonra kalan iki üç kavramla düşünmenin kolay olmayacağına değindi.

Tüm kavramlar silinmiş; Kur’anda ARZ diye işaret olunanın BAĞIRSAK BEYİN- İKİNCİ BEYİN, SEMA diye işaret olunanın KAFADAKİ BİRİNCİ BEYİN olduğu gerçeği gösterilmiş, ARZ- SEMA- DÜŞÜK VE YÜKSEK FREKANS dışında tüm kavram kitaplarının suya atılması istenmişti.

Zor gelen bir durumdu bu… Yılların ezberleri bozuluyordu.

Esma- Sıfat- Zat, Uluhıyet Rububıyet, Mertebe, Makam lakırdıları çöpe gidiyordu.

Soyunmak zordu beşer için. Kazanılacak olanı da söylemek lazımdı ki korku teskin olsun. Müjdelemek lazımdı. Hissettiği şeyi biraz söyleyip dua ile kapatacaktı.

- Beşerin kıyameti kopuyor 2012 sürecinde. Beşer ölecek İNSAN dirilecek… Değerlendirebilirsek ebedi dirilik bahşolacak özümüzden. Arz ve Sema kavramlarına getirilen yeni açılımla asırlardır örtülenin açılmakta olduğunu göremediniz galiba…?..

Hoca hararetle girdi devreye:

- Söyleyiver hadi!

Önce ayeti okudu:

- Allahulleziy haleka seb`a Semavatin ve minel`Ardı mislehunn* yetenezzelül`emru beynehünne lita`lemu ennAllahe alâ külli şey`in Kadiyrun, ve ennAllahe kad ehata Bikülli şey`in `ılma; (TALAK 12-)

O Allah ki, yedi semâ yarattı ve arzdan da onların bir mislini! Emir (hüküm-iş) onların ARALARINDAN sürekli-kesintisiz inzâl olur! Tâ ki Allah`ın her şeye Kâdîr olduğunu ve Allah`ın her şeyi ilmen ihâta ettiğini bilesiniz.

Gazalî`nin “İhyâ-u Ulûmi`d Dîn” adlı eserinde, Ashabın âlimlerinden olarak bilinen İbni Abbas r.a.ın şöyle dediği nakledilmektedir: “O Allah ki yedi semâ yaratmış, arzdan da onların bir mislini; ARALARINDAN emir inip duruyor!.. (Talâk: 12) Âyet-i Celîlesinin tefsirini yapacak olsam, beni taşa tutardınız.” Bir başka nakilde de:“Beni tekfir ederdiniz!..” sözlerine değinerek devam etti:

-          Sema ve Arz arasında inermiş emir durmadan!!!!! SEMA; BİRİNCİ BEYİN, ARZ; BAĞIRSAK BEYİN… Bilsek armağan edilen bu açılımı, sevinçten havalara zıplayıp sokaklarda oynardık… Asırlardır açıklanmayan açıklanıyor, lütfen farkına varın!…

Susmuştu. Vakit de geç olmuştu. Çıkıyorlardı artık. Hoca tekrar üsteledi:

- Bari kısa bir dua etsen.

Olur, dedi ve herkese dönerek yüksek sesle haykırdı:

- “BEDEN”İN; “TANRI”NIN GEBERİP; “İNSAN”IN AÇIĞA ÇIKIŞIYLA “ALLAH SEYRİ”NİN YAŞANACAĞI SÜREÇ HEPİMİZE MÜBAREK OLSUN!….