Değiniler- 7

Değiniler- 7

FARKI FARK ETMEK

Bijuterideki imitasyonla kuyumcudaki saf altın arasındaki farkı ayırt edemeyenden mücevheri takdir etmesini beklemek beyhude emektir.

SESSİZ HİTAP

Sözcükler varsa kesret vardır. “Vahdet Ehli susarsak konuşur” demişlerdi vaktiyle. Ne demekse?!

Vahyin dile gelen tarafı Kur’an. Ya dile dökülmeyen kısmı?! “Kur’an Ümmü Kitaba nispetle tek yaprak” imiş. Ümmü Kitap?!

Sözleri okudun, anladın. Onları yazanın veya açığa çıkaranın yazarken ki ruh halini, gönlünü anlayabilir misin?!

Bir cümleyi milyonlarca kişi okur. Yazanın gönlünü okuyan, asıl muradı sezense milyonlar içinde çoğu zaman bir kişidir! En fazla üçü geçmez!

Ümmü Kitabı okumak-bir manada- Resulullah’ın o ayetteki gönül titreşimini algılamaktır!

Hiç böyle odaklandın mı Kur’an’a ve Resulullah’a?!

VERİTABANI

Veritabanı; bilincin üzerinde yükseldiği arsadır. Bu arsa hiç bir zaman değişmeyecek. Ama üzerine gecekondu veya plaza yapma şansın hep var.

Veritabanı denen beşeri mirasa, oluşmuş kimliğe dayalı algılama biçimi olmasa herkes herkesi doğru anlardı. Veritabanımıza mecbur, mahkûmuz.

Kimse beni doğru anlamadı. Kimse beni yanlış da anlamadı. Herkes beni veritabanı gereğince anlaması gerektiği gibi anladı!

“Katranı eriTsen olur mu şeker” diye başlayan atasözümüz; veritabanını değiştirme şansımız olmadığını pek güzel tasvir eder.

Ahlata armut, elmaya cins elma aşılanabilir. Söğüde elma aşıladılar, zehir gibi elmalar verdi, yenmedi. Bilgi aşısıyla kişiyi değiştirmek?!

BEN- BEŞ DUYU

Beyin, “Ben” işgaline uğradığı andan itibaren “İç Dünya” ve “Dış Dünya” diye iki ayrı seyri olduğu zannıyla Şirkine start vermiştir.

“Ben”i besleyen Beş Duyu ve ona dayalı değerlendirmelerdir. Beş Duyu ötesi algılamaya geçildikçe Benin eriyiş süreci başlar.

Beş Duyu ötesi algılara, değerlendirmelere açılma yolu; Sorgulamadır. Bu yüzden “Bir anlık tefekkür bir yıllık nafileden daha hayırlıdır.”

Beş duyu ötesini algılamayı, hayalinde “Nurlu Suret” görmek zannedenler ne acı ki cinnilerin elinde oyuncak olarak, erdim zannıyla yaşarlar.

Beş duyu ötesi algılamaya geçmek; görünene göre hüküm vermemek, yargısız- duygusallık katmadan oluşu izlemektir.  Dışarıda nur görmek değil.

“HER DOĞAN İSLAM FITRATI ÜZERE DOĞAR”; her doğan “Ben”siz olarak beş duyu kaydına girmeden hayatı izleyebilecek kapasite ile doğar.

Affetmek; “Ben”in en ateşli silahı öfkeyi elinden almaktır. Silahı elinden alınan teslimdir artık. Af; gözden öze geçişi kolaylaştırır.

GÖZDEN- ÖZDEN

Tarihin her döneminde toplumların çoğunluğunu göze göre değerlendirenler oluşturmuştur. Bu nedenle şeriat- hukuk- ceza yasaları elzemdir.

Kişinin gözden mi yoksa özden mi değerlendirdiğini anlamanın basit ve şaşmaz ölçüsü; Dedikodu edip etmemesidir.

Kısas; göze göre değerlendirenleri tatmin içindir bir yönüyle. Özden değerlendirenlere ise Affetmek, Vazgeçmek, Seyretmek önerilmiştir.

Gözden değerlendirene Özden gerçekleri açıklamak da bir çeşit zulümdür. “Allah İlmini anlatma” adına da olsa kimse kimseye zulmetmemelidir.

İster gözden, ister özden seyret; yaşamın gereklerini yerine getirmekle, hakkını vermekle yükümlüsün. Sünnetullah, kimseye farklı işlemez.

Yüksek hakikatleri göze göre değerlendirenlere bir nebze açma yolu hikaye türü anlatımdır. Kur’an’ın 3/4 ünü kıssaların oluşturması manidar.

YÖNELİŞİN KADARSIN

Her insan seçtiği yönelişle kısıtlıdır. Ufuklara yönelse bile.

Neyi önemsiyor, neyi üstün yaşam gayesi ediniyorsan onunla kayıtlısın. Ve onunla sınırladın kendini sınırsız- sonsuz algılamalar denizinde.

Yönelmek ama yönsüz olmak! Yoğunlaşmak ama kayda girmemek! Mümkün müdür?

Radar gibi 360 derece taramak; bir ayağı sünnetullahta çivili, diğer ayağı dünyayı gezen daireyle turlamak söylendiği kadar kolay mıdır?

Tercih ettiğin seyir tarzına göre gözden kaçırdıkların hep olacak. Uçakla hızlı gidersin ama tren ve otobüstekinin gördüğünü göremezsin.

Tercihi uçak olduğu halde karada gideni, seçimi köşk olduğu halde gecekondudakini duyabilmek; geniş bilginin değil geniş kalbin hüneridir.

Yağmurdan seni koruyan şemsiye, engin bir Rahmet alanından da seni kısıtlar. Hem korunmak, hem de kısıtlanmamak olası mıdır?

BİLGİYLE ŞEYTANLAŞMAK

Bilmek = Ermek zannedildiğinden beri tasavvuf bilgisi, egoların tanrılaşmasına dayanak edinilir olmuştur.

Bilgi Sahibi olmakla Sistemi Okumak aynı şey değildir.

Nice okuma- yazması olmayan güç şartlarda sistemi okuma huzurunu yaşarken, bilgide zirve niceleri bol imkana rağmen okuyamaz da yanar durur.

Düşük frekanstan korunmak bir sistem gerçeği. Ne ki bu durum kafanda öyle yaşayanları aşağılama hissi oluşturuyorsa OKUyamadığının resmidir.

İNSANİ DEĞERLERİ KULLANAN EGO

Ego, fedakârlığı da çok sever. Bu onun çok sinsi bir silahı ve oyunudur. İnsanlığa adanan çoğu kişi, kendi hakikatine dönememiştir. Dikkat!

BAKIŞINDIR HAYATIN

“Ben kulumun zannı üzereyim” buyurarak bakış açısının yaşanan hayat üzerindeki kudretini ifşa etmiş. Daha nasıl desin ki? Hala mı uyumak?!

TUTKU; TUTUKLUK, TUTSAKLIK

Hayat akışında tutukluklar yaşamamızın esas nedeni tutkularımızdır. Tutku varsa tutukluk kaçınılmazdır. Tutkululuk; tutukluluktur.

“Dua müminin silahıdır” (Hadis) Duan hedefi bulmamış, silahın tutukluk yapmışsa, tutkularını fark etme ve temizleme vaktin gelmiş demektir.

HAYATA DAİR

Kader işleyişini OKUmaya başladığında yolda ayağına takılan taşın dahi beynindeki üretimin karşılığı olduğuna ikna olursun. Tesadüf yok!

“İçinde senin olmadığın hiç bir şey senin başına gelmez” sözü iddialı mı yoksa bir sistem realitesi mi?

Hayat; sadece yanlış işaretlediklerimizden değil boş bıraktığımız şıklardan da puan kaybettiğimiz bir sınavdır.

Akan trafik anlık hatayı bile affetmez. İstemeden yapman, yaparken iyi niyetli olman geçmez. Hayat; akan trafiktir. Trafik mazeret tanımaz.

Hakiki zafere erenler, esas gayelerini kimseye dillendirmemişlerdir. Halis Kulluğu hedefleyen değil dışarı, kendine bile söylemesin amacını.

Şahadet, Şahitlik gözle görülesi değil; Allah İlminin beden, ruh, düşünce, hayat, eylem.. Kısaca kişinin tüm hücrelerinde hissedilmesidir.

“Veren el, alan elden üstündür” (Hadis) Allah Sistemi; üreten, paylaşan beyinleri diğer beyinlerden daha üst idraklere taşıma üzerine işler. Allah Sistemi pasif ve edilgen beyinleri değil aktif ve etken beyinleri öne çıkarmak üzerine işler.

RÜYA GERÇEK Mİ?

Beyin görmek istediğini görür, duymak istediğini duyar. Birine öfkeli uyursun, rüyana Resulullah (!) girer, haklısın, der. Dedirten beynin!

“Her beyin rüyasında kendi veritabanının Resulünü görür.” Allah Resulü (sav) görülesi değil sezilesi, hissedilesi, yaşanılası gerçekliktir.

Allah İlmi suretsizdir. İlim suretsizken ilmin kaynağı Allah Resulü (sav) nü suret kalıbında görmek öyle mi?! Görünmezlerin oyununa gelme!

Rüya yollu vahiy Risaletin ilk 6 ayındadır. Sonrasında niye çok az? Esas olan rüya değil, ilme dayalı sezgiler ve OKUmalardır! Aman dikkat!