Asrın Müjdesi

Asrın Müjdesi

Mehmet Doğramacı

Mehmet Doğramacı

Dini geleneksel kalıpların cenderesinde algılayan; Allah adına yaslanarak hayalindeki Tanrıya tapınan bir neslin garip evlatlarıyız biz. Şükredilesi, secde edilesi biricik şansımız; Allah’ın bir tanrı; Dinin de tarihsel süreç içinde sıralı açığa çıkan tanrı elçisi peygamberler ve bozuldukça yenisiyle değiştirilen kitaplarla desteklenen kutsal gönderiler zinciri değil “Allah Sistemi” olduğunu öğrenmemiz oldu… Bu şansı ne kadar değerlendirdiğimiz hala tartışılır.

Önce “Allah isminin bir işaret” olduğunu öğrendik. İşaret; asıl değil, asla götüren yönlendirme; matematiksel tabirle problemi çözmek için tutulan gidiş yolu idi. “Allah İsmiyle İşaret Edilen”, “İsmi Allah Olan” dendi senelerce. Beyin, Dua, Tefekkür ve Bilimsel Gelişmelerin güncel verileri ile desteklendik. Ama yine de bir yerlerde eksiğimiz vardı. Olayı bir şekilde dışarı atıyor; ya bir türlü ölmeyen ötedeki kutsal tanrımızı elde tutuyor yada edindiğimiz bilgileri benliğimize yapıştırarak ötedeki tanrıyı beriye getirme, hatta içselleştirme adına kendimizi tanrı ilan ediyorduk.

İşte tam bu noktada yeni bir kavram daha düştü gündemimize: “İsmi Beyin Olan!”

Uyanabilecek olanlar için son şanstı bu! Düşünen; “İsmi Allah Olan” yerine “İsmi Beyin Olan” işaretinin tercih edilmesini uzun uzun değerlendirecek, fark edebilirse karşı karşıya olduğu gerçekle tir tir titreyecekti…

Tefekkür, Zikir, Dua ve bir dizi çalışmalar hız kesmeden devam ediyordu. Devam ediyordu devam etmesine de hala oturmayan, hala netleşmeyen, hala boşluğu hissedilen şeyler vardı. İşte o noktada 47 yıl önce “Allah İsmi İle İşaret Edilen” ve “Allah Sistemi” diyerek tanrısal algılarımızı dinamitleyen el tekrar devreye giriyor; bu defa Beyin ve Dua Mekanizmasını açıyordu perde kapanmadan, kepenkler inmeden verilen son hediyeler olarak.

Aslında dua ve beyin konusunda sarsıcı gerçekleri önceden de söylemişti ama başta ifade ettiğimiz gibi henüz tanrısallıktan kurtulamayan zihnimiz onları da gereği gibi okuyamamıştı.

Neler denmişti, en çarpıcı olanlarını bir kez daha hatırlayalım:
-    Beyninize hükmedemediğiniz sürece, kadere tâbisiniz !.
-    Beynini değerlendirebildiğin ölçüde, “Ben”ini ve Rabbini tanıyabilirsin.
-    Bil ki dostum, SENDE, dünyanın en güçlü silâhı olan DUA ve ZİKİR cihazı mevcûttur.
-    Dua, insana verilmiş yaratma sırrıdır… İnsan dua ettikçe, Allah onunla yaratır!..
-    DUA, kişinin kendindeki ilâhî güçler eşliğinde isteklerini gerçekleştirme faâliyetidir!.
-    DUA, insanın varlığındaki ilâhî gücün ortaya çıkartılması tekniğinden başka bir şey değildir!.
Dua mekanizmasını kullanırken de çoğunlukla “Benliğe dayalı dünyevi taleplerimizin oluşuvermesi” gibi bir esfele düştük çoğunlukla. “İsteyelim, oluversin; yönelelim veriversin” amacıyla kullandık bu mekanizmayı. Olmayınca yandık, boşluğa düştük, üzüldük, dövündük kısacası “Cennet yaşatacak bilgiler” bütününü, layık-ı veçhile okuyamamanın neticesi olarak elimize verilen pırlantayı benlik bataklığında yine çamura düşürdük!…

Bu defa o el daha farklı bir noktayı açıyordu dua konusunda.

Beyin ve Dua Mekanizması sohbetinden dinlediğimiz o püf noktayı şimdi yakalamaya çalışalım:

Dışarıdan her türlü bilginin, hava civa olup sonsuz hayatında bir işe yaramayacak bilgilerin girdiği bir beyine, RASUL’ den ve KUR’AN’ dan “Senin hakikatin budur, özelliklerin şunlar şunlardır, ALLAH seni bir halife olarak yaratmıştır, bunun gereği için sen de şunları yap, şöyle dua et” gibi bilgiler de gelmişse ve sen de bunu anlamışsan, kavramışsan, ya da anlamadıysan bile İMAN ETMİŞSEN, önceki bilgiler ile birleşen bu bilgilerin MANÂSININ ve FARKINDALIĞININ oluşması ; OTOMATİKMAN insanda dua etme, ALLAH’ a yönelme isteği oluşturur.

Yani BEYİN ismi ile işaret edilen; RABBİNİZİN varlığında o esma özellikleri, sizde, o gelen bilginin istikametinde DUA ETME, ALLAH’ A YÖNELME, NAMAZA YÖNELME, böylece de HAKİKATE YÖNELME MİRACINI GERÇEKLEŞTİRME… gibi istekleri oluşturacaktır.

İşte bu isteklerin oluşması FEEDBACK olayı ile tekrar geri dönecek, ve tekrar beyinde yerini alacak, ve bu defa o yeni gelen bilgilerin ve isteklerin oluşturduğu biçimde de SİZİ DAHA İLERİYE TAŞIYACAKTIR. Dolayısıyla, beyinden açığa çıkan her dua, FEEDBACK yoluyla beyne geri dönecek, beyinde icabetini görecektir. YANİ RABBİNİZ SİZİN DUANIZA İCABET EDECEKTİR. Bunun olmaması gibi bir şey kesinlikle söz konusu değildir.

***

“Beyin ve Dua Mekanizmasının işleyişi anlatılmış, bunda asrın müjdesi diye nitelenecek ne var?” diye soracaklara, anlatılan muhteşem realiteyi henüz sezemeyenlere anladıklarımızı açmakta paylaşmakta fayda var.

Bir kere biz duayı arz – talep meselesi olarak biliyor; biz isteriz oluşur, diye anlıyorduk. Bu defa anlatılan ise oldukça farklı. Çünkü DUADA OTOMASYON gibi bir mekanizmadan bahsediliyor. Yani birimsel benlikle yapılacak bir çalışmadan değil, otomatikman oluşacak bir işleyiş gündeme getiriliyor. Bize göre asrın müjdesi diye nitelediğimiz can alıcı nokta işte burası!

Ne demek istediğimizi galiba yine tam anlatamadık. Az daha açalım mı? Daha samimi daha sıcak olsun konuşmamız. İyisi mi soru- cevap yapalım, ikili aksın sohbet:

- Sen dostum, evvelce ben dua ederim, çalışmasını yaparım, onunla birlikte de oluşur diye inanmıyor muydun?..
- Evet
- Zaman kaydına girerek bazen “Dua ettim de olmadı” türünden kırıklıklar yaşamıyor muydun?
- Çooookkkkk..
- Bu anlayışla dua mekanizmasına da kendine de güvensizliğin azabını tatmıyor muydun?
- Evet
- Şimdi dua etme dediğin şeyin asıl temeli, arka planı, madeni, adeta mutfağı gösteriliyor.
- Gene anlamadım…
- Bak şimdi. Eskiden sen duayı BAŞKA ŞEYLERDEN BAĞIMSIZ, BAŞLI BAŞINA BİR ÜRETİM ÇALIŞMASI diye anlamıyor muydun?
- Evet.
- Bir ürün oluşturma diye bakıyordun değil mi? Tohum ekiyor, ürün dererim diyordun.
- Evet.
- İşte şimdi duanın tohum ekme, ürün derleme çalışmasından öte; üretilen sonucun, yetişen tohumun önüne hazır paketlenmiş olarak gelme otomasyonu olduğu işaret ediliyor.
- Yok yaaa! O zaman iş kolaylaşıyor desene!
- Aynen.
- İyi ama bu nasıl oluyor? Hazır mamül paket halinde önüme kendiliğinden gelir mi ya?.. Gene de bana düşen bir şeyler vardır!…
- Var da çok zor değil onlar.
- Nedir peki? Nasıl oluyor?..
- Sende işleyen entegre- kendinden kendinelik sistemine işaret ediliyor…
- Ya tamam, sistem bende işliyor da hiçbir şey kendi kendine hazır önümüze gelmez. Benim düğmeye bastığım, harekete geçirdiğim bir nokta olmalı.
- Süpersin. Ne güzel buldun düğmeye basma tabirini. İşte anlatılan öylesi bir şey. O kadar basit, o kadar kolay bir şey!…
- Hadi ya!… O zaman düğmeye nasıl basarım, entegre sistemi nasıl tetiklerim söyle hemen!
- Bak dostum. Sohbette öne çıkan vurguları serelim şimdi önümüze:
1-    RASUL’ den ve KUR’AN’ dan “Senin hakikatin budur, özelliklerin şunlar şunlardır, ALLAH seni bir halife olarak yaratmıştır, bunun gereği için sen de şunları yap, şöyle dua et” gibi bilgiler de gelmişse
2-    Sen de bunu anlamışsan, kavramışsan, ya da anlamadıysan bile İMAN ETMİŞSEN.
3-    Önceki bilgiler ile birleşen bu bilgilerin MANÂSININ ve FARKINDALIĞININ oluşması ;
4-    OTOMATİKMAN insanda dua etme, ALLAH’ a yönelme isteği oluşturur.

-    Müjde şu. Artık dua edeyim, bir şeyler isteyeyim kaygısını geriye itiyorsun. Tek bir şeyi öne alacak ve onun farkındalığına yöneleceksin. Nedir o, sen söyle şimdi:

-    Rasülden ve Kur’andan benim hakikatıma dair gelen bilgileri önce anlayacağım. Sonra kavrayacağım….
-    Süper devam et. Susma!
-    Ama dur bir dakika. Ya anlayamazsam, birikimim yetmezse ne olacak?
-    O da söylenmiş. Bak yukarı.
-    Hah buldum; İMAN EDECEĞİM.
-    Devam…
-    Önceki bilgiler ile bu yeni hakikat bilgilerini birleştirip kendi sentezimi yapacağım. Bu da bende bir Farkındalık oluşturacak.
-    Helal olsun, devam…
-    Bu farkındalık otomatikman duamı oluşturacak ve bana ne lazımsa hakikatimi sürdürme adına, hayatıma getirecek…
-    Bir saniye. Bak bu hayatıma getirecek biraz Secret türünden oldu. Öyle değil. Biri yollamıyor. Hayatına senin benliğin de çekmiyor. Onu düzelt.
-    Ya nasıl oluyor?
-    Sohbet notlarına devam edelim.

-    Yani BEYİN ismi ile işaret edilen; RABBİNİZİN varlığında o esma özellikleri, sizde, o gelen bilginin istikametinde DUA ETME, ALLAH’ A YÖNELME, NAMAZA YÖNELME, böylece de HAKİKATE YÖNELME MİRACINI GERÇEKLEŞTİRME… gibi istekleri oluşturacaktır.

-    Bak bak bak, ne enteresan şeyler söyleniyor. Anladın mı?..
-    Anladım şimdi. Bu değerlendirmeyi farkındalıkla yaparsam duam, yönelişim, namaza yönelmem böylece de hakikat yolunda mirac etmem dahi otomatik gelişiyor.
-    Ağzın bal yesin! Harikasın. Notlara devam edelim.

-    İşte bu isteklerin oluşması FEEDBACK olayı ile tekrar geri dönecek, ve tekrar beyinde yerini alacak, ve bu defa o yeni gelen bilgilerin ve isteklerin oluşturduğu biçimde de SİZİ DAHA İLERİYE TAŞIYACAKTIR. Dolayısıyla, beyinden açığa çıkan her dua, FEEDBACK yoluyla beyne geri dönecek, beyinde icabetini görecektir. YANİ RABBİNİZ SİZİN DUANIZA İCABET EDECEKTİR. Bunun olmaması gibi bir şey kesinlikle söz konusu değildir.

-    Demin sana “Secret gibi oldu” diye niye bozuldum anladın mı?
-    Anladım.
-    Anlat o zaman.
-    Ben hayatıma çekerim derken araya yine benliğimi kattım. Çekim var dedim. Çekim varsa bir yerden çekme- alma var. Oysa kaçırmamam gereken şu; bir yerden gelmiyor, hepsi beynimin içinde kendimden kendime bir döngü ile, feedback sistemi ile oluşuyor… Öteye atmayayım ve benliğe vermeyeyim diye bozuldun anladım şimdi…
-    Peki bilgiyi değerlendirdin. Bilgi doğrultusunda çalışmaların da dua olarak oluştu ve kolaylaştı. Yeni bilgileri nasıl alacaksın?..
-    Onu da demiş ya Ehli. Ben gelen her bilgide bu mekanizmayı yani farkındalıkla yaşamayı sürdürürsem zaten yeni bilgiler de otomatik olarak gelecek yada açığa çıkacak.
-    Hadiste bu mekanizma nasıldı?…
-    Dur az bir düşüneyim… Hımmmm buldummmmmm! BİLDİĞİ İLE AMEL EDENE ALLAH BİLMEDİĞİNİ ÖĞRETİR!…
-    Kim öğretir, kim öğretir, kiiimmm?!…
-    Allah!…
-    ……
-    İsmi Allah olan!…
-    ………
-    İsmi beyin olan öğretirrrrrrr!!!!!
-    Yani Rabbinin İcabeti kesindir ve olmama ihtimali yoktur…Öyle mi?…
-    Öyle…
-    Şimdi oldu. Anlaştık… Bugünlük yeter mi?…
-    Yeter diyeceğim de kafama bir şey daha takıldı…
-    Nedir, söyle kısaca, işim var gideceğim…
-    Bu mekanizma otomasyon halinde işliyor. Benim ibadetle, zikirle yada başka gayretlerle bu mekanizmayı daha canlı, daha verimli tutma imkanım yok mu?…
-    Var var… Olmaz mı?.. Onu Ehli, sohbetin ilerleyen kısımlarında anlatmış… Var tabii… Ama benim vaktim yok şimdi…
-    Tamam.
-    Haydi hoşça kal… Nasipse başka bir gün o dediğin canlı tutma verimli kılmayı da konuşuruz inşaAllah…