Beyin Ayetini Gördünüz mü? -IV-

LeHÛ mâ fiys Semâvâti ve mâ fiyl Ard

Semâlarda ve arzda ne varsa hepsi O’nundur.

BQDvUntCYAA6NoHSema, insanın soyuta, beş duyu ötesine, düşünsel, hayali alanlarına, halife gerçeğine ve ahirete yönelik boyutlarını; Arz, insanın bedeni, beşeri, beş duyuya dönük birimliliğini oluşturan benlik ve kimlik alanlarına yönelik boyutunu ifade eder. Dikkat edilirse Kur’an ve Resulullah (sav) lisanında sema kelimesi semavat biçiminde hep çoğul kullanılırken, arz kelimesi tekil geçer ve hiçbir zaman çoğulu kullanılmaz. Bunun sebebi esmanın açığa çıktığı alanın tek ve belli bir yer olması ama açığa çıkış biçimlerinin sonsuz- sınırsız olmasına işarettir. Olayı biraz dışarıdan okursak insanlığın yaşam alanı bir tek dünya iken, dünyanın içinde bulunduğu güneş sistemi ve galaksinin muhtelif bilinç ve yaşam katmanları ve boyutları içermesidir. Özetle, nasıl ki üzerine bina kuracağımız arsa tek ama bina katları duruma ve amaca göre çoklu olarak yükseliyorsa bedensel alanımız üzerinde yükselen bilinç boyutlarımız için de durum aynıdır.

Ayetel Kürsinin bu bölümü ne söylüyor?

Semalarda ve arzda ne varsa, ne açığa çıkıyor, ne hissediliyor, ne yaşanıyor ise hepsi de beyne aittir, beyin tarafından oluşturulmaktadır, beyince ortaya sürülmektedir!

Bu gerçeğin kabulü insana çok yüksek idrakler açacaktır. Yaşadıklarımız hususunda öteleme ve dışarı atma tavrının önünü kesen hakikat de budur. Kabul edeceğimiz o gerçeğin ne olduğuna anladığımız kadarıyla hafifçe dokunalım şimdi.

Sen düşünsel planda bir şeyler mi yaşadın? Dışarıdan birinin etkisi ile olmadı bu, yine kaynağı sende olarak senin dünyana girdi.

Sen bedensel planda bir şeyler mi yaşadın? Öteden biri senin bedenine, kimliğine yarar veya fayda sağlamadı, yine kaynağı ve tohumu sende olarak sen bunu yaşadın. Çünkü ayet bilinç boyutlarında da beden boyutunda da ne yaşadıysan beyindeki veritabanından kaynaklandığını, hepsinin kendinden kendine bir işleyişle vücut bulduğunu söylüyor.

O halde gerek soyut ve gerekse somut olarak yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin, gördüklerimizin ve düşündüklerimizin tamamı oluşmuş kimliğimizi ifade eden veritabanımızdan hareketle, onun mayası ile vücut bulmakta ve beynimiz tarafından algı alanımıza sokulmaktadır.

Misaller vermezsek olayın işleyişinin tam anlaşılmaması kaçınılmaz. Öyleyse hayattan misallerle bunu açalım. Bakalım bilinç katmanlarımızda sezdiklerimizi, düşündüklerimizi; beden ve kimlik alanımızda yaşadıklarımızı beynimiz nasıl yaratıyor ve onlara hükmediyormuş:secondbrain

1- İstanbul kalabalığında bunalmıştı. Bazen başını alıp dağlara çıkmak, bazen de ücra bir Anadolu kasabasında bir bağ evi alarak uzlete çekilmek dilerdi. Sık sık “Bana özel bir Hira mağaram olsa” der sonra da eklerdi “Koca şehirde Hira ne mümkün kardeşim, çekeceğiz işte” çaresiz boyun bükerdi. Geçenlerde sohbet ederken bizi aradı. Bir otoparkta iş bulmuştu, otoparkın tek kişilik kulübesinde gece- gündüz nöbet tutarak görev yaptığından bahisle biraz da sızlanıyordu: “Sıcak mı dersin, yalnızlık mı dersin, canım sıkılıyor arkadaş.” Hoparlörden dinleyen ortak dostumuz hemen sözü aldı ve beynin bu mekanizmasına işaretle ona şunları söyledi:

“Sen değil miydin Hira isteyen? Sen değil miydin, şehrin kalabalığına razı olmayan? Hiç konuşma arkadaş, duan kabul olmuş, sana Hira verilmiş, otur uzletini yaşa. İstediğin bu idi, beynin talebini yaratmış sana vermiş, daha ne?!”

2- İnsanların kabalıklarından şikayet eder “Medeniyetsizlik diz boyu kardeşim. Eğitim şart. İlla eğitim, illa eğitim.” derdi. Görüştüğümüz bir anda kendisi itiraf etti: “İnsanların hallerini kabullenemedikçe eğitim şart diyordum. Son bir yılda çalıştığım kurumda o derece yoğun hizmet içi eğitim kursları oldu ki yaka silktim. Bir daha ne eğitim şart derim, ne de kimseyi içimden aşağılarım. Ben ettiğimi buldum kardeşim!”

3- Oğullarına düşkün bir anne idi. Ülkemizin keskin siyasi tartışma ve kavga günlerinde oğullarını lise ve üniversiteye yollarken “Aman anarşiye, dövüşe, kavgaya karışmasınlar” niyazını çok çok dillendirdi. Kimi görse bu niyaz ve korkusunu açık ederdi. Onların üstüne titriyor, bir kör ideolojiye kurban gitmelerini hiç istemiyordu anne olarak. Ne mi oldu? Kaç oğlu varsa hepsi de okullarını okumaktan çok ideolojik gayelere adandılar.

4- Sınırlara, baskılara gelemeyen bir talebe idi. Babasına “Ben Amerika’ya gidecek, okuyacak, uzman olacak ve paraya para demeyeceğim” der durur, babası merhum “Hadi oradan berduş, sen liseyi bile bitiremezsin bu gidişle” derdi. İnternet sitesinde sayfasını gördüm. Belediyelere, şirketlere finans, fonlar ve ihaleler konusunda dersler veren saygın bir ekonomist olmuş!

5- Genç kızlığında bazı arkadaşlarının bekar olmasına karşın dul erkeklerle evlenmesini içten içe kınamış hep. Seneler sonra kendisi de dul bir erkekle evlenince şunu fark etmiş; “Kınadığımı hayatıma çektim, ben kendi kendime ettim.”

Örneklere baktığımızda 1. de şehir hayatına razı olmamanın ve sürekli biçimde uzaklık talep edenin talebini beyni yarattı ve onun hiç beklemediği biçimde Hirasını otopark kulübesi olarak şehrin içinde ona verdi. 2. de bazı insanlarda açığa çıkan hallerin de Allah Esması olduğunu unutan, sürekli eğitim şart dedi, dediğini beyni üretti ve bir seneyi sıkıcı eğitim salonlarında bitmez tükenmez ders notları ile geçirdi. 3. de oğullarına aşırı düşkünlüğü sebebiyle terör korkusunu zihninde besleyen anneye beyni besleyip büyüttüğünü verdi ve evlatlarını ideolojik kavgalar içinde buldu. Çünkü beyin sadece dua ve niyetleri değil korku ve nefretleri de yaratırdı. 4. Örnekte idealist bir genç beynini çevresel aşağılamalardan korudu, el aleme itibar etmeden hedefe iyi odaklandı, köyden şehre değil ta Amerikalara gitti ve dediğini yaşadı. Bunu da ona yaşatan beyni idi. Çünkü beyin düşünülen, sezilen, hayal edilen her şeyi o kişi için yaratmak gibi bir işleve sahipti.

Body+Worlds+Mirror+Time+Exhibit+Brussels+7T_9KwXqy_nl

Şimdi de bedeni alanda ve kimlik konusunda bu mekanizmanın nasıl işlediğine bakalım biraz. Buna geçmeden şu hadisi de dikkate alırsak beden bilinç ayrılmazlığını da görüş oluruz.

Bedenleriniz ruhlarınız, ruhlarınız bedenlerinizdir. (Hz. Muhammed sav)

Bu hadis beden boyutunda olanların düşünceyi, düşüncede olanların da bedeni etkilediğinin açık beyanıdır. Bedenle düşünce arasında ayrılmaz, kopmaz bir bağ vardır. Buna da değineceğiz.

Biz bedende olanları beynin oluşturmasına dönersek, bu noktayı açıklamaya sadece misaller değil bazı reel gerçeklerden de yola çıkarak girelim.

- Tanıştığım bir dost doğum tarihimi ve saatimi sormadan pat diye şöyle dedi: “Kova burcusunuz değil mi?” Şaşırmıştım. İyi ama dedim, ben bir şey demeden nasıl anladınız? Gülerek şöyle dedi: “Alnınız açık. Parmaklarınız ince ve uzun. Boyunuz da epeyce uzun. İlgi alanınız da düşünce konuları, yazı ve tefekkür. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok ki, tipik kova işte.” O zaman anladım ki beyinden start alan yaratım; aldığı astrolojik etkilere göre bedeni biçimlendiriyor!

- Erken yaşta göz altı torbaları oluşmuştu bir siyasi liderimizde. Hastalıkları bilen bir dost onu tv’de izlerken fısıldadı; “Böbrekleri rahatsız. Böbrek rahatsız ise göz altı torbaları erken yaşta oluşur.”

- “Küllü kasıyrun fitne illa Ali, Küllü taviylun ahmak illa Umar” Bu bir Arap atasözü. Ne mi diyor? “Bütün kısa boylular fitnedir, Hz. Ali hariç; bütün uzun boylular ahmaktır, Hz. Ömer hariç! İşte size beynin karakteristik özelliklere paralel olarak beden arasında kurduğu ilişki!

- “Bana ne yediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” vecizesi de alınan gıdalarla beynin karakterleri oluşturmasına harika bir örnek. Artık şunu biliyoruz ki çok et yiyenlerde merhamet, duygu ve şefkat azalıp ego büyürken çok sebze- meyve tüketen vejetaryenlerde duygusallık ve aşırı sevgi, şefkat açılımı görüldüğü bir gerçek. Osmanlı ecdadımızın kasapları ömür boyu bu işi yapmamaları konusunda uyardığını hatırlayalım. Ömür boyu kasaplık yapanda merhamet azalması olduğunu ecdadımız tespit etmiştir.

Bedende bir takım oluşumların yanı sıra beşeri kimlik gelişiminde de beynin sahip olduğu DNA kodları ve bilgi, görgü birikiminin tesiri oldukça fazla.

Tasavvuf okuyan bir dostumun neye ne kadar rıza gösterip hazmettiğini ona göstermek için ağır bulacağı bir sahne kurguladım. Daha sözlerim bitmeden tepki koydu; “Biz Arnavut’uz abi. Arnavutlar hassastır, dikkat et, bu bizi bozar, bize gelmez!” Güldüm ve ekledim: “Hani Allah Kulluğunda ırk ayrımı yoktu, hani tasavvuf insan ayırmazdı, hani veritabanı şartlanmalarımızdan kurtulacaktık. Arnavut ha?! Aşk olsun!” Durdu, düşündü ve “Bağışla abi, bir anlık refleks, boş bulundum, haklısın.”

“Bir anlık refleks” dediği beyninde ırka ve geleneğe dayalı düşünme biçiminin su yüzüne çıkışından başkası değildi. Beyni, onun kendini kasmadığı, boş bulunduğu anda veritabanını önüne koymuştu.

Siz dostum, içine doğduğunuz ortamın ve kültürün sizi nasıl biçimlendirdiğini fark ettiniz mi?

Yoksa kültürünüz en iyi kültür, milletiniz en iyi millet, eğitiminiz en iyi eğitim, çevreniz en iyi çevre, değiştireceğim hiçbir şey yok, zaten iyi yetiştim ve iyi konumdayım diye mi düşünüyorsunuz? Vah vaaaahhhh. Geçmiş olsun size!..

Beşeri kimliğimiz de beynimizin aldığı tesir ve bilgilerle oluştu ve oluşuyor. Değiştirme şansımız var mı? Olmaz mı? Ona ilerleyen ayetlerde işaret gelecek zaten. Şimdilik gelecek yazılara onu bırakalım.

Bedende açığa çıkan rahatsızlıkların çoğunun genetikten geldiğini biliyoruz. Bazı organlarımız doğuştan zayıf olarak hayata başlıyoruz. Ve beyin yaşam mekanizmasını sürdürürken bu zafiyeti de acımaya yer olmaksızın işlemeye başlıyor. Zafiyetinize göre korunmadığınız sürece de belli hastalıkları yaşamanız işten bile değil.mg21628951.900-2_300

Hiç dikkat ettiniz mi? Dertlerini içine atanların alın ve yüz çizgileri hep belirgindir ve simalarında üzüntü, hoşnutsuzluk açıkça seyredilir. Yaşam coşkusu fazla olanlarınsa “Hiç yaşını göstermiyor” dediklerimiz olduğuna şahidiz. Mızmız, sürekli şikayetlenenlerde hastalıklar, ağrılar çok görülür. Razı olanlar ise beslenmeleri çok iyi olmasa bile çelik gibi dayanıklı, çıra gibi ateşlidirler. Hepsi de beynin o kişinin düşüncelerine algısına göre dünyasını yaratmasından ibarettir.

Eski tasavvuf kültüründe “Her kimde var ise göbek ve ense / Şüphesiz ol kişi uzaktır Rabbine” denmesi de bedende oluşan bir durumun düşünsel alanı etkilemesi pek veciz anlatılmıştır.

Konunun bir başka cihetine de dokunarak söz bohçamızı bağlayalım.

Yüksek iki dağ arasına çelik halat gererek yürüyen cambazlar görüyoruz değil mi? Derinlere dalıp uzun süre nefes kontrolü ile rekor kıran dalgıçlar da biliyoruz. Yaşı 60’ı geçenler genelde hastalık acziyeti içinde inlerken 70’inde Boğaziçi yüzme yarışlarına veya uzun mesafe dedeler koşusuna katılanlar da gördük. Ateş üstünde yürüyenler, cam kırıklarında dans edenler, kendi kontrolü ile kalbini durduranlar, ayağını ekleminden çıkarıp yeniden yerine takanları da izledik televizyonlarda.

Nasıl mı oluyor?

Onlar şunun farkındalar; bilinçte ve bedende ne oluyorsa, ne açığa çıkıyorsa beyinden kaynaklanıyor! Bunu bildikleri için önce düşünce kilitlerini kırıyor, bilinç kirlerinden arınıyor, düşünsel blokajlarından kurtuluyor ve sonra da çalışmada, düşünmede azimle hareket ediyorlar. Sonuç normal insanlar nezdinde olağanüstü, mucize, harikulade, olamaz diye nitelense de beyin nezdinde gayet basit bir mekanizma sadece.

İşte, Ehlinin “SİSTEMDE MAZERETE YER YOKTUR” ifadesi ve “O SÜREÇTE (NEFSİNE) ZULMEDENLERE MAZERETLERİ FAYDA VERMEZ” (Rum- 57) ayeti, kanaatimizce anlatmak istediğimiz bu ayette geçen beyin gerçeğinden işaretle vurgulanmaktadır. O süreç uzak gelecekte bir ahiret değil şimdi, şu andır!

Öyle ya sorun kendinize; düşünsel alanınızı da bedensel alanınızı da sizin beyniniz oluşturuyor ve size sunuyor ise, sizin de ibadet ve tefekkür çalışmaları ile beyninizi yeniden inşa şansınız var ise, İslam bunun için tebliğ edilmişse mazerete yer olur mu? Özür geçerli olur mu Allah aşkına?

Kur’an’ın nefsine zulmetmek tabirinin BEYNİN KULLANMAMAK olduğunu sezdiniz değil mi?

Hiçbir mazeret ve özür ardına saklanmaksızın beynimizi yerli yerince kullanacağımız bir yaşamın hazmıyla hepimize kolaylaşması niyazı ile…

(Sürecek)