Beyin Ayetini Gördünüz mü? (VIII)

Beyin Ayetini Gördünüz mü? (VIII)

“VESİ’A KÜRSİYYÜHÜS SEMÂVÂTİ VEL ARD* VE LÂ YEÛDUHU HIFZUHÜMÂ* VE HUVEL ALİYY’ÜL AZIYM”

Onun Kürsüsü Semâları ve Arzı Kapsamıştır. Onları Muhafaza Etmek O’na Ağır Gelmez. O Alîy ve Aziym’dir.

Ayete’l- Kürsinin Allah Esmasının bizim dünyamızda açığa çıkış mahalli olan beynimizin özellik ve işlevlerine dair ilahi bir beyan oluşundan hareketle geliştirdiğimiz yaklaşım denemesinin son bölümüne gelmiş bulunuyoruz.

80181Birinci bölümde detaylı açıklamasını verdiğimiz Kürsi kavramı bu bölümde karşımıza çıkıyor. Yine surede geçen Allah Esmalarına birinci bölümde değinirken açıklamasını verdiğimiz El Aliy ve El Aziym esmalarının vurgusu ile sure sona eriyor. Kapsama olarak anlamlandırılan ve El Vasi’ esmasının fiili açığa çıkışı olan VESİA kelimesi ile El Hafiyz esmasının yansıması olan HIFZ kelimesinin, surenin genel bütünlüğü içindeki anlamını da yerli yerince okuyabilirsek, bu bölümün bize vereceği işaretleri daha berrak izleme imkanımız olacak.


VESİA kelimesinde işaret edilen kapsama ve kuşatma anlamı; basit biçimde bir şeyi sarıp sarmalama, dar alana sıkıştırma, ona sınır çizmeden ziyade genişlemeye ve ilerlemeye müsait bir açılım ve hükümranlık kapasitesini de içinde barındırır. Bu kelimenin Rububiyete (Esmaların birimlerde açığa çıkış programı) dönük boyutunda Veritabanı kavramını yeniden gözden geçireceğiz.

11HIFZETME diye dilimize de geçen El Hafiyz esmaının yansıması HIFZ kavramı burada, beyne ait semalar ve arzı koruma işlevini ifade ettiği gibi onların her ikisindeki oluşlara hâkim olma ve o oluşların devamı için gerekli olan enerjiyi sağlama özelliğini de gözler önüne seriyor.

Biz bu kelimeye mevcut anlamları doğrultusunda daha güncel bir deyimle SÜRDÜRÜLEBİLİR DENGE demeyi daha uygun görüyoruz. Bu tespitlerden sonra son bölümün manasını şöyle bir toparlayalım;

ONUN (Beynin) KÜRSÜSÜ (Hükümranlığı, nüfuzu, egemenliği, birimsel programının yaratılış gayesi gereğince açığa çıkışı) SEMALARI (Soyuta dönük bilinç boyutlarını) VE ARZI (Somuta, beş duyuya dönük birimsel ve beşeri kimliği) KAPSAMIŞTIR (Bütünüyle kuşatmıştır, hükmü altına almıştır.) ONLARI (Soyut, algılamaya açık boyutları ve somut, algılanabilir boyutu) MUHAFAZA ETMEK (Onlara elzem olan enerjiyi, bilgiyi, gücü sağlamak, korumak, sürdürebilirdenge içinde yürütmek) ONA (Beyne) AĞIR GELMEZ. O (Beyin) ÂLİYDİR (Soyuta, anlam dünyasına, şekle ve surete sokulamayacak oluşumlara dönük büyüklük ve yüceliği olandır) AZİYMDİR (Somuta, madde- beş duyu âlemine, şekle ve surete, beşeri kimlik ve programa dönük büyüklük ve yüceliği olandır.)

* * *

Çerçevelemeye çalıştığımız bu mananın bizlerin dünyasına yansımaları nasıldır? Ayette belirtilen özellik ve sistematik neleri, nasıl açığa çıkarır? Şimdi de bu sorular doğrultusunda bunların bizde neler oluşturduğunu tespit edelim madde madde:

1- Beynin temsil ettiği esma manalarının oluşturduğu bütünlük ve program; kişinin soyuta; ahirete, sınırsız sonsuzluğa dönük bilinç boyutlarını da bedene; somuta, beşeriyete, dünyaya, bireysel kimliğe dönük boyutunu da bütünüyle kapsamış, hükmü altına almıştır. Esma manalarının kişide açığa çıkan ana program demek olan fıtratı ve ona bağlı gelişimleri simgeleyen en güncel kelime kuşkusuz Veritabanı! Şu halde mevcut veritabanı, kişi istesin ya da istemesin, ona hükmünü dilediği gibi icra etmektedir. Veritabanı elvermedikçe sıçrama yapmak, veritabanı açıklık göstermedikçe yenilik yapmak da imkânsızdır. Kişinin teslimiyet ve tevekkül göstermesi gereken bir manadır bu. Sakın ola ki kısıtlanma olarak anlaşılmasın. Veritabanın nasıl oluştuğunu ve o oluşuma nelerin etki ettiğini, bunlar oluşurken çoğunda bizim irade ve arzumuzun olmadığını 5. Bölümde detaylı olarak işlemiştik.

2- Beynin bu hükümranlığı yukarıda veritabanı doğrultusunda vermeye çalıştığımız üzere bir ana çerçeve, ana program, veritabanı üzerinde işlediği gibi genişlemeye de açıktır. Kişi, kendine kolaylaşana yönelir; yöneldiği de kendine kolaylaşır veritabanının izin verdiği ölçüde: o nedende VESİA kelimesinde ifadesini bulan KAPSAMA manası genişlemeye ve gelişime müsait bir hükümranlık ve kapsamadır.

3- Kapsama fiili geçerken sema ve arzın ve bağlacı ile bağlanması, hıfz geçerken yine “O ikisi” denerek sema ve arzın birlikte zikredilmesi sırlı bir manaya işaret eder aynı zamanda. Şöyle ki, “Bu ikisi eşgüdüm halinde çalıştığı zaman bu işlevsellik daha verimli ve zengin kapasite ile ortaya çıkar” müjdesidir bu. Anlam ve eylem, düşünce ve uygulama, beden ve şuur, bilinç ve zihin, iman ve amel beraberce ve uyumlu işlediğinde beynin bu hükmü gereğince gerçekleştirmek istediklerimiz en kolayından, en zirve özelliklerle açığa çıkacaktır. Hz. Muhammed (sav) in hem Resul hem Nebi olması da bir yönüyle bu mananın dünyamızda somutlaşmasıdır. Onun tebliğ ettiği İslam; bütünüyle ruh beden, dünya ahiret, görünür görünmez âlemlerin kişide içselleştirilmesi, kişinin tüm boyutlarla barışık ve uyumlu yaşamını telkin eder.   

4-  Sema ve Arzın muhafazası; beden ve bilinçte yaşamın gereklerinin temini, kişinin gayret ve niyetleri ölçüsünde soyut ve somut âlemlerde ilerlemesi beyin için zor değildir.

5-  Gerek düşünsel ve gerekse bedensel noktada açığa çıkanların kaydı, işlenmesi, beşeri programla uyumla hale getirilmesi, ruha aktarılması, karşılıklarının oluşturulması, DNA kodlarına aktarımı, veritabanına yeni verilerin yüklenmesi beyne zor gelmez!

6-  Neden zor gelmez? Neden her murad edileni gerçekleştirme gücü beyinde var? Çünkü o Aliy ve Aizymdir. Çünkü beyin bilince ait yücelikleri kişiye açmada da bedene ait yükselişleri kişiye sağlamada da en üstün kapasiteye ve kabiliyetlere sahiptir.

Evet, Sevgili Dostlarım;

Ayetel Kürsinin son bölümüne dair manalardan bizim okuyabildiklerimiz bunlar. Her bölümde yaptığımız gibi hayatın içinden olumlu ve olumsuz misalleri de ekleyerek konumuzu derleyelim. Bu misallerde son bölüm manalarının en güzeliyle hayata geçirme örnekleri ile birlikte bunlardan haberdar olmama neticesinde düşülen kısıtlılığı da görmüş olacağız inşaAllah.

gorsel-278

1-  Ciddi planda ekonomik sıkıntı çekiyor, mevcut veritabanında ticarete elverişli kapasite vaktiyle atalarında da açılmadığı için buna cesaret de edemiyordu. Memlekette o günlerde yaygın olan çelik tencereleri evlerde pazarlama işine girmesi önerildi. Çekine çekine bayilik aldı ve eşiyle satışa başladı. Ticaret ortamını bilmediği için insanları bir şey almaya zorlama görüyordu bir mal tanıtımını. Eşi destek oldu ve komşu apartmanda bir toplantı icra ettiler. Güzel de gitti. Alış veriş de oldu. Çay sohbeti yaparken asıl mesleğini sorduklarında memurum dedi çekinerek. Misafirlerden biri “Ne utanıyorsun kardeşim, ayıp mı işliyorsun, rızkına koşuyorsun, cesur ol, hepimiz senden alırız bundan sonra” dedi. Deyiş o deyiş. Ruhunda mevcut ama o güne dek açamadığı Razzak kapasitesi devreye girdi. Utanma sıkılmayı bir kenara attı ve süratle mesai sonrası tanıtımlara devam etti. Tanıştığımızda gözleri kendinden emin ve memnun bir edada “Evimi de arabamı da bu yan işle aldım. Çocukları sıkıntı çekmeden okuttum elhamdülillah” diyordu. {Beynimizde neyin bize açık neyin kapalı olduğunu, o konuda gayrete geçmeden göremeyiz. Gayret edersek ve samimi olursak çevre de bize destek verecektir. Tabii yine de ana programımızda bu kapasiteye elverişli isek.}

2-  Öğrenciydi. Cep harçlığını teminde sıkıntısı vardı. Ailesine de yük olmak istemiyordu. Bir yakını kendisine o günlerde evleri süsleyen manzara tablolarından satmayı önerdi. Halkın topluca olduğu yerlere çıkacak, pazarlayacaktı. Bir pazar günü tanıtımını yaparken işgüzar bir esnafın azarı ile işi bıraktı. {Denedi, gayret etti ama içine sinmeyen ve getirisine bütünüyle iman edemediği bu çalışmada ilk aksaklıkta terki seçti. Kim bilir belki o esma genlerinde de kapalıydı. Kim bilir açılıma müsaitti de o anki veritabanı birikimi buna izin vermedi.}

3- Öğrenmenin yaş ilerledikçe zorlaştığı kanısı ve bilimsel tespitine karşılık okumaya azmetmişti. Çevresi olmaz deseler de olacak dedi. Hukuk Fakültesini bitirip avukatlık stajını tamamladığında kaç yaşına gelmişti biliyor musunuz? 55 ine. Gazetelerde boy boy fotoğrafları çıktı. {Genel kanılar ve bazı bilgilere inanmak da önümüzü keser. İnanmadı, gayret etti, olacak dedi ve oldu. Bilginin muhafazası ve o bilgiye yönelişin gerekleri beyne zor gelir mi hiç?}

024-  Devlet erkânını İstanbul gibi asırlık bir kültür başkentinden Anadolu’da köhne bir kasabaya taşımıştı. Halkın geçim kaynağı ağırlıkla tarım ve hayvancılık olduğu için fidan ve tohumluk yetiştirmede, hayvan neslini iyileştirmede de öncü olmalı idi. Bir bataklığı satın aldı. Alman mühendislerden araziye dair rapor istedi. Raporda “Bu arazide değil tohumluk ve fidan, ot bile yetişmez” neticesine varılmıştı. Mühendislere yol verdi ve adamlarına olacak dedi olacak. Kağnılar, at arabaları, öküz arabaları ile toprak taşıyıp asker ve halk el ele bataklığı kuruttular. Köhne kasaba bugünün Ankara’sı, bataklık Orman Çiftliği, yapan da Mustafa Kemal Atatürk. { Beynin dünyaya dönük kuvveleri iyi kullanılırsa gücü sonsuzluğa açık esmalardan bilgi çekmek de kudret oluşturmak da mümkündür. Bunu fark edenler olmazları oldurmuşlardır tarih boyunca. Nereden ilham alarak? Beynin Aliy ve Aziym özelliğinden ilham alarak.}

image5-  Köy ve kasabalarda yerel kıyafetleri ile yaşayan hanımlar, yazın çok kısa bir dönem süren hasat, ilkbaharda kısa süreli ekim dikim haricinde genellikle evlerde sohbet eder ya da mahalle aralarında gün boyu oturarak dedikodu ederler. O, bunlardan öte kooperatif, el becerileri kursları, okuma yazma seferberlikleri ile hanımlara öncü oldu. Kasabada yeni yeni açılışlar yapılacağında kaymakamın yanında yer alır, kurdele kesilirken o da protokol arasında konuşma yapardı. Gayret ve azim çıtasını yükseltti. Belediye Başkanlığına aday oldu. Sadece partisi değil, tüm kasabadan ciddi bir oyla başkan seçildi. Şimdi şalvarı ve halkın namaz örtüsü dediği beyaz örtüsü ile makamında oturuyor, Eskişehir- Mihalgazi Belediye Başkanı. {Kasaba bu, kadınların hali de malum deyip kalabalıklara uymadı. Beyin kapasitesini fark etti, yeniye açıldı, açılımları eyleme koydu ve başardı. Genel kanıların aksine yenilikleri hayata taşımak beyne ağır gelir miydi? Ayet ağır gelmez diyor işte! O da ağır gelmediğinin canlı numunesi oldu.}

6-  70 lerde ülkemizde Batıdan mülhem pop müzik akımı revaç bulmaya başlamıştı. Hafif Müzik adı ile Türk halkının beğeni ve ilgisine arz edilen tarz, büyük şehirler ve uçarı gençlik hariç hiçbir yerde tutmuyordu. Sanatçılar ne hikmetse Türkçe konuşan halka İngilizce parça söylemek gibi bir saçmalık geliştirdiler. Tutmayınca o parçaları tercüme ile söyleme yoluna gittiler. Yeniye açık beyni ile durumu izliyordu. O da bu sahada birkaç parça yapmış ama gidişatın yanlışlığını görmüştü. Halkın değerlerine inmeden yeniyi kabul ettirmek imkânsızdı. Onlara indi. “Sarı çizmeli Mehmet ağa” “Halil İbrahim sofrası”, “Arkadaşım eşek” vb parçalarla 7 den 70 e kucakladı halkı. Halkıyla bütünleşen halklarla da bütünleşebilirdi. 7 den 70 e  programını ülkelere taşıdı. Neredeyse tüm ülkelerden seslendi bizlere. Kendisiyle yapılan bir röportajda “5 dili okur- yazarım, 17 dilde de derdimi anlatır, onların konuşulduğu ülkelerde sıkıntı çekmeden yaşarım.” diyecek kadar zengin bir birikime sahip olduğunu açıklıyordu, merhum Barış Manço. {Sistemi objektif okuyarak işine eğilenin önü açılır. Neden? Çünkü beyin El Vasi esması gereğince yürüdükçe, gayret ettikçe insanın önünü açan bir işlevselliğe sahiptir.}

13305

7- Çalıştığı kurum yarı resmi, yarı siyasi bir saha idi. Küçük idari görevlerle başlayanlar aşama aşama müdürlük, genel müdürlük, daire başkanlığı ve hatta milletvekilliğine uzanan yükseliş trendlerinde boy gösterebiliyordu. Kapasitesini fark ettiği için o da bunları hayal etti. Milletvekillerinden neyi eksikti ki? Bu ülkede ilkokul mezunu adamlar dahi vekil olabiliyorsa o niye olmasındı? Kurumda olanları izledikçe politik alanın sandığı gibi sadece kapasite meselesi olmadığını, hoşlanmadığı bazı haller ve tavizler de istediğini müşahede ediyordu. Bu müşahedelerle ideallerine bakışı gün be gün sarsılırken yaşadığı zincirleme kırılma noktalarından sonra kendini dinin gerçeğini anlamaya verdi. Artık mevcut görevlerinde ilerleme yerine dini anlama ve anlatmada yol alacaktı. Zaman zaman milletvekili ve daire başkanı arkadaşları “Dostum, sen de memuriyete çakılı kaldın, kıpırda biraz” dediklerinde nefsaniyeti hafif içini burksa da ürettiklerinin yansımalarını aldıkça bambaşka bir huzur buluyordu. Yazılarını yayınlayan dostu bir gün “Site istatistiklerinize baktım Amerika, İngiltere, Endonezya hatta Dominik Cumhuriyeti gibi 50 civarında ülke ile ülkemizin metropolleri ile birlikte en ücra ilçelerinde de okunuyorsunuz” dediğinde Rabbine şükredecek, hüzün ve sevinçle karışık bir hal içinde gözleri buğulanacaktı. {Veritabanında olmayan siyaset alanına özendi. O alana yakın görev de yapıyordu. Ama olmadı. Veritabanında mevcut dedelerinin hatiplik, müderrislik ve imamlığının çağdaş versiyonu din gerçeklerinin anlatılması onu kendine çekti. Şimdilerde hayatın içinden basit örneklerle 7 den 70 e tasavvuf yazıyor! Neden mi böyle oldu? Kişi nereye gayret ederse etsin, neye yönelirse yönelsin, veritabanı da denen ana programı onu kendine çekerdi, beynin sema ve arzı kuşatması, tahtı altına alması gereği.}

* * *

 Aziz ve Çok Sevgili Dostlarım;

Anladığım kadarı ile sizlere ufuk açıcı bir Ayetel Kürsi yorumu ve değerlendirmesi yapmaya çalıştım. Kur’an-ı Kerim evrensel sistemin en yüksek düzeyli tespiti olduğundan sonsuz sınırsız manalar ifade eder. Hiç kimse, bu ayet, bu sure, bu hadis benim dediğimden ibarettir diyemez! Biz de böylesi bir hadsizlik ve körlükten Rabbul Alemiyne sığınırız.

Size vermek istediğimiz sistemin kendinden kendine işlediği, ana program ve kapasitemizin beyinde yüklü olduğu, Allah Esmalarının kişisel alemimizde beyinden start aldığını gösterebilmekti sadece. Konunun hazmı zor bazı derinliklerine ise girmemeyi yeğledik. Kuşkusuz zaman için de ona da değinen arifler ve alimler olacaktır. Biz sadece algılanabilir misallerle suçlama, öteleme, dışlama, yargılama gibi beşeri tutumların sistem gerçeklerine, beyin işlevlerine uymadığını anlatmaya çalıştık. Yine anlatmaya çalıştık ki kişi samimiyetle yöneldiğinde sonsuza açık bir saha önünde durmaktadır.

Değerlendirmelerimizdeki hatalar beşerliğimiz ve kulluk acziyetimiz gereği bize aittir.

İsabet ve doğrular Allah, Resulü ve Ehlullahtandır.

Beynimizin kapasitelerini fark ederek, veritabanı fıtratımız gereğince en güzel idraklere erişmek, en güzel eylemleri ortaya koymak, en huzurlu yaşamları kucaklamak dileriz hazmıyla hepimize kolaylaşmış olsun!

Selam, Dua ve Muhabbetlerimizle.