Bakar kör – Duyar sağır

Bakar kör – Duyar sağır

Özümüzün hakikatine ulaştıracak bilgiler ve metotlar sistematiği olan tasavvufla ilgilenenlerin temel referansı hiç şüphesiz Kur’an-ı Kerim’dir. Allah Sisteminin hem kişide, hem toplumda, hem dünyada, hem de tüm evrensel planda işleyişine dair kodlar bütünüdür Kur’an. Adı üstünde verilenler birer kod olduğu için de aradaki bağlantıları kurmak, kendi hayat algımızla bu temelleri birleştirerek farkındalıkla yaşamak bir başkasının sihirli eli ile olacak iş değil, bizatihi kişinin doğrudan doğruya kendi sorumluluğunu fark ederek çalışması ile hayata geçecek bir olgudur.

Bu sahada konuşan ve yazanlar; hem “Kulluk acziyetimizin itirafı” hem de “Gücü kendinde vehmederek şeytani hilelerin tuzağına düşmemek” adına ola gerek “Alemlerin Rabbi- Alemlerden Ganî“ dengesini koruyarak açıklamalarını sırat-ı müstakim üzere yaparlar. Yeni başlayanlar için Alemlerin Rabbi Alemlerden Gani dengesini basitçe “Hem özünde; hem sadece senden ibaret değil; hem varlığı ile sende hem de senle kayda girmeyecek kadar sonsuz sınırsız muhteşem” diye ifade edersek sanırız yanlış olmaz.

Biz, mevcut açıklamalardaki bu denge beyanlarının aslında büyük bir realiteyi ehil olmayan nazarlardan korumak amacına yönelik olmasına karşın, ilim taliplerinde ilginç biçimde perdeye dönüştüğüne vurgu yapmak istiyoruz. Daha doğrusu perde; anlatanın anlatımından değil algılayanın algısından kaynaklanmakta. Bu nedenle mevcut açıklamalara eleştirel yaklaştığımız gibi bir zandan Allah’a sığınırız. Değinmek istediğimiz; algılamada oluşan perdedir, Kur’an apaçık beyan olmasına karşın her nasılsa bir şekilde kapanan realitedir!

Şöyle ki; misal olarak Allah Sisteminin mevcut kodlarından en zirve olan bir tanesini ele alalım. O çerçevede açığa çıkartmak istediğimiz bir başka -örtülü görünen, aslında çok açık- gerçeği gözler önüne sermek biraz daha kolaylaşır ümidindeyiz.

İşte o kodlardan biri: “Siz Dileyemezsiniz; Dileyen Sadece Allah’tır!”
Bu gerçeğin dillendirildiği ayetleri hatırlayalım önce:

MÜDDESSİR 56-) Allâh dilemedikçe onlar zikredemezler (hatırlayıp değerlendiremezler)… O, takvanın ehlidir (dilediğinde korunmayı izhar eder) ve mağfiretin ehlidir (dilediğinde mağfiretini oluşturur).

İNSAN 30-) Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz! Muhakkak ki Allâh ‘Aliym Hakiym’dir.

TEKVİR 29-) Rabb-ül âlemîn olan Allâh dilemedikçe, siz dileyemezsiniz!

Benzer açıklama içeren pek çok ayet var yine Kur’an- ı Kerim’de. Konu bohçamızı yayıp dağıtmadan bu üçü ile yetinelim şimdilik.

-    Nasıl anlıyorsun bu ayetleri?
-    “Biz dileyemeyiz Allah diler.”
-    Amenna ve saddakna, bu anlam zaten açık.
-    Peki senin bu anlayışınla “Tanrı vehmediyorlar” diye çoğunlukla eleştirdiğimiz zahir ehlinin öteleyen anlayışı arasında ne fark var?!…
-    “Olur mu efendim, ben kulluk acziyetimizle varlığımızın yokluğunu hissedersek, bizde açığa çıkan O olur, anlamında bunu diyorum.”

-    Kabul. “Yokluğumuzu hissettiğimizde bizden açığa çıkan o olur” demek, sende işleyen mekanizmanın kodlarını çözmen anlamına geliyor mu?!.. Yani “Açığa çıkan O olur”, “Dileyen kendidir”, “Kendini kaldır aradan ortaya çıksın Yaratan” söylemleri seni  gerçekten tatmin ediyor mu?…
-    Eee  ee  eee…. Ne yalan söyleyeyim pek de tatmin etmiyor. Hep bir yerler eksik sanki…
-    Hah işte. Şimdi o eksik dediğin tarafı açsak mı, ister misin?…
-    İstemem mi, lütfen…

-    Bak Dostum; Ehlinin en son sohbetlerinden BEYİN VE DUA MEKANİZMASInı dinledin… Bir süredir gelen yayını da takip ediyorsun. Beyin- Dua Mekanizmasının bize en büyük hediyesi; her şeyin beynimizde olup bittiği!… Daha doğrusu yaşadığımız, hissettiğimiz, düşündüğümüz, şahit olduğumuz her şeyin ismi beyin olan adı altında bizde seyredildiği, işlediği ve işlenmekte olduğu… Doğru mu?..
-    Evet…

-    Peki öyleyse ben şimdi bir şey ortaya atsam. Desem ki “Siz Dileyemezsiniz, Sadece Allah Diler kodu da aslında bizden bize bir işleyişi işaret ediyor”, nasıl karşılarsın?!..
-    Bilmem ki… Pek anlamadım. Ayete göre biz dileyemeyiz Allah diler, daha ne?!.. Nesi açılacak ki bunun?..

-    Bak, en büyük yanılgılarımızdan biri de ayetlerde yer alan bazı hükümlerin “sonuç” olduğunu unutup “başlangıç” yada “bağımsız hüküm” diye ele almak…
-    Nasıl yani, anlayamadım?…

-    Ehlinin, Kur’an’ın ne olduğuna dair hoş bir tarifi vardı hatırlar mısın?..
-    Dur bakayım. Ha şu; Kur’an-ı Kerim; hangi idraklerin hangi çalışmalar ile açığa çıkacağını anlatan bilgi kitabıdır. Doğru hatırladım mı?..
-    Anlam olarak aşağı yukarı böyleydi… Şimdi, bu tanıma göre ele alırsak; SİZ DİLEYEMEZSİNİZ SADECE ALLAH DİLER hükmü bir çalışma ve gayretin sonucunda açığa çıkan durum olmalı değil mi?…
-    Valla ben bişiy diyemiycem, sen devam edersen dinlerim…

-    Ne demek istediğimi bu ayetlerin geçtiği yakın ayetleri okuduğumuzda çözeceksin. Hadi şimdi onlara göz atalım.

Müddessir 54-) Hayır! Muhakkak ki o bir hatırlatmadır! 55-)  Dileyen onu zikreder (hatırlayıp değerlendirir)! 56-) Allâh dilemedikçe onlar zikredemezler (hatırlayıp değerlendiremezler)… O, takvanın ehlidir (dilediğinde korunmayı izhar eder) ve mağfiretin ehlidir (dilediğinde mağfiretini oluşturur).

İnsan 29-) Muhakkak ki bu bir tezkiredir (hakikati hatırlatmadır)! Dileyen Rabbine (erdiren) bir yol edinir! 30-) Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz! Muhakkak ki Allâh ‘Aliym Hakiym’dir.

Tekviyr 26-) O hâlde (Kurân’ı bırakıp) nereye gidiyorsunuz? 27-) O âlemler (insanlar) için yalnızca Zikir’dir (hatırlatmadır)!  28-)  Sizden bilfiil gerçek üzere yaşamayı dileyenler için! 29-)  Rabb-ül âlemîn olan Allâh dilemedikçe, siz dileyemezsiniz!

-    Ayetlerin biraz yukarısından diğer ayetleri aldım, bu sana bir şey fısıldıyor mu?…
-    Dedim ya ben nereye getirmek istediğini hala çözemediğim için dinleyeyim sadece.

-    Bak dostum. Müddessir 56 da ALLAH’IN DİLEMESİ hükmüne gelmeden önce 55 te diyor ki; DİLEYEN ONU ZİKREDER!…
-    Evet okuduk öyle diyor.
-    Dileyen onu zikreder; sonra da Allah dilemedikçe zikredemezler!!! (…) Biraz lamba yandı mı?…
-    Yani sen “DİLEYENİN ONU ZİKRETMESİNİN”; OTOMATİK OLARAK “ALLAH DİLEMEDİKÇE ZİKREDEMEZLER” kısmını hazırladığını mı ima ediyorsun?…
-    Hayır, Yakalayamadın, kokusunu aldın ama oturtamadın! Az daha toparla cümleni. Az daha düşün sonra toparla… Hem ben bir şey demiyorum, ayet diyor. Ayet bir mekanizmaya işaret ediyor…
-    Hımmmm. Ya anladım ama söylemekten korkuyorum….
-    Korkma hadi söyle….
-    Dur… Bismillah… DİLEDİĞİMDE ALLAH’I ZİKRETMEYE YÖNELMEM; OTOMATİK OLARAK ALLAH’IN BENDE ZİKİR DİLEMESİ DEMEK!….
-    Süpersin!… Az daha toparla. Az daha cesaret…
-    Ben zikretmeyi dilemişsem, Allah da bende zikri dilemiştir…
-    …
-    İyi de Allah dilemedikçe dileyemezsiniz ifadesi az örtüyor olayı… Neden böyle bir zihin çeldirici durum var?…

-    Tövbe de… Bozarım fiyakanı! Kur’an çeldirmez!… Kur’an boyutlara hitap eder… Her boyut aynı şeyi algılamaz ve de algılamayacak… İşin hakikatini fark edenler hep az oldu tarih boyunca, gene öyle olacak.
-    Neden peki “Allah dilemedikçe” buyrulmuş?…
-    Yukarısındaki ayetlerin Allah’ın dilemesini sende açacağını işaret etmek için…
-    Yani dileyen kimsenin onu zikretmesi onun da seni zikretmesini hazırlıyor…
-    Hazırlıyor yanlış… O an hazır, anında!…
-    Son anlatılan feedback sisteminde Risalet Bilgisi farkındalığının duayı otomatik oluşturması gibi mi?…
-    Evet aynı mekanizma…
-    Mevlana’dan bir söz geldi aklıma: Senin “Rabbim” demen; Onun “Buyur Kulum” demesidir!…”
-    Güzel de gene ben, sen, o girdabına düştün, farkında mısın? Ne çıktı, ben ne demeye çalıştım anladın mı şimdi sen?…
-    Anladım da gene korkuyorum… Sanırım sorunum; bende iyice kutsallaşan ve işaret oluşunu unuttuğum Allah kavramı!…

-    Saçmalama, Allah sorun olmaz. Sorunun o kavram değil. Sorunun; mekanizmayı hep ötede işletmen. “Şah damarından yakın olan” hitabını unutmasan, “Alemlere sığmadı mümin kulun kalbi geniş geldi”yi unutmasan çözeceksin… Bir de acziyetimi hissedeceğim, edepli olacağım, kul olacağım diye öteye ittiğini fark edemiyorsun!…
-    Doğru söze ne denir?… Diğer ayetlerde de durum aynı mı?…
-    Aynı… Haydi onları da görelim kısaca…

İnsan 29-) Muhakkak ki bu bir tezkiredir (hakikati hatırlatmadır)! Dileyen Rabbine (erdiren) bir yol edinir! 30-) Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz! Muhakkak ki Allâh ‘Aliym Hakiym’dir.

-    Rabbe erdiren bir yola yönelmeyi dilemişsen Allah’ın dilemesine de start vermişsindir!
-    Ne diyorsun abi yaaaa? Allah’ın dilemesine start vermek?! Haşa ve kellâ….
-    Tevbeni sevsinler senin!… Adamı hasta etme!… Sus da dinle!…

Tekviyr 26-) O hâlde (Kurân’ı bırakıp) nereye gidiyorsunuz? 27-)  O âlemler (insanlar) için yalnızca Zikir’dir (hatırlatmadır)! 28-)  Sizden bilfiil gerçek üzere yaşamayı dileyenler için! 29-) Rabb-ül âlemîn olan Allâh dilemedikçe, siz dileyemezsiniz!

-    Burada da Kur’an (sistemi okuma bilgisi) öne çekilmiş. Onu bırakan hüsranda. Onu değerlendirende ise gerçek üzere yaşam gibi mükemmel bir durum açılıyor farkındalık ve değerlendirmesinin otomatik sonucu olarak.
-    Tabii ki dileyebilirsen… :-) 
-    Elbette…

***
-    Geçen sohbetimizde Ehlinden gelen yayınla BEYİN VE DUA MEKANİZMASIna dair bir müjde aldık. Biz ona “Asrın Müjdesi” dedik. Dedik demesine de şunu üzülerek seyrettim ki sen ne kadar basitleştirirsen basitleştir, veritabanları insanları bırakmıyor! “Asrın Müjdesi diyecek kadar yeni bir şey yok burada” diyeni mi ararsın, “Zaten bunlar yıllardır anlatılıyor” diyene mi şaşarsın, aman Ya Rabbim neler gördüm, neler duydum, dondum kaldım!
-    Şaşma abi. Hak gör. Herkes fıtratını yaşıyor.
-    Kesss! Ukalalık istemez! Haddini bil!…
-    Tamam özür dilerim. Ama biz seninle bu hafta BEYİN DUA MEKANİZMASI farkındalığını her daim diri- canlı tutmanın yollarını konuşacaktık hani?…
-    Başka bir şey mi konuşuyoruz?..
-    Bilmem ama “Dileme” konusunu getirdin önüme.
-    Canımı sıkma da o sohbeti can kulağıyla bir daha dinle olur mu? “Dileme” konusu da o sohbette var. Gene orada açıklananı anlamaya çalıştık. Sıra bu konuda idi. Senin dediğin konu sohbetin bir sonraki aşaması.
-    Tamam tamam.
-    Eeeeee.. Sen bugünkü sohbetimizden ne anladın şimdi?…

-    “ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ” AYETLERİNDE DE MUAZZAM BİR FEEDBACK VE OTOMATIK OLUŞUMA İŞARET EDİLDİĞİ!… VE BENİM DİLEME İRADEMLE ALLAH’IN İRADESİ; İRADE TEK OLDUĞU İÇİN AYNI ANDA OLUŞUYOR!… BENİM DİLEMEM VE GAYRETİM; KAPASİTEM KADARIYLA RABBİMİN İRADE VE GAYRETİ… ALLAH’IN DİLEMESİ AZ DAHA FARKLI GİBİ GELİYOR ama kızarsın şimdi sen…
-    Kızmam, tabii fark var… Senin dilemen ve gayretin; anahtarı çevirmen; otomatik oluşumla gelişen ve Allah’ın Dilemesi diye işaret edilen ise geniş bir salonun veya hazine dairesinin tüm ihtişam ve ikramıyla önüne açılıvermesi diye anla, şimdilik…

-    Abi, az daha hatırımda kalıcı bir şey desen de kulağıma küpe olsa…
-    Derim demesine de, eski zahir anlayışına seni döndürmekten korkarım…
-    Aaaaa olmadı şimdi. Bir kere tetik çekildi, ok yaydan çıktı, korkma dönmem bi iznillah.

-    İyi o zaman, aç kulağını, son cümleler… Geçenlerde bir dostun bürosuna çay içimi uğradık arkadaşımla. Oraya dinin zahiri konusunda hizmetleri olan bir kardeş geldi. Gelir gelmez de çok samimi, çok tatlı anlatmaya başladı bize… Birden kendimizi yeni başlayan öğrenci gibi hissettik. Ama samimiyetinden dolayı dinledik gıkımızı çıkarmadan. Sohbetin coştuğu bir anda kendisinin de sonradan hayret ettiği, hiç unutamayacağım bir cümle söyledi. Tabii “İki ayrı irade anlatılmış, cüzi irade külli irade ayrımı zaten yok” diye yaklaşma şimdi sana nakledeceklerime lütfen, olur mu?
-    Evet, cüzi- külli ayrımı yok. Ama sanıyorum sen daha özel bir mesaj yakaladın onun anlatımından.
-    Zahir boyutundan dine yaklaştıkları için cüzi- külli irade ayrımlarına takılmadım ben. Ama öyle bir laf etti ki; adeta ayetlerde işaret edilmek isteneni deşifre etti.
-    Abi heyecanlanıyorum, uzatma da söyle, ne dedi?
-    Ne dedi biliyor musun?
-    Ne dedi, ne dedi?..

-    Aynen şöyle dedi. “Hüküm de irade de Allah’ın. Şayet bir cüz’i irade varsa kulda minnacık; o sadece külli iradenin start düğmesi olarak var! Cüzi iradeyi kullanmak; külli iradenin düğmesine basmaktır! “Kulun Dilemesi; Allah’ın Dilemesinin Kontak Anahtarı !..”
-    Vaaaavvvvv!. Zahir ehli dediğin dost kitabın taaa orta yerinden konuşmuş be abim… İyi ama sen niye ağlıyorsun şimdi be güzel abim?…
-    …..
-    ……
-    Senelerce Kur’an oku, tahsil yap, kalk yazılar yaz, millete güya düşünce yay ve bu realiteyi hiç görmeden bu yaşa kadar gel, iyi mi? “Bakar kör, duyar sağır” olarak okumuş, dinlemişim Kur’an’ı kardeşim. Yanarım da işte buna yanarım. Bakar kör, duyar sağır olarak geçip gitmek şu alemden.
-    Allah Korusun.
-    ……
-    Pardon, pardon, çok özür… Korunmayı dileyerek gayrete girersem korunurum… Çalışırsam verilir… Üç kuruşa beş köfte yok sistemde, bunu anladım artık…
-    Allah kavramını kullanma, demedim sana. Çekinme konuşurken. Kullan, istediğin kavramı kullan ama mekanizmanın nasıl işlediğini ve bu işleyişteki otomasyonu hiç hatırından çıkarma…
-    Tamam abim, ama lütfen toparlan. Fark etmek en büyük adım. Geç kaldım deme nolur. Sen değil miydin “Fark ettiğin an başlar yaşam. Fark ettiğinde geçmişe takılma anı yaşayarak ileriye bak” diyen?
-    Tamam, tamam, sen merak etme. Bana müsaade artık… Sen benim kadar geç kalma e mi? Haydi hoşça kal…