Değiniler-3

Değiniler-3

İKİLİKLE HAKKA VARILMAZ

Doğru-Yanlış, Güzel-Çirkin, Haklı-Haksız vb ikili kavramlarla düşündüğün, oluşu etiketlediğin sürece Sistemi Okuyamazsın!

Çiftten Teke varılmaz. Çatal kazık yere çakılmaz.

 

ADANMA PERDESİ

Şeytanın sinsi silahlarından biri de ADANMIŞLIK duygusudur!

Adanmışlık; kişinin bütünüyle yöneldiği bir gaye uğruna her şeyini feda edebilecek kabulde olmasıdır. Bir nevi kurban olma arzusundan doğar.

Tarih boyunca beşerin kendi ürettiği tanrılar, çeşitli kurbanlar istemişlerdir! Allah, kurban istemekten münezzehtir. Ona sade KUL olunur!

Beşer, adanmaya; İnsan; uyanmaya sevdalıdır. YIUETQod-So

Adanma eğilimi şeytan tarafından İNSANLIĞA HİZMET kılıfına sokulmuşsa kişi; hizmet etme adına kendi hakikatini tanımadan geçer gider âlemden.

İnsanları, ülkeyi, dünyayı kurtarmaya adandığım gençlik yıllarımda Tasavvufi Hakikate dönüp bakmadım. Bencil bir oyalanmaydı tasavvuf gözümde.

40′ına kadar protestolarda gezenlerin 40′ından sonra bir vesile kendilerine çekilmesi, adanmanın egosal heves oluşunu fark etmelerindendir.

Protest düşünceler, isyankâr eylemler; egonun/ şeytanın bilince enjekte ettiği güçlü uyuşturuculardır. Uyuşan beyin Hakikate uyanabilir mi?

Muhalif olmak egoyu zinde tutar. Çok cazip, doyumsuz bir ateştir muhalefet. Çoğunlukla aklı örtse de kimin umurunda!

Dernek, Vakıf, Kulüp, Parti vb ADANMIŞLIK hissini beslerler. Allah İlmini insanlığa hibe eden zat, bunları niye önermiyor, daha iyi anlıyorum.

Siyasi yapılar, davaya adananları kurban ederken; çıkar için destekleyenleri yüceltir! Adanan, kurban olmak istememiş miydi? İstedi, oldu!

Bir alana egonun/ nefsin tetiklemesiyle yöneliş; adanmak, şuurun tetiklemesi ile yönelmek Salâttır! İkisi karıştırılmaya!

Adanmanın motor gücü; duygu ve şartlanmadır. Salâtın motor gücü ise akıl, ilim ve bunlar üzerinden yapılan Okumalardır.

Duygusal adanışlarına dini/ milli/ kutlu anlam yükleyene gerçeği göstermek; saldırı, hakaret ve sapıklık ithamlarını göğüslemeyi gerektirir.

“YALNIZ SANA KULLUK EDER, YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ” (Fatiha) Kendi Gerçeğimizi-  Evrensel Gerçeği okumak ve yaşamaktan başka hiçbir gayeye ADANMAYIZ!

Allah Kulu; hiç bir şeye adanmaz. Fakat her şeyin hakkını yerli yerince verir.

 

PUTSALLIK- KUTSALLIK

Putsallık, kutsallıkla ayakta7348_25614ae444 kalır. Kutsallar sorgulanmaya başladığında putlar devrilmeye başlar.

Sorgulanamaz kutsalları olan kişiler de toplumlar da hayat yolunu kör topal yürümeye mahkûmdurlar.

İnsanı, Devleti kutsallaştırma tavrı; tartışılması suç kişiler, yargılanması yasak idareler doğurmuştur. Modern çağda bunlara yer yoktur.

İdarelerini sorgulatmak istemeyen devletlerin kendilerini tartışmaya kalkanı sindirme yolu; “Devlet Düşmanı” etiketi vurmaktır.

 

SORGULAMA- GÜDÜLME

Sorgulanamaz Liderler; sorgulama bilinci gelişmemiş, tartışma kültürü yerleşmemiş toplumları güderler.

Resmi Tarih, okullarda “Kahraman Kişilikler” empoze ederken, farklı kaynaklardan tarih okuyanlar kahramanların da insan olduğunu görürler.

“Ben Kureyş’li kuru et yiyen bir kadının oğluyum” diyen Hz. Muhammed (as) “Beni putlaştırmayın, sorgulayarak iman edin” mi demek istemiştir?

Çoğu zaman inzal olan vahyi bile sorgulayan Hz. Ömer örneği nerede, sorgulamayı haram kılan mürit- mürşitler nerede?! Allah akıl- fikir vere!

Umre yoluna çıkan Hz. Ömer’e “Kardeşçik, bana da dua et” buyurur Allah Resulü. Diğer 3 halifeden değil de Ömer’den ister bunu, nedense ?!..

 

SİSTEM TESLİMİYETTİR

“ALLAH İNDİNDE DİN İSLAMDIR” (Ayet) demek; insanda, dünyada, evrende işleyen tek bir sistem vardır demektir. O sistem teslimiyet esasıyla işler.

Sistemin Teslimiyetle işlemesi; güçlünün zayıfa hâkimiyeti, benzerin benzeri çekmesi- çekilmesini içeren “SÜNNETULLAH YASALARI” na göredir.love

Müslümanlık, Hıristiyanlık, Musevilik halka mahsustur. Allah’a mahsus olan; İslam’dır ve o da Sünnetullah Mekanizmasını işaret eder.

Kur’an’da DİN kelimesinin çoğulu DİNLER hiç geçmez! Hala mı dinler kavramı ile oyalanmak? Olmayan dinler arasında bir de diyaloğa girişmek?!

“Allah’a teslim olmak” mı? Yoksa “Zaten Allah’a teslim olduğunun farkındalığına varmak ” mı?

SÜNNETULLAH YASALARI http://www.ahmedhulusi.org/yazi/sunnetullah.htm

Damla Okyanusa “Kafa tutuyorum” dese ne yazar, “Okyanusla uyumlanıyorum, ona teslimim” dese ne yazar! Okyanusun çok da umurundaydı!

Önce kendine benlik ver, sonra olmayan benini eritmeye çalış, sonra da Allah’a ermeye kalk! Hay Allah’ım Hayyyy! Huuuu diyelim Aşk ile Huuu!

 

KİMLİKTEN HİÇLİĞE

Tek Yapının tek beyni, tek ruhu, tek nefsi, tek aklı varken ve dilediğini yaparken senin sana özel beynin, ruhun, nefsin, aklın var öyle mi?

“Hüviyetimi kaybettim, hükümsüzdür” diyebilene HUviyeti fark ettirilir.

Yeni anlatımı, yazıldığı şekliyle değil de eski kavramlarla anlamaya çalışmak; motosiklet üstüne beygir eğeri vurarak binmeye çalışmaktır.

“İslamiyet sosyal din, dayanışma dini” kodu beyinlerde öylesine kanserleşmiş ki; “DİN FERDE HİTAP EDER” realitesi çoğunun içine sinmiyor.

 

TÂBİ OLMA, BAĞLANMA

İnsanların çoğu birine tâbî olmayı kendileri için emniyetli, sağlıklı bulurlar. Belki de hayatın bir bölümü için bu elzemdir.184201

İnsanın kolayına gelen tâbiyet; genellikle ferdi tefekkürü durdurduğu gibi aklı kullanmayı da geriye iter. İşte o noktada Taklit başlar.

Taklidin, tahkik entarisi giyerek kendini alımlı gösterdiği nokta, bir zata tâbî olunan noktadır. Tahkik zannıyla taklidin dik âlâsıdır bu.

Gerçek kurtuluş; kurtarıcılardan kurtulmaktır.

İnsanın puta tapması Hz. Muhammed’le bitti. İnsanın, kutlu mana giydirdiği kişiye tapınması ise el’an sürmekte. Bitecek gibi de görünmüyor.

 

İLİMDEN BESLENEN EGO

“Tanrı- tanrılık yok” şeklinde açıklanan ilim, Allah fark edilsin diye geldi. Sen ilme yaslanıp kendini tanrı ilan edesin diye değil.

“Esmalar arasında fark görmek küfürdür.” (A. Geylani)

Kendine prestij sağlamak için mi ilim ehlinin yanındasın? Yoksa gerçekten onu anladığın için mi?!

“Kitabı Okumak”tan maksat ana kitap üzerinden kendi kitabını okumaktır. Sağda solda “Kitapta şöyle buyrulur” lakırdısıyla ilim satmak değil.

Ehil Zatların sözleri, kendi kitabını okuyup kendi cümlelerini kurman içindir. Sense işi sadece nakil yapmak, retweet etmek sandın değil mi?

Ehil Zatın sözünü aynen nakletmek anlamak olsaydı, İslam’ı en iyi Emeviler anlamış olurdu. Dönemlerinde nakledilen Hadisler saymakla bitmez.

“Ne birilerine paye verin, ne de size verilen payeleri kabul edin. Şuurlu insan payelerin üstündedir”(@AhmedHulusi) işittiğimden beri kimseye paye vermiyorum. Paye vererek kimsenin egosal hırslarında Velayet arayacak kadar basiretsiz de hiç değilim.

 

ANLAMAK NEYE GÖRE?

Ehlinin yanında, burnunun dibindedir 24 saat ama onu hiç anlamamıştır. Uzakta, hem de çok uzaktadır ama onu en az onun kadar anlar.

Sahabeden çoğu Üveys El Karani’nin kilometrelerce uzaktan Resulullahı (sav) anladığı ve tanıdığı kadar anlamış ve tanımış değildi.

 

KLİŞELERE KURBAN EDİLEN HAKİKAT

Hakikat boyutunda “Her şeyi Hak görmek”, Şeriat boyutunda “Hakkın hakkını büründüğü surete göre vermek” ile anlam kazanır.

“Yorumsuz Seyir” veya “Hak Görmek” etkisiz eleman modunda kalmak olsaydı Resulullah da “Ebu Cehilde şirki dileyen de Allah der” otururdu.

Zalim, kim olursa olsun karşısında durmak; Mazlum kim olursa olsun yanında yer almak İmanın gereğidir.

Zulme rıza zulümdür. Mazlumu görüp sessiz kalmak da zulümdür. Kimse Hak Görme veya Yorumsuz Seyir adına Dini, Muhammediliği sulandırmasın!

Dişi ağrırken kıvranan, dünyada acı çekenler varken rahat olabiliyorsa gerçeği okuyamamıştır! Okuyan; tüm insanlığı bedeni gibi hisseder.

 

ALDANIŞLAR

Günümüz hakikat sevdalıları; bilgisi fazla olanı, gaipten haber vereni, duyguları okşayanı Veli sanmak gibi bir hastalığa tutulmuşlardır.

Bilgin sevgine, sevgin bilgine fren oluyorsa kendini gözden geçirmelisin! Denge tahtasıdır hayat! Ağırlığı bir kanada vermek düşüş sebebidir.

“Sistemde duygulara yer yok” mekanizma işleyişi için söylenmiştir. Senin bunu kendi üstüne yapıştırıp da ruhsuz robotlar gibi surat asarak, gülümsemeden gezmen için değil!

İdealize ettiğiniz gerçeğe ait kitabi bilgilerin hayatla bağlantısını kuramazsanız; “İLİMLE PERDELENMEK” denen sinsi, tuhaf hali yaşarsınız.

Ayaklar baş, başlar ayak olduğunda beynin yere sürtülmesi, bağırsağın kalbe yukarıdan bakması doğal ve kaçınılmaz sonuçtur.

 

HEDEF YANMAMAK MI?

Kamil insan olmak; sinirleri alınmışçasına relaks olmak mı? Huzur; hiç yanmamak mı?

“Tasavvuf; yanmamaktır” diye inananların, acı çektiklerinde “Rabbimiz bizde acı diledi, acının hakkını veriyoruz” saçmalamalarına da şahidim.

7164339501_bcfcabdc33“Tasavvuf; sinirlenmemektir” diye inananların değer verdikleri zat sinirlenince “Celal buyurdu, bu sinir değil” diye saçmalamalarına şahidim.

Sıradan biri sinirlenince “Avam, nolacak” diye aşağılamak, mürşidi öfkelenince “Celal buyurdular” demek bana hiç uymamıştır. Kimden açığa çıkarsa çıksın sinir, sinirdir.

“Gerçeği Yaşamak; hiç yanmamak, hiç sinirlenmemek” diye inandı. Tam oturtamadığı için hep bastırdı, içine attı. Psikiyatride yatıyor dediler.

Gerçeği Yaşamak; hiç sinirlenmemek, hiç yanmamak değil; sinir ve yanma halinde hakikati hatırlayıp o halden erken, çabuk çıkabilmektir.

İnsan; meleki ve beşeri olarak iki boyut taşır içinde. Hz. Muhammed dahi öyledir. Ebu Cehil beşeri yanını, Ebubekir meleki yanını görmüştür.

Birilerini insanüstü görmek; henüz beşerlikte yaşayan, insan gerçeğiyle yüzleşemeyenlere has bir rahatsızlıktır! Allah şifa versin.

BU TANIMA ÇOK KAFA YOR; “Cennette yanma yoktur! Bu ne demektir, düşünebiliyor musunuz? Bilincinizin kilitlenmesi!.” (@AhmedHulusi)

HEDEF UÇMAK MI?

10 kitap kaleme aldım. Hiç birinde ayakları yere basmayan, hayatta karşılığı; yaşanırlığı olmayan yaldızlı sözler etmedim. Hedef; uçmak mı ki?

“SENİ ARŞ-I ALAYA DEFNEDELİM” diyen Cebrail- Azrail’e “Hayır, ümmetimin arasını isterim” demişti. O uçan değil, insan içinde yaşayan Nebi idi.

 

İMAN VE AMEL

İman; düşüncenin üstünden gelir, onu ve bedeni teslim alır. “Dur, iman edeyim” diyerek iman edilmez! İman, açıldığı kişiyi aşar açığa çıkarken…

Sorgulama kemale erince, aradığını karşıda bulanın şak diye teslim olması, tüm sorularının bir anda çözüldüğünü fark etmesi; imanın en basit tarifidir.

Namaza iman eden, ezan duyduğunda “Namaz kılmam lazım” diye düşünmez, otomatik olarak bunu yaşar. Çünkü “İMAN; AMELİNİ OTOMATİK OLUŞTURUR!”

Düşünmeksizin yapılan amel, alışkanlık- şartlanma; düşüncenin teslimiyetiyle yapılan amel, İman ürünüdür. İkisinin farkı kıyas bile edilmez.

“Düşünmek şeytana mahsustur” dedi birisi vaktiyle, ben de buyur burdan yak diye tepki vermiştim. Sonradan bu söze tüm kalbimle iman ettim.