Değiniler- 8

Değiniler- 8

GÖRDÜĞÜN O MU?

Rüyanda ölmüş anne- babanı gördün. Sana bir mesaj ilettiler. Bunu onlar mı yaptı? Yoksa senin beynin yaptı da onların hiç haberi mi yok?

DOĞRU- YANLIŞ

- Filancanın yaptığı canımı yaktı. (Yanlış)

- Beynim, ürettiğim bir düşünceyi filanca suretinde açığa çıkarıp önüme koydu. (Doğru)

- Yaptıklarından dolayı onu affedemiyorum.(Yanlış)

- Beynimin, Seriülhisab- Zulintikam işletmesini hazmedemiyor, razı olamıyorum. (Doğru)

KURBAN/ HAC BAYRAMI

Âlemlere Rahmet, Şefkat Nebisi Hz. Muhammed Mustafa (sav) bütün amaç ve özü hayvan kesmekten ibaret bir bayram ilan edebilir mi sence?

Hangi ibadet ritüele dönüşmüşse içi boşalmış, ruhu kaybedilmiştir.

ÖTEKİSİ VAR MI?

Başına gelenler sebebiyle ötekini suçlayanla eksiğini gösterdiği için aynasını yumruklayan arasında hiç fark yoktur.

KUL- TAPINAN

Kul; kendi hakikatinin dışsal dünyada değil, içsel derununda olduğu gerçeğinden hareketle, yaratılış programını okuyan ve gereğini yapandır.

Tapınan; kendi hakikatini dışarıda arayan, bu nedenle öz gerçeğine dönemediği için yaratılış programını okuyamayan, gereğini yapamayandır.

SADECE SANA KULLUK EDER, SADECE SENDEN YARDIM DİLERİZ cümlesinde SEN dediğinin senden ötede ve gayrı olmadığını anladığında dünyan değişir.

Tapınanlar da yaratılışlarının gereğini yapıyorsa kulluk ile tapınma farkı ne? Farkındalık! Neyi, niçin, kime dönük yaptığının farkındalığı!

“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözü kulluk hakikatine işaret eder. Irkçı bir söylem sanılarak örtülmüştür.

İlim, İrade, Kudretin kendi derununda olduğunu fark eden Kul, sanılanın aksine Himenliğe, Herküllüğe soyunmaz, acz içinde akışa teslim olur!

İlim, İrade, Kudretin kendi derununda olduğunu fark eden niceleri Firavunluk- Deccaliyet bataklığında boğazlarına kadar şirke batmışlardır.

TEVAZU; KULLUĞUNUN FARK EDENE HASTIR

Akif, İstiklal Marşı okunurken utançtan tere batarmış. Sezai Karakoç, kendine takdir edilen hiç bir ödülü almaya gitmemiş. Neden acaba?!

DAMLA- OKYANUS

Okyanus damlası olduğunu fark eden su tanesine kudret özünde, istersen okyanusu çalkalarsın demişler. “Kafayı yemişsiniz” deyip uzaklaşmış!

Okyanus dalgalarının tekneleri alabora edip gemileri batırdığı görülse de damlalara, balıklara zarar verdiği hiç görülmemiştir! Düşün!

Dinginlik; enginliktir.

AYNA VAR MI?

Bir ayna masalıdır gider âlemde. Ehli, “VARLIK TEK İSE HİÇ AYNASI OLUR MU?” derken bizi hangi uykudan uyandırmak istedi, kim bilir!?

TASAVVUFUN HAVUÇLARI

Kaplumbağaya çocuk bindirirler, yürüsün diye sopaya bağlı havuç gösterirlermiş eskiden. Havuca uzandıkça yol alırmış!

Tasavvufa yönelenlere de mertebe, makam, kemalat, velayet havuçları gösterirler genelde. Aldanma, yolun sonunda hiçlik- hüzünden başkası yok!

İster idim Allah’ı/ Buldum ise ne oldu/ Ağlar idim dün ü gün/Güldüm ise ne oldu.

Ahir ömründe Yunus bunu dediyse hiç bir şeyi abartma.

Bir gün hayal kırıklığı yaşamak istemezsen kimseye paye verme!  Sonunda yıkılmak istemezsen somut hedef farz etme. İnan öyle bir şey yok.

Sonsuzluğa akan bir yolda durağan hedef olabilir mi ki ona varasın?!  Varılacak hiçbir yer yok dostum, bu yolun sadece yürümesi güzel.

BİLGİ HER ŞEY Mİ?

Bilgi kalıplarımızla düşünce tuğlaları imal ettik. Ve onlarla ördük gönül ufuklarını kapatan kayıtlanmışlık duvarlarını…

Bilgiyi arttırmak Samimiyet artışını da getiriyor mu? Yoksa samimiyetin bilgiyle hiç mi ilgisi yok? O halde neyle ilgisi var samimiyetin?

Musa çobanı gibi Tanrıya tapınmaktan Gerçeğin Bilgisiyle kurtulduk çok şükür. Kurtulduk da çoban samimiyetini niye yakalayamadık? Eksik ne?

“Önerdiğin bilgilerle çok şey fark ettim. Ama naz ü niyazla döktüğüm yaşlar kurudu. Nereye gittiler?” dedi. Görürsen bana da haber et dedim.

ZİKİR VEREN VERENE

“Zikir vermek Ehliyet işidir” diye öğretmişlerdi bize. “Zikir vermek bilgi değil hal işidir” de demişlerdi. Ya şimdi?

Cem Yılmaz diyesi “Nişantaşı’nda yogaya yazıldık” havasında zikir verilir, zikir alınır olmuş. Allah selamet versin. Ben yanlış öğrenmişim.

Rastgele kişilerden, rastgele terkiplerle alınan zikirlerle cinni frekansa girip “Erdik” zannıyla kendine yazık edenler biliriz. Aman Dikkat!

Ehline sormadan, sayıya uymadan, Korunma Duaları okumadan Zikir çalışması yapanın akan trafikte makas atan trafik canavarından farkı yoktur!

Dua, Zikir nedir? Özel- Genel Zikir Önerileri, Korunma Duaları, Özel Dualar. Hepsi sahasında ilk- tek olan bu eserde! 

http://www.ahmedhulusi.org/kitap/duavezikir/

SADECE ZİKRETMEK DEĞİŞTİRİR Mİ?

Senelerdir HALİYM esması çekiyor. Garson elinden kaydırıp çayı üstüne dökünce demediğini bırakmadı. Senelerdir HALiYM esması çekiyor!

Senelerdir MÜRİYD çekiyor. Tercihlerinde hala tereddütler yaşar. Kalp kırma, insan aşağılamada kararlılığı tavan! Senelerdir MURİYD çekiyor.

Hep özel olmak isterdi. KUDDÜS esmasına yüklendi. Öyle bir kutsadı ki egosunu tutabilene, erişebilene aşk olsun!..

Zikir; veritabanında olmayanı vermez; olanı güçlendirir. Programında olmayanı eklemez, olanı güzelleştirir. Tabii usulünce yapılırsa…

Zikir; tefekkür, dua, sadaka, infak, paylaşım, ikram, günlük farzlar, özel nafileler, derin okumalar eşliğinde yapılırsa maksada erişilir. Çeşitli ibadet çalışmaları ile desteklenmeyen zikrin asıl maksadın dışında neleri beslediğini biz söylemeyelim, herkes kendinde görsün.

MASA BAŞI MÜSLÜMANLIĞI

İşlerin en kolayı masa başı memurluk. Dini yaşamanın en kolayı da masa başı müslümanlığı, masa başı tasavvufu. İşte şu an yaptığım gibi.

Masa başı müslümanlığı gibisi var mı? Ne birinin derdiyle dertlenmek,ne birisine koşmak,ne de canlı muhatapla tartışma riskine girmek! Ohhh!

TEKLİK- YALNIZLIK

TEK’e sevdalanmanın bedelidir YALNIZLIK!… Sinse de sinmese de…

“Kesrette Vahdet” desem büyük, cilalı bir laf sayarsın. “Kalabalıkların Yalnızı” desem, rahatsız olursun! İkisi farklı mı? Hay Allah’ım Hay!

OKUMAK AMA NASIL?

İstediğinde zalim zulmüne, cahil cehline ayet-hadisten dahi delil bulabilir. “Ölçü Kur’andır” sözü sevimli. Hangi Kur’an, hangi ruhla Okuma?

Aynı metni okuyan yüz kişinin yüz farklı mana anlaması kaçınılmaz ve doğaldır. Metnin Ruhunu okumaya gelince, Okuyanların hepsi Birdir.

MİSALLER- SEMBOLLER

Misaller asıl maksada yaklaştırma işaretleridir. Olduğu gibi anlaşılmaya kalkışıldığında tuhaf düşünce biçimleriyle gayeden sapma yaşanır.

Uçak görmemişi uçak manasına yaklaştırmak için kuş misali verildi. Kuş; uçağı ne kadar anlatır? Misaller; ruhuyla okunursa yerini bulur.

Bugün Müslümanların büyük çoğunluğunun yaşadığı açmaz; Kur’an misallerini düz mantıkla anlama, öteye geçememe, ruhunu görememe eseridir.

Misallere düz bakma sonucu; ibret alınası, OKUnası kıssalar duygusal tatmin aracı olmuştur. Yeşilçam tipi bir aşk mı, Yusuf- Züleyha aşkı mı yani Kur’an’ın amacı?!

Kıssalara duygusal ve efsanevi bakarsan olanla da yetinmez ekleme bile yaparsın. Yusuf’a Züleyha, Adem’e Havva, Süleyman’a Belkıs eklersin.

Kur’anda HAVVA, ZÜLEYHA, BELKIS, HIZIR isimlerinin hiç geçmediğini biliyor  muydun? Duygusal yaklaşımın bonusu olarak yuttuk bunları!

Havva değil ADEM’İN ZEVCESİ, Züleyha değil MELİKİN KARISI, Belkıs değil SEBE MELİKESİ der Kur’an. Ekleme yapmasak neler açardı bunlar bize?!..

Kur’an HIZIR değil “İNDİMİZDEN RAHMET VERDİĞİMİZ KUL” dedi. Efsanevi, insanüstü Hızır’a tutunup o sıfatın bizde de olduğunu elimizle örttük.

“VE ZEVVECNAHUM Bİ HURİL IYN; ÜSTÜN, NET GÖRÜŞLÜLERLE ONLARI EŞLEŞTİRİRİZ dedi Kur’an iman edenlere vaat olarak. “Dişi Huri” nerden çıktı?

CENNET HURİLERİ KADIN MI?!.. (Ehlinin ilmiyle henüz tanıştığımız günlere ait bir tefekkür) http://www.islamvetasavvuf.org/index.php?topic=364.0

Misalin işareti sezilmeden Visalin zevkine erilmez.

KUR’AN’A AÇIKLAMADA İHMALLER, HATALAR

Kur’an’ın anlamına vurulan darbelerden biri NEBİ, RESUL kelimelerinin ikisini de Resulullahın(as) hiç kullanmadığı PEYGAMBER ile çevirmektir.

Kur’an’a inmiş bir diğer anlam darbesi de RAB- HU- ALLAH kelimelerinin hepsini sadece ALLAH kelimesi ile çevirmektir.

Besmelede Rahman ve Rahiym esmaları hala ESİRGEYEN, BAĞIŞLAYAN diye çevriliyor, hem de bunu Alimler yapıyorsa daha çok işimiz var demektir.

Kur’anın ruhuna bakılmaz, zahirde kalınırsa; babaya oğul kestiren,gökten kadın melek- koç gönderen tanrı, inanç olur.

BENLİK GÜCÜNÜ KİMLİKTEN ALIR

Kur’an’ın KABİR dediği beynimin ürettiği hologram dünyam ise kendimi tanımladığım KİMLİĞİM KABRİMDİR.

“Kimliğimi, hüviyetimi kaybettim, hükümsüzdür” ilanını evrene yayarsan yepyeni bir HUviyet kazanırsın ki değerine paha biçilmez.

Kimliğimi oluşturan etiket, unvan, değer, yargı, gelenek, şartlanmalarım, hırslarım, alışkanlıklarımdır BENi yakan! İşte size KABİR AZABI.

Kimlik dünyanda, pasaport dünyana ait sanal sınırlar arasında geçerlidir. Uzaya çıkana kimlik, pasaport sorulduğunu duydun mu hiç?!

ARACIN KALİTESİ AMACI KOLAYLAŞTIRIR

Otoban hız limiti uçağa, uçak hız limiti füzeye sökmez! Hız, takip edilen yola ve araca göredir. Araç ve yol değiştikçe limitler de değişir.

FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ; İNANCA HAKARET NEDENİ OLAMAZ

Türkiye’nin laik bir hukuk devleti olması kimseye ötekinin inancını aşağılama hakkı vermez.

Görüş açıklamak bu ülkede serbestse, bu hiç kimseye diğerine sövme ve inancına hakaret etme hakkı vermez.

Özgürlükler; art niyetlerin ve öfke nöbetlerinin bahanesi olamaz.

GÖZ- GÖNÜL

Rabbim bana “Evrenin göz bebeğisin” buyurmuş. Bense göz bebeğimden gördüklerime gerçek diyerek hem Gerçekten, hem Rabbimden perdelenmişim.

Göz verilerine göre kurgulanan hayal dünyamız; din literatüründe Zan adıyla anlatılır ve Zandan sakınmamız önerilir.

“Gözüme mi inanayım sana mı?” diyerek beş duyuyu kutsayan, zan vadisinde hüküm verme, gıybet, iftira ve bühtanla yanmaktan kurtulamaz.

Kadim Anadolu Bilgeliğinde zikredilen GÖNÜL; Kuantum Beyne işaret eder. Ne yazık ki bu kavram zamanla duygusallığın gerekçesi sayılmıştır.

GÖZÜM, AKLIM, FİKRİM VAR DEME, HEPSİNİ ÖLDÜR

SANA ÇÖL GİBİ GELEN; O GÖL DİYORSA GÖLDÜR (Necip Fazıl)

Göze göre farklılıklarla yaşamak gerçeği inkâr, küfürdür.

YETMİŞİKİ MİLLETE BİR GÖZ İLE BAKMAYAN

ŞER’İN EVLİYASIYSA HAKİKATTE ASİDİR.(Yunus)

Gözden değerlendirene göre Kur’an, insanlığa gelmiştir. Gönülden değerlendirense onun Saidlere saidliği yaşatma rehberi olduğunu bilir.

İnsanlArın çoğu beş duyu ötesi dalga boylarını bedenen ölünce algılar. Beş duyu ötesi algılmaya yaşarken geçmenin adı;Ölmeden Evvel Ölmektir

Anadolu halk kültüründe yer alan GÖNÜL GÖZÜ- KALP GÖZÜ AÇIKLIĞI tabiri beş duyu ötesini yaşarken algılamaya başlayanlar için kullanılmıştır.

BİREYSEL KIYAMET

Yeryüzünde Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz (Hadis)

Bilincinde tanrısal öteleme sürdükçe kişi gerçeğe erişemez, hakikatiyle yüzleşemez.

DOSTLUĞUN GEREĞİ

Dostunu çok sevdiği, hayran olduğu için ona yanlışını söylemeyen, aslında ona en büyük kötülüğü etmektedir.

Dost, dostunun bir takım insanlar nezdinde gülünç hale gelmesi karşısında susuyor, güya bunda hikmet görüyorsa yine ona kötülük etmededir.

Sıddikıyetin dahi her halükarda emme-basma tulumba tavrı olduğunu sanmıyorum. Akü- motor gibi, dostun dostu beslemesi olsa gerek oradaki.

Etrafımı çevreleyenler davranışlarımı hüner, sözlerimi keramet kabul etmeye, ettirmeye başlamışlarsa, çevrem eliyle idam edildiğimin resmidir bu!

Söylem, eylemiyle sıkça Vahyi tetikleyen Ömer duruşu; Resulullah için ne ise, tastikçiler yanı sıra eleştirenler de Arifler için odur.

ASTROLOJİYİ ABARTMADIK MI?

“Ay tutulması” da “Güneş tutulması” da dünyasında yaşayana göre önemli olaylardır. Uzayından seyreden için tutulma mı?! O nasıl bir şey?!

Astrolojik tesirler 2.Beyinde yaşayana, Üst Beyin seyrindekine değil, mealinde söz etmişti. Duyan çok oldu ama rötar,tutulma hala revaçta!..

Duygular tutulur ay sembolünde. Gönül ki ne tutulası, ne de rötar yapası seyredene!

“Rötar var sakın kıpırdama, yeni işe de girişme! Tutulma etkileri çok sert!”

Bu sözlerle beyinler beyinlere ne yapıyor, hele bir düşün!

“Nasılsanız öyle idare olunursunuz!” (Hadis)

Beyinler beyinlere, insanlar birbirine nasıl bir yayın yaparsa o yayın ortak yaşamınız olur!!!!

Milletin birbirine saçtığı nefret, hırs ve tahammülsüzlüğü sosyal medyada izleyince ülkede de, dünyada da bunalımın artmasına hiç şaşırmadım

BİR İNSANLIK VE İMAN TESTİ; FİTNE

Bir partiye, lidere olan öfkeniz; ülkede kaos çıkınca sizde bıyık altı bir sevinç doğuruyorsa, insanlığınızı sorgulama vaktiniz gelmiştir.

Fitne dönemleri, muhalif olduklarımız karşısında haklı çıkma sevinci duyulacak zamanlar değil; Sabır, Sükûnet ve Hakkı tavsiye günleridir.

Tarih boyunca hiçbir fitnenin kazananı olmamıştır. Fitne, tüm tarafları hezimete uğratan bir kasırgadır.

Vaktiyle canımı yakmış olanın, canı yandığı gün içimde gizli bir sevinç oluşuyorsa İmanımı yeniden gözden geçirmem şart olmuştur!

Fitne döneminde yapılacak en büyük yanlış; taraf olmaktır.Fitne- kaos taraf olunarak değil, taraflara Hakkı- Hayrı telkin ederek söndürülür.

Kardeşinin başına ateşler düştüğünde “Vaktiyle demiştim değil mi?” cümlesi de bir çeşit oh çekmedir. Her Ohh sevinci, bir Vah acısı saklar.

“Kimseye içinden bile oh deme evladım. Oh vahın arkasındadır.” (Annem)

{Gayrı görerek birinin acısına sevinmek;acıyı kendine davet etmektir}

Dün evini yakmaya teşebbüs etti. Bugün evi yanıyor. Gördüğün halde söndürmeye gitmeyecek misin? Bahanen hangi ayet, hangi hadis?! Basiret!!!

Büyük Fotoğrafın görülemediği ortamlarda bilinçler küçük fırça darbelerinde boğulur. Kaos da, kavga da, savaş da bunun eseridir.

İnsan topluluklarında çoğunluk; büyük büyük fotoğrafı görmemeye, görememeye programlıdır. Bu da art niyetlilerin ekmeğine yağ sürer.

“Orada insanlar ölürken, yanan otobüsü düşünüyorsunuz” cümlesiyle kaosa alkış tutuluyor, üstelik bir düşünür bunu diyorsa ötesini sen düşün!

80 öncesi her gün sağ- solu vuruyor sanırdık. Meğer derin güç vurup bunları birbirine sokuyormuş. Kurtarıcı (!) gelsin diye imiş akan kan!

Çözüme ramak kaldığı anda kopan fırtına, sanmıyorum ki göründüğü gibi Kürt-Türk vuruşması olsun, Senaryo 80 öncesi ile, 90 larla aynı!!!

Türkiye’de Kurtarıcılar (!) devri bitmiştir. Türkiye’de sokak olayları üzerinden devlet kurtarma (!) devri de bitmiştir. Türkiye uyanmıştır.

Sükunetle akl-ı selim kazanacaktır. Türkiye, oyunların rengini görecek kadar acı tecrübelere sahiptir. Benzer senaryolar tutmaz artık!

“Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü’min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz.” (B. Said Nursi Hz.)