Bu başka bir şey!..

Bu başka bir şey!..

Mehmet Doğramacı

Mehmet Doğramacı

Beyin, kıyaslayarak öğrenir. Gelen yeni veri değerlendirilirken mevcut veritabanına uyan yanlar olup olmadığı hızla taranır, benzer bir nokta yakalanmışsa yeni bilgi, o cihetten değerlendirilerek anlamlandırılmaya çalışılır. Bu çaba sürdürülürken çoğu zaman “veri tabanını işaret levhası olarak kullanmak” yerine; tren katarına vagon ilave edercesine bir yaklaşım gelişir ve “copy-paste” dediğimiz türden eskiyle kayıtlanmış –sözde- okumalar yapılır.

Bu tarz bir anlamlandırma gayreti, yeni veri ile yeni ufuklara açılmak yerine mevcut algı alanı içinde gezinmekten başka hiç bir işe yaramaz. Bir başka deyişle; “Dikey Yükseliş” getirmesi için sunulan bilgi, “Yatay Genişleme” çabasının kurbanı olur. Algılayan bu durumda öylesine perdelidir ki; halinden gayet memnun olarak, “Tabii işte, eskiden beri söylenenlerin bir başka tarzı bu. Ben zaten biliyordum!” ukalalığı içinde, iyi değerlendirdiği zannıyla yaşamına devam eder!…

Ferdi planda beynin bu okuma tarzı, toplumsal bazı oluşumlara da sıçramış, geniş bir fikir alanına hakim olmuştur.

Bugün, yeni değerlendirme tarzlarına kapalı durmanın yaygın gerekçesi olarak öne sürülen ve tutunulan “ekol”, “meşrep”, “cemaat” gibi oluşumlar, kıyasla yeniyi öldürmenin ve kendini kilitlemenin adeta kurumsallaşmış yapıları olarak karşımıza çıkarlar. Çünkü, o tip oluşumlar, pompalanan temel idrak dışında idrak tanımadıkları gibi farklı değerlendirme yapılmasına imkan tanımazlar! Kendini bir “Aidiyet” ve “Mensubiyet” ile tanımlayanlar için bu kilidin açılması neredeyse muhaldir.

“Beyin kıyas yolu ile öğreniyorsa, gelen veriyi yeni olarak değerlendirmek pek de kolay değil sanki” dediğinizi işitir gibiyim. Öyle ya, her şey beyinde olup bitiyorsa ve onun işleme tarzı da bu ise işin içinden nasıl çıkılacak?

Yada soruyu bir başka şekilde soralım: “İlla bundan çıkmamız gerekiyor mu? Eskiden beri gelen bilgi, bu çağda da bu formda veriliyor demenin sakıncası ne?..”

Akla gelen bir başka soru; “Acaba Kur’an buna değiniyor mu?…”

Ehlinin işareti ile bundan böyle işimiz, ana meşguliyetimiz Kur’an ise; Kur’an da ikiz kardeşimiz ise derhal ona müracaat ediyoruz.

Evet, Kur’an, gelen veriyi YENİ olarak algılama ile ESKİNİN BİR BENZERİ diye algılama arasındaki derin farka oldukça açık işaretler veriyor.

Ayetleri okumadan önce nüzul sebebine kısaca değinelim ki konuya adapte kolay olsun.

Efendimiz (sav) Taif dönüşü bir akşam vakti cin taifesi ile görüşüyor. Onlara Kur’an okuyor ve tebliğde bulunuyor. Onlar bu tebliği kendilerince değerlendiriyor ve kavimlerine dönüyorlar. Kavimlerine Rasülullah ile görüşmelerini ve Kur’an’ı nasıl anlattıklarına çok dikkat ediniz:

(AHKAF SURESİ 29- 30-31-32)

Hani cinden bir grubu, Kurân`ı işitip dinlesinler diye sana yöneltmiştik… O`na hazır olduklarında, dediler ki: “Susun!”… Hüküm yerine gelince de uyarıcılar olarak toplumlarına döndüler!

Dediler ki: “Ey halkımız… Biz, Musa’dan sonra inzâl edilmiş, öncekileri tasdikleyen, Hak’ka ve sırat-ı müstakıym’e yönlendiren bir Bilgi işitip dinledik.”

“Ey kavmimiz… Allah davetçisine (DAÎALLAH-Cinler O’nu daiallah olarak görüp değerlendirmiştir Rasulullah olarak değil, vahdet sırrına vakıf yaratılmadıkları için. A.H.) icabet edin ve O’na iman edin ki, bazı günahlarınızı bağışlasın; sizi feci bir azaptan korusun.”

Kim Allah davetçisine (DAÎYALLAH) icabet etmezse, (Onu) arzda âciz bırakamaz! O’nun dûnunda onun dostları da olmaz… İşte onlar apaçık bir sapma içindedirler. 

***
Cin taifesinin Kur’an’a yaklaşımını gördünüz! Temel kıyaslarını ve perdelerini birlikte özetleyelim.

1-    Musa’dan sonra inzal edilmiş!
2-    Öncekileri tasdikleyen!
3-    Allah Davetçisi!
Kur’an; Hz Muhammed Mustafa’(sav) dan açığa çıktığı halde dinleyenler; alışık oldukları eski bilgi formu ile değerlendiriyor ve Musa’yı öne alarak, ondan sonra inzal edilmiş diyorlar. Apaçık, eskiye kıyasla öğrenme ve değerlendirme perdesi devreye giriyor.

İkinci olarak, sadece kendi bilgileri olan Musevi veritabanına kıyas yapmakla yetinmeyip koca bir zincir ve silsile algısı içinde “Öncekileri tasdikleyen” olduğuna vurgu yapmakla, yeni bilgi olarak değil, zaten açığa çıkmakta olan tarihsel bir formun devamı diye görüyorlar ki; bu başlı başına AN algısından gerilere ve uzaklara düşmektir.

Üçüncü olarak ise bilginin açığa çıktığı mahale bakış açıları çok ilginç. Kur’an’ın başka hiçbir yerinde ALLAH DAVETÇİSİ=DAİALLAH ifadesi geçmezken, cinlerin Kur’an’ı değerlendirmesinde bu ifade öne çıkıyor. Üstelik Hz Muhammed Mustafa’ya “Nebi” yada “Rasül” dışında hitap edilmemişken ilk kez “DAVETÇİ” kavramı ile karşılaşıyoruz. Davetçi kavramının neye, nasıl perde çektiğini az sonra konuşalım.

Evet Dostlar!
Ortada yeni bir bilgi var; Kur’an.
Ortada yeni bir bilgi kaynağı var; Hz. Muhammed Mustafa!…
Ve yaklaşıma bakınız!…

Kafa, yeni bilgiyi yepyeni bakış açısı ile değerlendirmeye mi odaklanmış, yoksa eski kalıplarla mı okumaya çalışıyor? Bilinç, gelene göre kendini dönüştürme gayretinde mi, yoksa geleni kendine benzeterek eritme çabasında mı?..

“Musa’dan sonra inzal”, ifadesi ile gelen bilgi eskiye uydurularak algılanıyor! Karşılarında duran Muhammedden okumak yerine, tarihlerinde kalan Musa bilinciyle okuma kolaycılığına girişiyorlar.

“Öncekileri tastikleyen” demekle; sadece kendi veritabanına değil, koca bir geçmiş tüneline yeni idrak mahkûm ediliyor.

Ve en önemlisi de bilginin açığa çıktığı mahalli KARŞIDA- AYRI VE GAYRI GÖRMEK. Öyle ya, bir yerde DAVET kavramı varsa doğal olarak bir davet eden, bir de davet edilenden oluşan İKİ YAPI vardır. Bu ne demektir? Anladınız. Şirkin dik âlâsı!… Şirk değerlendirmesi ile bilgiye yaklaşmak; ışık görmek şöyle dursun mevcut perdenin daha da kalınlaşması ve  körlüğünün artması demek!..
* * *
Olması gereken; Kur’an’ı öncekilere bağlamadan yeni bir bilgi olarak değerlendirmekti. Ve olması gereken, bilginin açığa çıktığı mahalli karşıda değil KENDİNDE görmek ve öylece
hitabı okumaktı.

Olmadı. Olamazdı da. Çünkü onlar cin taifesi idi ve Cinni boyut için Vahdet algısı da Kader sırrı da kapalı konulardı.

“Eh, olay cinleri anlatıyor canım, bize bir şey demiyor”, diyerek herhalde konudan kaçmayacağız değil mi?…

Aklınızı başınıza alın!…

Anlatılan; cin taifesi sembolü ile hepimizde mevcut CİNNÎ BOYUTUN- BEDENSEL ALGININ- TERKİPSEL BİLİNCİN OKUMA TARZI.

Anlatılan; Kur’an ayetleri sembolü ile YENİ BİLGİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ biçimi!..

Anlatılan; Hz. Muhammed (sav) şahsında “ALLAH RASÜLLERİ”NİN DEĞERLENDİRİLMESİ. Yani her çağda ortaya çıkıp insanlığa idrak dönüşümleri yaşatan YENİLEYİCİLERİN NASIL DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ!….

Anlatılan; “Davetçi” kilidi ile VAHDET SIRRINA KAPANMA perdesi.

Evet;
Derin tefekkürü size bırakıp konuyu bu şekilde bağlarken sormak istiyorum:
İLİM ADINA, HAKİKAT ADINA, TASAVVUF ADINA GELEN YENİ VERİLERİ DEĞERLENDİRİRKEN CİNNİ BOYUTTAN ÇIKABİLİYOR MUYUZ?…

Kıyastan kurtulmanın çaresi mi?… Ayetlerde onlar da var aslında. Tersine bir okuma ile iş çözülüyor. Cinlerin yaptığının tersini yaparsak kurtuluyoruz. Yeni bilgi karşısında duruşumuzu belirlemek üzere o üç maddeyi tam tersi ile okuyalım şimdi:

1-    Mevcut veritabanının devamı gibi ona eklenerek değerlendirilecek bilgi değil bu!
2-    Öncekileri doğrulasa da onlara benzemiyor, pek çok yeni veri içeriyor.
3-    Bilgi mahalli dışarıda bir “davetçi” değil, “rasül” yani içeride, özde, en az bizim kadar biz olarak içimizden sesleniyor!!!
Biraz zor görünse de alışılmış kavramları dürüp büküp çöpe atarak yeni kavram ve kelimelerle düşünmek; kıyas ve copy-paste handikabından kurtulmanın ilk adımı.

Ve en önemlisi, “Bu bildiğimize benziyor” demek yerine; “BU BAŞKA BİR ŞEY” uyanıklığı ile yaklaşmak, değerlendirmek ve yaşamak!…

Unutmayalım ki kıyas; İblis’i Şeytan ederken; seyre yargısız ve yorumsuz teslim olmak Adem’i Halife kılmıştır!…

Kur’an’ın KİTAP YÜKLÜ MERKEP vasıflamasına muhatap olmamak için, KİTAPLARI SUYA ATMAK mı lazım acaba?…

Atabilir miyiz?…