Değiniler- 9

Değiniler- 9

FACİALAR ve MAHLÛKATIN DİLİ

Peş peşe maden faciaları yaşanıyor ülkemde. İç- dış ayrımı yoksa, toprakta- arzdaki bu durum Allah Sistemi açısından bize neler söyler?

Ahir zamanda mahlûkat dile gelip konuşacakmış. Daha nasıl konuşma bekliyorsunuz? Toprak, kendi dilince madenlerde bir şeyler söylüyor!

Madenci dostum diyor ki: “İşçi açısından işin en ağır, işveren açısından alın terinden rantın en çok olduğu, hak-hukuk sömürüsü sektörüdür madencilik!” elbistan-da-bayram-oncesi-220-madenci-isten-2948951_5253_o

Yıllık izin yok denecek kadar az, yemek yok, servis yok. Zulmün açıktan yapıldığı sektör. Ve o zulme dayanamayıp dile gelen iki asli unsur; SU ve TOPRAK.

Toprak altında ölen şehittir. İşçilerin şahadeti mübarek olsun. Her şahadet, çevresinde deprem etkisiyle yeniden inşa getirir. İzleyelim.

Siyaset, sermayenin istikbal gördüğü partiye para akıtması, iş başına gelenin de beslendiğine diyet borcuyla işlediği sürece zulüm bitmez.

Toprak, “Benim üstümden Allah Kanununu çiğnemeyin” diye feryat ediyor. Duymadığınız sürece de bu feryat ilgilileri yakmaya devam eder.

Tedbir alınmadan, insani gerekler yerine getirilmeden çalışılan bir yerdeki ölüm; Cinayettir efendiler! Sorumlusu sadece sermaye değildir.

Gerek resmi kurum, gerekse özel sektör denetlemelerinde müfettişlerin kafaya alındığını biliyoruz. Cinayetin sıralı sorumluları bulunmalı.

Beşer, ağır bedel ödemeden Allah Sistemince davranmayı öğrenemiyor. İşçi hakları- İşveren bilinci için umarım hayra vesile olur yaşanan.

ALLAH İLMİNDEN KAZANÇ MI?

“ALLAH İLMİ PARA İLE SATILMAZ” Allah İlmi üzerinden maddi-manevi, kişisel-sosyal rant elde edilemez, işaretlerini de içine alır kanaatindeyim.

Tasavvufu parayla satmayan ama ilim üzerinden çevresine insan toplayıp modern mürşitlikle ego tatmin eden satandan daha az mı günahkardır?!

Ehli, mürşitliğin kişiye çekeceği perdeden olsa gerek “Etrafınıza insan toplamayın” demiş. Sohbet adı altında insan toplayan toplayana!

Allah İlmini parayla satmak ne ise, ilim üstünden şöhret, kimlik -sözde- manevi konum elde etmek ve insanlara komuta etmek de aynı değil mi?

Bir ortama girerken- çıkarken etrafına topladıklarının iki geçeli koridor oluşturmasına izin veren de ilim üzerinden kazanç elde etmiyor mu?

Mescit, kimliğin yokluk alanıyken Camide kendine özel muamele edilmesinden hoşlanıp orada bile alenen ekip havası estirmek de rant değil mi?

NAMAZ

Bedenin günlük yemeğe ihtiyacı ne ise şuurun beş vakit namaza ihtiyacı da odur.

SORGULAMA- ARINMA- BİLGİ VE KİBİR

Arınma; kirler ve yükler taşıdığını kabul edenlerin nasibidir. Kendini tertemiz mükemmel kabul eden değil arınmak bunu aklına bile getiremez.

Kendini sorgulamayanın başkalarını yargılaması kaçınılmaz sonuçtur. Kendi gerçeğini sorgulayan, başkaları hakkında ağzını açamaz!

Kendini mükemmel kabul edene sorgulama, kendini temiz kabul edene arınma teklif etmek; arı kovanına çomak sokmaktır. Göze alabilirsen dene!

Allah İlmiyle fark ettiklerin, fark edemeyenlere bakışında içinden hafif bir burun kıvırma getirmişse kibrin pençesine düştüğünün resmidir.

Dini yaşama ve İlme sahip olmanın verdiği kibir; fark etmesi en zor şeytan oltalarıdır. Bu oltaya yakalananlardan kurtulan çok azdır.

“Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez” (Hadis) Başkası ve ötekisi görerek hayata bakanın iç ateşi hiç sönmez, stresi hiç bitmez.

DÜŞÜNCE,  BİLGİ VE SORUMLULUK

“Kâbede sadece fiillerden değil düşüncelerden de mesulsünüz”

Kâbe; Allah İlmi Farkındalığıdır.  Sistem Tekilliğinde iç-dış ayrımı yoksa!?..

“Ben okuma bilmem” diyene kadar sıkmış Cebrail değil mi?

Düşünenler, bundan çok dersler çıkaracaktır…

“Biliyorum” iddiasında olduğumda sıkmalar yakamı hiç bırakmadı. “Bilmiyorum, ne okuyayım” dediğimde sıkmalar bitti, hem bildirdiler gerçeği.

Vahdet Ehli, halka cahil görünürmüş öyle mi dedim. Görünmezler gerçekten cahildirler dedi, ekledi; benliğine atfedeceği ilmi yoktur onların!

Hayatta en mutlu ve en dingin kimseler cahillerdir. Mutsuz ve tedirgin yaşayanlar mı?

Bilgisini egosuna yapıştırarak yaşayan ukalalar.

KATEGORİZE OLMAK- UYUMLU- UYUMSUZ

Toplumsal bilinç birey bilincini kategorize ederek ona hâkim olma eğilimindedir. Ve toplum nezdinde bunun adı “Uyumlu, Medeni İnsan”dır.

Kişisel aidiyet ve kendini en iyi yerde tanımlama arzusu ve öne geçme hırsı, insanı toplumun istediği kategorilere gönüllü girmeye sevk eder.

Ait olma güdüsü siyasi bağlamda partileri, yöresel bağlamda hemşehri derneklerini, dini anlamda cemaatleri doğurmuştur.

Kendini bir gruba, bir oluşuma bağlı olarak kategorik planda tanımlamak; belli düşünce ve bilgi kalıpları ile yaşamayı seçmektir.

Bireysel bilinç, toplumsal kategorilerden birine tâbi olarak diğerlerinden gelecek bilgi- sevgiye kendini kapadığını çoğunlukla fark edemez! BireyToplum

Kategorize olmaksızın kendi programını olduğu gibi yaşamak isteyenlere halk UYUMSUZ- RİJİT- CİNS- KIRIK- UÇUK vb etiketler yapıştırır.

Birtakım insani gayelerle dernek, vakıf,kulüp vb aidiyet pompalayan yerlerde bulunmak normalse de, bilinci bütünden ayırdığı için perdedirler.

Bütün Nebiler, Resuller; Veliler, Bilgeler, Önderler, Düşünürler; kendi toplumları nezdinde UYUMSUZ görülmüşlerdir.

Allah Resulü Muhammed Mustafa (sav) hiçbir toplumsal grup, bireysel bakış emrine girmeyeceğini “DÜNYANIZDAN” kelimesiyle deklare eder.

Bir düşünce veya görüş kategorisiyle tanımlanmak; sürü psikolojisi- güdülme dürtüsünün modernize edilmiş biçiminden başka bir şey değildir.

Kategorize olmuş bilinçler, ayrışmış bireyler yetiştirir. Zararı herkese dokununca nereden çıktı bu kaos, neden kavga, niçin terör denilir.

Resule tâbî olmak; Allah İlmine Uyumlanmaktır. Bunun bir kişiye bağlanmak diye algılanması, müslümanları hem kilitlemiş, hem geri bırakmıştır.

“DELİYE HER GÜN BAYRAM” Kategorize yığınlar belli günlerde bayram ederken, programını etrafa aldırmadan yaşayanlara her gün, her an bayramdır.

Kur’an, Resulullah kategorize olma konusunda bir teklif bildirmiş mi? Ayetleri ezbere okursan nasıl göreceksin ki?

Resulullah (sav) bizden ne kategorize olma, ne de bağlanma istiyor! İşte ayet 

http://www.tasavvuf.gen.tr/tasavvuf-yazarlari/mehmet-dogramaci/raina-%E2%80%93-unzurna/

KULLUK; DENGEDİR

Allah; içten de dıştan da münezzehtir. Öze dönmek; sadece içe dönmek değil, beden- bilincin hakkını verecek çalışmaları at başı götürmektir.

“Gönül Kâbesi”ni fark ettiğinde Mekke’deki Kâbe’yi,”Daimi Namaz”ı keşfettiğinde beş vakti hafife alıyorsan Deccaliyetin pençesindesindir!

Korunmak; bedeni ibadetlerle düşünsel tefekkür çalışmalarını dengede götürmektir. Tefekkürü ibadete, ibadeti tefekküre tercih dengeyi bozar.

İbadetle beslenmeyen tefekkür kör, tefekkürle desteklenmeyen ibadet topaldır. Esas olan Sırat-ı Müstakimde yürüyüştür. Kör, topal yol alınmaz.

DİKKAT, DECCAL İÇERİDE

Tasavvuf İlmi, bireysel veya toplumsal gidişatı değiştirmek için değil; anlamak, anlamlandırmak, ders almak ve sağlam yol almak için vardır.

Allah İlmini kendi hayatındaki oluşlara tasarruf etmek gibi bir gaye ile öğreniyorsan bunun ucu ya Firavunluğa veya çöküntülere çıkar.

Ne kendi hayatında ne de toplumsal akışta değiştirebileceğin hiçbir şey yok. Değiştirebileceğin sadece akışa ve oluşa yüklediğin anlamdır!

Dua, Zikir, Tesbih ve Nafileleri bir şeyleri değiştirmek veya onlara tasarruf etmek üzere kullanıyorsan, egon seni tasavvufla kandırmıştır!

Duygusallığından, macera tutkusundan, saklı egosundan habersiz olanlar; tasavvuf ilmini egoları için kullanarak Deccaliyet kanalına girerler. QmzaU

Deccaliyet; benliğin, nefsin, egonun hoşuna giden- işine gelen konuların ayet-hadis ve Allah İlmine yaslanarak anlaşılması ve yaşanmasıdır!

Tasavvuf ile Kişisel Gelişimin iç içe geçtiği noktada Mehdiyet (Hakikat) İlmiyle Deccaliyet (Hakikat kılıfı giymiş ego) İlmi çorba olmuştur!

Deccaliyet; söylemlerini hakikate yaslayarak sunar; “Sen artık Daimi Namazdasın, Beş Vakit Şekil Namazı senden düştü” gibi. Uyanık olun!

Geçmiş Allah Dostları, kişinin her işinin rast gitmesi, her duasının kabul olmasını iyi saymamışlar. Nedenini düşün, Deccealiyeti tanırsın.

Allah’ı nasıl tanıdın dediler Hz. Ali’ (kv) ye. “DUALARIMI KABUL ETMEMESİNDEN BİLDİM ONU” dedi. Anlarsan Deccaliyet yayınından emin olursun.

Deccaliyet insanları asırlarca dışsallığa ve tanrısallığa çağırırken bugün içselliğe ve “İç dünyayı tanrı edinme”ye çağırmaya başlamıştır.

İçe dönün, öze dönün söylemi bugünlerde sinsi biçimde KENDİNİ TANRI EDİN moduna bürünmüştür. Korunmak, korunmak, korunmak!!!

Allah; içten de dıştan da münezzehtir. Öze dönmek; sadece içe dönmek değil, beden- bilincin hakkını verecek çalışmaları at başı götürmektir.

İmam Gazali’nin felsefenin üstünü çizmesi bazı entel çevrelerde akla set çekme sanılsa da bu; hakikat kılığındaki Deccaliyete set çekmedir.

İKİ HAZİNE

yeni-yila-zikir-ve-dua-ile-gireceklerDua, istemek- vermek türünden bir alış- veriş değil, “Entegre Esma Tesisi Beynin” kendi üretim mekanizmalarının insan tarafından kodlanması, forme edilmesidir.

DUA; Fırıncı tezgahında hazır ekmek çeşitlerinden seçip almak.

ZİKİR; Evde dilediği katkılarla zenginleştirdiği hamuru fırıncıya vermek.

Allah, kendisine Dua ve Zikir gibi iki önemli cihaz hibe ettiği halde hala muhtaçlık hisseden; kaynak başında durup susuzluk çeken gibidir.

Sahasında ilk ve tek eser. Sadece bizde değil dünyada çapında öyle. Değerlendirene.

http://www.ahmedhulusi.org/kitap/duavezikir.htm