Bir Besmeledir Aşk!

Bir Besmeledir Aşk!

Mehmet Doğramacı

Mehmet Doğramacı

İnsan; okunası kitaptır tıpkı evren gibi. Evren dediğin de kocaman bir insan zaten! İnsan-ı Kâmil demişler adına. Bak, onun adı da insan, gülüm!

Hayatı anlamaktan, kitabı okumaktan, sistemi yorumlamaktan bahsederler kendi iç evrenlerine derinleşenler. Kimi ilim yollu yaklaşır, kimi gönül yollu. Gönülden gönle uzanırsa güzergâh; menzil yakınlaşır gülüm. Uzaksa da, meşakkatli ise de, dert etmezsin, çile dedikleri, bela dedikleri nimetin gönle düşen kasırgalarını. Sen Rahmete, sen berekete odaklanmışındır. Bilirsin, her yağmur, her rahmet yıldırımlarla düşer toprağa. Nurlar şimşeklerle yağar kalp denen İlahi Otağa…

“Nedir aşk?” sorusuna verilen yüzlerce, binlerce cevap var. “Delilik” diyenden tut da “Kutsal Kâse” diyenlere varıncaya kadar, bu şarabı içenler hep farklı şeyler mırıldanır ona dair. Şarap dedim de aklıma geldi, kafa çekilen sofralara niçin “Çilingir Sofrası” derler bilir misin gülüm?!

Şarap, insanın kuytu mahzenlerinde saklı hazinelerin kilitlerini açar bir bir… Onun için çilingirin âlâsıdır şarap. Aşk da şarap demişler ya. İçmeden sarhoş olanların şarabı aşk. Gönül kadehinden, yâr elinden sunulan Kevser; aşk.

Her gönülde Hakkın türlü türlü hazinesi olduğundan olsa gerek; çilingir kilitleri açınca, her yürekten bir başka seslenir aşk. Onun için her aşığın aşkı; kendine özeldir!.. Ferhat ile Şirin’inki Mecnun ile Leyla’nınkine, Mevlana’nınki Yunus’a zerre kadar benzemez, bilesin! Şarap aynı şaraptır oysa. Kadeh farklıdır, gönül farklıdır, mahzen farklıdır!

Benim aşkım mı?.. Ben, nasıl yaşar, nasıl hissederim onu mu soruyorsun?..
Hani iddiam var ya benim. Her şeyin kitabını yazma iddiam.
Sen iyi bilirsin gülüm, “Aşkın kitabını da yazacağım bir gün” dediğimi.

Gerçi şair “aşk kağıda yazılmıyor Mihriban”, demiş ama ben ona da kafa tuttum gülüm. Neden mi?!..

Yar deyince kalem elden düşüyor,
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor.
Lamba da titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban 

LAMBADA TİTREYEN ALEV ÜŞÜR mü gülüm?.. Ateş üşür mü?.. Akıl alır mı bunu?… Bunu ancak âşıklar bildiği için, lambada titreyen alevin neden – nasıl üşüdüğünü çözdüğüm, iliklerime kadar titrediğim, hücrelerime kadar yandığım için aşkı yazmada iddialıyım gülüm… Hoş gör, sen yine “Egon kabardı” diyeceksin ama sevenin egosu da sevimli be ruhum!

Benim aşktan ne anladığıma gelelim mi?..

Bilirsin ben, her halime tasavvufi – İslami kılıflar bulmada oldukça mahirimdir! Umarsız, hesapsız, uçarı baktığım için hayata, gözüm hiç aşağılarda olmaz da, Muhammed Mustafa’nın hayatıyla yorumlamaya çalışırım kendi yaşam çizgimi. Neyse, ağzım açıldı mı, kalem elime geçti mi zapt edemiyorum kendimi, bağışla. Haddi aştım galiba. Efendimizin yoluna kurban olurum!

Benim gözümden aşk öyle mi?..

Kabe’yi tavaf ederken çözdüm bunu. “Zevkten Dört Köşe” adını verdiğim Beytullah seyrim vardı ya hani, orada çözdüm de, Hızır misali yanıma aldığım zatın dilinden söylettim sırları…

İş gerçeğe binince biraz korkak mıyım ne?.. Bazı sırları hep başkalarına söylettim gülüm. “Sen söyleme, belan bitmez yoksa” dediler. Hallac, Nesimi, Pir Sultan sırrı haykırdıkları için kelle vermişler diye başkalarından haykırdım sinemde yumak yumak düğümlenenleri.

Hepimiz, bir yönümüzü sezerek hayata adım atarız gülüm. Hayat öyle başlar. Buna kimi burç kaydı dedi, kimi beş duyu, kimi rububiyet boyutu. Bilirsin, kavram edebiyatını da pek sevmediğim için, yaşadıklarımı kavram kelepçeleri içinde takdim etmekten de sıkılırım ben. Ama ne çare ki gönül mahkûm kelimelere.

Ne diyorduk? Bir yönümüzle doğarız ve yaşarız hayatı… Ben ona RAHMAN diyorum. Besmelenin, Allah’a uzanan seyrin ilk esması Rahman… Yağmurun toprağa ilk inişindeki Rahmet gibi, Rahman… Kimimiz akılcı, kimimiz duygusal, kimimiz egoist, kimimiz sevecen, kimimiz köylü, kimimiz kentli başlarız hayata Rahman seyrimizle…

Yığınlarca insan, başladığı gibi bitirir hayatı. Doğduğu gibi girer mezara. Bizim köyde “çay sıra gelip yol sıra gidenler” dedikleridir onlar… Milyonlarca insan, öyle geçer dünyadan…

Yağmur, toprağa düşmüşse bereket oluşur… Yağmur, toprağın rahminde bulur hakikatini… Ve yağmur kâh çağlayan bir ırmak, kâh yeşeren bir ağaç, kâh açılan bir leylak olarak seyreder toprağın saran sarmalayan anaç bağrında kendini…

Kendini seyretmek isteyen, Rahman yanından sonra Rahim yanını da görmelidir gülüm. Kendinden “kendi”ne geçmek isteyen; Rahim aynasını bulmalıdır gülüm…

“Nasılsa Rahim de bende, kendi kendimde göremez miyim?”, diye soracaksın değil mi?..
“Allah’ın alemlerde tasarrufu sadece, ama sadece alem suretleri ile” ise, kendi başına göremezsin gülüm…Suretlerde seyreder insan kendinde göremediği asıl kendini!.. ne diyordu  Ehli; “Kendinde bulamadığını bulduğun yere kapılmandır Aşk.” Karşıda, aynada, bir diğer surette diye karşına gelen de sensin, kendinin ta kendisisin gülüm! Sadece o güne değin göremediğin, o güne değin açamadığın boyutundur maşuk diye gelen. Gelen, kendin olduğu içindir onu ölesiye sevmen!

Aynaya baktığında önünü görürsün. Çok boyutlu aynalara girsen, belki diğer bir iki yanını görürsün. Ya kalbini nasıl göreceksin gülüm?.. Gönlünü, nasıl göreceksin?.. Kalbini çıkarıp önüne koyabilir misin?.. Gönlüne aynada bakabilir misin?..

“Biz her şeyi çifter çifter yarattık” buyurmuş ya, çiftlik kurmak için dememiş be gülüüüüm… Allah rençper mi ki çiftlik kursun? Hoş, yığınlarca insan çiftlikte yaşar gibi yaşayacak hoş, pek çoğu çiftleşmek sanacak birliği ama olsun. Onun işine akıl erer mi ki?.. Oralarda da öyle seyretmeyi sevmiş işte…

“Aşk, kalbinin yerinden sökülüp bir diğer insan suretinde eline verilmesidir” gülüm. “Aşk, gönlünün karşına dikilip işte buradayım”, demesidir. Aşk; yağmurun filizlenmek üzere toprağa düşmesidir!

İşte o zaman Rahman Rahime düşer Allah olarak açığa çıkmak için!!!!
Neler diyorum bak! Rahman Rahime düşer Allah Olmak için!

Besmele; Rahman ve Rahimle okunur değil mi?.. İnsan, insanda okur kendini gülüm. Ama hangi insanda?!

Kalbinin yerinden sökülüp, karşına dikilen el tarafından eline verilmesi dedim hani! Kalbin sökülecek! Kayıtların silinecek! Değerlerin çekilecek içinden! Ve Rahmet nasıl yıldırımlarla inerse arza, semandan arzına doğru ışıltılı şimşeklerle yıldırımlar düşecek gülüm…

Biraz üşüyecek, biraz korkacak, biraz kaygılanacaksın belki! Hatta ürkeceksin… “Bana da ne oluyor böyle?” diyeceksin Kur’an tabiri ile… Semandan yıldırımlar düşerken, arzında depremler sarsacak, seller akacak senelerdir kupkuru vadilerine gönül dünyanın…

“Ben, elden gidiyorum” diye sızlandığında gerçekten benliğinin elden gidişini seyredeceksin. CÜNÛN dedikleri bu ilk aşamada sabrı, uzleti, yalnızlığı ve hüznü kuşanacak, içine yağan sağanağı dışında süzgün gözyaşları olarak bulacaksın an be an…

Sonra dinecek fırtına… Rahim yanın doyacak Rahmete… Rahman diye başladın ya hayata, Rahim’in şefkatini, sevgisini, sıcaklığını duya duya Rahmanı yoğuracaksın gönlünde…

Aşkın ikinci aşaması SÜKÛN başlayacak aşka hamile kaldığında… Benlik pes edip yerle bir olduğunda, “İnsan ne cahil, ne aceleci, ne zalimdir” hitabını özünde duyduğunda, ateşe vereceksin benliği…

Endülüs, gemileri yakanlarınmış gülüm… Firavunları boğan denizi aşkla geçerken geriye, eskiye bakmamak üzere yakacaksın gemileri… Ve karşı sahillerde özüm, aynam, ruhum dediğin surette bir medeniyet, bir yeniden inşa, bir yeniden diriliş bekleyecek seni…

Aşkı, gönlünde sabırla taşıdığında Meryem’in İsa’sını doğurması gibi nice yeni kudretler, idrakler, yaşamlar doğacak senden… Çok sıkıntı çektin, çok kınandın, çok aşağılandın değil mi uzun süreçlerde? Meryem de kınandı hatırla! Rasüller, Nebiler, Veliler de kınandılar! İsa’n doğduğunda FÜNUN safhasına geçeceksin aşkın…

Artık ne kınanma, ne aşağılanma, ne sıkıntı ne buhran yok sana!.. Konuşmana bile gerek yok! Bırak sorgulayan münafık yanlarına İsa’n cevap versin… Bırak, susayan yanlarına Zekeriya sunsun ab-ı hayatı!.. Ve bırak Yahya yıkasın, arındırsın erişemediğin, belki de ilk planda göremediğin kalan son çöp kırıntılarını, kir kalıntılarını.

Daha ne diyeyim gülüm?
Aşk, Rahmanın Rahime geçişiyle yaşanan Besmeledir!…

Bunu ne kitap okuyanlar bilir, ne filozoflar! Bunu senle ben biliriz gülüm…

Senle ben diye görseler de dışarıdan bunu sende ben, bende sen olarak “O” bilir gülüm…
Rahime düşen Rahman olarak Allah bilir!…

Hayat okumaksa eğer, Besmele çekebilenler, okumanın asıl ruhuna giriş yapabilenler sadece âşıklardır gülüm…

Kitabını satırdan değil sadırdan okuyanlardır Besmelenin hakikatine varanlar…
Kur’anını maşuk sîmâsında okuyanlardır onlar…Tıpkı Yunus misali…

Benim gibi köylü Yunus var ya, o işte… Bak, o nasıl okumuş sırrı kitabın taaa orta yerinden:

Helal kıldı maşuka, Âşık kendi kanını.
Maşuk nakşından okur, Aşk eri Kur’an’ını.

Dileyene Aşk nasip olsun en hasından! Korkmadan âmin diyebilir misin?

Mehmet DOĞRAMACI

dogramacimehmet@gmail.com