Değiniler- 19

Değiniler- 19

DERİN DÜNYA GÜCÜ

Derin Dünya Gücü; kısa vadeli değil en az yüz yıllık planlarla hegemonyasını işletir. Emri altında gördüğü devletleri hiç boş bırakmaz.

Kraliçeye sordular, kimler sizin dostunuz, kimler düşmanınız? “İngiltere’nin dostu da düşmanı da yoktur. Çünkü Dünya; İngiltere’dir” dedi.

Osmanlı’yı parçalamak için Lawrence’i çöllere salanlar Anadolu içlerine lider, imam, komutan, kanaat önderi göndermez mi? Saf olmayalım!

Kraliçe, Dünya İngiltere’dir derken çok şey ifşa ediyordu. Ne var ki Ademoğlu için en zor şeylerden biri de kandırıldığını kabul etmektir.

İnsanlar din-dünya görüşünü akıl ve bilgiyle inşa yerine, kişi peşinde koşmayı tercih ettiği sürece büyük aldanışlar kaçınılmazdır.

TANRI- ALLAH FARKI

“Tanrı yok” inancındaki ile “Allah Sistemi” konuşmanın kolaylık ve zevkini; “Allah var” diyenle de yaşamak isterdim. Maalesef olmuyor.

“Tanrı yok” diyenle Beyinde uzlaştık “Allah var” diyenle beyin yüzünden uzaklaştık. Tanrısına beyinle şirk koşmuşuz!?! Peki, ya Şahdamarı?!

Nesiller boyu Allah adı altında öyle yoğun Tanrı anlatımı pompalandı ki, Allah Gerçeği; Allah diyene ters geliyor şimdi! Ah ki ne AH…

DUYUM; BİLGİ MİDİR?

Duyumla görüş inşa etmeye kalkanın zihin kanalları kurum bağlar. Kurumu temizlenmeyen borular da her an yangın çıkarabilir.

SÖZLERİN FİRESİ

Dinlediğim sohbette, sözlerin firesini düşerim. Fire? Kıskançlıkla sağa sola sataşma. Paye verme kimseye, öne çıkanlarda azıcık benlik olur.

İYİ Kİ OLMAMIŞ

Sevdin, gayret ettin, yöneldin ama olmadı. Allah’ın seni ondan, onu senden koruyarak ikinize de lütfettiğini niye düşünemiyorsun?!

TUĞLA YAMUKSA DUVAR DÜZGÜN OLUR MU?

Bir konuda bakış açısını yenilemek isteyen, önce o konuya dair bildiği temel kavramları yenilemeli. Çünkü eski güzergâh yeni hedefe çıkmaz.

Din Dili, dini kavramlar çağdaş verilerle yenilenip değiştirilmedikçe hiç kimse insanların Müslümanlık algısında değişim beklemesin.

Beyin, yeni bilgiyi eski arşiv klasörüne atma, eski bilgiye ekleme kolaycılığını sever. Aldanırsan, bilgin yeni de olsa algın değişmez.

Bir de eski kavrama kutsiyet verme perdesi var. “Rahmaniyet”e “Kuantum Potansiyel”, “Vahdaniyet”e “Teklik” desen sapıtma korkuları depreşir.

Yeni bilgi gelince beyninin onu eski klasöre atma oyununa gelmek istemiyorsan; bilgiyi öylece al. “Eski neyin karşılığı?” diye bile sorma.

Kavramlar; düşünce aracının yol haritasıdır. Harita güncellenmiyorsa navigasyon aleti son model olsa ne olur ki? Şehirde kaybolmak da var.

Kafalarda madde-mana şirki devam ediyorsa Dini-Tasavvufi kavramları bilimsel verilerle açıklamak; eskiyi kutsayan beyinlere ürkütücü gelir.

Kavramların hiçbir kutsiyeti yoktur. Ebedi de değildirler. Onlar; hedef mananın yaşanması için yön levhasıdır. Levha cilalama, yolunca yürü!

Kelime anahtarları, eğer beyinde düşünce kilitlerini açabilirse, insan tefekkür âleminin sonsuzluğuna kanat çırpar. (@AhmedHulusi)

Kavramlar da şeytaniyete açıktır. Kavram ne zaman şeytaniyete dönüşür? Papağanı çoğalıp yaşayanı azaldığı zaman. Bundan Allah’a sığınalım.

SEVGİSİZLİĞİN BEDELİ

Sevgiyi bilince hâkim kılamamanın kişisel planda bedeli stres; toplumsal planda terör- kaostur. Bedeli en ağır eksiklik sevgi eksikliğidir.

ŞEYTANIN; BEŞ DUYUNDUR

Gözün, görmek istediğini gördüğünü; kulağın, duymak istediğini duyduğunu; bilincin bunları “Bence” şeklinde algıladığını bilmeyen aldanmıştır.

Bilincinin oynadığı beş duyu-algılama araçları oyunundan habersiz olan; “Dünyada âmâ ahirette de âmâ” gereğince ebedi körlüğe mahkûmdur.

“Dünyada âmâ ahirette âmâ” deyince ölüm ötesi kadar uzak gitme. Hakikatte bu; “Algılaması kısıtlı olanın değerlendirmesi de kısıtlı olur” demektir.

İman etmek bir bakıma da “Beş duyum- bireysel bilincimin algılayıp değerlendirdikleri karşısında uyanık olacağım” demektir. Nurdur İman Nur!

“Gözünüzde perde var mı?” dedi tek tek dördümüze. Hepimiz var dedik. Durdu, gülümsedi; “GÖZÜNÜZDE PERDE YOK, ZATEN GÖZÜN KENDİSİ PERDE” dedi.

Çoğumuz, Tasavvuf; gözde perdenin açılması, diye öğrendiğimizden perde var dedik. O ise göz zaten perde diyerek bizi başka bir bakışa taşıdı.

Suizan, yargı, haksızlık girdabına düşmek istemeyen; göze ve beş duyuya göre gelen her haberi yoğurdu üflercesine tetkik etmelidir.

Bütün deliller net, bütün haberler kesin, bütün görünenler açık olsa da sen yine de hiç kimse hakkında dilini kıpırdatma!..

Beynin gördüğü resimlerde boş kareleri tamamlayıp doldurmasına din dilinde SUİZANDA BULUNMAK dendiğini biliyor muydun? Beynin oyununa gelme!

Beynin boşluk doldurma özelliğine karşı dinde HÜSNÜZAN önerilmiştir. Hüsnüzan, illa bir isim, yargı verilecekse hayır yönünden bakmaktır.

ÖNÜMÜZDEKİNİ Mİ OKUYORUZ?

Kelimeleri ne kadar dikkatli seçersen seç beşer; önüne yazılanı değil kafasına kazınanı okumak gibi bir hastalığa sahiptir.

Benliğine sahip çıkan; kafasına atılmış bilgi ve yargılara da sahip çıkar. Değişim; ona sahiplendiği kendisini inkâr gibi gelir.

BİLGİ ALMA EDEBİ

Bilgiyi almanın edebi; bilinci olabildiğinde veritabanı kayıtlarından uzaklaştırarak objektif biçimde dinlemek ve izlemektir.

Sahabe Resulullah’ı dinlerken kafasında kuş var da uçuverecekmiş gibi dinlermiş. Sen bunu sadece kıpırdamadan durmak mı sandın?!

Resulullah’ı kafasında kuş var da uçuverecekmiş gibi dinlemek bir bakıma eski bilgi- yargıları hapsederek yeni bilgiye koşulsuz açıklıktır.

Dinledikten sonra “Ama efendim” li cümlelerle konuşan; aslında seni değil kendini dinlediğini itiraf etmektedir. Onlar için yorulmaya değmez.

Onu dinleyen sahabe “SEMİ’NA VE ETA’NA; İşittik, itaat ettik” derdi. Sadece işitenler itaat edebilir çünkü. İşitmek, duymak değil sadece.

Semi’na ve Eta’na; zihni, benliği devreye sokmadan kayıtsız- şartsız yeni bilgiye açık işitmenin; itaati otomatik oluşturacağına da işarettir.

Dinledim, ikna oldum ama yaşama geçiremiyorum, diyenin işitmesine benliği karışmıştır. Karışmasa, dinlediğinin yaşamı otomatik açığa çıkardı.

BEŞER- İNSAN

İnsan; ibret aldığı için ibret olmayandır. Beşer ise ibretlik hale gelmeden ne ibret alır ne de iflah olur.

Gücünü mezhep ayrımı gibi sığ bir yaklaşımdan alan, dünyasını kavuracak ateşte yanmadan ibret almaz. Çünkü odun yanarak su akarak dönüşür!

Mezhebi dini olanın ibadeti kini olur.

Din anlayışı; yöresellik ve göresellikten arınmadıkça, bilinçler mezhep taassubundan arınamaz.

SIRADANLIK EMNİYETTİR

Size kendinizi insanlardan ayrıcalıklı ve özel hissettiren ne varsa bilin ki benliğiniz ondan nemalanmaktadır. Bunun adı ilim bile olsa.

Sıradanlıktaki selameti, ayrıcalıktaki keramete değişmem.

İNSAN; ENTEGRE TESİS

Kendi enerjisini kendisi üretip kullanan geneli sarsan kesinti ve dalgalanmalardan etkilenmez. Tasavvuf; kendi enerjisini üretme bilgisidir.

Oturduğu yeri azıcık kazsa su da petrol de kömür de elmas da altında imiş. Dışarıdan almalı diye inandırıldığından hep dışa muhtaç yaşamış.

Dua ve Zikir butonlarına usulünce basabilen, kendisi için elzem olanları, kendine özel özgünlük içerisinde Beyin entegre tesisinde imal eder.

TUTKU, COŞKUYU TÜKETİR

Hedefe erişme arzusu, yolculuğun seyir coşkusunu çoğunlukla unutturmaktadır beşere. Oysa hayat, coşkusu eksik olmayan ebedi bir seyahattir.

Başarıya odaklanmak, saklı kuvvelerinizi açığa çıkarır. Ne var ki “Netice Alma Arzusu”nu abartan; gidiş yollarını kendisine zehir eder.

Bazıları başlamak ve bitirmek arasında yaşar hayatı, kah mutlu kah mutsuz. Başlangıç ve sona hapsedilemeyecek akışta yaşayanlar vardır bir de.

“Ben” varsa başlangıç ve bitiş vardır. Benin hiç var olmadığı fark edildiğinde ne baş kalır ne de son. Olan, sonsuz- sınırsız akıştır her an.

Rahimden çıkışına doğum, kabre girişine ölüm demekle kendi kendisini kısıtladı ve alevli ateşlere attı insan. Ne cahil, ne zalimdir o insan.

NANKÖRLÜK

Dünyasının merkezine benliğini koyduğundan dünyanın hatta evrenin de merkezini kendine ayıranların iç yüzlerinin dışa vurumu; Nankörlüktür.

Nankör; kıymet bilmez, minnet ve şükran duymaz, teşekkür etmez. Dünyasının Tanrısı olan; kullarına (!) bunları niye yapsın ki? Şanı eksilir!

Kişi Rabbini tanımış ancak Rabbül Alemiyni tanıma aşamasında R. Alemiyn inancını Rabbine göre inşa etmişse; ukalalık- nankörlükle öne çıkar.

ZIDDIYLA KAİM HER ŞEY

Mekke’de müşrikler, Medine’de münafıklarla içiçe yaşadı Allah Resulü. İstese def edebilir, izole de olabilirdi. Yanında tuttu, nedense?!

“Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın / Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın” demiş Necip Fazıl. Düşman; ifade ve hız ?!?

Her İbrahim’e bir Nemrut, her Musa’ya bir Firavun, her Muhammed’e bir Ebu Cehil verilmesi de önemli bir sünnetullah işlevidir.

Yediveren Gülleri; hoş kokularını diplerine atılan pis gübrelere, güzelliklerini topraklarına inen kazmalara borçludur. (Dr. Münir Derman)

SEVGİNİN GÜCÜ

Değerlendirebilene sevdiği ile olmak; her an yeni keşif-idraklere açılmaktır. Allah Resulüne vahiy en çok Hz. Aişe’nin yanında inzal olurdu.

İnsan, sevdiğine olan sevgiye yoğunlaşsa; riyasız, kaygısız sırf bunu yaşamaya odaklansaydı başka birinden ilim alma ihtiyacı hiç duymazdı.

“İnsan sevdiği için çiğ tavuk bile yer” sözü sevginin egosal kabul, şartlanma ve alışkanlıkları kırma- dönüştürme gücünü ifade eder.

BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?

BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?” şeklinde meşhur olan sorudan asıl murad; kişinin o an kendini ne derece arındırıp yenilediğini fark etmesidir.

Dışa, Öteye bakan din anlayışı BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN sorusunu dışarıya dönük hizmet şeklinde anlamıştır. Oysa bu içsel bir muhasebedir.

“İKİ GÜNÜ BİRBİRİNE EŞİT OLAN ZİYANDADIR” (Hadis) Bugününü dünkü bakış ve halinin tekrarı olarak yaşayan ANı kaybetmiştir!

KUR’AN HANGİ KIYAMETİ ANLATIYOR?

Sadece 60- 70 yıl bir ömür süren insana Kur’an, dünyanın kıyametini mi anlatmıştır yoksa bireyin kendi kıyametini mi? İyi düşün…

Dünyanın Güneşe çekilmesi olarak öngörülen kıyamete bilim 3,5 milyar yıl var diyor. Sen en fazla bir asır buradasın. Kıyameti bir daha düşün.

Ben öldükten 3,5 milyar yıl sonra dünya güneş içinde eriyecekmiş. Benim egom Hakikat Güneşi içinde hala erimediyse neyime yarar bu bilgi?!

Hoca Nasreddin’e sordular küçük kıyamet ne, büyük kıyamet ne? Karın ölürse küçük kıyamet sen ölürsen büyük kıyamet dedi, işi bitirdi mübarek.

KIYAMETİM KOPARKEN

Senelerce sırt döndüğüm tasavvufi din anlayışı Kara Kitaplarla önüme gelip ufkumu aydınlattığında Güneşimin Batıdan Doğuşuna şahit oluyordum.

Alışık olduğun bakış açısı ve yapışık olduğun yaşam şartlarının zıddı bir ilim, bilincini aydınlatmaya başlayınca Güneşin Batıdan doğmuştur.

Kıyamete yakın depremler artarmış. Yeni bilgi bilince girince içeride eski bilginin köhne binaları nasıl sarsılır bir bilsen. Feleğin şaşar!

Arzda, Allah diyen tek fert kaldıkça kıyamet kopmaz. (Hadis) Bilincinde, öteleme içinde olduğun tek konu dahi kalsa, dönüşümün tamamlanmaz.

“Kıyamete yakın arzda büyük bir kara parçası batarmış” Vazgeçilmezi saydığı bir değeri (!) elinden çıkmadan Allah İlmine dönen görmedim.

“Kıyamete yakın çıplaklık da artarmış” Medya, internet, sinema aracılığı ile gerçeğe dair bilgiler olanca çıplaklığıyla her an önümüze geliyor

“Kıyamete yakın akraba ilişkileri zayıflarmış” Hakikat İlmine odaklananlar ilim kardeşini kan kardeşinden ileri tutar, şahitsin değil mi?

FEDAKÂRLIK ARDINA SAKLANAN EGO

İnsanlığa fedakârlık etmekle kendine riyakârlık etmenin birbirine girişken halkalar olduğu, maalesef çoğu insanın gözünden kaçmıştır.

Çoğumuzun uyanmak istemeyeceği kadar süslü rüyalar içeren bir gaflet uykusudur fedakârlık. Ego, fedakârlık arkasına saklanmada çok ustadır.

Kurtarıcılık, Adanmışlık, Dayanışma vb elbiseler giyen egoyu tanımak çok zordur. Dini yaşama zannıyla din gerçeğinden habersiz götürür insanı.

“Saçımı süpürge ettim” diyen kadınla “Geceyi gündüze kattım” diyen erkek; muhatabına fedakarlığını mı, yoksa riyakarlığını mı anlatıyor?!

DİN FERDE GELMİŞTİR.

“İslam sosyal bir din”,”Dinimiz dayanışma dini” klişeleri bilinçaltımıza öyle kazınmış ki “Din Ferde gelmiştir” gerçeğini hazımda zorlandık.

DİN FERDE GELMİŞTİR. İBADET KİŞİNİN KENDİSİ İÇİNDİR. http://www.ahmedhulusi.org/yazi/ibadet-kisinin-kendisi-icindir.htm