Hasbıhal- 4

Hasbıhal- 4

S. “Düşük frekanslı insanlarla sohbet etmeyin sizi aşağı çeker” ikazı var, siz de biliyorsunuz. Ben de bazı akrabalarımla irtibatı tamamen koparttım. Aramızda bazı olaylar olduğundan dolayı. Kur’an-ı Kerim’de de “Akrabalarla bağlarınızı koparmayınız” diye bir işaret var. Sizce böyle yaparak yanlış mı yapıyorum?

C.1 Düşük frekanslılardan uzaklaşmak elbette kişinin ilmini ve duruşunu koruması için bir çözüm. Uzaklaşma imkânı yoksa az konuşmak ve önemli konulara girmemek, ilim konularına girmemek de bir yöntem. Fakat hiçbir şekilde akrabalarla, insanlarla ilişkiyi koparmaya mazeret olamaz bu durum. Akrabalarınızla ilişkiyi kesmeyiniz. İnsanlardan uzak kalmayınız. Sadece onlarla gireceğiniz konulara dikkat ediniz. İlişki kesmeye ilim bahane olamaz. Hayatta denge esastır. İnsan ilişkileri ile kendini virüslü anlatımlardan ve beyinlerden koruma dengesini kurabileceğinize inanıyorum.

S. Geçen gece “La havle kuvvete illa billahil aliyyil azim” zikrini yaparken birden fark ettim ki Atatürk’ün ” Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Sözü hatırıma düştü. Acaba Atatürk burada hani bildiğimiz anlamdaki kanın dışında kullanmış olabilir mi? Ya da bu şekilde bu sözü bana düşündüren ne bilmiyorum, sizinle paylaşmak istedim…

C. Paylaşımınıza teşekkür ederim. Allah Resulü Muhammed Mustafa (sav) in “Bedenleriniz ruhlarınız; ruhlarınız bedenlerinizdir” hadisini önümüze alırsak, kan değerleri ile düşünce sağlamlığımız arasında ciddi ve inkâr edilemez bir bağ vardır… Günümüzde her şeyi laboratuara koymak mümkün gözükmese de kanaatimce bir Velinin, bir Allah Ehlinin kanını tahlil etsek mutlak surette değerlerin sıradan insanlardan çok farklı olacağı kanısındayım. Düşünsel arınma bedeni, bedensel arınma düşünceyi mutlak surette etkiler.

“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözü zahiren bir milleti, bir ırkı yüceltme görünse de batınen altında bu anlattıklarımın da olduğu söylenebilir.

S. Yapı itibariyle insanları arar sorar, davet etmeyi severim. İyi niyetli, duyarlı, beklentisizce yardım ederim. Fakat ben ararsam varım… Çevrem işi düştüğünde arar beni. Bu da beni üzüyor. Biliyorum bu beklenti alanına giriyor. Fakat beklenti sadece manevi. Yani hal- hatır sormak vb. şeyler. Sizce yanlışım nerede? Kendimi sorguluyorum. Yanıtlarınız için teşekkürler.

C. Öncelikle bir düzeltme yapalım. Beklentinin maddisi manevisi diye bir ayrım yoktur. Beklenti beklentidir. Hakikatte şu hayatta ve evrende madde- mana ayrımı da yoktur, bunlar göze göre değerlendirmelerdir. İkinci husus. “İyi niyet= İyi sonuçlar” demek de değildir. Allah Sisteminde esas olan; iyi niyetle birlikte, ortama ve kişiye göre korunarak yol almaktır. Hz. Ömer’in (r.a) şu sözünü iyi tefekkür ediniz: “Cehenneme giden yollar iyi niyet taşları ile döşelidir.”

O halde insanlara iyilik etmede ve izlemede ölçü ne olmalı? Ölçü şudur: Arz- Talep Dengesi. Benim bu konuda tutumum şudur: İrtibatlı olduğum kişiyi bir süre ararım, bakarım karşılık gelmiyor ya da zayıf aralıklarla geliyor, ben de o aralıklarla ararım. Aramadığı takdirde ya istemiyordur ya bana ihtiyacı kalmamıştır ya da benden sıkılmıştır. Bunu fark ettiğimde de aramayanı aramam. Esas olan budur, kanımca. Neden çok arıyorsunuz, çok davet ediyorsunuz ki?! Böyle bir göreviniz de yok yükümlülüğünüz de yok.  Hakiki huzurun, kimseden bir şey beklememek olduğunu lütfen unutmayınız.

S. “El Eminler” diye bir grup var. Bunlar konusunda düşüncelerinizi almak istiyorum. “Cebrail (as) ümmetiyiz” ne demek oluyor? Berzah Alemini, ahiret yurdunu bu dünya olarak kabul ediyorlar sizin düşünceleriniz nedir?

C. Kişiler, yazarlar, fikir yayanlar, gruplar konusunda fikir belirtmemeyi benimsediğimden, bu konuda size bir görüş bildiremeyeceğim. Fikir özgürlüğünün bir getirisi olarak sanal dünyada bilgi ve düşünce patlaması yaşanıyor son dönemlerde. Grupları ve kişileri kıyaslama yerine belli bir ilim kanalı ve belli bir zatın ana ekseninde okuma ve çalışmalarınıza devam etmenizi öneririm. 

S. Selamun Aleykum. Sizi rahatsız ediyorum ama “Ümmetim dalalette toplanmaz” diye sahih bir hadis var mı acaba? Eğer varsa ortaya çok değişik sonuçlar çıkıyor kanaatimce. Çünkü ümmetin geneli insan yaratılmadan ruhlar âleminin varlığını söylüyor ama Kur’an-ı Kerim öyle demiyor. “Allah Adem’in belinden zürriyetini alıp sordu” diyor ruhları yaratıp ruhlara sordu demiyor ama ümmet bu fikirde birleşmiş. Nasıl anlayalım bu durumu?!

C. Ve Aleykum Selam. Öncelikle ruh konusunda İslam Âleminin kahir ekseriyetini kaplayan bir inancı Kur’an ekseninde sorgulayıp tetkik ettiğiniz için tebrik ediyorum. Allah tefekkürlerinizin bereketini size güzel idrakler ve dengeli yaşam olarak ihsan eylesin.

Evet bir “RUHLAR ALEMİ” lafıdır gider Müslümanlar arasında. Alimlerimizin ve maalesef işin hakikatine eğilen tasavvuf erbabının çoğunun gözünden bahsettiğiniz ayet kaçmış; “ELEST BEZMİ” adıyla bir toplu sözleşme ve bilinmeyen bir yerde “RUHLAR DEPOSU” olduğu zannedile gelmiştir. Hala da sürer bu durum.

İnce düşünenler ayete baktıklarında kişi anne rahmine düşmeden önce ruhun yaratılmadığını, babadan anneye geçişle birlikte bu sürecin oluşmaya başladığını görürler. Biz de bir dönem genelin inandığı gibi inansak da Sn. Ahmed Hulusi’nin eserleri, din- bilim ekseninde tahlilleri ile bu gerçeği fark ettik. http://www.ahmedhulusi.org/kitap/ruhinsancin.htm

Bahsettiğiniz Hadisi Şerife gelince… Kanaatimce Hadisteki işaret bu tip bilgi kilitlenmelerini değil, günah ve şer üzerinde yani eyleme dönük sisteme aykırı olaylar üzerinde ümmetin ittifak etmeyeceğini belirtiliyor diye düşünüyorum. Tabii burada “Ümmet” kelimesinin hakikati nedir, o hakikat doğrultusunda kimler Ümmet kategorisindedir, onu da ayrıca değerlendirmek gerekir. http://mehmetdogramaci.com/ummi/

S. Epifiz bezi ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Epifiz bezinin hakikatteki önemi nedir? Misvakla bu bez arasında bir bağlantı var mı acaba? İnşallah sorularımla sıkmıyorumdur sizi. Çok teşekkür ederim.

C. Epifiz üzerine çok şey yazılıp çizilmiştir. Esası tıbbi olan bu konuda, konunun uzmanlarına duyduğum saygı nedeniyle takdir edersiniz ki detayına girmem doğru olmaz. Bildiklerimin özü; insanın kendi hakikati ile evrensel özle, ilahi olanla bağlantı noktasının bu bez olduğudur. Bu konuda linkleri incelemenizi öneririm:

http://kanitin.org/ah_kavramlar/epifiz-bezi-pineal-gland/

http://okyanusum.com/makale/pineal-gland-icsel-goz/

http://okyanusum.com/makale/beyin-epifizi/

S. …… şehrinde bana önereceğiniz, beni sohbetine alacak bir Allah Dostu var mı acaba? Beynim sorularla çok daraldı, canlı canlı birini bulmak istiyorum.

C. Bu konuda bir öneride bulunmayı kendi adıma uygun görmüyorum. Çünkü kimin Allah Dostu olduğunu sadece Allah bilir. Bir şehirde birini bulup sohbet veya dersine gitmekten ziyade bugün pek çok yönüyle karşımızda ve elimizin altında olan Allah İlmini eserler, kitaplar ve internet ile değerlendirmenizi öneririm. Elbette bu sahada oluşmuş sohbet meclisleri, dost grupları da olabilir ama ben belli bir işaret vermeyi kendi adıma uygun görmüyorum.

S. Mehmet Bey öncelikle merhaba. Umarım bu mesajımı görür ve cevap yazarsınız. Şimdiden teşekkürler. Soru: Ahmet Hulusi’nin “Dua ve Zikir” kitabındaki duaları Türkçe olarak okusak Arapça okumakla aynı tesiri alır mıyız? Saygılar.

C. Hemen belirteyim ki Sn. Ahmed Hulusi adına konuşmaya yetkim yok. Kimse hakkında onun adına konuşma yetkim yok. Sadece kendi adıma konuşabilirim. Birinin adına hüküm verme gibi anlamamanız kaydı ile bu konuda sadece görüş belirtebilirim.

Genel olarak duaları Türkçe okumada sakınca yoktur. Gönülden gelenin lisana da ihtiyacı yoktur zaten. Duanızda içinizden nasıl gelirse öyle Rabbinize yakarmanız esastır.

Ancak şurası da unutulmalıdır ki bu dua ve zikirler çoğunlukla ayet ve hadis kökenlidir. Ayetler; kelimelerinde evrensel frekansın en üst titreşimlerini barındırırlar. Hadisler de Resulullah (sav) tan o frekansa uyumlu açıklamalardır. Bu nedenle dua ve zikir metinlerinin rast gele bir dil değil, evrensel frekansın en yoğun hali olduğunu göz önüne alırsanız, kısa günlük dua ve zikirleri ezberlemeniz çok daha yerinde olacaktır.

S. Kitaplarınız neden internet üzerinden indirilemiyor? Pek çok zatın eserleri internet sitelerinde e-book halinde hatta android uyumlu olarak sunulmuş. Sizinkiler neden yok? Maksadınız kitap satılsın mı?

C. Belli ki bizi yeni takip eden dostlarımızdansınız. Bizi okuyanlar eserlerimizden para kazanmadığımızı, bu noktada “Bu ilmi anlatanlar bundan para kazanmasın” şeklindeki öneye uyduğumuzu iyi bilirler.

12 adet eserimiz Kitsan Yayıncılık tarafından basılmakta ve satılmaktadır. Baskı, dizgi ve dağıtım konusunda sermaye- emek kendilerine ait olduğu için bendenizin telif hakkı veya kâr payı almaksızın verdiğim resmi yayın hakkı da bu yayınevine aittir. Bendeniz eser taslağını yayınevine verdikten sonraki aşamalarla ilgili değilim. Talebinizi oradaki ilgililere iletmeniz uygun olacaktır. info@kitsan.com

Ayrıca bana dua ederseniz, zengin olduğumun ertesi günü kendi yayınevimi kurar, ben de eserlerimi ücretsiz dağıtırım.

Dua edin de ilim zenginliği lütfeden Rabbimiz diğer zenginlikleri de lütfetsin hepimize…