Değiniler- 22

Değiniler- 22

DUA VE EGO

Kişinin duası ile kendisi arasında kendisinden başka engel yoktur.

Duana karışan egonu fark etmedikçe istediğim olmuyor, sızlanmanların sürer. Duaya ego karışması; duanın tutkuya dönüşmesiyle kendini gösterir.

Duamdan vazgeçmekten de duamı tutkuya dönüştürmekten de Allah’a sığınırım.

Nefsinin olmalı, olmazsa yaşayamam hükmünü verdiği dualar tutkuya dönüşmüş dualardır. Böylesi bir halde kişi duasıyla kendi kendine zulmeder.

Dua et, gerekenleri yap ama olmalı veya olmamalıya kilitlenme! Duruşun, Ehlinin duruşu gibi olsun: “OLURSA OLUR SUYU, OLMAZSA KARPUZ SUYU”

Allah için, insanlık yararına kolayına gelenlere yoğunlaş. Zamanla şunu hayretle göreceksin; Unuttuğun duaların bile sana verilecek bir bir.

- Duam; ne zaman gerçekleşir?

- Sen duandan çıktığın zaman.

- Ne demek duamdan çıkmam, hem delilin ne?

- OKU: http://akademik.semazen.net/author_article_print.php?id=1311

- Duama egomun karışıp karışmadığını nasıl anlarım?

- Dua ederken huzur- sükun değil, kaygı- tedirginlik içindeysen duana egon karışmıştır.

Egonun devrede olduğu dualarda, olmama ihtimaline karşı korku, olma ihtimaline doğru tutku vardır. Bu dualarda kaygı hatta yanma görülür. Özden gelen dualarda ise yöneliş sükûneti vardır. Kaygı, tutku ve bunlardan doğan yanma kesinlikle yoktur. Sırf huzurdur o dualar.

Beyninin sana sunduğu hologram dünyanda yaşıyorsun. Dua ve Zikir; hologram dünyanı bilinçli bir yönelişle yeniden inşa eylemidir. Fark et!

Nimete dua ile erişmeye çalışanlardan mısın, yoksa dua edebilmenin nimetin ta kendisi olduğunu fark edebilenlerden mi?

ŞİFANIN HAKİKATİ NEDİR?

Dini bedene göre anlayanlar Şifayı da bedenin iyiliği diye anlamışlardır. Kur’an Çözümünde yeni, farklı bir şifa tanımı getirir @AhmedHulusi

ŞİFA; SAĞLIKLI DÜŞÜNCE BİLGİSİ (41/ 44) SAĞLIKLI DÜŞÜNME BİLGİLERİ (17/82) SAĞLIKLI DÜŞÜNME İLACI (10/57) olarak çevrilir Kur’an Çözümünde.

Şifa kavramına bedene değil bilince dönük bir tanım getirmek, kendini beden sanan insanlığın kurtuluşu için devrim niteliğinde bir açılımdır.

Kur’an’ın KALPLERİNDE HASTALIK BULUNANLAR dedikleri; şirk ehli ise “Hastalık” ve “Şifa” kavramları düşünceye dönük değerlendirilmelidir.

Tıp, teşhis-tedaviyi bedene göre değerlendirip işin düşünsel arka planını inkar ettiği sürece insanlık hakiki şifaya hasret kalacaktır.

Modern Tıp, sadece beden- beş duyu üzerinden yürümeyi bırakmadıkça toplumun tıbbi alternatif şaklabanları tarafından sömürülmesi devam eder.

Şifacılık, Terapi, Bitkisel-Enerjik tedaviler Tıp şemsiyesi altında Fakülte-Hastanelerde yer almadıkça tıbbın şirki, halkın çilesi devam eder.

Ziyaret ettiğimde, size hatıram olsun diyerek bir ata sözünü tersinden ele almış “SAĞLAM VÜCUT, SAĞLAM KAFADA OLUR” demişti @AyeglKaytaz

Gerçek manada şifa bulup sağlıklı yaşayanlar; Sistemi Okuyan ve buna göre yaşayanlardır. Kur’an’ın şifa olarak inzali de buna işaret eder!

YAŞAM ALANIMIZ DÜNYA MI, BEYİN Mİ?

İnsan, beyninin kendisi için suretlendirdiği hologram dünyasında yaşarken çoğunlukla bunu unutur, ortak yaşam alanı “dünyamız” var sanırız.

Beyninin düşünce, hayal, sevgi, bilgi, ilgi, yargı, gelenek, algılarından yoğurarak sana daimi bir film pardon dünya oluşturduğunun farkında mısın?

Kişiler de toplumlar da beyinlerinden yayılan dalgaların dünyasında yaşarlar. Belaya uğrayan ve Nimete eren dahi beynindekini yaşamaktadır!

Lut kavmini bir tanrı mı yere batırdı, yoksa beyinlerinden topluca açığa çıkan düşünce ve fiillerin doğal getirisi miydi helak oluşları?

Muhakkak ki Allâh,bir toplumun yaşam biçimini,onlar kendi nefslerini (anlayışlarını-değer yargılarını) değiştirmedikçe,değiştirmez (Ra’d-11)

İçinde saklı nefretleri dünyasında düşmanlık- düşmanlar, ukbasında azap- zebaniler diye suretlendirmiş beyni. İç- dış ayıt etmezmiş beyin.

Suretler dünyasında yaşayan; kişiye, olaya, fiile, sebebe takıldı. Suretsiz hakikati okuyan; sadece beynini değerlendirmeye çalıştı.

Yaşadıklarının kendi dünyasında, kendi beynince önüne konduğunu fark eden için dışarıda suçlayacak hiç kimse kalmamıştır.

“Korkunç sahnede ürkmüyor, duygu selinde titremiyorsun, neden?” dedim. “İzlediğimin sadece bir film olduğunu hiç hatırımdan çıkarmam” dedi.

Çoğunluk, filmin içinde kaybolmuş, hop oturup hop kalkıyormuş sinemada. Yaslandığı koltukta istifini bozmadan popcorn atıştıranlar pek azmış.

NEFRET, SEVGİ VE HUZUR

Huzur; sevgi ve nefretin ötesindeki alemin adıdır. @AhmedHulusi

Yaşanan; yaşanması gerektiğinden yaşandı, yaşanmaması muhaldi.

Yaşanmayan; yaşanmaması gerektiğinden yaşanmadı,yaşanması muhaldi. (İşte Huzur)

Beni ilgilendirmeyen konuyla ilgilenmem. Seni ilgilendirmeyen konuda da senin benim alanıma burnunu sokmana izin vermem. Kısa yoldan huzur.

“Bana benden olur, her ne olursa / Başım rahat olur, dilim durursa” (Atasözü)

Sevgi; pozitif, Nefret; negatif bağ ve bağımlılıktır. Delili mi? Seven, yana yakıla hasret çeker, Nefret eden yana yakıla takıntı eder.

“Şerri en az duygu sevgidir” diyen @AhmedHulusi, yaygın kanının aksine sevginin dahi bir bağ ve bağımlılık olduğunu mu anlatmak istedi bize?

Tiryakinin “Sigarasız yapamam” demesiyle sevenin “Onsuz olamam” demesi arasında ne fark var? “Yapamam” larımız değil mi bağ- bağımlılıklarımız?

Kıyamet kelimesinin Türkçede “Kopmak” fiili ile kullanılmasını çok anlamlı bulurum. Bağlar kopmadan kopar mı dersiniz kıyamet?!

Sevginin dahi hakikate perde bir bağ haline gelebildiğini sevdiklerinden darbe alınca mı anlayacaksın yoksa şimdi tefekkür edebilecek misin?

Sevdiğiniz şeyleri başkalarına karşılıksız olarak bağışlamadıkça “Birr”e (hayra) eremezsiniz. Neyi Allâh için karşılıksız bağışlarsanız, Allâh onu (yaratanı olarak) bilir (karşılığını da halkeder). (A.İMRAN -92)

SAHİPLİK VE SINAV

Hakikatine yönelen her birim en sevdiğiyle (vazgeçilmeziyle) sınanır bu yolda. Çoğunlukla da sınanmadan onun ne olduğunu göremez, bilemeyiz.

Kitaplarımı sahiplendiğimi, onlar için “Bizden ilhamla yazdı, biz öğrettik” laflarını duyduğumda fark ettim. “Evet, öyle” diyebildim mi?! Zor.

İddianız varsa azabınız da olacaktır. Huzur mu? Hiçbir şeyi iddia sahibi olarak sahiplenmemek. Cennet mi? Sahiplikten Şahitliğe geçmek.

GÖZE ALAN; ÖZE VARAN

İnsanlığın gidişatını değiştiren, bilinçlere yeni istikametler verenler; inandıkları gerçek uğruna ölüm de dâhil her şeyi göze alanlardır.

En yakınların tarafından dışlanmayı göze alamadıkça dışsallık şirkinden kurtulamayacağını biliyor musun?!

Kendini hiç bir zaman yenileyemeyecek olanlar; “Ne şiş yansın ne kebap” tavrında olanlar ile “Elâlem ne der?” girdabından çıkamayanlardır.

Tespitlerime “Nereden çıkarıyorsun?”,”Büyüklerin çizgisinden çıkma” diyen ilim taklitçilerine kulak verseydim, hiçbir zaman kendimi bulamazdım.

Ehlinin sorusunu onun sözüyle cevaplamıştım.”O benim sözüm, Doğramacı ne diyor?” demişti. O gün bugün kendi fikrimi yazar, arkasında dururum.

ÖZDE

Kendi vicdanına hesap verene kimse hesap soramaz. Kendi vicdanında beraat edeni kimse mahkûm edemez. Fark et ki Vicdanın; Muhammed’indir!

Konuyu duygusallık ve dış etkilerden uzak, geniş eksende değerlendirerek yapılması gerekeni yapmışsan, yaslan arkana huzurun tadını çıkar.

“Ecel; asansörde cereyan kesilmesidir. Hangi katta kalırsın belirsiz. Yenilen!” demişti. O ne dehşet tetiklemeydi ki ruhumu aldı götürdü.

Aklına düşeni yarına erteleyen, yapabileceğini sonraya bırakan kendini kandırmış, kendine yazık etmiştir. Şu anın telafisi yoktur!

ÖZE DOĞRU; ÖZ GÜVENLE

gemi

Ortam uygun olmadıkça yol alamayanlardan mısın yoksa yol alışıyla birlikte ortamın uygunlaşacağına inananlardan mı?!

Birileri olsa da beraberce halletsek diyenler yerinde sayarken; bir başına öne atılanlar nice sorunu çözer de nicelerine ab-ı hayat olurlar.

İman edilen gaye; ilk adımın atılmasıyla gerçeklik alanına inmeye başlar. Eyleme dönüşmeyen hayal, felsefi dogmalara karışmaya mahkûmdur.

Gayesine inanarak ilk adımı atan tek kişinin insanlarda oluşturduğu vortex (çekim alanı) suya atılan tek taşın oluşturduğu halkalar gibidir.

Allah Sistemi, Tetikleme veya Domino Etkisi denen bir mekanizma ile işliyorsa; ilk girişim, ilk çaba, ilk niyet sanılandan çok daha önemlidir.

HİKMET; BİR YANGIN SÖNDÜRÜCÜ 

Yaşadığın büyük acı-kayıp veya sevinç-fayda olabilir. Her iki halde de ilk tetiklemeyi ne zaman, nasıl, neden, ne ile yaptın, bulmaya çalış. (Olayın hikmetini tefekkür et.)

Düşünmüş ama kendinden kaynaklanan hiç bir sebep bulamamış. Olayları hep başkaları başlatmış… Böyle diyerek egosuna toz kondurmayanın yangını söner mi, azabı biter mi?

Fırtına, öncü rüzgârla; sağanak, kararan bulutlarla geliyorum demiş. Aldırmamış. Çatı uçup dükkânı sel alınca her şeye, herkese sitem etmiş.

Dua dahi fiil ister. Deprem sigortası yok, üstte kaçak kat, ev dere yatağında; her daim Allah’ım koru diyor. Rabbine samimi mi, ukala mı?!.

Neden mi iflah olmuyoruz? Sistemi okuyup korunmak ve uyanmaktansa mucize, keramet ve harikuladelik beklemek egomuza daha sevimli geldiğinden!

Sabır; tetikleme mekanizmasının nedensellik boyutunu tefekkür edebilenlerin nasibidir. Diğerleri ise tahammül etmeyi sabır zannetmişlerdir.

BÖYLESİNE SEVMEK

O uzaklarda. Nicedir görmediniz. Özlem var mı dediğimde kalbini gösterip “Buradan başka yere hiç gitmedi ki özleyeyim” demişti.

Suretten öte manayı, kimlikten öte esmayı sevenlerde uzaklık- yakınlık algısı düştüğünden hasret de yaşanmaz. Öyle sevmek nasibimiz olsun.

Sevginiz bedeni aşıp şuura eriştiğinde kelimesiz sohbet, mesafesiz muhabbet, suretsiz vahdet yaşanır. Üveys el Karani’ye (ks) selam olsun.

 BEŞERCE- İNSANCA

Para karşılığı hizmet edene saygıda kusur etmemek; karşılıksız hizmet vereni hafife almak hatta aşağılamak beşerce; hayvani bir davranıştır!

Güç, para, imkân, resmiyet karşısında süt dökmüş kedi; samimiyet, ihlâs, ihsan karşısında sırtlan kesilmek; Rabbini tanıyamamışlara hastır.

Muhatabınıza karşı belirlediğiniz tavırda menfaat- korku kökenli çekinceler ön plandaysa Kulluğunuzu ellerinizle geriye itmişsiniz demektir.

İnsana söz bir kere söylenir. Ne var ki insan kılığında dolaşan insansılar; hayvani tabiata esir düştüğünden söz anlamaları da beklenemez!

İnsanlığa dönük mesajı, beşeriyet içinde sadece İnsanlar anlayacaktır. Her beden sahibi beşerdir ama her beşer İnsan değildir. Uyanmalı!

“Kıyamete yakın cinler görünür olacak” ifadesini, zamanı gelince dalga bedenleri göreceksin diye mi anladın? Kanaatimce bu hiç öyle değil.

İyi Niyet- Hüsnüzan Kulluk şiarıdır. Ne var ki bunu herkese yaygın düşünmek ve uygulamak da basiretsizlik, firasetsizlik alametidir. Dikkat!

Muhatabının gözlerinden- sözlerinden karakteri hakkında fikir edinecek OKUMA kapasiten yoksa korkarım ki çok aldanacak, çok yanacaksın!

“Hakkın hakkını, büründüğü surete göre vermelisin” diyen @AhmedHulusi bizi iyi niyet-hüsnüzan mağduru olmaktan korumak istemiştir. Ona şükranla.