Algılanabilir ve de Yaşanabilir Gerçek; Din

Algılanabilir ve de Yaşanabilir Gerçek; Din

 Öncelikle şu hususu kavrayamazsanız,  Dini anlamada hayâl dünyasında dolaşıp, gerçeklerden uzak yaşamaktan kurtulamazsınız. Nedir o? Din kapsamında kullanılan kavramlar yaşamın çeşitli boyutlarında kendi boyutlarına göre algılanabilir somut gerçeklikleri tanımlamak içindir.

“Her yağmur damlası iki melek tarafından yeryüzüne indirilir” anlamındaki hadisi düşünün. İster su damlasını oluşturan 2 kuvvet (H2O) de. İstersen de melek(melk/kuvve) anlamında yerine, nurdan kanatlı görünmez varlık tahayyül et. Zebani vs. kavramlar, varlıktaki somut gerçektir.

İnsan beyni, her bilgiyi/data, “El Musavvir” ismi özelliğinden dolayı hayali görüntüye çevirir ve farkındalık alanında öylece açığa çıkarır. Bu yüzdendir ki, insanoğlu bilgi/data evreninde, her an  hayalî suretler dünyasında yaşar. Gerçekte yalnızca ilim vardır, bilgi/data dönüşümü

Resulullahın bildirdiği her şeyin mutlak gerçekliği vardır. Ya söz ettiği tanımlama ile neye işaret ettiğini anla; ya da söylediğine iman et! İş böyle olunca VORTEX konusunu daha derin ve kapsamlı sorgulamak ve düşünmek gereği ortaya çıkar düşünebilen beyinlerce. Geride neler var?

(Ahmed Hulusi)

Ehlinin mesajlarını okuduğumda üzerinde tahmin ve tefekkürlerim bulunan bir konunun daha apaçık ortaya serilmesinden dolayı yaşadığım sevinci ifadede satırlar aciz kalır. Ana işaret levhaları bu mesajlarla belirlenen konu hakkındaki fikirlerimi açıklamayı, böylece tefekkür okyanusunda seyreden ilim dostlarıma küçük de olsa bir fener yakmayı kulluk görevi addederek klavye tuşlarına dokunuyorum.

Dini anlamada gerek Müslüman, gerek Hıristiyan ve gerekse Museviler nezdinde asırlardır devam eden derin açmaz; hiç kuşkusuz dinin mesajlarını hayal dünyasını önceleyerek değerlendirmektir. Bu değerlendirmenin ana kodu; MADDE- MANA, SOMUT – SOYUT, OLAĞAN- OLAĞANÜSTÜ, NORMAL- HARİKULADE ayrımları ile varlığı, oluşları okumaya çalışmaktır ki; bilinçte şirkin başlayıp tortu bağladığı ve bir daha iflah olmadığı nokta da işte burasıdır! Din- Bilim ayrımı ile körüklenen bu şirkin kilit ve kirlerinden kurtulmaksa epey bir bilginin yanı sıra geleneğe karşı cesur bir başkaldırı ve derin bir sorgulama istiyor.

341266_Bio-02-02-Water-Molecule.png

Dini yaşama ve değerlendirmede hayal dünyasında dolaşan kadim bir din anlayışı; Tanrı (!) nın kendilerine vaat ettiği (!) topraklar için hak- hukuk tanımadan kan dökmekle gelecek nesilleri için seriül hisab ve zül intikam butonlarına basarak intihar hazırladıklarından gafil yaşarken; içerisinden büyük bilim adamları ve kâşifler çıkaran bir diğer kadim din anlayışı ise hayattan kopuk anlatımları yenilemeyi halen başaramamıştır. Müslümanların durumu ise Allah adı altında bir Tanrıya inandıklarından habersiz, son dinin mensubu oldukları için Tanrılarından torpilli (!) ve korumalı (!) oldukları yanılgısı ile sürüp gitmektedir, Allah isminin gerçek işaretine kafa yormadıkları için.

Hayal Dünyasında uçuk ve ayakları yere basmayan din anlayışlarına karşı Ehlinin bize göstermeye çalıştığı nedir öyleyse?

Kendinizi şöyle bir yoklarsanız, dini ve hayatı değerlendirmede hep bir yanımızın gizem, mucize, keramet, harikuladelik, arka plan sırları, gelecekten haber alma beklentisi içinde olduğunu fark ederseniz. Bu mesajlar önce bu balonumuzu patlatıyor!

Küçükten beri zihnimizde yer etmiş ama hayalde kalmış bir bilgi var malumunuz; “Her yağmur damlasını iki melek indirir!” Yağmur yağarken milyonlarca damlayı kulplarından tutup yere indiren kanatlı melekleri az hayal etmemişimdir hani. Ehli, bu bilginin hayali yapıların bir görevini değil, bizzat suyun oluşumunu ifade ettiğine dikkat çekerek, iki melek tabirinin 2 Hidrojen olduğuna dikkat çekiyor. Bu, aynı zamanda diğer konularda da düşüncemizi gerçekliği olmayan hayali varsayımlarla kilitlememenin anahtarı aslında. Burayı lütfen gözden kaçırmayınız. Bize harika bir maymuncuk veriliyor bu tespitle.

Öyleyse başta melek ve cin olmak üzere zebani, huri, ğılman, vildan, şeytan vb buğulu hayal sisinden bir türlü arındıramadığımız, gün ışığına çıkaramadığımız kavramları dahi algılanabilir ve yaşanabilir bir din gerçeği çerçevesinde yeniden düşünmek, sorgulamak ve gerçekliğimiz içinde yerini tespit etmek gerekiyor.

 

Dışarıda taşlanası bir şeytan olmadığını anlamak; şeytan diye işaret edilenin; ego- zihinsel vesvese, vehim- ben düşüncesine bağlı tutkular demeti vb olduğunu görmek artık zor değil. Zebanileri; uzak gelecekte cehennemde görülecek yaratıklar olarak değil; ellerimizle ürettiğimiz nefret ve dışlamalar sonucunda karşımızda bulduğumuz yakıcı olay ve kişiler olarak da değerlendirmek mecburiyetindeyiz. Yine zebanilerin; bizi yanış alanına çeken yatay vorteksler olduğunu neden düşünemeyelim ki?!…

Beyin, yapısı ve takdiri gereği her bilgiyi El- Musavvir gereğince surete dökmek zorundadır. Böyle olmasa hiçbir bilgi beş duyu dünyamıza inemez ve algılanabilir hale gelemezdi. Ne var ki beş duyunun dahi bir kesitsel bir algı ve mutlak gerçeklik önünde bir blokaj olduğunu hatırdan çıkarmayanlar, hiçbir bilgiyi tanımla kısıtlamamak gerektiğini de göreceklerdir. Öyle ya, madde- mana, soyut- somut, olağan- olağanüstü şeklindeki sanal ayrımları kuantum bilimin doneleri hızla ortadan kadırıp Teklik Gerçeği sadece din ve tasavvuf tarafından değil modern bilimce de kabul edilirken “Su Molekülü” örneğindeki gibi dinin işaretlerini madde- mana, din- bilim ayrımına düşmeden değerlendirmek ve hayata indirmek kaçınılmaz olmaktadır.

            “Din kapsamında kullanılan kavramlar yaşamın çeşitli boyutlarında kendi boyutlarına göre algılanabilir somut gerçeklikleri tanımlamak için” ise bu saatten sonra “Bundan ötesine akıl sır ermez gardaş”, “Bu bizim anlamayacağımız bir durum”, “Burada derin sırlar var, ehli bilir” türünden yaldızlı sözler de çöpe gitmektedir otomatik olarak! Din, sadece belli bir boyuta hitap etseydi, bazı bilgileri süsleyip ehli bilir, derin zatlar anlar cümleleri ile yaldızlı mecazlar kullanmanız hoş görülebilirdi. Ne var ki dinin tanımları yaşamın her boyutuna, her algısına hitap ediyorsa bu tez de kökten çökmüş demektir.

Bugün hala yaşamdaki gerçekliği, karşılığı ifade edilmeksizin esma-sıfat-zat veya ahadiyet- rububiyet- uluhiyet kavramları ile konuşarak büyük tasavvuf akımına mensup oldukları izlenimini veren ve bu sayede saklı bir kibir içinde olduklarından habersiz yaşayanların mecaz sakızları ile oyalanıp oyalanmadıklarını yeniden sorgulama ve kendilerini check etme vakti gelmemiş midir? Bizce o vakit çoktan gelip geçiyor ve tren kaçmak üzere…

            “Resulullahın bildirdiği her şeyin mutlak gerçekliği var” ise bu derin mana, bu ağır mecaz veya bu müteşabih diyerek anlamaktan kaçınılacak hiçbir din hükmü yoktur!.. Dini anlamamak veya bazı anlamları -sözde- ulvi mana yüceliklerinde (!) bırakmanın artık hiçbir bahanesi de mazereti de kalmamıştır! Resulullah mesajını ötelemek ve sırlamak da geçerli bir metot değildir artık.

Şimdilerde gündemimize düşen vorteks, yatay ve dikey enerji etki- çekim alanları konusunu bu işaret edilenler doğrultusunda yeniden, kavramsal ikilik ve örtüleri aralayarak sorgulamak gerekiyor.

Önümüzde iki yol vardır; ya anlamaya çalışmaksızın saf ve katışıksız bir iman ya da bilimsel ve çağdaş gelişmelerin verilerini de kullanarak Resulullah işaretlerindeki tanımları kavramaya çalışmak. Bana kalırsa, bilimin bu derece Risalet Gerçeğini ifşa ettiği, beş duyu boyutuna indirdiği bir süreçte, kurtuluş için iman da yeterli olmayabilir. Neden mi? Bizler iman etmek derken dahi Dini Hayal Dünyasında algılamaya kapı açtığımızı unutuyor, buna iman kılıfı geçiriyoruz. Yoksa bilgiye dayansın veya dayanmasın samimi iman mutlaka sahibini gerçeğin iklimine taşıyacaktır. Bize düşen bu imana paralel bir yürüyüşle tefekkür yolculuğumuzu devam ettirmektir.

Selam olsun gerçeğin azimli yolcularına.

 

Mehmet Doğramacı
26.05.2014