Beyin Ayetini Gördünüz mü? -V-

“MEN ZELLEZİY YEŞFE’U ‘INDEHÛ İLLÂ BİİZNİH”

İzni olmadan onun katında kim şefaat edebilir?

Ayete’l- Kürsi’nin bu bölümünde beynin dışarıdan, kişilerden, çevreden gelecek etkiler, bilgiler, değerlendirmeler karşısında belki de çoğumuzun farkında olmadığı önemli bir özellik ve işlevini çözümlemeye çalışacağız. Öyle sanıyoruz ki bu bölüm “Gayret ediyorum ama olmuyor.”, “Çalışıyorum, bir türlü başaramıyorum”, “ İçim sıkılıyor darlıktan, stresten çıkamıyorum”, “Her şeyi kabul ediyorum ama büyük dönüşüm ve sıçramama imza atamıyorum nedense?” sorularının da cevabını bize verecek.

Evet, ayetin bu bölümü diyor ki “Beyin nezdinde beynin izni olmadan hiç kimse şefaat edemez.”

Bu gerçeği anlamak için “Beynin katı”, “Beynin izni” ve “Şefaat” kavramlarının öz manalarını öğrenmek önceliğimiz olacak.

Beynin Katı diye kast edilen onun veritabanıdır. Veritabanı nedir pekiyi, neleri kapsar?

Kavramın bilgisayar ve bilişim teknolojilerinin gelişimi ile hayatımıza girdiği malum. Sözlükler veritabanı için şunu söylüyor: “Birbirleriyle ilişkili olan verilerin birlikte tutulduğu yönetilebilir, güncellenebilir, taşınabilir ve anlamlandırılabilir, kullanım amacına uygun olarak sistemli bir şekilde toplanmış düzenli bilgiler topluluğu.”

Bu manaya beyin açısından yaklaşırsak Veritabanı kısa ve öz olarak, bir beynin yaratılış amacı doğrultusunda üzerinde yükseldiği bilgi- veri deposu, fıtrat zemini, oluşmuş programıdır. Kabiliyet kapasitesi; yaratılış amacı doğrultusunda sahip olduğu ana eğilimler ve yaşam boyu alacağı ek programlar ile ek kapasiteler demeti diyebiliriz.

 

BEYİN VERİTABANI VE ONU OLUŞTURAN FAKTÖRLER:

1-    Anne- baba kanalı ile kişiye aktarılan iyi- kötü ayırt etmeksizin soyunun tüm bilgi ve kabiliyet birikimi; Genetik Kodlar bütünü. Anne- baba birleşmesinden başlayarak hamilelik ve doğuma kadar alınan dış ve iç tesirler.

2-    Doğum tarihi ve saatine göre oluşan burç etkileri.

3-    Doğum sonrasında içinde yaşanılan çevrenin eğitim- kültür düzeyine göre buluğ çağına kadar oluşan, aşama aşama kemikleşen kişilik ve buna bağlı algılama biçimleri. Alınan eğitim ve yaşanılan çevreye göre şekillenen hayata bakış açısı.

4-    Yaratılış amacı doğrultusunda burçlardan yansıyan özelliklere göre kişinin sevdikleri- sevmedikleri, kolaylaşanlar- zorlaşanlar şeklinde kendini gösteren temel eğilimler.

5-    İnanç, milliyet, mensubiyet şartlanmaları ile oluşan soyuta dönük değerlendirme tarzları, kültür kalıpları.

6-    Yaşanılan büyük acılar veya sevinçler neticesinde oluşan tepkisel kilitlenmeler, etkisel ön kabuller, değerler, şartlanmalar ve duygusal yargılar.

Veritabanı; beyin haritası desek yanlış olmaz. Zaten “Zihin Haritası” diye bir kavram da artık gündemimize girmiş bulunuyor.

Tarifte dikkatinizi çekmiş ise veritabanı sadece donmuş, kemikleşmiş kalıplar içermiyor; kişinin yaşam boyu kendi çaba ve gayreti ile açıp devreye koyabileceği ek kapasiteler, ek kabiliyetler de barındırıyor. Yine veritabanı kalıp bir program değil, güncellenebilir, değiştirilebilir, yenilenebilir, temizlenebilir programlar da içeriyor. Dolayısıyla beyin sadece donmuş, betonlaşmış bilgi ve eğilimleri değil tahlilimizin en başında ifadeye çalıştığımız gibi sonsuz sınırsıza açık melekeleri de kendinde barındırıyor. Çünkü beyin, Allah Esmalarının dünyamızda açığa çıkış ekranı, seyir terası bir bakıma.

ssVeritabanı hakkında bunları tespit ettikten sonra “Beynin izni” ne demek kısaca buna değinelim. Öyle zannediyorum ki veritabanı açıklamamız beynin izin vermesi veya vermemesi hususunda da size bir fikir verdi zaten.

BEYNİN İZNİ:

Aldığı tesirler, yüklendiği programlar, genetik kodlar, çevresel şartlanmalar, oluşmuş bakış ve değerlendirme tarzları ne ise kişinin ömür boyu kendini açacağı veya kapayacağı bilgiler- etkiler de onlar istikametinde olacaktır. Kendi yapısı gereği insanın reddettikleri, kaçındıkları, kabullenemeyip sindiremedikleri “Beyninin izin vermedikleri”; kabul ettikleri, yöneldikleri, hazmedip yaşama geçirebildikleri de “Beyninin izin verdikleri” kapsamındadır!

Şimdi son temel kavramımız “Şefaat”i de güncel tarifi ile zikrettikten sonra konumuzun yaşamdan örneklerini tetkike geçebiliriz. Şefaat, bu çağa İslam Dinini çağdaş anlamda yeni yaklaşımlarla ve bilimsel veriler eşliğinde açan Ehlinin açıklamasında özetle şöyle yer almış:

ŞEFAAT:

1-    Manevi Yardım, Doğru Bilgi. Bilincinizdeki basiret perdesinin açılması.

2-    Bize, yaşadığımız dünyamızın ve yaşayacağımız dünyamızın gerçeklerinin bildirilmesi. Müminlerin Cehennem’den çıkıp Cennet’e girebilmeleri için arınma yollarını öğrenmeleri. Ölümü tadmanın akabinde süre giden süreçte imanlı kişilere, o ortamın gerçekleri ve kişinin ortamdan kurtulması amacıyla gerekli olan bilgilerin öğretilmesi

3-    Kişinin perdeli olduğu hakikatten, o perdesini kaldırarak, işin hakikatını idrak etmesini sağlamak.

4-    Perdesi kalkmış bir kişinin, diğerinin bilincindeki basiret perdesini açması. İnsanların, kendilerini arındırmaları için yapacakları çalışmalar konusunda birisinden yardım almaları.

5-    Kişiye hangi yanlış anlaması veya değerlendirmesi nedeniyle Cehennem’de yanmakta olduğunu ona idrâk ettirip; onun bu eksiğinden arınmasını sağlamak. Kişinin içinde bulunduğu süreç içinde kendisine azap veren değerlendirme yanlışından kurtulması.

6-    Kişiyi yanlış bilgiden arındırarak gerçeği idrak ettirme.

Şimdi, bu bilgiler eşliğinde ayetin anlamını bir kez daha okuyalım: “MEN ZELLEZİY YEŞFE’U ‘INDEHÛ İLLÂ BİİZNİH” Beyin (Veritabanı) izin vermeden, o beyin nezdinde (o beynin sahibine) kim şefaat edebilir?! (Kim manevi yardım, doğru bilgi, dönüştürücü etkiyi o beyne verebilir?)

Beyin veritabanının izin vermesi veya vermemesi olarak hayatımızda etkin olan bu işleve dair canlı misaller üzerinden anlatımımıza devam ederken yaklaşım tarzımızın önce olumsuz durumları gözler önüne sermek olduğunu hatırlatalım. Çünkü ayetteki “Kim şefaat edebilir”, hitabı ile “Şefaat edememe” şeklinde olumsuz bir durum sergilenmiş. Eğitimde bir metot, olumludan hareket ederek gereğe ulaşmak diğer bir metot olumsuzu gösterip ondan arıtarak olumlunun kendiliğinden açığa çıkmasına fırsat vermektir. Olumsuzdan uzaklaşma “Arınma çalışmaları”, olumluya odaklanma da “Okuma çalışmaları” olarak geçer tasavvuf ilminde. Ayetin öne aldığı husus, veritabanının şefaate; OKUmaya izin vermediği durumları tespitle yola çıkmamızı gerektiriyor.

Büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başarı formülünü açıkladığı şu sözü de olumsuzu tespit ederek o noktadaki kilitleri fark etmenin önemi hususunda hayli dikkate değer: “Ben, bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem; o işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür.”

brains-460x3071

Evet, Sevgili Dostlarım; Veritabanımız bize erişecek şefaate, bizde açılacak hidayete nasıl engel olur, hangi hallerle bu açığa çıkar, neleri fark edersek hiç göremediğimiz kilitlerimizi görür oluruz şimdi bunları ana başlıklar ve çarpıcı misallerle izleyelim.

BEYİN VERİTABANININ ŞEFAATE İZİN VERMEDİĞİ BLOKAJLAR:

1- HASSASİYETLER PERDESİ:

Kitaplarımdan birisi kendisine hediye edilmiş. Çok değil 20 sayfa kadar okuduktan sonra sinirlenmiş, okumayı bırakmış. Neden mi sinirlenmiş de okumayı ve bu ilmi kendine haram etmiş, yazdığı mailden özet olarak görelim: “Bir yazarın öncelikli olarak Türkçe’yi iyi kullanması lazım. Bunun için de yazım kuralları mühimdir. Maşallah sizde imla hak getire. İmlaya dikkat etmeyenden alacağım bir şey olamaz! “ {İmla hassasiyeti ilimden etti. Üstelik bizim bazı özel anlamlara vurgu amacıyla imla hatalarını bilinçli yaptığımızı göremedi.}

“Sohbetinizi dinledim, çok da güzel oldu ama sizin gibi biri kravatsız, takım elbisesiz insan huzuruna çıkmamalı. Rahat kıyafetlerle anlatım yapmanız ilminize olan yönelişi etkiliyor ve frekansı düşürüyor bence.” {Anlaşılan emekli bürokrat her yeri devlet dairesi, herkesi de memur görme tutumunu atamamış.}

“Şu zatın eserlerini okursan için ferahlayacak, huzur dolacaksın” dedim. Sonra zattan bahsedince parladı: “Allah’a enerji diyen, dinin manevi boyutlarını bilimle, maddeyle açıklamaya çalışan adamı okumam ben!” {Enerji açıklamalarına takıntısı onu ilimden etti.}

“Bulunduğum şehirde ilmî sohbet edebileceğim arkadaş arıyorum, bana öneriniz olur

mu?” Öneride bulunuyor, filanla görüş diyorum. Görüşüyor ama bir hafta sonra şunu yazıyor bana: “Ona gittim. Evi dağınık. Her yer her yerde. Tertip, düzen sıfır. Ben titiz

biriyim. Dağınık kimselerle arkadaşlık edemem. Yine de sağ olun.”{Titizliği, dost edinmesine de ilmen kendini geliştirmesine de set çekti.}

“Gazze konusunu yazıyorsunuz. Mısır’ı da yazdınız. Gezi Parkında tutumunuz farklı idi. Hele Doğu Türkistan ve Kerkük Türklerinin çektiklerine tamamen Fransız kaldınız. Sizin ilimden anladığınız bu mu? Önce herkese adaletli ve olaylara objektif olun. {Arkadaş milli duygulara düşkünlüğünden bizi yargıladı ve çekip gitti.}

- Doktorayı nerede yaptınız?

- Değil doktora, masterim bile yok.

- Bizim dernekte hep profesör ve doçentlerle sohbet ediyorum. 10 kitabınız olunca en azından doktoranız vardır diye düşünmüştüm. {İlim akademisyenden alınır, takıntısı onu bize yabancı eyledi.}

2- ONAY ARAMA TAVRI:

Sizi daha fazla okumak isterim ama merak ediyorum Diyanet yetkilileri görüşlerinizi onaylıyor mu? Söylemlerinize benzer söylemleri olan meşhur düşünürler var mı? {Diyanetin dinde tek onay makamı olduğuna inanmış}

“Amcam İlahiyatta öğretim üyesi. Bir ara sizi bizim eve davet edeyim. Sohbetinizi izlemek isterim. {Güya hissettirmeden amcasının onayını üstümüzde denemek istiyor.}

- Şeyhim tasavvufta epeyce ismi ve yeri olan biri. Sormamı istedi; silsileniz var mı? Kimlerden el aldınız? Hangi tarikat ekolüne bağlısınız?

- Kimseden el almadım. Kendi ellerim şimdilik düşünmeme, yazmama ve yaşamama yetiyor çok şükür. Bağımsız- bağlantısız yaşıyorum. {Şeyhi onaylarsa ve silsile varsa ilim alacak.}

“Annemi babamı bir ikna edebilsem evde okumam ve zikretmem daha kolay olacak. Onları bu ilme kanalize edebileceğim zikir var mı? Varsa üzerlerine okusam iyi olurdu.” {Hanım kızımız olayın kendi beyninde biteceğini görememiş, anne- baba onayına tuhaf çare arayışında.}

“Mustafa İslamoğlu’dan alıntılarınız var. Bizim cemaatin hocası onun sapık olduğunu söyledi. Başka adam mı kalmadı nakil yapacak? “{Kitabını alıp okumak varken, başkasının lafı ile başkasının ilmini reddediyor.}

3- GEÇMİŞİ DEĞİŞMEZ REFERANS ALMAK:

“Bazı surelere, ayetlere yorumlar yapıyorsun. Elmalılı’ya, Seyyid Kutub’a, Muhammed Esed’e baktım, hiçbirinde senin tarzınla ayet yorumu görmedim. Bu ne cür’et?” {İmam dostumuz galiba Kur’an’ın sadece âlimlere değil tüm müminlere inzal olduğunu unutmuş, her müminin Kur’an’dan yeni hitaplar alması kendisine ters gelmiş.}

schizophrenia-caricature

“Hz. Mevlana, Yunus Emre, Niyazi Mısri senin gibi her şeyi maddeye, bilime indirmedi. Manevi yüksek halleri bile bilimle açıklamaya kalkıyorsun. Olayın ulviyetini düşürüyorsun. Buna hakkın yok!”{Bahsettiği zatların yaşadığı çağla bu çağın farkını görememiş. Tarihte yaşayana ne denir ki?}

Tanrı yok diyorsunuz, vahiy gökten gelmedi diyorsunuz, meleğe meleke dediniz. Yani 1400 yıldır din anlatanlar yanıldı da tek doğru siz misiniz? {Atalar dinine vefa sendromu.}

4- MELEK VE RUHBAN ARAMA:

Bir düşünürü okumuş senelerce. Adamın anne babası ile sorunları olduğunu öğrenmiş, bir çırpıda tüm eserleri kalorifer dairesine atmış. {Hata yapmayan insanüstü bir varlık bulacak da ilim alacak.}

Ben birini dinleyecek, eserlerini okuyacaksam önce onun yüzünde nur, gözlerinde içime akan bir enerji görmek isterim. Dediğin adamda bunları göremedim, hissedemedim.{Göklerden (!) nurlu bir melek yere inerse ilim alabilir.}

Güçlü, zengin, kelimenin tam anlamı ile tüccar bir din görevlisini önermişler. Isınamamış. Ona göre din görevlisi zengin ve tüccarsa uzak durmalıymış. {Allah Resülü ne ile meşguldü? Memur muydu yoksa?}

5- ALAKASIZ BAĞLANTILARLA KİLİTLENMEK:

Sosyal Paylaşımlarınızı izliyorum. 10 Kasımda ve 29 Ekimde Atatürk ve Cumhuriyetle ilgili tek kelimeniz olmadı. Niye ki? {Sözde Atatürkçü okurumuz Allah İlmini almayı da Atatürk sevgisine kilitlemiş!}

Soma’da millet ayağa kalktı. Sesiniz çıkmadı. Siz bireysel din açıklamalarına devam ettiniz. Dini iyi anlamak duyarsızlığı mı getiriyor? {Medya gündemi ile yaşama ve yargılama kilidi.}

Said Nursi Hazretlerini önermişler oku diye. Sonra Cumhuriyet idaresi ile sorunlarını öğrenmiş, devletle kavgalı birini okumam demiş. {Devlet sevgisi ilme takoz olmuş.}

6- KORKULAR- UNVANLAR- RİSK ALAMAMA- HAZIRCILIK:

Ben de kendimi dönüştürmek istiyorum ama din konusuyla ilgilendiğim anlaşılırsa iş yerinde sıkıntıya girerim. Emeklime az kaldı zaten. O zaman bu konularla ilgileneceğim. {Yarına yaşama garantisi almış sanki}

Bir sohbet ortamına gittim. Mesleki ve kültürel düzeyi düşük kişiler de vardı. Onlarla aynı statüde olmak bana gelmez. {Ebu Cehil de şöyle demişti, Muhammed’in yanında köle ile soylu bir, bize gelmez.}

-       Veli nasıl tanınır?

-       Zor tanırsın. Belli bir kimlikleri yoktur.

-       Yani?

-       Senin genel müdür olduğun kurumda bir odacı, bir temizlikçi de veli olabilir.

-       Yaaaa?

-       Evet. Öyle birinin veli olduğunu anlarsan ona hizmet eder, diz çöker, eğitim alır mısın?

-       Hayır, o kadar da değil. Benim kurumsal bir kimliğim var. {Kimlik, Hiçliğe izin vermedi.}

Benim bir sorunum var, dedi. Şu eserimi oku dedim. Aman canım, ağzınıza kira mı istersiniz, söyleyiverseniz üç kelimeyle kıyamet mi kopar? {Emeksiz yemek, armut piş ağzıma düş ile sistem okuyacak?}

 

***

Sevgili Dostlarım;

Belli başlı örneklerle veritabanımızdan kaynaklanan blokajları ve bunların Hakikat İlminin bize ulaşmasına nasıl perde olduğunu sizlere göstermeye çalıştım. Elbette blokajlar sadece bunlardan ibaret değil. Bu örnekler üzerinden siz çok daha farklı ve gizli blokajları göreceksiniz inşallah.

Şefaate erişmek hem çok kolay hem çok zor.

Kendisini sürekli biçimde gözleyen ve sorgulayan için yollar kolay ve trafik daima açık. Kendisini kilitleyen şeyleri görmek bir yana onlara değer atfeden içinse bu yolda ulaşım hayli güç.

“Tıkandığımız, bunaldığımız, daraldığımız ve fırsat kaçırdığımız anlarda yanlışım ve blokajım nerede?”

“Eğitimim mi, çevrem mi, bağlarım mı, işim mi yoksa bakış açım mı beni engelliyor?” sorularını cesurca sormak sonra da ilme erişim yollarını çölde suya hasret âşık hararetiyle aramak hepimize nasip olsun.

(Sürecek)