Hasbıhal- 5

Hasbıhal- 5

S. Çocuğumun sınıf öğretmeni değişti. Yeni gelen öğretmenin ağzı bozuk. Bol küfürlü konuşmaları, kaba davranışları varmış. Argo laflarla ders anlatan biri imiş. Bunu Hak görüp izlemeli miyim? Yoksa değişsin diye zikir ve duaya mı yöneleyim?..

C. “Hak Görmek” ve “Yorumsuz İzlemek” konusunda neler yazdık neler! Hala bunların karıştırılmasına ve günlük hayata geçirmede sıkıntı çekilmesine doğrusu çok şaşırıyor, hayret ediyorum. Hak Görmek, Yorumsuz İzlemek etkisiz elaman olmak, gelene ağam gidene paşam demek değil ki dostum. Çocuğun öğretmeni için zikir ve dua mı? Kolayı var, çıkın gidin okula, adamla bir görüşün ve yanlışını usulünce ona anlatın. Değişmiyor mu? Müdürüne çıkın! Gene mi olmadı, Milli Eğitime şikâyet edin! Bu kadar basit. Hak görmek; birilerinin hakkımızı çiğnemesine izin vermek demek değil ki! Yorumsuz İzlemek; etkisiz elaman olmak değil ki. Bizim ilkemiz “Hakkın hakkını büründüğü surete göre vermektir.” Bacağıma akrep tırmanırsa öldürürüm, kedi dolanırsa okşarım. İşte bu kadar basit…

S. Yakınım olan birinin bana yanlışları var. Hayatı da beraber geçirmek zorunda olduğumuz biri bu kişi. Bana yalan söylediği kanısındayım. Düzelme gayreti de var ama. Aynı yanlışın defalarca tekrarını kendime yediremiyorum. Onun ıslahı, kendimin de huzuru için ne yapayım?

C. Sorunuz üzerinden durumunuzu gözler önüne serelim mi?

 - Siz varsınız (!) size yanlış yapan (!) biri var.

- Yalanı gördünüz, eminsiniz ama içinize atıyorsunuz.

- Onu ıslah etmek (!) istiyorsunuz.

Sorunuza şeriattan cevap verirsem yapacağınız şudur; alırsınız karşınıza, yeter artık, söz verip tutmadın, yalanların sürüyor, dayanamıyorum bilmiş ol deyip kırmızı kartı gösterirsiniz! Ayağını denk al der, ikaz edersiniz. Olmuyorsa yaşam alanlarınızı ayırırsınız.

Hakikatten bir cevapsa istediğiniz, o zaman şunları hatırlayınız:

- Sizin dünyanızda sizden başkası var mı ki, size yanlış yapan olsun?!

- Yalanı gördünüz. Neden bu yalana muhatapsınız dünyanızda siz?!

- Sizden başkasının olmadığı dünyanızda bir başkasını ıslah etmek öyle mi?

Hakikat nazarında dünyamıza giren kişiler de olaylar da bizim iç dünyamızın yansımasıdır. İç dünyamızın suretleri dışarıda hoşlanmadıklarımızı, sevmediklerimizi, dayanamadıklarımızı önümüze koyuyorsa kusuru ve çözümü nerede aramak lazım?! Bir kez daha hararetle öneriyorum; Ayetel Kürsi açıklamamızı çok dikkatli okuyunuz. http://mehmetdogramaci.com/e-kitap-beyin-ayetini-gordunuz-mu/

Ve son öneri; affedici olmayı, örtücü olmayı, sorgulamaya karşıdan değil kendimizden başlamayı, önce muhatabımıza sevgi hissettirmeyi öne alalım lütfen olur mu?

S. Neden Allah böyle bir sistem yaratmış? Neden bizler dünyadayız? Buradaki amaç nedir?

C. “Neden” ve “Niçin” soruları ile yola çıkarak sorgulayanlar felsefede kalmışlar; “Nasıl” ve “Ne Şekilde” sorularıyla yola çıkanlar İmanla ve Gerçekle tanışmışlardır. O nedenle soru biçiminizi öncelikle önerdiğimiz şekilde değiştiriniz. Allah’a neden, niçin sorusu sorulmaz! Tıpkı bedeninize neden gözüm başımda da ayağımda değil sorusunu soramadığınız gibi.

Hakikatini merak ediyorsanız mutlak surette belli çalışmaları senkronize biçimde yapmanız lazımdır. Öncelikle iyi bir kaynaktan bu gerçekleri araştırmak, okumak. Daha sonra gereği olan zikir, ibadet, nafileler vb çalışmaları yapmak. Sonra da dünya ve evreni gözlemek, oluşları izlemek, tefekkür etmek… Bu tip sorularınızın cevabı için bizim önerimiz www.ahmedhulusi.org sitesinde yer alan yazılı, sesli, görsel materyalleri, dini ve bilimsel açıklamaları tetkik etmenizdir. Günümüzde kitap okuma eylemi maalesef sosyal medya izlemeye kurban edilse de kitap okumayı bırakmamanızı öneririz. Bizim eserlerimiz ilginizi çekerse onları da buradan temin edebilirsiniz: http://kitsan.com/MEHMET-DOGRAMACI-10-KITAP-TAKIM,PR-925.html

Okuma, ibadet, düzenli tefekkür ve zikir olmadan olmaz. İddialı bulabilirsiniz ama facebook ve twitterle gerçeğe varılmıyor. Bu ortamlar sadece işin çeşnisini yansıtır. Temeli olan bunlarla çatıyı çıkabilir ama olmayan için esas yapılması gerekenler değildirler. Bilmem anlatabildim mi? Önce kendinize dediğim istikamette sağlam bir temel atınız.

S. “Zihni Susturmak”, “Vehmi Bırakmak” kavramları yazılarınızda çok geçiyor. Allah aşkına zihin nasıl susturulacak, bari bir yol gösterin!

C. Yolumun kilometre taşlarından merhum Sabri Tandoğan büyüğümü ziyaretimde ona bir soru sormuştum; “Efendim biz bu nefsin bizi sürekli meşgul etmesini nasıl önleriz?” Gülümseyerek şöyle demişti: “Benim nefsim de beni önceleri meşgul ederdi. Ben kitap okuma, zikir, düzenli hayat, programlı çalışma ile kendime öyle dolu ve meşgul bir 24 saat belirledim ki zavallı nefsim hiçbir zaman başını kaldırıp da hey bana bak ben buradayım diyecek fırsat bulamadı karşımda!!!! Garibim kuzu oldu kuzu”   :-)  

Muhterem Sabri Baba, formülü bir cümlede vermişti o gün. Beraberce onun başını kaldıramayan gariban nefsine de kahkahalarla gülmüştük.

Dostum, zihin isimli şeytan sürekli konuşur. Onun vehim adlı boyalı zehir tabletleri de hep önümüze konur. Bunu, buna yoğunlaşarak önleyemezsin. Var kabul ettikçe, zor dedikçe büyütürsün, beslersin düşmanı çünkü. Ne yapacaksın? Yok sayacaksın! Bu biiiirrr.

İkincisi, düzenli, planlı, programlı hayat… Bunun için de plan- program yap demiyorum sana. Beş Vakit Namazı vaktinde kılanın hayatı otomatik bir düzene girer zaten kendiliğinden…

Üçüncüsü, düzenli zikir ve ibadetlerdir. Nafilelerdir. Gündeminiz bunlar olursa zaten 24 saatin çoğunu bunlar doldurur…

Dördüncüsü, medya gündemi ve “Elâlem” meseleleri ile ilgilenmemek, kendinize has özel bir gündem çizmektir. Çalıştığım yerde, sokakta, evde gündem ne olursa olsun benim esas gündemim; “Bugün ne öğrenir, ne fark eder de dostlarıma aktarırım?”dır mesela… Buna yoğunlaştığımda dertler de, telaşlar da beni işgal edemiyor!

Esaslı çare İNŞİRAH suresindedir. Feiza ferağte fensab ve ila rabbike ferğab: BOŞ KALDIĞINDA RABBİN İÇİN YORUL!..

Zihin ve vehim boşluklardan sızar. Evham yapanlar, sürekli kurgulayanlar, kaygı üretenler, vesvese ile kendi korkularını sürekli tetikleyenler; gündemi boş olanlar veya boş işlerle uğraşanlardır. Biz ne diyoruz? Bırak milleti kurtarma gündemine yoğunlaşmayı da kendini kurtarma yollar ara, onlara yoğunlaş. Bu söylemimiz hala bazılarına vatan, millet, konu komşu sarmalı nedeniyle ters geliyor. Ne diyelim, nasipleri o kadar.

Boş kalmak; zihnin ekmeğine yağ  sürmektir. Bak büyük din alimi İmam Şafii ne demiş? “KENDİNİ HAK İLE MEŞGUL ETMEZSEN BATIL SENİ İŞGAL EDER.”

Sistemde boşluğa yer yok dostum. Neresi boşalırsa bir şekilde dolar. Meleklerle dolmayan alanda Şeytanlar anında sahne alır, cirit atarlar. Rabbin için yorul ki selamet bulasın!

S. Bizi atadan, anadan görme din anlayışı ile yetiştirdiler. Allah’ı tanrı sandık önce. Sonra ilim sahiplerini okudukça uyandık. Şimdi sorum şu; Ben çocuğuma Allah’ın bir tanrı olmadığını, dinin gerçeğini nasıl anlatırım?! Okul din dersleri de sizlerin tarzınızda değil malum. Ne yapayım?!

C. İşte sormasalar dediğim ve kaçtığım soru gene beni yakaladı! Çocuklara bu din anlayışını anlatmak! Gel çık işin içinden… Şaka bir yana, konu oldukça ciddi. Çocuklarımız, aynamız ve geleceğimiz. Onların yetişmesi mühim. Hele çok da küçüklerse bu ciddi konular nasıl anlatılacak? Bu konuda anlatım yöntemini önermem. Eğitimin en kısır yöntemidir anlatım. O nedenle önerilerim “Yaparak ve Yaşayarak Öğretme” yöntemi çerçevesinde olacak. Riya saymayacağınızdan emin olarak benim ve eşimin çocuklarımıza uyguladıklarımızı kısaca not edeyim:

- Onlara çocuk değil büyük insan muamelesi yaparak büyüttük. Sohbetlerimize kattık, aile içi müzakerelerde söz hakkı verdik, konu ne olursa olsun görüşlerine başvurduk.

- Namaz konusunda “Haydi namaz vakti” diye ilan ederek kılıyoruz evde. Sabah Namazına mutlaka kaldırıyoruz. En küçüğünü uyku sersemliği içinde lavaboda dikiltip çok abdest aldırmışımdır   :-)  

-  Evde yemek sohbetlerimizde konu ne olursa olsun dine ve tasavvufa usulünce konuyu getiriyoruz.

-  Onları baba- anne edası ile hafiyelik kaygısı ile hiç takip etmedik. Şahsiyet vermede bu mühimdir.

-  Ailece bilim- kurgu filmleri izler, arada bir durdurur, yorumlar yaparız.

-  Eğlencemizin türbe ziyaretleri, neşemizin sohbet halkaları olduğu zihinlerine çok küçükken kazındı.

-  Her sorularına usulünce cevaplar verdik.

Size şunu anlatmak istiyorum. Onlara ilim boca etmek gibi bir hataya düşmeyiniz!.. Onlara yaşamınızla, halinizle gösteriniz. “Okul din dersinde verilenler yanlış” diyerek çocuğu ailesi ile hocası arasında ikileme de sokmayınız, açmazda da bırakmayınız. İşin gerçeğini sorarsa “Hocan doğru demiş evladım, tabii konunun şu boyutları da var” diyerek bildiklerinizi, Hocayı yalanlamadan, dersi kötülemeden, seviyesine inerek açınız. Ama illa yaşam, illa aile gündeminin bu eksende olması!

Size bir müjde ile bitireyim: Hadis mi yoksa güzel söz mü bilmiyorum ama “KÜLLÜ ŞEY’İN YERCİU İLA ASLİHİ” ifadesi var. Yani “HER ŞEY ASLINA DÖNER!”

Korkmayın, siz imanlı ve gayretli iseniz er geç evlatlarınız sizde olanla şekillenecektir.

Anne olmanız hasebiyle size bilimsel bir tespitle de müjde vereyim: Bilim ispatladı, anne evlat bağı göbek bağı kesilince kesilmiyor, ömür boyu sürüyormuş!!! Daha ne? Siz gelişmeye bakın, onlar sizinle gelişecekler.

S. Selam, Evrensel Sırlar kitabındaki Elf gibi farklı alemlerdeki farklı varlıklardan öğrenmek ve öğretmek için gider mi velayet sahibi bir kimse acaba efendim?..

C. Ve as. Ben haddimi bilirim dostum. Velayet Sahiplerinin hallerine ancak Veli olanlar vakıf olabilirler. Onun için ben bir şey diyemem onlar hakkında. Bendeniz sadece düşündüklerimi paylaşıyorum.

“Bir insan, ruhen ve bedenen ilmi almaya hazır olunca eğiticisini bulur mu?” “Veya eğiticisi ona gelir mi?” şeklinde alıyorum sorunuzu. Beyin çalışma sistemi açısından şunu biliyoruz ki eskilerin “DÜNYA DUA İLE DÖNER” “ALEMLER SEVGİYLE AYAKTA DURUR” dedikleri; sistemin çekim etkisi ile işlediğine işaret eder. Neyi şiddetle arzular, neye şiddetle yönelirsek ya onu kendimize çekeriz ya da kendimizi onda, orada buluruz. Bu çerçevede “Hoca talebesini, talebe hocasını çeker” diyebilirim.

S. Maşallah her konuda yazıyorsun. Bilmediğin yok. Tıp var, felsefe var, din var, siyaset var, eğitim var. Her alanda bunca görüşler sunmak sende o biçim ego yapmıştır ha!.. Konuları biraz da uzmanına bıraksan daha iyi olmaz mı? Bırakıp çekilsen köşene de biraz haddini bilsen, kendine dönsen mesela!

C. Haklısın dostum. Benim ego bildiğin gibi değil, dediğinden çok daha büyük. O dediğin köşesine çekilmeyi ise hiç yapamıyorum. Ama bir gün yaparım inşallah. Benim egom için lütfen dua et.

Ha, üzülmeni ve sıkılmanı istemem yazılarımla. Bekleyenler, takip edenler, istifade edenler var, soranlar var diye yazıyorum.  Engelleme butonu ile silebilirsin beni, lütfen kendini üzme.

Neden böyle yaptığımın ruhunu sormadın ama sen sormuş gibi ben yazayım. Bak bir İslam Büyüğü ne demiş: “Biz uykuyu ölüme, istirahati kabre, zevki cennete erteledik!”

(Üç ay sonra yeniden bağlandı)

-Selam.

- Ve as.

- Niye döndün?

- Vallahi alışkanlık yapıyorsun, çok direndim ama sensiz olmadı.  :-)