Beyin Ayetini Gördünüz mü?

Beyin Ayetini Gördünüz mü?

İslam’ın özünün Haniflikten; (dışarıda tanrı olmadığı gerçeğinden) hareketle insani- evrensel sistem okumasından ibaret olduğunu fark ettikten sonra Kur’an’a, Hadise ve bunların ruhunu kavramak demek olan Tasavvufa bakış açımız hayli değişiklikler kazandı. Modern bilim ve çağdaş teknolojide kaydedilen gelişmelerin evrensel gerçeği sürekli doğrulayan ve açıklayan doneler önümüze getirmesi de rutinleşmiş değerlendirmeleri sarsarak yeni yaklaşımlara açılmayı zorunlu kıldı.

Bu çerçevede gökte bir tanrının yerdeki elçisine hitabı zannedilen Kur’an’ın; evrensel gerçeği bizzat okumuş Allah Resulünün o gerçeğe dair gönlünden taşan vahiyler (ilahi okumalar) bütünü olduğunu da birlikte fark ettik. Bu fark edişle beraber ayetlere dair eski yorumların hemen hiçbirimizi tatmin etmediği de bir vakıa. “Yeni okumalara başlamak için ne yapılmalı?” sorusunun cevabı ise kuşkusuz Kur’anın metninden ilhamla ama metinde boğulmadan ruhunu keşfe çıkmaktır. Bunda Allah Esmalarının anahtar, ötelemeden, tanrıya ve dışarıya gitmeden düşünmenin de ışık olduğunu söyleyebiliriz. İşte böylesi bir bakış açısı ile Kur’an’a yaklaşmak ümit ederiz ki bize çok yeni ufuklar açacaktır.

Allah Esması tabir edilen isimlerin de birer işaret olduğu, bunların evrende mevcut ve yürürlükte olan yaratım sisteminin ana frekansları olduğu, sadece evrensel planda değil çeşitli birimler adı altında da bilgi paketleri olarak sürekli biçimde ortaya çıkmakta olduğu bilimsel gelişmelere paralel tasavvufi tespitlerden biri. Allah Esmasının insanda açığa çıkış mahalli olarak Beyin; günümüzde apayrı bir ilgi ve önem kazanmıştır sorgulayan çevrelerde.

Allah isminin somut bir varlığa değil, kavranılması muhal olan ve evrende hükmünü yürüten aşkın zata işaret olduğu anlayabildiğimiz son noktalardan biri. Zatın kavranması muhal olduğundan Allah’ın ne olduğunu kavramak gibi nafile bir çaba yerine, bu ismin işaret ettiği sistemi kavramaya çalışmak öncelikli gayemiz. İşleyen bu sistem kavrandığında her kişinin bilincinde, arınmışlığı ve de farkındalığı nispetinde zaten Allah isminin işareti de yavaş yavaş aydınlanmaya başlayacaktır.

Şimdiye dek “Allah’ın özelliklerini anlatır” diye öğrendiğimiz Ayetel Kürsi, acaba sadece ulaşılmaz, kavranılmaz ilahi bir yapının özelliklerini mi anlatıyor?! Yoksa bize, bizim dünyamızdan özellikler ve hallerle derunumuzda mevcut bir boyutun işlevsel işaretlerini mi veriyor? Daha basit söylemek gerekirse Ayetel Kürsi, evrensel planda bir yaratıcının özelliklerini mi sıralıyor yoksa evrensel sisteme insanın bağlantı ve açılım noktası olan beynin özellik ve işlevlerini tespit ederek bize muhteşem bir uyarı eşliğinde paha biçilmez hazineler mi sunuyor?!

Yıllardır zihnimde tekrar edip duran bu sorgulamayı yazıya dökmek bir türlü nasip olmamıştı. Öyle ya bilinçlerin, “Allah” diyerek bu isim altında bir tanrıya tapınmaktan hala bütünüyle sıyrılamadığı, bocaladığı bir düşünce düzleminde Allah işaretini bizde mevcut bir mekanizma olarak okumaya girişmek; hem cesaret hem de bir şeyleri göze alabilme sorumluluğu gerektiriyordu. Ehlinin yakın dönemde “Ayetel- Kürsi ve Beyin” bağlantısına dair verdiği şu işaretler cesaretimizi ve iştiyakımızı kamçıladı:

‘Her an beyne yönelip ne istiyorsan iste! Sendeki esma mertebesidir o halogramik esasa göre! Göklerin ötesindeki tanrıyla değil beyninin derinliklerindeki, hakikatındaki esma mertebesiyle muhatapsın! ‘

Yüzmilyarlarca galaksili çok boyutlu evreni Yaratanın uyku kavramı düşünülemez! “ne uyuklar….” diyen Ayetelkürsi beyinden mi söz ediyor?

Hakikati Allah Esmasından olan beyin, “ne uyur ne de uyuklar”! Her an tüm Esma’yı açığa çıkaran ise beyin, Ayetelkürsi bu Hilafete mi işaret? (Ahmed Hulusi)

20120616_stp511

Bizler “Allah’tan istenir ne istenirse” diye öğrenmişken Ehlinin, oldukça çarpıcı bir cümleyle “Her an beyne yönelip ne istiyorsan iste!” demesi sanıyorum basiretli gözlerden kaçmadı! Beyinden istemenin gerekçesi de “Bizdeki Esma Mertebesinin beyin olduğu” vurgusuyla açıklanıyor. Sonunda da ötelerde bir tanrıyla değil beynin derinliklerindeki, hakikatimizdeki esma mertebesi ile muhatap olduğumuz söylenerek bütün dikkatler beyni tanımaya çekiliyor.

Evrende sayısız canlı formu, bizim hayalimizin çok çok ötesinde türler, çeşit çeşit yaşamlar sürerken bize ve bizim dünyamızın canlılarına mahsus uyku ve uyuklama hali gerçekten bir yaratıcıya atfedilebilir mi ki ayette Allah için uyku ve uyuklama onu tutmaz ifadesi geçiyor? Yoksa burada, algımızda yaşanan bir durum üzerinden bizde Allah tasarrufunun nasıl işlediği mi bize fark ettirilmek isteniyor?

Göklerin ötesinde bir tanrı değil de hayatiyet kaynağımız beynin derununda işleyen bir mekanizma ise gerçeğimiz, Ayetel Kürsiyi nasıl okumalıyız?!.

Ayetel Kürsiyi Anlama Kodları:

Bir ayeti, bir hadisi tefekkür ederken anahtar, mihver bazı hususları çözümlemek; yapılacak tefekkürde isabet kaydetmenin olmazsa olmazıdır. O nedenle öncelikle Ayetel Kürsi’yi ele alırken onun mana ekseninin bel kemiğini oluşturan bazı kelimeleri algı dünyamıza indirerek anlaşılır hale getirmek ilk gayretimiz olacak.

Kur’an-ı Kerimi doğru anlamada kuşkusuz ana işaret levhalarımız ayetlerde geçen Allah Esmalarıdır. Onların anlamı ve ayetteki konumları ne derece okunabilirse ayet de o derece idraklerde yer edinecektir. Bir de ayetlerde geçen özel kelimeler vardır ki onların anlaşılması da hükmün ruhunu okumayı kolaylaştırır. Bu ayette özel kelime; “KÜRSİ”. Şimdi bunları ve anlamlarını sıralayalım:

KÜRSİ: Sözlük anlamı olarak sandalye, taht ve hitabın açığa çıktığı mahal anlamları taşıyan kürsi kelimesi bugüne değin hep uzayda, evrende, bizim idrakimizi aşan manevi bir saha gibi anlaşılmıştır. Oysa yaratılan her şeyin hem madde hem mana boyutu mevcut. Daha doğrusu bir şeyi maddi veya manevi diye iki kısma ayırmak da şirkin bir çeşididir ki idraklere perde çeker. Şu halde Kürsi kelimesi her ne kadar aşkınlık ve dış dünyamızda çok büyük bir alan işaret etse de mutlak surette bunun bizde de bir karşılığı olmalıdır, vardır.

Kelimeyi çeşitli tefsirler, sözlükler ve eserlerden tetkikimiz neticesinde geldiğimiz noktayı açıklamadan önce bu kelimenin hadiste; Resulullah (sav) dilinde nasıl geçtiğine bir göz atalım: “Dünyanız ve yedi kat semâ, Kürsi`nin içinde çöle atılmış bir yüzük halkası kadardır. Kürsi de Arş`ın içinde gene çöle atılmış bir yüzük halkası gibidir.” (Hz. Muhammed sav)

Kürsi kelimesinin tasavvufi bir tanımında da “Rububiyete dönük hükümranlık” tan bahsedildiğini görüyoruz. Arş kelimesi ise “Sonsuz- sınırsız planda ilahi hükümranlık” bildiriyor. Daha sade söylemek gerekirse “Belli bir mananın beş duyu düzeyine inmemiş, sınırsız haline Arş”, “Beş duyuca algılanır ve değerlendirilir haline Kürsi” dendiğini bu konudaki tanımların işaretinden sezebiliyoruz.

Yine “Allah’ın mikrodan makroya, evrensel planda ve evren içre evrenlerde, görünen- görünmeyen, bilinen- bilinmeyen tüm birimlerde ve âlemlerde tasarrufuna, hükümranlığını açığa çıkarışına Arş”, “Belli bir birimde, belli esma grupları halinde, terkipsel yapılar halinde açığa çıkışına da Kürsi” tabir edilebilir.

Olayı insan düzeyine indirirsek, insanın sonsuz sınırsıza dönük, birimliliği ile kayda girmeyen ve “Kalp” olarak belirtilen boyutuna Arş; bu âlemde algılanır ve değerlendirilebilir, varlığını ve varlığının gereklerini oluşturan, bizde de “Beyin” adı altında işlevlerini yürüten boyutuna Kürsi dendiğini kolayca anlayabiliyoruz.

Geldiğimiz bu noktayı arş ve kürsi kelimelerinin basit sözlük anlamlarına bağlı kalarak da misallendirirsek sanırız zihinlerde çok daha güzel oturacaktır. Arş neydi? Hükümranlık. Filanın hükümranlığı, falan yerdeki krallık, hükümranlık değil âlemde hükümranlık adına akla gelebilecek tüm boyutlarda bunun oluşumu Arş.

Kürsi neydi? Taht. Arşta sonsuz- sınırsız bir hükümranlık söz konusu iken Kürside surete büründü, algılanır hale geldi, tek bir kralın, tek bir ülkenin tahtı olarak algı dünyamıza girdi.

Hepsini derlersek; bizde sonsuz- sınırsıza dönük arş boyutunun Kalp, sonsuz- sınırsızın tasarrufunun bedenimizi, ruhumuzu ve düşünsel dünyamızı idare eden açığa çıkışına da Beyin diyoruz. Şu halde Ayetel- Kürsi; Kürsi Ayeti; BEYİN AYETİ dir!!!!…

Başa aldığımız hadise dönersek, ne buyurdu Allah Resulü (sav)? “Dünyanız ve yedi kat semâ, Kürsi`nin içinde çöle atılmış bir yüzük halkası kadardır. Kürsi de Arş`ın içinde gene çöle atılmış bir yüzük halkası gibidir.”

Dünya malum, içinde yaşadığımız güneş sistemi. Kürsi; galaktik boyutun Samanyolunun işareti, Arş ise evren içre evrenler. Diğer bir bakışla Dünya, bireysel- beşeri kimliğimiz. Kürsi; bireysel kimliği de oluşturan ama onunla sınırlanamayan engin esma özellikleri barındıran beynimiz. Arş, beynimizde mevcut esma terkiplerini de oluşturan sonsuz- sınırsız Allah Esmalarının açığa çıkış mahalli Kalbimiz. Buna göre hadise bakalım şimdi:

(Dünyanız) Bireysel kimliğiniz ve yedi katlı bilinç boyutunuz (Kürsinin) Beynin özellikleri ve işlevleri yanında çöle atılmış yüzük gibidir. {O kadar küçük ve o kadar cılızdır.} (Kürsi de) Beyin de (Arşın) Kalp boyutunun içinde (Terkipsel, birimsel, belli esma gruplarınca çerçevelenmiş haliyle) çöle atılmış yüzük gibidir.

Şimdi sanıyorum daha net anlaşıldı.

20110824144154

Ayetel Kürsi yani Beyin Ayeti tefekkürümüze oldukça uzun bir giriş yaptığımın farkındayım. Bu derece detaylı olarak adeta ilmek ilmek işlercesine konuya yaklaşmam, ileride ayet bölümlerine getireceğimiz yorumların hangi zemin üzerinde bina edildiğini göstermek, bunun bilinçlerde şeksiz- şüphesiz yer etmesini kolaylaştırmak için. Kürsi ve Arşı anlaşılır biçimde irdeledikten sonra girişin son bölümü olarak Ayetteki Esmalara da hafifçe dokunalım, sonra beynin fonksiyon ve işlevlerine açıklık getirdiğini düşündüğümüz bu ayeti tefekküre girişelim.

HU: Ayette 5 yerde açıkça Hu olarak, 6 yerde de zamirler içinde olmak üzere toplam 11 kere tekrar edilen HU esması;Allah’ın her birimin özünde o birimin terkip kaydına girmeksizin, ilahi özellikleriyle var oluşunu ifade eder. Birimin algılanabilir boyutunun derununda saklı öz boyutun adı; Hu’dur.

Bu doğrultuda beynin beş duyu dünyamızda bizimle, bizim için açığa çıkardıkları olduğu gibi  beynin derununun Hu olması hasebiyle bizde, bizimle kayda girmeksizin, bize sormadan, danışmadan ortaya koydukları da hayli fazladır. (Bunun geniş açıklaması ileride gelecek.)

EL- HAYY: Kısaca her birimde o birimin hayatiyetinin, bu âlemde bedensel- biyolojik var oluşunun devam ettirilmesi Hayy esması ile ifade edilmiştir. Her birimde Allah’ın o birimin enerji kaynağı olarak var oluşunu simgeler.

EL KAYYUM: Var olan her birimin varlığını onun varlığından güç alarak ayakta tutuşu, ikame edişi, sürdürülebilir bir yaşam hali Kayyum esması altında ifade edilir.

EL ALİYY: Soyuta, anlam dünyasına, şekle ve surete sokulamayacak oluşumlara dönük büyüklük ve yücelik ifade eder.

EL AZİYM: Somuta, madde ve beş duyu âlemine, şekle ve surete dönük büyüklük ve yücelik ifade eder.

El Aliyy ve El Aziym esmalarının ifade ettiği anlamların farkını da misalle gösterirsek, işaret ettikleri mana her ikisinde de yücelik- büyüklük bildirse de bu yüceliğin nitelik- nicelik farkı biraz daha belirginleşecektir. Araplar, görülebilir ve kısmen de olsa değerlendirilebilir büyüklükler için AZİM- AZAMET kökünden kelimeler kullanır. “Ağrı dağı, Hasan dağından daha büyük ve yücedir” derken aziym kelimesi ile bu vurgulanır. “Ahmet’in boyu Mehmet’ten uzundur” derken de aziym kullanılır. “Ahmet’in ilmi Mehmet’ten yüksektir, ahlakı da ondan yücedir, onun fevkindedir” demek içinse Aliyy kullanılır.

Namaz rükünlerini hatırlayınız. Henüz benliğinizin yere bütünüyle yapışmadığı, benliğinizle var olduğunuz esnada, yani rükûda Allah’ın Aziym ismi ile zikreder; Sübhane Rabbiyel Aziym deriz. Benliğimizin, varlığımızın, kimliğimizin bütünüyle yere serildiği, varlığımızın eridiği secde halinde de Aliyy ismini zikreder; Sübhane Rabbiyel A’la deriz. (A’la ve Aliyy aynı köktendir.)

Neden yerine göre değişti zikir? Rükûda varlık var, eğilme var, tam bir yok oluş henüz oluşmamış. Beş duyu âlemine yönelik bu durum, göresel büyüklük ifadesi olan Aziym esması ile zikri getirmiştir. Secde ise yok oluş timsalidir. Artık görülebilir, algılanabilir bir büyüklük kalmamış, bütünüyle soyut mana evreniyle bütünleşme yaşanmıştır. Bunun için secdenin zikri de A’la’dır. (Ayette yeri gelince bu manalar doğrultusunda bu esmaların işlevlerine detaylı girilecek.)

Evet, Sevgili Dostlarım; Ayete’l- Kürsinin şimdiye kadar genel kabul gördüğü şekliyle sadece “ALLAH’IN ÖZELLİKLERİ”ni değil, “ALLAH’IN BİZDE KENDİNİ SEYİR MAHALLİ BEYNİN ÖZELLİKLERİ, FONKSİYONLARI VE İŞLEVLERİ”ni anlattığı tezinden yola çıktığımız bu çalışmada, böylesi bir girişle yol haritamızı belirlemiş olduk. Ayete girmeden hemen önce bu konudaki diğer hadisleri de hatırlayalım:

“Bakara Sûresi içinde bir âyet vardır ki, O, Kur’ân âyetlerinin reisidir… O, bir evde okunduğu zaman, içeride şeytan varsa mutlaka çıkar. Bu, Âyet’el Kürsî’dir!”

“Her şeyin bir zirvesi vardır. Kurân’ın zirvesi de Bakara Sûresi’dir. Bakara Sûresi’nin içerisinde bir âyet vardır ki; o Kur’ân âyetlerinin reisidir… Âyet’el Kürsî!”

Bir gün Hazreti Rasûl AleyhisSelâm yanında bulunan Ebu Münzir’e şöyle sordu:

- Yanındaki Allâh’ın kitabında hangi âyet daha büyüktür biliyor musun?

Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ elHayy’ül Kayyûm … dedi Ebu Münzir. Rasûlullâh (s.a.v.):

- Ey Ebu Münzir… İlim sana kutlu olsun! buyurdu.

Şimdi Ayetel Kürsi’ye başlayabiliriz.

Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirahim:

Allâhu lâ ilâhe illâ HÛ* elHayy’ül Kayyûm Allâh ki, kendisinden başka ilah, tanrı yoktur sadece HÛdur! Hayy ve Kayyumdur.

BEYİN Kİ; İNSANIN ÂLEMİNDE KENDİSİNDEN BAŞKA YÖNELİŞ VE AÇIĞA ÇIKIŞ KAYNAĞI OLMAYANDIR. O (BEYİN) HAYYDİR, KAYYUMDUR.

(Sürecek)

 

Mehmet Doğramacı
17.07.2014 
dogramacimehmet@gmail.com