Rabbim, Hayretimi Arttır- 4

Rabbim, Hayretimi Arttır- 4

- Maddi veya manevi anlamda yardım etmek ne demek? Ben ne yaparsam, nasıl yaparsam gerçek manada yardım etmiş olurum? Yardımın hakikatine ermek için bana düşen ne?

Yardımınızı önemseyiniz. Nokta atışı yaparcasına yardımınızı önemseyiniz. Yardım edilecek insanı aramalı, neye ihtiyacı olduğunu iyice tespit etmeli ve yardım ettiğinizle birebir ilgilenmelisiniz. Tıpkı namazınıza, yeme- içmenize nasıl titiz iseniz yardımınıza da titiz olunuz. Evet, görmeden veren; vereni- alanı bilinmeyen yardımlar da var ama bizce bu konuda ibadet titizliği ve dikkatiyle hareket etmek daha uygun olur. 

-  Tümel Akıl diye bir kavram okudum Evrensel Sırlarda. Bu ne demek? Günümüzde nasıl anlamalıyız bunu?

Varlığın özü; bilgidir. Her şey bilgiden ibaret.

Dışkıyı aşağılar, hatta iğreniriz değil mi? Ama hastalandığımızda içimizde ne olduğunu haber veren en iyi inceleme dışkıdan yapılır. İçimizde b.k taşıyoruz. Herkes içinde şu an 2.5 kg b.k taşıyor. Taşımasak ölürüz biliyor musun? Hayatiyetin bir anlamda b.ka bağlı!…

Dışkı dahi bilgidir. İçinde bilgi taşımasa tahlillerde nasıl söyler sana senin halini? Nasıl aşağılarsın o bilgiyi?

Varlık; salt bilgidir. Bilgi; Datadır. Data; Allah İlmidir.

Tümel akıl, Aklı Kül, Allah ilmi.

Varlık, tümüyle bilgi bütünlüğüdür.

Kategorize ederek öğrenmeye eğilimli olduğumuzdan tümel aklı, datayı, tek bir bütün bilgiyi anlamakta zorlanıyoruz.Çünkü beş duyuya dayalı veritabanı ile düşünüyoruz. Beynimiz, parça parça bilgileri birbirine bağlayarak tüme varmaya çalışıyor.

Bilgi tek bütündür ve hiçbir zaman bölünemez kategorize edilemez, tümdür.

Veritabanını nesh edemeyen (eski bilgiyi silip yerine yeni bilgiyi koyamayan) beyin kilitli beyindir, yerinde sayar.

Din dili hala 50 sene 100 sene önceki literatür ile konuştuğundan data, kuantum, kozmik bilinç kavramları hala insanlarda gereği gibi revaç bulmuyor. Bu da bağlantı kurmada, çözmede sıkıntı doğuruyor.

“ALLAH’IM YAKİNİMİ ARTTIR.” duası “Soyut bilgiyi beden ve beyin arasında oturtabileyim” talebidir.

Herkesin veritabanına göre bilgisi olduğu için Kur’an’da “İKRA’ KİTABEK” “Kitabını oku!.” Ayetinde geçen “Kitabını” kısmı hepimizde oluşmuş veritabanını ifade eder.

“KUL KÜLLÜN YA’MELU ALA ŞAKİLETİHİ” ayeti “Her birimin DNA’sını, veritabanı bilgisini ortaya koyduğunu” ifade eder.

Bazı kavramları güncellemek lazım.

Amentü’de önce Allah’a, sonra Meleklere, sonra Kitaplara iman sırası vardır. Bu şu demektir:

Önce salt bilgi var, sonra dalga hareketi var, sonra da oluşmuş veritabanları var.

Muhammed (a.s)’a kitap gelmedi. O’nun kendisi kitaptı.

RESÜL; beynindeki dalga hareketini çözümleyip bunu çevresindeki insanların veritabanı seviyesine indirgeyerek anlatan kişidir.

Dalga; zamansız ve mekansızdır. Dalga hareketi Evren’in her yerinde aynıdır, andadır mekanı yoktur.

Melek; zamansız-mekansız dalga hareketi, frekans. Bu, kavranmazsa olayı oturtamazsınız.

Bilgi; bütündür bölünemez.

İlmin cüzu olmaz. İradenin cüzu olmaz. Bunları kabul eder, oturtursanız olayı güncel manada çözmüş oturtmuş olursunuz.

İRADE; bilginin yoğunlaşmış halidir.

KUDRET, yoğunlaşmış bilginin bedenen veya başka yolla algılanır biçimde açığa çıkışıdır.

HATEMENNEBİ; Son nebi.

Bu kavramı hep olayın çerçevesini çizip daireyi kapatan ilerlemeyi de bitiren olarak anladık. Oysa bu kavram gelişimi belli bir tanımla kapatmayı değil, zaman içinde gelişim oldukça insanlık geri düşmesin diye “ASGARİ TABAN”ı belirler. Örneğin, kadını mal gören, sayısız kadınla beraber olan topluluğa evlilik önerilirken 4 sınırı getirilmiştir. Bu, çok kadınla yaşayan topluma bari 4’ü aşma, asgari tabanıdır. Ayetin devamında “Bilirseniz bir tanesi sizin için daha hayırlıdır” denerek Allah’ın tercihi vurgulanır. Bugün, asgari taban tek eşlilikse sen bunu 4’e kadar evlilik var şeklinde bir genişlik olarak anlayamazsın. Bu, ayetin ruhuna da ters değildir.

Nübüvvet-i Tarifiye ve Nübüvvet-i Teşriiye kavramları vardır. Nübüvvet-i Tarifiye olarak konuya yaklaşanlar toplumsal bilincin gelişimine göre din anlayışını yenilemişlerdir. Müceddidler buradan doğmuştur.

Hala “Biz ruhun hakikatini bilemeyiz” diyen İslam alimleri, algıyı geride tutuyor. “Sana ruhtan soruyorlar de ki:…. ” burada size ruh hakkında çok az bilgi verildi denen kimseler Yahudilerdir. Tenzihte kalan, Allah’ı öteleyen, dışsallıkta yaşayanlardır. Bu algıdan çıkanlara ruh bilgisi kapalı değil, açıktır.

Kur’an’ın ruhunu anlayan değişime açık durur.

Bölerek öğrenme bütünlüğü unutturur, bütünden, tekten koparır. İşte dinin şirk dediği budur.

Bölen, algı araçlarımızdır. Yoksa varlıkta bölünme yoktur.

Beş duyu, şartlanmalar, duygusallık kişiyi varlığın tekliğinden uzak tutar.

Kuantum Fiziğini iyi anlayan parça parça yapılar değil tek bir yapı görür.

Kuantum Tekniğini anlayan kimseyi kandıramaz, aldatamaz, zulmedemez. Çünkü, bir başka parça ve öteki olarak kimseyi göremez.Kendi kendine niçin zulmetsin, kendi kendini niçin aldatsın?

Tekliği kavrayan biri 40 gün aç kalsa iftar edeceğinde önündeki tek bir ekmeği biri gelip istese hiç düşünmeden verir. Çünkü isteyenin ve istenenin birliğini yaşar.

Dalga hareketini kavrayan hiçbir şeyi sahiplenmez ve biriktirmez. Dalgadır alır götürür, dalgadır götürdüğünü geri verir. Sadece seyreder.

EUZU BIKE  MİNKE senden sana sığınırım ne demek? İşte bu, “Beş duyu kaydıyla bölerek algılamaktan orijin olan tek bir bütün algılamasına yönelirim” demektir.

IYYAKE NABUDU KE; orjin, NA, orjinden açığa çıkıştır.Yani, K açılımıdır.

- Dalga hareketi dedik peki tek tek melekler, birimler var mı? Mesela Cebrail var mı? Yoksa Resulallah beyninde çözdüğü bir konuyu anlatım sadedinde Cebrail birimiyle mi konuştu?

Birim olarak düşünüyorsan var tabi. Soruyu hangi algıdan sorduğun mühim.

Ne diyor hadiste: Ya Cebrail vahyi nereden alırsın? Perde gerisinden. Ne var perde gerisinde baktın mı? Bakmadım Ya Resulallah. Öyleyse bir daha ki sefere bak. Vahiy gelir. Sorar Allah Resulu : Ne gördün Ya Cebrail perde arkasında? Seni gordum Ya Resulallah? Meğer ben Vahyi senden alır sana verirmişim…Burada bize bir şey anlatmak istiyor…. Dalga hareketini düşünün…

Afak- Enfüs ayrı değil birdir.

Afak ayrı Enfüs ayrı diye anlatım algılayana göre, zaman- mekan oluşturarak anlatımdır. Yoksa dalga hareketinin ne zamanı vardır, ne mekanı.

Eski tasavvuf kavramlarını da güncellemek lazım.

SEYRİANİLLAH. Ne demek? Tümdengelim.  SEYRİMAALLAH; Tümevarım.

“Nihayet Bidayet’i oluşturur” denmiştir. Yani aslında başlangıç ve bitişle düşünen insana başı da sonu da bir ve tek denmek istenmiştir.

LEM YELİD VE LEM YULED Doğmamış doğurmamış. Yani tümel yapı hiç parçalanmadı. Ondan parçalar hiç oluşmadı. Sen kendini rahimden çıktığın anla kayıtladığın için doğdum diyorsun. Aslında doğan da yok. Çünkü başı yok, sonu yok.

Maddeye dayalı anlatım işte klasik din anlatımıdır. Bir baş bir de son olduğunu baz alır. Newton fiziğine dayanır. Determinizm’i esas alır. Din dilinde buna Hikmet denir. Hikmet, parçadan bütüne gitme çalışmasıdır.

HİKMET YURDU; Parçadan bütüne ulaşma çabası ve metodu.

KUDRET YURDU; Dalgadan olaya bakmak dalgadaki hareketten yola çıkmak ve böylece ilk tecelliye ulaşmak.

- “ÜRUÇ EDEN GEÇMİŞ VE GELECEĞİ GÖRÜR” Ne demek?

Önce ve sonra ile düşünen zaman ve mekan kaydına düşer. Bu nedenle de kaderi çözemez.

Yatay Takvim; Hicri veya miladi olsun güneş ve ay hareketine göre tanımlamalar.

Dikey Takvim; gün ve yıl hesabı olmadan boyutsallığın derinliğini anlatır.

Biz yatay takvimle düşünmeye alıştığımızdan dikey takvimin derinliği bize yatay takvim çok çok abartılarak anlatılmıştır. Mesela kişi doğmadan 50.000 sene önce kaderi yazılır bilgisi gibi. Kastedilen bizim senemizle çok uzun bir süre değil, beş duyu algısının ötesindeki bir işlemdir. Bunu  bir misalle açalım.

Bilgisayar programcısı biri programını çeşitli rakam ve işaretlerle yazarken onların ekranda hangi renkte hangi büyüklükte hangi aralıkta görüneceğini bilir. Programcı olmayan biri ise o şekillerden bunu bilemez. Neden? Çünkü o ekrandaki hazır açığa çıkışa bakıyor ve öyle düşünüyor. Programcı program sistemini nasıl anlatacak ona? Ekran dili üstünden, o dili biraz daha abartarak. Çünkü algısı o kadar.

“ÜRUÇ EDEN GEÇMİŞ VE GELECEĞİ GÖRÜR” demek “Evrene, Varlığa tek bir bütün diye bakanın programın ekrana nasıl yansıyacağını görmesi” gibi basit bir olaydır. Ama biz buna anlam yükler, keramet deriz, mucize deriz, bunu okuyanı insanüstü görürüz. Oysa onun yaptığı beyninin düşünce tarzını değiştirip mekan- zaman algısından çıkıp dalga hareketine yoğunlaşmasıdır sadece.

50.000 yıl önce oluştu derken beş duyu boyutunun altında başka bir alt program çalıştı ve senin şu bakışınla anlayamayacağın biçimde oluştu demektir bu.

Gelecek; dediğimiz varlığın alt boyutuna inince karşılaştığın şeydir.Geleceği okuyan; varlığın alt programına inip onu okumuştur.

ÖLMEDEN EVVEL ÖLÜN demek “Sizi yanlışa götüren bu duygu halinden ve beş duyu bağlantılarından kurtulun, olaya sadece tek bütün dalga hareketi olarak bakışa geçin” demektir.

Kuantum dalga hareketi; zaman- mekân yok, birimin kendisi de yok. Kuantum Dalga Hareketini kavrayan ne ben diyebilir, ne de benim kaderim.

-   Ben bu bilgileri alıyor, okuyor, zikir de yapıyorum ama sanki anlamıyorum gibi geliyor. Ne yapacağım?

Hepimiz öyle idik.

Bu sadece sana has değil. Zikir, nafile gibi çalışmalar okumalar yanı sıra sohbet bence çok önemli. Buna kaynak arardım hep, düşünür ama ifade edemezdim. Ehli, bir sohbetinde şöyle dediğinde tamam budur dedim:

“FARZLAR DIŞINDA EN ÖNEMLİ NAFİLE ÇALIŞMA; İLİM SOHBETİDİR.” demişti. İlim sohbeti böyledir.

Ne diyordu Zülfü Livaneli miydi?

“İnsan insanın zehrini alır.”

İşte sohbet böyle bir işleve sahip. Birbirinizle sohbeti ve ilim sohbetlerini ihmal etmeyiniz.

{Bir Hakikat Meclisinde tuttuğum notlardır. Şahsıma ait değildir. MD}