Beyin Ayetini Gördünüz mü? -VI-

Beyin Ayetini Gördünüz mü? -VI-

1. Bölüm
2. Bölüm
3. Bölüm
4. Bölüm
5. Bölüm

“YA’LEMU MÂ BEYNE EYDİYHİM VE MÂ HALFEHUM”

Önlerindekini de arkaya bıraktıklarını da bilir.

Beynin mevcut veritabanımızı, almakta olduğunuz etkiler ve bilgilerle biçimlenen programlarımızı nasıl hayat sahnemize koyduğunu bu noktadaki çalışma mekaniğini açıklayan bölüme geldik. Bu bölümdeki sistemi kavramak, neyi niçin yaşadığımız konusunda zihinlerimizde çok farklı boyutlar açacak inşaAllah.

Çeşitli mealleri incelediğimizde ayette geçen EYDİYHİM ve HALFEHUM kelimelerine çok farklı manalar verildiğini gördük. Bunların hepsi de doğru. Çünkü ayetin bu bölümünde çok boyutlu işlevleri içine alan zengin iki kavram kullanılmış. Kur’an’ın mucizevi anlatımı karşısında bir kere daha hayret ediyor ve iman lütfettiği için Rabbül Alemiyne şükürde acziyetimizi itiraf ediyoruz.

Şimdi bizim ÖNÜMÜZDEKİLER diye kaydettiğimiz EYDİYHİM ve ARKAYA BIRAKTIKLARIMIZ diye belirlediğimiz HALFEHUM kelimesine âlim ve ariflerimiz hangi manaları vermiş sıralayalım sonra da bu sıralamadan ilhamla beynimizdeki yaratma ve oluşturma sisteminin neleri hesaba koyduğunu beraberce izleyelim. 

EYDİYHİM:

-       Önlerindekiler, yaptıkları, işledikleri.

-       Dünyaları, şu anları, şimdi ortaya koydukları.

-       Öne çıkardıkları, isteyerek tercih ettikleri.

-       Önden yollananlar, üzerine yoğunlaşılanlar.

-       Geçmişleri.

-       Aşikâr olanlar, açık ettikleri, göz önünde olan halleri.

-       Bilgisine sahip oldukları şeyler.

HALFEHUM:

-       Arkalarındakiler, yapmadıkları, işlemedikleri (Zihinlerinde olan ama eyleme geçirmedikleri)

-       Ahiretleri, şimdiden bir sonraki anda yaşayacakları.

-       (İşlerine gelmediğinden) geriye bıraktıkları, tercih etmedikleri, ihmal ettikleri, üzerine yoğunlaşmaktan kaçındıkları.

-       Geleceklerine, yarınlarına maya olacak bilgi, ilgi, sevgi ve nefret birikimleri.

-       Fiilen yapmak istemedikleri, göz önüne çıkarmayıp bilinçlerinde sakladıkları.

-       Gizli olan, sakladıkları niyet ve planları, içlerinde tuttukları gizli hırs ve tutkuları.

-       Bilgisine sahip olmaları gerekirken öğrenmekten geri durdukları.

953jehd1i8Evet, sevgili dostlarım, iki kelimeye derinlemesine yoğunlaşmak bakın bize neler açtı? Beynimiz bizim için neleri nelerle hazırlıyormuş gördük mü? Sandıklarımızın, bildiklerimizin dışında daha neleri, ne tahmin etmediğimiz verileri yaratım mekanizmasında kullanıyormuş sezebildik mi? Henüz biz açıklama yapmadan sırf bu manalarla olayı anlayıp hayıflanan ve titreyenleriniz olduğunu adeta görür gibiyim.

Bu iki önemli kavramın açılımını verdikten sonra ayette “BİLİR” ifadesinin neleri içine aldığını zikretmezsek konu anlaşılmaz. Farkında mısınız, senelerdir dini kültürümüz gereğince “ALLAH GİZLİYİ DE AÇIĞA ÇIKANI DA BİLİR”, “O KALPLERİN İÇİNİ BİLİR, NİYETLERİ DE BİLİR” der dururuz ama bu BİLME olayının işlevlerini nedense derinlemesine düşünmeyiz.

Acaba bu sıradan bir bilme mi? “BİLİR” den kast edilen sadece bilme mi? “Allah bilir” demekle bize ne işaret edilmekte? İçimizden biri, “Allah bilirse bilir bana ne, nolmuş yani?” derse biz ona bu bilmeyi nasıl açıklarız?

 

Değerli Dostlarım;

Buradaki bilme sadece mevcudu tanıma değil, mevcut olanla şu anı ve bir sonrasını inşa etme sistemi! Buna iyi dikkat edin! “BUNU BİLİR” demek “BU DONELERLE PROGRAMLAR, BU MAYA İLE ŞİMDİMİZİ, YARINIMIZI YOĞURUR, BU VERİLERLE DÜNYAMIZI VE AHİRETİMİZİ İNŞA EDER” demektir!

Biz bu yazı serimizin başından beri Ayete’l- Kürsi’nin, zatını tanımak muhal olan Allah’ın özelliklerinden ziyade Onun bizim âlemimizde esmasının açığa çıkışının yegâne mahalli olan Beynin Özelliklerinden bahsettiğini ısrarla vurguluyoruz! Okunma ve paylaşım oranları, gelen şükran mesajları ve bazı değerlendirmeler, şükürler olsun ki doğru çizgide bir tahlil istikametinde olduğumuzu açıkça göstermiştir.

Yine o doğrultuda devam edelim ve elde ettiğimiz bilgiler eşliğinde ayetin bu bölümünü de beynin işlev ve özellikleri üzerinden okuyalım. Yukarıda açıkladığımız “BİLME”, “EYDİYHİM” ve “HALFEHUM” manalarına bağlı kalarak beynimizin ne yaptığını madde madde görelim mi? Buyurun öyleyse ayeti yeniden okuyalım ve okuduğumuz mevcut notlar üzerinden seyredelim: “Ya’lemu mâ beyne eydiyhim vemâ halfehum” Önlerindekini de arkaya bıraktıklarını da bilir.

BEYİN KİŞİNİN ŞİMDİKİ HALİNİ- YARININI, DÜNYASINI- AHİRETİNİ ŞU MADDELERDEKİ MEKANİZMA DOĞRULTUSUNDA;

-       Mevcut durumu, yaptığı, işlediği, ortaya koyduğu fiillere göre

-       Algılama biçimi, şu anki hali, şimdi ortaya koyduğu ile

-       Öne çıkardığı, isteyerek tercih ettiği doğrultusunda

-       Önden yolladığı ameller, düşünceler, üzerine yoğunlaştığı düşünceler ve niyetlere göre

-       Geçmişinde yaşadığı ve düşündüğü veriler ve aldığı dışsal, astrolojik tesirler ile

-       Aşikar ettiği, açık ettiği, göz önüne koyduğu hallerine göre

-       Bilgisine sahip olduğu şeylere paralel olarak

YOĞURUR, BİÇİMLENDİRİR, YARATIR; BUNUNLA DA KALMAZ, GELECEKTE (bir sonraki anda) BEDEL- KARŞILIĞINI OLUŞTURMAK ÜZERE HAFIZA KAYDI TUTAR!

Sadece bunlar mı? Bunlar “EYDİYHİM” doğrultusunda beynin yaptıkları, işlettikleri. Bir de “HALFEHUM” vardı değil mi? Haydi aynı şekilde o mekanizmayı da okuyalım:
BEYİN KİŞİNİN ŞİMDİKİ HALİNİ- YARININI, DÜNYASINI- AHİRETİNİ ŞU MADDELERDEKİ MEKANİZMA DOĞRULTUSUNDA;

-       Arkaya atıp zihninde tuttuğu, inandığı ama gereğini yapmadığı, düşündüğü ama işlemeye fırsat bulamadığı niyetlerine göre

-       Mevcut veriler, programı, bakış açısı ile geri bıraktığına, öteye attığına göre

-       (İşine gelmediğinden) geriye bıraktığı, tercih etmediği, ihmal ettiği, üzerine yoğunlaşmaktan kaçındığı, sırt döndüğüne göre

-       Geleceğine, yarınına maya olacak bilgi, ilgi, sevgi ve nefret birikimlerine göre

-       Fiilen yapmak istemediği, göz önüne çıkarmayıp bilincinde sakladıkları ile

-       Gizli olan, sakladığı niyet ve planı, içinde tuttuğu gizli hırs ve tutkularına göre

-       Bilgisine sahip olması gerekirken öğrenmekten geri durduklarına göre

 

YOĞURUR, BİÇİMLENDİRİR, YARATIR; BUNUNLA DA KALMAZ, GELECEKTE (bir sonraki anda) BEDEL- KARŞILIĞINI OLUŞTURMAK ÜZERE HAFIZA KAYDI TUTAR!

***

“Dehşet ve korkunç bir durum bu” mu dediniz, yoksa “Harika bir sistem” mi dediniz okuduklarınıza?! Hala “Allah takdir eder, ediyor” diyerek zihninizde hep sizden ötede, yüksekte duran bir tanrıya mı atacaksınız yaşadıklarınızın sorumluluğunu; yoksa Allah’ın beyinden seyrini ve tasarrufunu fark edip “Benim dünyamda ne yaşanıyorsa benden, benim programım; fiil, niyet ve ihmallerimle start alıyormuş” deme cesaretini gösterebilecek misiniz?!all-connected-man-pushing-dominoes

Gerçek bu! İster korkun, hayıflanın ve “Yok canım, çok abartmış” deyin, ister “Harika bir sistemmiş, ne çok şeyi kaçırmış, görememişim” diyerek okumaya girişin, iman edin ve tedbir alarak seyredin. Beyin hiçbirini takmadan, sizin nasıl bulduğunuzu önemsemeden işine aralıksız devam ediyor!

Gerçek bu! Allah, işini yaparken kimseye danışmaz! Beyin, verileri tutarken, değerlendirirken, oluştururken, yoğururken, yaratırken bize sormuyor! Hiçbir şeyi ayırt etmeden veri deposunda değerlendiriyor.

“ALLAH GİZLİNİZİ DE AÇIĞA VURDUĞUNUZU DA BİLİR” gereğince gizli niyetlerimizi de açık eylemlerimizi de yukarıda detayını verdiğimiz şekilde işliyor, işletiyor! İster siz buna “Çok ağır ve acımasız gerçek” deyin, ister ötelere kaçıp “Canım bu kadar korkunç değildir, biz hata etsek de Allah kullarına merhametlidir, bu kadar acımasız olamaz” deyin. Allah’ın beyinlerden tasarrufunu bilen, onun siteminde acımaya, torpile, örtmeye, işlem dışı bırakmaya yer olmaksızın her şeyi devreye koymakta olduğunu görecek ve iman edecektir!

Bu ikazlardan sonra her bölümde yaptığımız gibi bu bölümdeki gerçeği de günlük hayattan misallerle bezeyerek söz soframızı toparlayalım:

1- Herkes iş- güç, eş- dost derdindeyken o kendini insanlığa adamayı öne çıkarmıştı. Garibin, yoksulun, muhtacın yanındaydı hep. Yıllar geçmiş, eski imkânlarını kaybetmişti. Oğlu- kızı da uzaktı ondan. Mahalleye bir gün nezih bir genç adam uğradı. Evini sordu. Birkaç ziyaretten sonra aracına alıp götürdü. Nice sonra mahalleli, gelenin vaktiyle bu ihtiyarın burs verdiği, elbise aldığı öksüz genç olduğunu öğrendi. Şimdilerde mühendis olan genç, adamı evine almış, emrine de bir hizmetli tahsis etmişti. (İnsani değerleri öne çıkardı, muhtaç duruma düşünce de insanlık gördü.)

2- Yakın çevresinde birinin eline bir nimet geçmeye görsün hasedinden çatlardı. Yüze gülse de öne geçenin ayağını kaydırmak için gizliden gizliye ne lazımsa yapar, yıpratmak için elinden geleni ardına bırakmazdı. Çevresinde samimi insan bırakmamıştı bu haliyle. Zor duruma düştüğünde yanında kimseyi göremeyince yakın arkadaşlarına sızlandı: “İnsanlık bu mu kardeşim, kimse yüzümüze bakmıyor! Oysa hepsine iyiliğim oldu.” (İyiliğin göstermelikti, için kin kusuyor, haset kaynıyordu. Beyni, sahte dış dünyasını değil, içinin gerçeğini suratına çarptı yıllar sonra.)

3- Mahalleli ile konuşurken iki de bir “Sevmiyorum şu Kürtleri. Irak olsunlar benden” der dururdu. Az buçuk gerçeği bilenler bu sebepsiz ve aşırı tepki karşısında “Kız deme şunu” dedilerse de dinlemezdi. Ne mi oldu? Kızı bir Kürt gencine âşık oldu. Sevmediği, gayrı gördüğü ne kadar töre, gelenek, davranış varsa önüne geldi gün be gün. Hala da aynı şeyleri söylüyor. (Beyin, sadece yoğunlaştığınız sevgileri değil, yoğunlaştığınız nefretleri de hayatınıza çeker.)

4- İlkokulda iken haftada bir siyah beyaz sinema gelirdi bizim köye. “Cüney Darkın” derdik Malkoçoğluna arkadaşlarla. Hafta boyunca hepimiz Cüneyit olur kayalıkardan altlardık. Hep arzu ederdim onunla tanışmayı. 30 sene sonra çalıştığım kuruma konferansa geldi Cüneyt Arkın. Sadece tanışmadık, memleket meseleleri üstüne uzun uzun sohbet ettik. (Beyin, sen unutsan da unutmaz, yıllar geçse de ilgilerini hayatına çeker de gösterir!)

5- “Ona saçımı süpürge ettim, namusunu korudum, çocuklarını yetiştirdim. Hiç eksik etmedim hizmette. Neden seneler sonra benden boşanıp gitti, hala anlamış değilim” dedi dertli kadın. Bilge şöyle dedi: “Kızım, sen ona kendi doğrularınla hizmet ettin. Hiç onun doğrularını sordun mu? Sen ona kendi anlayışınla ilgi gösterdin, onun beklediği ilgi yönünü anlamaya çalıştın mı? Sen ona kendi kültüründen aldığın kadar sevgi verdin. Onun kültürü sevgiden ne anlıyor, araştırdın da onu verdin mi?” Bilgenin bu çıkışı ile kadın derin düşüncelere daldı. (Beyin, öne çıkardığımız doğrular herkesin doğrusu olsa da ihmal ettiklerimizi, görmezden geldiklerimizi, değerli bulmadıklarımızı da önümüze koyar.)

6- İçinde bastırılmış cinsel dürtüler hep canlı idi. Kamuoyu nezdinde saygın bir mütefekkir ve hatta ideolog olsa da yakın dostları ile muhabbetleri hep uçkur altı idi. Evliliğinde de istediği huzuru bulamamasına rağmen kimseye renk vermemişti. O dürtüler, içinde canlı kaldı hep. Seneler sonra 14 yaşında bir kızla basıldığında mahkemelere çıkacak, basında adı ve eserleri üzerine aşağılayan manşetler atılacaktı. Aksayarak yürüyen kelepçeli ihtiyar 74 ünde olsa da içinde canlı kalan ve yoğunlaştığı tutku onu ahir ömründe yere çalacaktı. (Beyin sadece öne çıkardıklarınızı değil, içinizde saklayıp takıntı haline getirdiklerinizi de yaratır, önünüze koyar; yaşınız ve kariyerinize bakmaksızın.)

7- Kızının önüne her tür imkânı sermiş, en iyi okullarda okutmuştu. Dışarıdan bakınca evladı ile ilgiliydi de. Ne var ki koruma ve uyarma görevlerini yapmayı önemsemez “Şu çağda baskı olmaz, gençler yaşasınlar, gerici miyiz biz?” diyerek karısının “Bey, biraz kızımızla yakından ilgilensen” önerilerine sırt çevirirdi. Polisten gelen telefonla sarsıldı. Uyuşturucu çekerken baskına uğrayan gençler arasında kızı da vardı. Olayın aile için yıkımı yanında medyaya yansıması da cabasıydı artık. (Şayet bir yerde boşluk ve eksik bırakmışsan, en iyi imkânı sunman dahi seni sistem işleyişinden kurtarmaz. Çünkü sistem de beyin de boşluk affetmez. Her boşluğun bir şekilde dolması üzerine işler Allah Sistemi.)

8- Sohbet meclisinde ikisi de farklı açılardan güzel tefekkürler çıkarıyorlardı. Günün birinde söz, geçmişlerini anlatmaya geldi. Sohbet ettiği yazara sordu: “Gençliğiniz nerede geçti?” Yazar, “Milli Görüş yani İslamcılar içinde” dedi. Gülümseyince bu defa yazar ona sordu: “Sen nerelerde bulundun?” “Ben İslamcıları, hele Erbakancı’ları hiç sevmedim. 28 Şubatı destekledim. Onlara tepki adına ilçemde karşı partinin yönetimine de girdim. Allah’ın işine bak, karşı olduğum kesimden gelenle şimdi aynı sohbetteyim.” Gülüştüler. Yazar gülerken ekledi: “Yalnız değilsin bunu yaşamada. Ben de senin gibi çağdaş giyimli bayanlardan, makyaj küpü kadınlardan hep uzak durdum. Onlar dinden ne anlar ki, derdim içimden. Onlar Mevlana sömürücüleri, derdim. Bugün sen karşımdasın!”

Ne-ekersen-onu-bicersin-karikaturuSonra eklediler birlikte: “Kınadıklarımızı yaşıyoruz şimdi. Ama iyi ki bunu bir tasavvuf meclisinde yaşıyoruz, şükürler olsun. Daha acı yaşamak da vardı, di mi ama?” (İkisi de beyinlerinde uzak durmak istediklerini hayatlarının bir aşamasında yanı başlarında buldular. İkisi de görmek istemedikleri tipleri gördüler, beyin mekaniği gereğince.)

9- Madende çalışan genç mühendis, su kaynağı bol köylüye öneri getirdi: “Subaşı dediğiniz yere bir elektrik santrali kuralım, devlete muhtaç olmadan elektrik alın. Yanına bir de su şişeleme tesisi yapalım. Kendi kaynaklarınızla köy hayatı dönsün.” Dar düşünen köylü gereken meblağı duyunca vazgeçti projeden. Sonrası mı? Seneler sonra köyden kente göçle boşaldı köy. Hepsi de sık sık kesilen elektrik için devlete para ödüyor her ay. (http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/mehmet-dogramaci/bizim-koyun-kaderi/)

10- Genç belediye mühendisi ilçenin kenar semtlerinde ölçümler yapıyordu. Buralarda arsalar sudan ucuzdu o yıllarda. “Sen de bir yer işaretle de al şu arsayı” dediler. “Bırakın Allahasen, dağ başından arsa mı alınır?” Yıllar sonra oğluna şunları anlatacaktı: “ O mahalledeki arsa var ya?” Neresi baba? “Üstünde trilyonluk AVM olan?” Evet. “İşte bana teklif edilen arsa oraydı. Akılma yanayım!” (Önünde olanı hisleriyle reddedene, beğenmeyene seneler sonra “Keşke” acısı yaşatır beyin!)

11- Erkek çocukların hepsini öldüren Firavun, nehirden gelen Musa’ya şefkat edecek, onu sarayında büyütecekti. Musa ona Hakkı haykırdıkça “Vaaayy be bizim Musa!” der dururdu. Musa, onun elleriyle ürettiği zulmün karşılığını ona yaşatacak olandı. Yaşattı da. (Beyin, ne üretirseniz üretin, er geç sizi onun karşılığı olan bedel veya ödülle yüzleştirir! Allah, ihmal etmez, imhal eder [zaman içinde yaşatır] )

Sevgili Dostlarım,

Etkin ve uyarıcı olsun diye biraz olumsuz örneklerle anlattım size bu mekanizmayı. Beynin, seriül hisab ve zul intikamı an be an çalıştırdığını, sistemin şimdinin yarını oluşturması ile işlediğini, beyin için gizli- açık, fiili- düşünsel ayrımı yapmadan işlevsellikte olduğunu unutmaz; korunur, ibret alır ve dikkat ederek yol alırsak hayatın cennet olmaması için hiçbir sebep yok, emin olun.

“Peki, hayatımıza giren acı ve üzüntü veren olaylar ile iyi ve sevinçli sahnelerin hepsini kontrol etmek elimizde mi ki? Yani bunların hepsi de yine bizim davetimizle mi oluşuyor? Dışarıdan birileri de etkili olmuyor mu yani?” sorusunun cevabı gelecek bölüm konumuz.

İlmi değerlendirmek ve yaşama geçirmek hazmıyla hepimize kolaylaşmış olsun.

(Sürecek)