İnsanlar Bir Adım Öne!

İnsanlar Bir Adım Öne!

Mehmet Doğramacı

Mehmet Doğramacı

Askerliğini hava indirme tugayında yapmış bir dostum anlatmıştı. Kuleden paraşütle atlama eğitimleri tamamlandıktan sonra sıra uçaktan atlamaya gelince komutanları bölüğün karşısına geçerek şöyle seslenir:

- “İnsanlar” bir adım öne çıksın. “Hayvanlar” yerinde kalabilir!

Bölükten hiç kimse hayvan olmayı kendine yediremediği için kimseden çıt çıkmaz. Herkes yerinde donmuş vaziyette beklemektedir. Hitap bir kez daha tekrarlanır ama bu defa bir cümle daha eklenir:
- …..Uçaktan atlayabilecekler öne çıksın, korkanlar yerinde kalabilir!…

Bölüğün üçte ikisi öne çıkar. Korkanlar yer hizmetlerine ayrılacaktır.
***

Benzer bir anıyı yakın akrabalarımdan yaşlı bir büyüğüm de şöyle nakletmişti:
- Okuma yazma bilmiyordum askere gittiğimde. Orada erler arasında “Ali Okulu” tabir edilen bir kurs var. Komutan ilk gün karşımıza geçip seslendi:

- İnsanlar öne çıksın!

Hepimiz çıktık tereddütsüz. Sonra gürledi:

- İnsan dediysem; Okuma Yazma Bilenler dedim oğlum. Onlar öne çıksın!…

Geride kalakaldık beş on arkadaş.  Nasıl mahcup oldum, nasıl tere battım, anlatamam. Ali Okulunda fişleri su içer gibi ezberledim. Kısa sürede söktüm okuma- yazmayı.

Bu anılardan ikincisinde mevcut cehalet, eğitimle giderilebilen gayet doğal bir insani eksiklik. Hemen hemen herkesin başarabileceği bir şey.

Birincisinde işaret edileni yaşama geçirmek içinse bilginin hatta belli bir eğitim sürecinin dahi yetmediği oldukça aşikâr. Kule eğitimini korkusuzca tamamlayanlardan pek çoğunun iş gerçekle yüzleşmeye; uçaktan atlamaya gelince geri durmaları da bilginin ve eğitilmiş olmanın dahi bu sahaya yetmediğinin açık işareti.

Konumuz ne paraşütle atlama, ne de okuma- yazma Sevgili Dostlar. Ramazan-ı Şerifin bu ilk günlerinde ne demeye çalıştığımı sizler sezdiniz.

Uzun okuma süreçlerinden geçtik. Sizler ve bizler Tasavvuf adına İnsanın Gerçeği adına o kadar çok şey öğrendik, o kadar çok şey ezberledik ki; beyinlerimiz tozlu rafları tıka basa doldurulmuş kütüphanelere dönüştü…

Şimdi artık “Yaşam Vakti”! Şimdi artık “Çıplak Gerçekle Yüzleşme”, “Boşluğa (Evrensele) Açılma Vakti!..”

Bilgi tamam. Teçhizat tamam. Eksik ve engel ne peki?!…  Benliğin yegane tutamağı sahipliklerin dayanılmaz cazibesi ardına saklanarak işlevini yürüten korku. Diğer bir deyişle beynimizdeki “Şeytan (amigdala) Hakimiyeti”!

Nasıl mı aşarız?… Bu konuda ilim ukalalığı içinde “Şunları tefekkür et” “Şu esmaları çek” türünden zaten bildiğiniz şeyleri tekrarlayacak değilim. Çünkü dönem değişmiştir artık.

Acı ama korku; korkulanla yüzleşmeden aşılamıyor!.. Kaçtıkça peşinizden kovalıyor korku!..
Bir an evvel yüzleşmek, cesaretle içine girmek gerekiyor. Hatta onu yudum yudum içmek, lokma lokma hazmetmek, an be an hücrelerimize işleyen sızısını hissetmek, kısacası boşluğa (aslında evrensel akışa) kendimizi bırakmak gerekiyor.

Direnmek, korunmaya çalışmak, tedbirlere başvurmak işte bu noktada beklenen neticeyi vermek şöyle dursun, tam aksine korkunun -aslında hiç var olmayan- gücünü vehmî bir heyula ile gözümüzde alabildiğince büyütüyor.

Duamızı, yönelişlerimizi dahi çoğu zaman korktuklarımızı beslemek için kullanıyoruz, farkında mısınız?… Diğer bir deyişle; benlik dimdik ayakta kalsın, hiçbir sahipliğimize halel gelmesin, kalelerimiz yıkılmasın, diye dua ediyoruz, farkında mısınız?.. Hele bir yoklayın kendinizi!…

Oysa siz, hakikate taliptiniz hani?.. Oysa siz, kendi gerçeğinizi ayan- beyan görmek istemiştiniz hani?.. Örtülerinizden soyunmadan, sahiplikleriniz alınmadan, damarınıza basılmadan “Eh bir de hakikat bilgisi bulunsun çantada” diyerek gerçeğe ereceğinizi mi sandınız?… Öyle olmayacağını bakın ayet nasıl ifade ediyor:

HAKKA- 18) Yevmeizin tu`radune la tahfa minküm hafiyeh;
O süreçte, hiçbir gizliniz gizli kalmaksızın arz olunursunuz (apaçık ortada olursunuz)!

Bu ayetin işaret ettiği hakikati görebiliyor musunuz?.. Bela ve dehşet tarafı mı? Talip olduğunuz hakikatse şayet; içiniz dışınıza çıkacak ve siz tüm boyutları ile kendinizi tanıyacaksınız. Tabiri caizse karnınızda ne varsa dışarı kusulacak. Kusulacak ki ne olduğunuzu çok daha net görebilesiniz!…

Ayetin müjde tarafı ise; artık hastalıklı bir bünye ile gezmeyecek, kendinizden gafil yaşamayacak, neyin neye yaradığını, hangi fiil ve düşüncenin hangi süreçleri nasıl tetiklediğini en ince detayına kadar fark ederek gerekli mekanizmaları devreye koyacak zindelik, kudret ve cesareti bulacaksınız!..

Tüm bunları hakkıyla yaşamanın önündeki temel set, aşılmaz gibi görünen engel, geçilesi bent; Korku! Vermeye, kaybetmeye, yitirmeye dair, sahiplik kökenli ne kadar şey varsa işte onların korkusu.

Korkuyu cesaret ve kararlılıkla karşılayarak içselleştirebilirseniz bir gerçeği sevinçle göreceksiniz. O da korktuğunuzun, korkulduğu kadar olmadığı realitesi!.. Yenilmez, aşılmaz sandığınızın aslında ne kadar güçsüz ve basit olduğu!…

Bu fark ediş bir yandan sizde o vehmî hegemonyanın büyüsünü bozarken diğer yandan iç ve dış şartlara yaklaşımda bilgin ve tecrübenizin gereklerini uygulama kudreti verecek. İşte o an, tüm birikiminizin sahne sahne nasıl da işe yaradığını görecek, kolaylıkla geçitleri aştığınızı hayranlıkla seyredeceksiniz.


Neydi komut?…

- İnsanlar bir adım öne çıksın!…

Dönem o dönemdir Dostlar.
Evrensel Komut verilmiş, öne çıkma zamanı gelmiştir. Tabii korkuya prim vermezsek!

Ego, uzun soluklu süreçleri hiç sevmez. Acelecidir ego. Ne olacaksa çabucak olsun ister. Buhranlara dayanacak kuvveyi kendinde sabır- teslimiyet- tevekkül- ilim ve tefekkürle açamayanların isyan bataklıklarına çabucak atlaması da bu yüzden.

Neyin, niçin, hangi düşünce, fiil yada duasının eseri olduğunu fark edenlerse, dışarıdan bakanların pek de anlam veremeyeceği engin bir huzura açılacaklar.

Aşkın; düşük frekanstan yüksek frekansa; beşeriyetten insaniyete, isyandan teslimiyete çeken o muhteşem enerjisini kuşanarak; şöyle bir idrakle seyreder onlar korkulara tavan yaptıran, sahipliklere kurşun sıkan o ağır sahneleri:

Yollar Uzun Yollar İnce
Yol Kısalır Aşk Girince
Yat Kurban Ol, İsmail’ce
Bıçak Senden İncinmesin!

(A.Karakoç)

“ALLAH DE, ÖTESİNİ BIRAK” (En’am- 91) ayetinin hakikatini yaşamak da korku setini aşanların zevk edeceği hal olsa gerek.

Egosal Korkulardan Şuursal Huzura hicret edeceğimiz bir Ramazan-ı Şerif geçirmemiz dileğiyle hepinizi en kalbî muhabbetlerimle selamlıyorum…