İNS- HAYY

İNS- HAYY

Şimdi insanın var oluşundan başlayalım.

Çamurdan; balçıktan ınsanı meydana getirdi. Yanı maddeden; madde yapı ıle beden meydana geldi. Ve ONA RUHUNDAN NEFHETTİ.

RUHUNDAN NEFHETTİNİN AÇIKLAMASI; ONA ISIMLERİ TALIM ETTİ. Yani burada ruhun açıklaması; isimlerin manası. Yani bu işin ruhu anlamına kullanılan bir kelime orada ruh. Ve o mana Esmaül Hüsna ile işaret edilen özellikler…

İsimler demek; isimlerin işaret ettiği özellikler demektir. Dolayısıyla; o isimlerin işaret ettiği özellikler; o mana; İnsan denen şey!

İnsan denen yapı, varlık, o balçıktan var olmuş beden değil. O balçık yapı zaten mevcut olan yapı. O balçık yapıdan var olmuşlar zaten mevcut. O yapıya ruhunden nefhederek; kı o ruhun anlamı dediğim gibi Allah ısımlerının özellikleri; yanı insan kelimesi ile kastedılen varlık; Şuur!… Açığa çıkışı itibarıyle şuur diyoruz…. Şuur kelimesinin hakikati; müsemması; esmaül hüsna.

Peki esmaul husna diğer varlıklarda yok mu?… Diğer varlıklar da esma ile gelmedi mi?..

Ama esmaul husnadaki bir kısım özellikler diğerlerinde açığa çıktı…

Halbukı insandakı esmaul husna; Ahsenı Takvım. Ahsenı Takvım olması (ayetteki ) ESMAE KULLEHA nın açıklaması;”Butun isimlerin özellikleri”

Şimdi bütün isimlerin özellikleri ile var olmuş insan; o balçık yapıya üflendi, nefholdu. Dolayısıyla balçık yapıda insan; şuur; insani şuur meydana geldi.

Fakat insani şuur o balçık yapıda açığa çıktığı zaman bu aşamada henuz kendını beden olarak, o balçık yapı olarak; DABBE olarak kabullenme halınde değildi. Dolayısıyla da yaşamı; CENNET YAŞAMI idi. Cennet var olmuştu. Cennet denen; kendindeki o özelliklerle yaşama halini devam ettiriyordu.

Ne zamanki “Sen bu şekilde yaşa ama, o mel’un agaca yaklaşma”; o şereceye yaklaşma diye diye bahsedilen;- kendini beden kabullenme durumuna girme demektir o-. Fakat O, o ağaca yaklaştı. Kendini beden kabullenme durumuna girdi. Kendini beden kabullenme durumuna girdiği anda, cennetten; cennet yaşamından; yani kendi şuur boyutunda kendi esma özellikleriyle yaşarken; dilediğini yapabilme halini yitirdi bedenin kayıtları dolayısıyla…

Kendini beden kabullenme durumuna düştü. O zaman ININ BİRBİRİNİZE DÜŞMAN OLARAK hükmü açığa çıktı. Niye birbirinize düşman?… Çünkü, birisi yükselmek istiyor, kendi esma özelliklerini; kendi hakikatini yaşamak istiyor; yukarıya dönük!….

Öteki, beden, bedenselliğinin gereği; aşağıya, maddeye dönük!…  Dolayısıyla ikisi birbirine ters, birbirine düşman!… Bir yapı içinde iki yapı oluştu.

İşte Adem diye bahsedilen insan; o ŞUURÎ YAPI!…

Yanlış bir yorumla Havva diye düşündükleri; Adem’in bedeni; eşi…

EŞİYLE BİRLİKTE YERYÜZÜNE İNDİ… Yani insan; eşi olan bedeni ile, birbirine düşman olarak arza indi, yeryüzünde, bedende yaşamaya başladı….

Şimdi beden; 3 ayrı tanımlama ile tarif ediliyor Kur’anda.

Bedene DABBE diyor…

Yeryüzünde hareket eden, yeryüzünden oluşmuş madde yapı olması itibariyle…

Bedene EN’AM diyor… Hayvan diyor… Çünkü beden yer, içer, çiftleşir; seks yapar, ürer, çocuğu olur, anne babadan meydana gelir, çocugu olur… Hayvandır… Bütün hayvanlar böyledir….

Bedene ŞEYTAN diyor! Çünkü bedenin gerek şartlanmaları kabül etmesi; – beden derken beyın tabanlı biyolojık yapıdan bahsediyoruz-…. Gerek şartlanmaları kabul etmesı, gerek değer yargılarını buna gore oluşturması, duyguların bundan kaynaklanması, bedendeki hormonal yapının aldığı tesirlerin duygulardaki rolü, beden kabullenmenin getirdiği hırs ve maddeye dönük kabuller; kendini madde beden olarak görmesi- kabullenmesi ve yaşaması; bütün bunlar şeytani fikirleri meydana getiriyor…

Bu şeytani fikilerler dolayısıyla da Kur’an bedene şeytan diye de bahsediyor. BEN SİZE ŞEYTAN DÜŞMANINIZDIR DEMEDİM Mİ? Derken BİRBİRİNİZE DÜŞMAN OLARAK İNİN e bağlı olarak; bedenın şeytanlığını vurguluyor…

Şimdi işte bu üç tanımlama ile anlatılan bedende özellikleri ile var olmuş olan insan, kayıtlı ve esır hukmunde… Kendini, bu olarak kabullendigi için…

Nasıl ki; bir çocuğu alırsın çocukluktan, bir arabanın içinde oturtursun, o arabanın içinde büyür, hiç dışarı çıkmaz, artık kendini araba ile özdeşleşmiş kabul eder, sorduğun zaman ben insanım falan demez, ben arabayım der…. Çünkü arabanın içinde doğmuş büyümüş, dışına çıkmamış, orda sabıt kalmış, öyle zannediyor…

Bu durumda çocuğun çıkması için tek şart ne?!

Bir kere evvela kardeşim sen araba değilsin önce buna iman et, diyeceksin… Ki çocuk arabanın kapısını açsın da dışarı çıksın… Böyle bir şeye inanmaz ise zaten kapıyı açma gereği duymaz… Kapıyı açma gereğini duymayınca da arabadan çıkmak gereğini duymaz…

Dolayısıyla da ben arabayım diyerek yaşamına devam eder… Araba çarpılınca da o da içinde ölür… Araba çarpılacak çünkü, mutlak, mukadder!…HER BİRİNİZE BELLİ BİR ECEL-İ MÜSEMMA TAYIN EDİLDİ diyor, belli bir süre sonunda öleceksiniz diyor. Araba kaza yapacak, gidecek, hurda olacak, içindeki de hurda olacak!…

İşte insana; arabadaki o çocuğa hitap ediliyor: BU ARABADIR, SEN BU ARABADAN ÇIKMAYA İMAN ET!… Kullandığın şu anda senın bineğindir, sen bundan kendini soyutla, sen farklı bir varlıksın…

İşte sen kendini soyutla, sen farklı bir varlıksının tarifi olarak esam özellikleri anlatılıyor.. Allah’ın çeşitli esma özellikleri anlatılıyor…Sen bu özelliklerle meydana geldin… Senin hakikatim; bu isimlerin işaret ettiği özelliklerdir, sen bu özelliklerle var olan bir varlıksın… Senin bu madde bedenle alakan yok…

Bu madde beden en’amdır, şeytandır, dabbedir!!! İsimleri ile tanımlamaları anlatılan özelliklerdir…

Dolayısıyla sen bu degılsın…Sen kendını hakıkatın ıtıbarıyla tanı, bil ve bunun  gereğini yaşamaya çalış… Aksi takdirde sen kendini bu beden olarak kabullenırsen, helak olacaksın!…

Allah’ın esmasından meydana gelmen itibarıyle; Allah’ın esmasının özelliklerinden ibaret bir varlıksın sen…. Allah’ın esmasının özelliklerini anlatıyor… Vahıdul Ahad… Lem Yelid ve Lem Yuled… Doğmamış, doğurmamış!…

Esma mertebesi itibarıyle doğmamış, doğurmamış, esma mertebesının doğması doğurması olmaz…  Esma mertebesinde Kesret olmaz!… Şuurun hakikati; esma hakikati olması itibariyle şuurda çokluk yoktur!!!. Şuurun çoklugu olmaz!… Onun içindir ki “ONLAR FERD OLARAK GELİRLER” işareti var!… Onlar ferd olarak gelirler, ayet…

Şimdi, orada bütün mesele, işte varlığının hakikatinin o şuur boyutu oldugunu fark ederek ona iman etmek!…

Ona iman edeceksin ki; o ımanla kendini bedenden soyutlayabilesin!….

ONLAR BUNA IMAN ETMEDİLER… Onlar kendilerini beden olarak kabullendiler ve toprak olup yok olup gideceğiz dediler…

Onlar hakikatlarını inkar edenlerden oldu! Halbu ki şuur; Baki!… İnsan; Baki!… Ama insan bir şuurdan ibaret .. Ve esası itbariyle, bir diğer tanımlama ile de İNSANLIK ŞUURU denen şey…

Şuuur; insanlık şuuru!…Tek bir şuur var.. O tek şuur çıktıgı noktadan; beden kabullenme noktasından arınmaya başladığı zaman, ne kadarıyla arınabılıyorsa bedensellik duygusundan, kendini beden kabul etme halinden, o nispette kendisini şuur olarak buluyor…

İşte bu; arınma düzeyi; birimlerdeki mertebeleri meydana getiriyor…

Ne kadarı ile arınabilmişse o kadarı ile ALLAH’A YAKİN ELDE ETMİŞ diye tanımlanıyor…

Dolayısıyle Kurbıyyete kadar gidiyor, ama sonuç, varlığın aslının şuur boyutu itibarıyle Tekilliği… Bu Tekilliği; insana yansıması!… Niye?…

(Burası daha ince bir konu, bu konuyu şimdi burada bu şekilde açamayız…   O başka bir zaman konuşulacak nokta çünkü)

 

Şimdi gelelim KAF suresının, Kaf harfinin işaret ettiği manaya…

Kaf; bütün tasavvuf ehlince kabul edildiği üzere DAĞ olarak anlatılmıştır…

Dağ; Benlik dediğimiz şeyin tasavvuftaki veya Kur’andaki sembolüdür…

Benlik de, diğer herşey gibi Allah esmasının açığa çıkmasından kaynaklanan bir olaydır!… Esmada var bu özellik… Esmada var olan bu özellik dolayısıyladir ki esmadan var olan herşeyde BEN anlayışı açığa çıkar… Birimsellik; benlikle kaimdir…

İşte buradaki, birimsellikteki benliğin aslı; esma mertebesındeki Mutlak Benliğin Yansımasıdır… Esma mertebesi dediğimiz Hakikat-i Muhammedi; Tekil Yapı; ENEİYYET diye tanımlanan; Kendini Bilme halinin yaşamıdır… Bu eniyyeti sayısız esma özelliklerinden , özellikleri ile işaret edilen bir HUVIYYETİ vardır. Bir de bu BENin derunu, tanımlanamayan, açıklanamayan, izaha- söze gelmeyen yönü vardır; AHADİYETi…

Ahadiyet; Eniyeti ile Huviyetini seyrder… Huvıyetındeki özellikleri seyreder…

Olay burada olup biter… Veya olup bitmiştir…

Şimdi burada olup bitmiş olay, bir alt boyutta diye anlatacağımız şekilde… Aslında böyle bir olaya girmez ama, bunun başka bir anlatımı, izahı yok… Ef’al alemi şeklinde açığa çıkar…

Efal Aleminde olup biten herşey, Esma Mertebesindeki Eniyettiyle Huviyetini seyrinden başka bir şey değildir….

Buna da ILMINI, ILMIYLE, ILMINDE SEYRETTI diye işaret edilmiştir.

Esma mertebesindeki oluşu itibariyle…

Ben bunu akıllara daha kolay hıtap etsin, anlaşılsın diye bir misalle anlatmıştım bir zamanlar…

Havai Fişek misalini verdim…

Havai fişek yapılır?… Ele alırsın, şöyle bir kutu… O havai fişek patlar, patladığı zaman o kutu kalmaz… Yıldızları görürsün…Havadaki o yıldızlar vardır… O kutu yoktur… Kutu vardı, kutuda mundemiçti o yıldızlar… Ne zamanki havai fişek patladı, yıldızlar kaldı… Kutu bitti..

İşte ALLAH’IN ALEMLERDEKİ TEDBİRATI ALEM SURETLERİNCEDİR ifadesi; Yıldızların varlığı noktasına işaret eder…

Her bir havai fişeğin yıldızı; bir alem sureti olarak Tedbirat-ı İlahiden başka bir şey değildir…

Dolayısıyla varlıkta ikilik yoktur!…

 

 (23.12.2008 de bir sohbet ortamından notlar)