Beyin Ayetini Gördünüz mü? -II-

Beyin Ayetini Gördünüz mü? -II-

Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirahim:

Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* elHayy’ül Kayyûm

Allâh ki, kendisinden başka ilah, tanrı yoktur sadece HÛdur! Hayy ve Kayyumdur.

BEYİN Kİ; İNSANIN ÂLEMİNDE KENDİSİNDEN BAŞKA YÖNELİŞ VE AÇIĞA ÇIKIŞ KAYNAĞI OLMAYANDIR; HU’DUR. O (BEYİN) HAYYDİR, KAYYUMDUR.

Allah’ın esmasıyla birimlerin özünde var oluşuna HU esmasının karşılık geldiğini belirtmiştik. Ayetin bu ilk bölümünde Allah’ın tanrı olmadığı, Hu oluşu vurgulandıktan sonra Hayy ve Kayyum esmaları zikredilmiş.

Allah tasarrufunun beyinden açığa çıkmakta oluşu sebebiyle biz bu ayeti; BEYİN Kİ; İNSANIN ÂLEMİNDE KENDİSİNDEN BAŞKA YÖNELİŞ VE AÇIĞA ÇIKIŞ KAYNAĞI OLMAYAN HU’DUR. O (BEYİN) HAYYDİR, KAYYUMDUR diye okuduk.

HU; birimlerin özündeki Allah’ın timsali ise Hu sıfatının karşılığı olanın da tıpkı Allah sıfatlarında olduğu gibi Samed- Ahad gereğince Benzersizlik ve Kendi Kendinelik halini yaşayan olması doğal ve zorunlu bir sonuçtur. Şu halde beynin; insandaki varlığının Hu Samed gereği dışa muhtaç olmayan, Ahad gereği kendi kendinelik halini ihtiyaç ve acziyete yer bırakmayacak biçimde yaşayan olduğu sonucuna eriyoruz.

İLAH kavramı; kendisine yönelenlerin biricik Rabbi, yegâne hayat ve enerji kaynağı oluşu işaret eder. İlah deyince dışarıda- ötede bir tanrı düşünen beşer zihninin bu yanılsamasını yıkmak için ayet ilah olmama vurgusundan hemen sonra Hu’yu getirmiştir. Bu da hayat kaynağının, yöneliş mahallinin, rızık verenin, besleyenin dışarıda veya ötede değil bizzat içeride, özde, kendinde mevcudiyetini gösterir.

Hücrelerden organlara, eklemlerden damarlara, kan akışından doku sıralanışına, nefesten iskelete kadar bedenin mikro- makro planda tüm işleyişi beyne bağlıdır, beyin iledir! Beyin yoksa insanın ne bedenî varlığından ne de ruhsal kimliğinden söz edilebilir. Düşünün, kolu kesilen yaşayabilir, bacağı kopan yaşayabilir, bir organı rahatsızlanan da yaşayabilir. Ama insan tek bir durumda yaşayamaz; kafası kesilirse! Kafa kopmuşsa beynin bedenle bağı kesileceğinden, enerji akışı ve yaşam durur!  Sanıyorum, beynin bedene ve bilince nispetle biricik hayat ve enerji kaynağı olduğu böylelikle zihnimizde berraklaşmış oldu. Bu bapta Ehil bir zatın şu sözü de oldukça anlamlı: “Şayet Resulullah’ın etrafında onu anlayacak yüksek bilinç sahipleri olsa, çağdaş gelişim de şimdilerdeki gibi olsaydı, Resulullah Rab kavramını kullanmaz, onun yerine doğrudan Beyin der idi. Toplumsal bilinç hazır olmadığı için Rab kavramını kullanmıştır!”

ENTEGRE TESİS

“Beynin Samediyeti nedir, nasıl anlaşılmalıdır?” sorusunu biraz açmak gerektiğinin farkındayım. Samed esması som, bölünme olmaksızın tekil anlamlarına gelir. Öteden beri yapılan açıklamaların ekserisinde ise bunun bir ihtiyaçsızlık hali olduğu zikredilmiştir. Biz Samed ve Hu manalarının ikisini de bir noktada yoğurarak daha canlı ve anlaşılır bir kelime ile konuya yaklaşacağız. Bunu da en güzel ENTEGRE kavramı açıklar. Bazı tesis ve fabrikalarda gördüğümüz bu ifade o işletmenin dışarıdan malzeme alımı ile değil, her şeyini kendi içinde dönüşümlerle, kendi imkânları ile sağlayan bir müessese oluşunun sanayi dilindeki karşılığıdır.

Evet dostlarım; Beyin Samediyet ve Hu mazharı olması nedeniyle entegre bir sistemdir ve böyle işler.  Dışarıdan hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi daraldığında, kaynakları tükendiğinde kendi kendine yeni mekanizmaları devreye sokarak hayatiyetini devam ettirecek donanıma da kudrete de sahiptir. Şimdi bunu bazı canlı misallerle açıklayalım.

Uzak Doğuda 70 yaşına geldiği halde senelerdir bir gram yemek yememiş, su içmemiş insan örnekleri okuduk değil mi? http://www.haberturk.com/yasam/haber/511405-70-yildir-hic-yemeyen-ve-icmeyen-adam

Resulullah (sav) e gelerek ara vermeden yoğun oruç tutmaktan zayıf düşenlerin hallerini arz ettiklerini, Allah Resulünün de onlara “Ben, sizin gibi değilim. Çünkü ben Rabbim tarafından doyurulurum ve su içirilirim” buyurduğunu biliyoruz. Resulullah da nihayetinde beyin taşıyan bir insan ise “Beni Rabbim doyurur- içirir” ile hangi beyin mekanizmasına işaret etmek istemiştir acaba?

Bu iki misalde yaşanan nedir?

Kanaatimizce burada beynin alışılmış algılara ve vücut sinyallerine dayalı sisteminin dışında farklı devrelerinin olduğu ve istenirse bunların da işleve alınabileceği gösterilmektedir. Şöyle ki; karnınız acıkır mideden beyne sinyal gider, açlık hisseder, yemeniz içmeniz gerektiğine ikna olur ve bunları yaparsınız. Acıkan ve susayan beyin değil, midedir. Şimdi şöyle düşünün, beynini iyi kullanan bir insan, midesinden gelen sinyalleri bilerek ve isteyerek kesse veya o sinyallerin karşılığını bedene yeme içme değil de başka faaliyetler olarak verse acaba durum ne olur? Kanaatimizce insanda böylesi bir kudret vardır. Yeme ihtiyacını oluşturan ve bağırsak beyinden gelen sinyalleri keserek “Ey midem seni anlıyorum ama ben seni yemekle değil, okuma ile sohbet ile tefekkür ile doyuracağım” kodunu beyne verdiğinizde, onun itiraz edeceğini zannetmiyorum. Çünkü siz, sizde hükmünü dileyene entegresiniz ve yeni hükümlerle bu akışı yönlendirme gücüne sahipsiniz. İşte Hintli adamın 70 sene aç- susuz yaşaması da beyne verilmiş buna benzer bir kodla mümkün olmuştur diye düşünüyorum.

Resulullah (sav) ise gelmiş geçmiş ve gelecek insanlık alemi içinde beynini tam kapasite ile ve bütünüyle kullanan tek örnek olduğundan yeme- içme boyutunun emrine girmeksizin üst bir kodlama ile bunu yapıyor olsa gerektir. Bunu bizim âlemimize de “Beni Rabbim doyurur içirir” diye ifade etmiştir. Rabbi, öteden yemek- su yollayan bir yapı değil ise bizzat kullanıp yönlendirebildiği, kendi içinde farklı mekanizmalarını devreye alıp çalıştırabildiği beyninden başkası olabilir mi?…

İBADET; BEYİN AÇMA ÇALIŞMASI

Sadece yeme- içme noktasında değil, dua gibi düşünsel talepler konusunda da beyin dışarıya muhtaç değildir. Çünkü o bütünüyle bir esma havuzudur. Bilimsel gelişmelere paralel tasavvufi değerlendirmeler neticesinde gelinen noktada Kur’an’ın KEVSER HAVUZU dediğinin de neredeyse % 80 i su olan beyin olduğu çok açıktır. “Biz sana kevseri verdik” buyrulurken insana verilenin ahrette, uzak gelecekte görülecek olan bir su havuzundan öte sonsuz- sınırsıza açık beyin kapasitesi olduğunu lütfen ama lütfen görelim artık!

Bu kapasiteyi uygun çalışmalarla kullanabilen insan için hayallerini, ideallerini, dualarını hayata geçirmek olağanüstü bir durum değil, gayet sıradan  bir beyin çalışmasıdır. Dinde ibadet adı verilen çalışmaların tamamı da bir anlamda ölmeden evvel beyin kapasitelerini çalıştırır ve kullanır hale gelmemiz içindir. Yoksa sizin namazınızla, sizin orucunuzla, sizin nafilelerinizle memnun olacak bir tanrı yoktur bir yerlerde! Sizin ibadetinizi gözleyerek sizi cennete veya cehenneme atacak biri de yoktur! Ya niçindir bunlar? Hem dünyada hem dünya sonrasında cennet denen huzur ve kendisiyle barışıklık halini yaşamak içindir. Beyin kapasitesini açamayanın ve kullanamayanın hem dünyada hem ahrette hali dinde cehennem ateşi olarak ifade edilmiştir. Bunun da manası pişmanlıklar, keşkeler, kahırlar, ümitsizlikler ve doyumsuzluklar ile yanma yaşamaktan başka bir şey değildir.

HAYY ismi doğrultusunda bedene ve bedene bağlı bilince ve bunların ötesinde ahret bedenimiz demek olan ruha, hayatiyetini veren de beyindir. Biyoelektrik, biyomanyetik, biyoşimik tabir edilen 3 tip enerji üreten beyin, hem hücrelerin yaşam gıdası kimyasalları düzenlemekte, hem bedenin en ücra noktalarına uzanan sinir ağları ile çalışma sistemlerini komutlarla yönlendirmekte, hem de beden ve bilinçte oluşan neticeleri DNA kodlarımıza ve enerji beden olan ruha yüklemektedir.

KAYYUM ismi doğrultusunda ise her dem diri ve kudretli bir beden yapısı ile doğru düşünme yetilerimizi ayakta tutmakta, sürdürülebilir bir yaşam ortamı sağlamaktadır. Kaim, ikame gibi kelimelerle aynı kökten gelen Kayyum; kurulu bir düzeni çeşitli hiyerarşik yapılarla idare ederek ayakta tutmayı ifade eder.

Nasıl ki bir devletin idaresi tepede cumhurbaşkanından itibaren hükümet, bakanlar, illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar, köy ve mahallelerde muhtarlar şeklinde yürütülmekte ise beynin beden ve bilinç hükümranlığı da aynı biçimdedir. Bu manada her organ, her hücre kendi içinde de ayrıca beyin sahibidir. Her organ başlı başına bir ülke gibi idare edilir. Tüm organların bileşimi ise vücudumuzu, kimliğimizi oluşturur. Bu manada bedenimiz Birleşik Devletlerden oluşan tepe noktada hepsi de Başkana bağlı olan bir büyük süper güç gibidir.

Yeri gelmişken halen devam edilen ve bizce beyni anlamamızda önümüzü kesen bir yanlışa da değinmeden geçemeyelim. Dikkat ederseniz tüm dünyada yapılan beyin çizimlerinde kafanın içindeki organ gösterilir ve beyin sapı denen yerde kesilerek beynin bu olduğu gösterilir. Bu çizim eksiktir dostlarım. (Resim 1)

 

beyin1

Doğru çizim beynin baştan kuyruk sokumuna kadar uzanan kuyruklu halidir. Çünkü omurilik beyinden bağımsız bir organ değildir. (Resim 2)

omurilik2

Ayetin birinci kısmını özetlersek;

-       Hu gereği her beyin kendine özel, benzersiz bir potansiyel taşır.

-       Samed ve Ahad gereği her beyin kendi kendini yaşatacak ve yaşamını sürdürülebilir biçimde koruyarak devam ettirecek entegre bir sisteme sahiptir.

-       Hayy ve Kayyum esmaları çerçevesinde bedensel, düşünsel ve ruhsal yapımızı beyin ayakta tutar. Bedeni sinir ağları ile düşünceyi oluşturduğu eterik beden ile ruhu da ürettiklerini ona yükleyerek ayakta tutar.

-       İbadetler; beyin kapasitesini açma ve kullanma çalışmalarıdır.

-       Kevser Havuzu bir esma havuzu olan ve yapısı da büyük ölçüde sıvı olan beyindir.

-       İnsan dilerse beyne gelen sinyalleri kesme, geri çevirme ve yönlendirme gücüne sahiptir.

-       Dua, uzaklarda bir tanrıdan değil, kişinin kendi beyin kapasitesinden ek kapasiteler açılması için yaptığı çalışmadır.

(Sürecek)