Anne Olmak İstiyorum!

Anne Olmak İstiyorum!

Allâh İsmiyle İşaret Edilen” mutlak varlığın yeryüzündeki sembolü, “anne”dir! (Ahmed Hulusi)

Okuldan aldığı küçük kızı ile el ele yürüyordu. Çocuk, karşı kaldırımdaki palyaçonun etrafındaki eğlenceyi görünce birden bire bıraktı annesinin elini, yola fırladı. Hızla gelen bir kamyonun çocuğu altına almasına ramak kalmıştı ki kulakları çınlatan acı bir fren sesi yankılandı caddede.

Meraklı gözler heyecanla “Çocuk ezildi, çocuk ezildi” diye bağrışırken, küçük kız hafif sıyrıklarla yolun diğer tarafından ayağa kalkıyordu. Çocuk yaşıyordu ama anne çoktan can vermişti.

Saliselerle ölçülen o karar anında, kızını kamyonun önünde gören anne, tereddütsüz öne atılmış, ciğerparesini sert bir tekme ile karşıya fırlatmıştı. Kendini kurtarmak içinse zaman yoktu artık!… Kurtulamayacağını bile bile atılmıştı anne.


Konumuz annelerin fedakârlığı değil. Duygusal makale yazmak gibi bir niyetim hiç yok. İnsanlığın onulmaz yarası; kadın haklarına da girecek değilim. Ama yine de sizinle biraz anneliği konuşacağız şimdi. Neden ve niçin konuştuğumuzu en sona bırakarak devam edelim…

Annem telefon etti geçenlerde. Nasılsın, dediğinde, boğazım ağrıyor diye kaçırmışım ağzımdan. Günler geçti iyileştim, unuttum ağrıyı falan. Nice sonra tekrar aradığımda ilk sorusu; Boğazın iyi değil mi çocuğum?..

İlahi anne, alt tarafı gripal enfeksiyon, geçti gitti 3-5 gün içinde, dedim. Sonradan öğrendim, meğer boğaz ağrımı günlerce gündemde tutmuş memlekette… Niye ki? Duygusallık mı dersiniz!?… O kadar basit gelmiyor bana, düşünelim…

Yeni doğan bebeler çok sık uyanırlar. Gecede en az 5-6 kez uykusu bölünür annenin. Sahi, anneler bebek ağlayınca mı uyanırlar, yoksa ağlamaya başlamadan önce mi?.. Ağlayınca uyanır desek, olgun bir insanın uykusunu minik bir bebeğin ıngaaları bölmeye yeter mi sizce?… Uyku böldüren; bebek sesi midir?.. Düşünelim…

Çocuklar gelişim çağında argoya meraklı bir dönem yaşarlar. Sokakta duyulan küfürler eve taşınır, lakırdılar artma eğilimi gösterir!… Çocuklarının ahlakı bozulmasın isteyen anneler; sert bir sahne koyarlar önlerine: BİR DAHA SÖYLERSEN DİLİNİ KESERİM SENİN!…

Sahi, çocuğu sövdü, saydı diye dil kesen anne gördünüz mü hiç?.. Söylerler ama yapmazlar, yalancı anneler!..

Hâkim, kararı açıklarken nefesler tutulur. Bir dizi suça bulaşan genç adam, demir parmaklıklar arasına yollanırken avukat alacağı parayı, mağdurlar suçlunun alçaklığını, seyirciler olayın iğrençliğini düşünedursun; hepsinin gözünde suçlu olan, tek bir kişinin nazarında şefkat ve sevgi bulur: Annesinin!..

Anneler, çizmezler evlatlarının üstünü!.. Herkesin dışladığı kimselerin biricik sığınağıdır; annelerinin kolları…

Çocuklar büyür, yetişir, iş- eş sahibi olur. Hani benim ücretim, hani benim süt hakkım, öde bakalım uykusuz gecelerimi diyen anne hiç görülmemiştir. Ücretsiz, karşılıksız, hesapsız hizmet verir anneler!…

***

Hayatın içinden, misalli anlatımları sevdiniz… Eh, biraz da mizansen var, kalem ele geçti mi satırları tutabilene aşk olsun… Ama duralım burada… Bu kadar yetsin.

Konumuz gene tasavvuf biliyor musunuz?..
Hem de en derininden…

Kitabın orta yerinden hem de: ŞİRK !…

Hepimizin cevabını aradığı ortak soruyu yüksek sesle söyleme vakti:

Bilgiler çok, örnekler iyi, yazarlar- düşünürler konfeti atarcasına yağdırıyor ilmi… Ana kaynaklar elimizde… Eh, epeyce de metodoloji ve kavram öğrendik…

İyi de, niye hala şirkten çıkamıyoruz?!…
Şu vahdet dedikleri, neden hala yaşamımıza yansımıyor?!

Öteleme yanlış, ayrı- gayrı görme de yanlış, bunları biliyor ve kabul ediyoruz da niçin hala kızdıklarımız, gayrı gördüklerimiz, başkası dediklerimiz, affedemediklerimiz var?..

Ömür geçip gidiyor, biz ne zaman Tekliği yaşayacağız dostlar?!

Size şirkten çıkış formülleri verecek değilim. Formüllerden yorulduk, hatta biraz da usandık artık. Yaşamın içinden pratik uygulamalar göstermek, tarihi zirve örnekler vermek, ona da doydunuz!..
Size, en yakınınızdan, annenizden bir şeyler söylemeye çalışıyorum.

Yeryüzünde şirke düşmemiş yegane insanların anneler olduğunu biliyor muydunuz?…

İmanın zıddı teorik şirkten bahsetmiyorum, karşıda kendini görememe noktasında, ayrı- gayrı vehmetme bağlamında, sen- ben ikilemi çerçevesinde şirkten bahsediyorum. Yaşam tarzı noktasında şirkten bahsediyorum. Lütfen iyice kulak verin!..

Bize göre bir anne var, bir de evladı değil mi?.. İki kişi görürüz. Ya anneye göre?..
Kendinden ayrı- gayrı bir yapı mı evlat? Yoksa “Benden içeride ben” kelimesinin dahi ifadede aciz kalacağı ölçüde kendini tek hissettiği bir yapı mı?…

Onu öyle seviyorum ki içime sokasım geliyor“ sözünü erkeklerden hiç duymadım. Bunu anneler söyler, biliyorsunuz… Birliği yaşayacak gönül genişliği sadece annelerde vardır da onun için!…

Bebek acıkınca anne evden uzakta da olsa damlarmış süt!.. Acıkan ve doyuran bir olmasa, hiç öyle olur mu?..

Temizliğe ihtiyacı olunca bebeğin, içi sıkılırmış annelerin… Ağlama, çırpınma başlamadan çok önce bilirlermiş o ihtiyacı. O hareketler dışarıdakilere göre imiş, anneye göre değil !…

Cümle alem toplansa, bir gence kötü- ahlaksız- hain dese, anne için evlat olgusu hiç değişmezmiş!.. Hain de olsa, zalim de olsa evlatmış işte!..

Yanlış yaparsan alırım ayağımın altına”, “Kötü söylersen keserim dilini” derlermiş ama, hiç yapmamışlar bunları!…

Hakları ödenemezmiş annelerin. Zaten ücret de istemezlermiş yaptıklarına.

Yeryüzünde, hiç şirk bulaşmamış bir yaşam algısı görmek isterseniz; annenin nazarından evlada bakmayı deneyin!

Buraya kadar katılıyor musunuz görüşlerime?.. Görüş değil, olanı seriyorum sizlere. Anne- evlat bağı, birliği, bütünlüğü açıkça gözler önünde.

İyi de, bundan hepimize çıkan pay ne?.. Hani şirkti konu?…
Hani şirkten çıkışın somut örneğini, nasıl yaşanacağını konuşacaktık?..

Konuşuyoruz işte!… Ama söz, kelamın sultanına uğramadıkça anlamsızdır.

Sözlerin Efendisini, Alemlerin Sultanını; Efendimizi (sav) Kur’an’da Allah, ÜMMİ NEBİ diye nitelemiş! Ne demek ümmi?… Ana gibi saf, ana gibi verici, ana gibi kuşatıcı, anaç bir nebi !…

Merhum Lütfi Filiz, ümmet kavramını açıklarken şöyle diyor:
Hz. Muhammed (sav) in “ümmetim” dediği “kendisidir” aslında!…

Annelerin evladım dediği de kendileri değil mi?..
Şirkten çıkışın kolay yolu? ANNE OLMAK!…

Nasıl yani?..
Bir anne haliyle bakmak alemlere!.. Herkes diye görüneni, kendi sayarak bakmak!
Ve koşmak insanlığa… Ücretsiz, kaygısız, vakitsiz, beklentisiz koşmak, koşmak, koşmak!

Vermek, alabilecek herkese!… Süt verircesine içten, can verircesine özden!..

Affetmek mi?… Hayır, suçlu görmemek öncelikle!.. Herkes suçlu, deli dese de o benim bir tanem, ruhum, aşkım, nurum, kalbim, canım dercesine benimsemek insanlığı ve sarmak koynuna, içine alırcasına!..

Evet, bir de böyle bakmayı deneyin çevrenize. Annesiniz ve evlatlarınız karşınızda.
Hepsi de ne kadar güzel değil mi?.. Yaramaz olanı da güzel, haşarı olanı da. Zeki olanı da bir, tembel olanı da. Meğer ne kadar da güzelmiş insanlar, bakınca anne gözünden !..

BENİM SİZE ŞEFKAT VE MERHAMETİM, EVLADINA TİTREYEN BİR ANNEDEN KAT KAT FAZLADIR buyurmuş Ümmi Nebi!…

“Ümmetim” demiş her seferinde. Ümmetim ümmetim ümmetim!…
Ümmi Nebinin ümmeti olan bizler, ümmice bakabilecek miyiz birbirimize?..

Anaç yanınızı daha ne kadar bastıracaksınız?..
Rahmanla başlayıp Rahimle kemale erer Besmele!…
Rahimle zuhura çıkar B nin yaşamı!…

İçinizdeki doğurgan boyutu ne zamana kadar saklayacak, örtecek, gizleyeceksiniz?!
Daha ne zamana kadar kayıtlarla bakacaksınız hayata?…

Kâbe’yi tavaf ediyor insanlar! Arapça gramerinde kelimelerin bir tasnifi de dişi- erkek diye yapılır.
Kabe kelimesinin dişi kategorisinde yer aldığını söylersem, neler düşünürsünüz?!..
Aynı şekilde Mekke, Medine de dişi biliyor musunuz?…
Kâbe’ye bir bakın hele, nasıl da kucak açmış insanlara!…
Zenci beyaz, zengin fakir, havas avam dememiş de nasıl da almış herkesi gönlüne!..
Anaç yapılar, Rahimi açığa vuranlar birleştiriyor zıtları, cem eyliyor farkları, farkında mısınız?..

Evet,
Şirkten çıkmak istiyorum.
Hayata, çevreye, insanlığa, âlemlere annece bakmak, Rahimce seyretmek, Birlemek istiyorum.
Yaşanabilir bir örnek arıyordum şirkten çıkan!
Yanı başımda annemi gördüm!

Ümmi Nebinin gözlerinden görmek istiyorum devranı. Ümmi Nebinin; içimdeki rasulün dışımdaki zuhuru diye gördüğüm zatın sezgisi ile bakmak istiyorum kendime ve kendimden gayrı görmek istemediklerime!…

Ümmice bir yaşam için… Şirk ateşinde yanmamak için… Ümmetimmmm çağrısının sıcaklığını, enginliğini iliklerime kadar duymak, haşyet içinde titremek için…

Anne olmak istiyorum!…

Meraklısına:

http://www.okyanusum.com/ummi.html
http://www.kitapyurdu.com/kitap/79854/ruhumbirkadindir?sa=39513883

 

Mehmet DOĞRAMACI
28.10.2008