Kur’an Çözümünde Kavramlar- 20

Kur’an Çözümünde Kavramlar- 20

“ GÖKSEL (!?) OLAYLAR ”

(BULUT- GÖK GÜRÜLTÜSÜ- ŞİMŞEK- YILDIRIM- YAĞMUR)

A- ÖN OKUMA

Göksel Olaylar olarak algılanan; oysa insanda yaşanan halleri anlatan bazı oluşumlar üzerine ayetler çerçevesinde tefekkür edeceğiz. 

BAKARA18-) Sağırdırlar (algılamaları kilitlenmiştir), dilsizdirler (hakikati dillendiremezler), kördürler (apaçık hakikati fark edemezler); onlar hakikatlerine dönemezler!19-) Ya da semâdan (gökyüzü-düşünsel boyuttan) inen yağmur (fikirler), zulmet (karanlığın bilinmezliği) gökgürültüsü (doğru-yanlış çatışması) ve şimşek (bir an için akla düşen hakikat bilgisi) içindedirler! Yıldırımlardan ölüm korkusu (hakikatin açığa çıkmasıyla benliklerinin yok olması) düşüncesiyle kulaklarını tıkarlar (hakikat bilgisine kendilerini kapatırlar). Allah, hakikati inkâr edenlerin de varlığını meydana getiren Muhît`tir (ihâta etmektedir).20-) O şimşek (hakikat ışığı) neredeyse göze dayalı müşahedelerini kapsayacak. Onlara her aydınlık geldiğinde, o hakikat ışığıyla birkaç adım ilerler, hakikat ışığı kesilince de içine düştükleri karanlıkta kalakalırlar. Allah dilemiş olsaydı Semî ve Basîr isminin onlarda açığa çıkmasını kısardı. Kesinlikle Allah her şeye Kâdîr`dir.55-) “Yâ Musa, biz Allah`ı dışarıda, açıkta görmedikçe iman etmeyiz” demiştiniz de; bunun üzerine yıldırım (varlığınızı yok eden hakikat bilgisi) çarpmıştı sizi!56-) Sonra, ölümü (yokluğunuzu-gerçekte yegâne var olanın Vâhid-ül Kahhar olduğu gerçeğini) tatmanızın akabinde, yeni bir anlayışla hayata başlatmıştık sizi, belki bunu değerlendirirsiniz diye.

210-) Onlar Allah`ın, yanında meleklerle bulutlar içinden gelip, işlerini bitirmesini mi bekliyorlar!.. Her oluş Allah`a döndürülür.

264-) Ey iman edenler, malını insanlara riya (kendine isim yapmak) için harcayan ve “B” işaret kapsamında Allah`a ve gelecekte yaşanacak sürece iman etmeyen bir kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma veya eziyet etme gibi davranışlarla iptal etmeyin. Bunun misali, üzerinde bir miktar toprak bulunan kaya gibidir. Şiddetli yağmur ona isâbet edince üzerindeki toprağı götürdü ve geride çıplak kaya kaldı. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkârcılar topluluğuna hidâyet etmez.

265-) Allah rızasını isteyerek veya enfüslerindeki bir tespitten (Esmâ bileşimlerinin kendilerinde oluşturduğu anlayış ile) mallarını infak edenlerin misaline gelince… Kendisine şiddetli bir yağmur isâbet edip, yemişlerini iki kat vermiş tepedeki bir bahçeye benzer. Ona böyle bol yağmur yerine çiseleyen bir yağmur dahi yeterlidir. Allah yaptıklarınıza Basîr`dir.

NİSA

102-) (Rasûlüm, korkulu bir durumdayken) onların içlerinde olup da onlara salâtı ikame ettirdiğinde, onlardan bir grup seninle beraber silahları da yanlarında olarak namaza dursun… Secde ettiklerinde (diğerleri) sizin arkanızda (koruyucu) olsunlar… (Sonra) salâtı edâ etmemiş diğer grup gelsin, seninle birlikte salâtı ikame etsin… (Onlar da) tedbirlerini ve silahlarını alsınlar… O hakikat inkârcıları arzu ederler ki, keşke siz silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gâfil olsanız da, ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmurdan dolayı bir sıkıntı varsa yahut hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda bir mahzur yoktur… (Bununla beraber) tedbirinizi alın… Muhakkak ki Allah, hakikati inkâr edenler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

153-) Ehl-i kitap (Yahudiler) senden, kendilerine “Gökten yazılı Kitap” indirmeni istiyorlar… Gerçekten (onlar) bundan daha büyüğünü Musa`dan istediler… “Allah`ı açıktan bize göster” demişlerdi de, zulümleri yüzünden onları yıldırım çarptı… Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra tutup buzağıya tapınmaya başladılar… Bunu da affettik ve Musa`ya apaçık bir kudret verdik.

ARAF

57-) “HÛ”, ki rahmetinin önünden rüzgârları müjdeci olarak irsâl eden… Nihayet rüzgârlar ağır bulutları kaldırıp taşırken, onu ölü bir beldeye sevk ederiz; onunla su inzâl eder ve onunla her türlü semereden (meyve) çıkarırız… İşte (biz), ölüleri böyle çıkarırız… Umulur ki bunun ne anlama geldiğini düşünürsünüz!

58-) Tayyib beldenin nebatı (o beldenin) Rabbinin izni ile (Bi-izni RabbiHİ) çıkar… Habisten ise, faydasız olandan başkası çıkmaz… İşte böyle, değerlendiren bir kavim için işaretleri evirip çevirip anlatıyoruz.

84-) Onların üzerine azabı bir yağmur gibi yağdırdık (volkan patlaması olduğu rivayet edilir)! Bir bak, suçluların sonu nasıl oldu!

160-) Biz onları on iki gruba, (on iki) topluluğa ayırdık… Halkı ondan su istediklerinde Musa`ya: “Asa olarak (kendindeki kuvvelerle asanı bütünleştirmiş olarak)  taşa vur” diye vahyettik… Ondan on iki kaynak fışkırdı… Her grup kendi meşrebini (içeceği yeri) hakikaten bildi… Bulutu üzerlerine gölge yaptık ve kudret helvası ve bıldırcın inzâl ettik… (Dedik): “Sizi rızıklandırdığımız temiz pak şeyleri yeyin”…  Onlar bize zulmetmediler, nefslerine zulmetmekteydiler.

ENFAL

11-) Hani O, kendinden bir sükûn ve güven hâli oluşturuyordu; sizi onunla (nefsanî duygulardan) arındırmak, sizden şeytanın pisliğini (korku, evham) gidermek, şuurunuzdaki Hak müşahedesini kuvvetlendirmek ve ayakları(nızı) (bu ilimle) sâbit tutmak için de üzerinize semâdan bir su inzâl ediyordu (SU, ilmî marifet; kesinlikle Allah muradı neyse onun yerine geleceğine, yakîn hâline işaret eder). (Bu âyet benzetme yollu anlatımın örneğidir. Zira olay sırasında gökten yağan su-yağmur, ayakları yere bağlamaz veya şeytanın dürtüsünü temizlemez realitesi. Kurân`daki pek çok âyetin hangi bakışla değerlendirilmesi gerektiğine de bir örnektir.)

HUD

44-) “Ey yeryüzü, suyunu yut! Ey semâ, (yağmurunu) kes” denildi… Su çekildi… Hüküm yerine geldi… (Gemi) Cudi`de (yüksek bir dağda) yerini aldı… “Zâlimler kavmine uzaklık olsun” denildi.

RA’D

12-) “HÛ”, ki size korku ve umut olarak şimşeği (beyninizde bir an parlayan bir fikri) gösteren, (ilim ve marifet ile) yüklü bulutları inşa eden… (“Size korku ve ümit…” diye başlayan bu ve sonraki âyetler benzetme yoluyla insandaki çeşitli hâlleri anlatmasına rağmen, birçokları tarafından gerçekten göksel olaylar olarak anlaşılmıştır. A.H.)

13-) Ra`d (gök gürültüsü-İnsan-ı Kâmil`in düşünsel boyutta keşfettikleri {salsal-i ceres, Abdülkerim Ceylî, İnsan-ı Kâmil}) O`nun Hamdı olarak tespih eder; Melekler (kâinatta-insanda mevcut kuvveler) ise O`nun hükümranlığı altında (tespih eder-kulluklarını yerine getirir)… Onlar, Allah hakkında (benlikten kaynaklanan fikirle) mücadele edip dururlarken; (O) yıldırımları (hakikati bilgisinin çarpmasını) irsâl eder de, onlarla, dilediğine bunu yaşatır! O, Şedîd ül Mıhal`dır (şiddetle uygulanan Sünnetullah sistemi vardır; değiştirilmesi müdahale edilmesi mümkün olmayan).

NUR

40-) Yahut (onun yaşantısının getirisi), derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar, onun üstüne de başka bir dalga (onu bürür), bu ikinci dalganın üstünde de bulutlar! Birbirinin üstünde karanlıklar! (İçinde bulunan) elini dışarı çıkarsa, neredeyse onu göremez… Allah kimde nûr (ilim) oluşturmamışsa (artık) onun nûru (ilmi) olmaz!

41-) Görmedin mi ki, semâlarda ve arzda ne varsa ve saf saf kuşlar, Allah`ı tespih eder (kulluk işlevini yerine getirmek suretiyle)… Her biri kendi salâtını (hakikati olan Esmâ bileşiminin gereğini yaşaması) ve kendi tespihini (salâtının sonucu olan işlevi) gerçekten bilmiştir… Allah yaptıklarını (Esmâ`sıyla hakikati olarak) Alîm`dir.

42-) Semâların ve arzın varlığı (dilediği mânâları seyretmek için onları ilminde vareden) Allah içindir ve dönüş Allah`adır!

43-) Görmedin mi ki Allah bulutları (fikirler) sürüyor, sonra aralarını birleştiriyor (onları hikmetle bütünleştirip), sonra üst üste yığıyor (sistem ve düzen)! Böylece yağmurun (rahmetin) onların aralarından çıktığını görürsün… Semâdan, dağlar misali bulutlardan (rahmet kaynağından) dolu (hakikat ilmi sağanağı) boşanır… Onu dilediği kimseye isâbet ettirir, dilediği kimseden de çevirir! Onun şimşeğinin (tecelli-i zât`ı berkî = anlık şuurda parlayan zâta dönük hakikat müşahedesi) şiddetli parıltısı neredeyse görülesileri görülmez eder!

FURKAN

25-) (O süreç) semânın (bilincin) bulutlar (hakikati kavratan rahmet) ile yarıldığı ve melekî kuvvelerin (Esmâ hakikatlerinin) peş peşe açığa çıktığı süreçtir!

40-) Andolsun ki belâ yağmuruna tutulmuş o şehre (Lût kavminin helâk olduğu yere) uğradılar… Acaba onu görmediler mi? Hayır! Onlar ölüm sonrasında dirilişi, aslına dönüşü ummuyorlardı!

48-) “HÛ” ki… Rahmetinin (yağmur) önünde müjdeciler olarak rüzgârları irsâl etti… Biz, semâdan tertemiz bir su inzâl ettik.

ŞUARA

173-) Onların üzerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Uyarılanların yağmuru ne kötüdür!

NEML

58-) Ve onların üzerine bir yağmur da yağdırdık ki! Uyarılanların yağmuru ne kötüdür!

88-) Dağları (organları) görür de, onları sâbit-değişmez sanırsın; onlar bulutların (fikirlerin) geçip gittiği gibi, geçip gider (çeşitli anlayışlara dönüştüğü) hâlde… (Bu nefh-i sur ve o sürece mahsus oluşlar) Allah`ın sanatıdır ki, her şeyi yaşanası değişmez gerçeklik (muhkem) yapmıştır… Muhakkak ki O, yaptıklarınızı (onların yaratanı) Habîr`dir.

FUSSİLET

13-) Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “Sizi, Ad ve Semud`un yıldırımı benzeri bir yıldırım ile uyarıyorum!”

17-) Semud`a (Sâlih`in halkına) gelince, biz onlara hidâyet ettik de onlar âmâlığı (körlüğü) sevip, hüdaya (hakikate) tercih ettiler… Bu hâlleri yüzünden kazandıkları ile horlayıcı-alçaltıcı azabın yıldırımı kendilerini yakaladı.

ZARİYAT

44-) Rablerinin emrine itaattan çıktılar! Bunun üzerine onlar bakıp dururlarken kendilerini yıldırım yakalayıverdi.

ŞURA

28-) O, onlar (kulları) ümit kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır… O, Velî`dir, Hamîd`dir.

RUM

24-) O`nun işaretlerindendir ki, korku ve umutlanmanız için size şimşeği (hakikat fikrini şimşek çakması gibi bir an hissettirir) gösterir… Semâdan (şuurunuzdan) bir su (ilim) inzâl eder de onun (ilim) ile ölümünden sonra (hakikati yaşamazken) arzı (kendini beden kabullenmiş bilinci) diriltir… Muhakkak ki bunda aklını kullanabilen bir topluluk için elbette işaretler-dersler vardır.

48-) Allah`tır ki, rüzgârları (ilham yollu fikirleri) irsâl eder de bulutları (veri tabanındaki düşünceleri) sürer; onu (o düşünceleri) nasıl isterse öylece semâda (bilinçte) yayar ve onu parça parça kılar (analizler yaptırır); böylece yağmurun (keşfedilen ilmin) onun aralarından çıktığını görürsün… Onu kullarından dilediğine isâbet ettirince, bir de bakarsın ki onlar müjde edilen ile neşelenip seviniyorlar.

49-) Hâlbuki bundan önce, kendilerine (yağmur-ilim) indirilmeden önce elbette mublisîndiler (hakikatle bâtılı birbirine karıştırıp, ayrımını yapamayan).

LUKMAN

32-) Onları kara bulutlar gibi bir dalga kapladığında, inançlarını sadece O`na hâlis kılarak Allah`a dua ederler… Onları karaya (çıkarıp) kurtardığımızda, onlardan bazısı orta yolu tutar. İşaretlerimizi çok gaddar ve çok nankör olandan başkası bile bile inkâr etmez.

34-) Muhakkak ki o saatin (ölümün) ilmi Allah indîndedir; yağmuru indirir; rahimlerde olanı bilir; hiçbir nefs yarının ne getireceğini bilmez; hiçbir nefs nerede öleceğini de bilmez! Muhakkak ki Allah, Alîm`dir, Habîr`dir.

FATIR

9-) Allah ki, rüzgârları (rahmanî ilmi) irsâl etti de bulutları (beşerî duygu ve kabullerin şuurda oluşturduğu kara bulutları) sürüyor… Sonra onu (rahmanî ilmi) ölü bir beldeye (bilince) sevk ettik de onunla o arzı (bedeni) ölüyken dirilttik! Nüşur (aslına dönüş) böylecedir!

AHKAF

24-) Ne vakit onu (tehdit olundukları azabı) vadilerine yönelmiş geniş bir bulut olarak gördüler, dediler ki: “Bu bize yağmur indirecek bir buluttur.” Hayır, o kendisini acele istediğinizdir! (O) içinde feci bir azap olan rüzgârdır.

MUHAMMED

16-) Onlardan kimi de (gelip) seni dinler… Nihayet senin yanından çıktıklarında kendilerine ilim verilmiş olanlara dediler ki: “Az önce ne dedi?” (Anlatılan, taşa yağmış yağmur misali akıp gitti. A.H.)… İşte bunlar Allah`ın kalplerini tab`ettiği (şuurlarını örttüğü-bilinçlerini kilitlediği); sonu boş arzu ve heveslerine tâbi olmuş kimselerdir.

HADİD

20-) İyi bilin ki dünya hayatı sadece bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür; aranızda bir büyüklenme ve mallarda ve evlatta çoğalma yarışıdır! (Bunlar) şu misaldeki gibidir: Yağmurun yeşerttiği ekinle mutlu olurlar ama sonra bakarsın ki o yeşillikler kurur, sararır ve toprak olur hepsi! Sonsuz gelecek yaşamda ise ya şiddetli bir azap veya Allah`tan bir mağfiret ve Rıdvan vardır. Dünya hayatı nesneleri, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir.

TUR

43-) Yoksa onların Allah`ın gayrı tanrıları mı var? Subhan`dır Allah, ortak koştuklarından!

44-) Eğer semâdan düşen bir parça görseler: “Üst üste yığılmış bulutlar” derler.

45-) Bırak onları, dehşeti yaşayacakları (ölüm) günlerine kavuşuncaya kadar!

46-) O gün ne tuzakları onlardan bir şey defeder ve ne de onlara yardım eden olur!

VAKIA

68-) İçmekte olduğunuz o suyu gördünüz mü?

69-) Onu beyaz bulutlardan siz mi inzâl ettiniz yoksa inzâl ediciler biz miyiz?

70-) Eğer dileseydik onu acı (bir su) kılardık… Şükretmeniz gerekmez mi?

NEBE

14-) Yağmur bulutlarından şarıl şarıl bir su inzâl ettik.

15-) Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye.

KIYAMET

6-) “Kıyamet süreci (ölüm sürecinde yaşanacaklar) ne zamanmış?” diye sorar.

7-) Gözünde şimşek çaktığında,

8- Ay tutulduğunda,

9-) Güneş ve Ay bir araya geldiğinde!

10-) O süreçte insan: “Nereye kaçabiliriz?” der!

11-) Hayır, (dışarıda) sığınak yoktur!

12-) O süreçte (her birimin kendi) karargâhı Rabbinedir!

13-) O süreçte insanda, takdim ettiği (önceden gönderdiği) ve tehir ettiği (sonraya bıraktığı, yapmadığı) şeylerin bilgisi açığa çıkarılır.

ĞAŞİYE

17-) Bakmıyorlar mı el-İbil`e (yağmur yüklü bulutlara) nasıl yaratılmış?

18-) (Bakmıyorlar mı) semâya, nasıl ref`olunmuş (nasıl uzay oluşmuş)!

19-) (Bakmıyorlar mı) dağlara, nasıl yerleştirilmiş!

20-) (Bakmıyorlar mı) arza, nasıl döşenmiş!

B- ÇÖZÜMLEME

AYETLERDE ÖNE ÇIKAN TANIMLAR:

BULUT

- (Yüklü bulut) İlim ve Marifet yüklü.

-  Fikirler.

-  Hakikati kavratan rahmet.

-  Veri tabanındaki düşünceler.

-   Beşerî duygu ve kabullerin şuurda oluşturduğu kara bulutlar.

GÖK GÜRÜLTÜSÜ

-  İnsan-ı Kâmil`in düşünsel boyutta keşfettikleri.

-  Doğru-yanlış çatışması

ŞİMŞEK

-  Bir an için akla düşen hakikat bilgisi.

-  Hakikat Işığı.

-  Beyninizde bir an parlayan bir fikir.

-  Tecelli-i zât`ı berkî = anlık şuurda parlayan zâta dönük hakikat müşahedesi

YILDIRIM

- Varlığınızı yok eden hakikat bilgisi.

-  Hakikat bilgisinin çarpması.

YAĞMUR

-  Fikirler

-  Rahmet

-  Keşfedilen İlim.

-  İlim

-  Hakikat İlmi sağanağı

EK BİR BİLGİ VE TESPİT: Uzun yıllar yıldırımın gökten düştüğü sanılsa da bunun yüksek hızdan kaynaklanan bir göz yanılması olduğu, yıldırımın yerden (arzdan) fışkırdığı artık biliniyor. Buna dair yavaşlatılmış çekimi dikkatle izleyelim:

http://www.youtube.com/watch?v=IoJs03rhaGc

Ve bakınız Yunus’umuz asırlar öncesinden neler söylemiş:

Ben ay’ımı yerde gördüm

Ne isterim gökyüzünde

Benim yüzüm yerde gerek

Bana rahmet yerden yağar

Yıldırımın arzdan çıkışı; arzın beden oluşu ekseninde düşünülürse kim bilir ne idrakler açar bize?!… Yunus’un YERDEN YAĞAN RAHMET dediği de enteresan!… Ayetlerdeki işaretlere bir bakalım, tefekkürümüz ne yöne akar, seyredelim:

AYETLERDEN İŞARETLER

HAKİKATE KENDİNİ KAPATANLAR; YILDIRIMLARA, ÖLÜM KORKUSU İLE KULAK TIKAYANLARDIR!.. (Yıldırım; kulak verilesi bir olay!… Yıldırım, benlik ölümü getiriyor!… Düşünülesi… Ne ola ki bu yıldırım?)

- Sağırdırlar (algılamaları kilitlenmiştir), dilsizdirler (hakikati dillendiremezler), kördürler (apaçık hakikati fark edemezler); onlar hakikatlerine dönemezler! Ya da semâdan (gökyüzü-düşünsel boyuttan) inen yağmur (fikirler), zulmet (karanlığın bilinmezliği) gökgürültüsü (doğru-yanlış çatışması) ve şimşek (bir an için akla düşen hakikat bilgisi) içindedirler! Yıldırımlardan ölüm korkusu (hakikatin açığa çıkmasıyla benliklerinin yok olması) düşüncesiyle kulaklarını tıkarlar (hakikat bilgisine kendilerini kapatırlar). Allah, hakikati inkâr edenlerin de varlığını meydana getiren Muhît`tir (ihâta etmektedir). (Bakara-18,19)

ALLAH’I DIŞARIDA GÖRME TALEBİ YILDIRIMI, YILDIRIM ÖLÜMÜ, ÖLÜM YENİ BİR HAYATI GETİRMİŞ!

(Allah’ı dışarıda görme talebi, zahiren dışsal bir arzu olarak gözükse de ondan daha öte bir şey gibi geliyor bize. Çünkü bu talep yaksa da ölümü ve yeniden dirilişi getirmiş ayette… O halde nasıl düşünelim bunu? [Görmediğim Allah’a inanmam demiş Şah- ı Velayet!...] )

- “Yâ Musa, biz Allah`ı dışarıda, açıkta görmedikçe iman etmeyiz” demiştiniz de; bunun üzerine yıldırım (varlığınızı yok eden hakikat bilgisi) çarpmıştı sizi!

- Sonra, ölümü (yokluğunuzu-gerçekte yegâne var olanın Vâhid-ül Kahhar olduğu gerçeğini) tatmanızın akabinde, yeni bir anlayışla hayata başlatmıştık sizi, belki bunu değerlendirirsiniz diye.(Bakara-55, 56)

SADAKA VE İYİLİKLERİ BAŞA KAKAN; ÜZERİNE YAĞMUR YAĞIP TOPRAĞI YIKANAN, AMA ÖZÜNE HİÇ TESİR ETMEYEN KAYAYA BENZER!

- Ey iman edenler, malını insanlara riya (kendine isim yapmak) için harcayan ve “B” işaret kapsamında Allah`a ve gelecekte yaşanacak sürece iman etmeyen bir kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma veya eziyet etme gibi davranışlarla iptal etmeyin. Bunun misali, üzerinde bir miktar toprak bulunan kaya gibidir. Şiddetli yağmur ona isâbet edince üzerindeki toprağı götürdü ve geride çıplak kaya kaldı. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah inkârcılar topluluğuna hidâyet etmez. (Bakara- 264)

İNFAK ŞUURU İLE VEREN; YAĞMURU İYİ DEĞERLENDİREN TOPRAK GİBİDİR…

-  Allah rızasını isteyerek veya enfüslerindeki bir tespitten (Esmâ bileşimlerinin kendilerinde oluşturduğu anlayış ile) mallarını infak edenlerin misaline gelince… Kendisine şiddetli bir yağmur isâbet edip, yemişlerini iki kat vermiş tepedeki bir bahçeye benzer. Ona böyle bol yağmur yerine çiseleyen bir yağmur dahi yeterlidir. Allah yaptıklarınıza Basîr`dir. (Bakara- 265)

KİŞİNİN KENDİ HAKİKATİNE SIRT DÖNMESİ NEFSE ZULÜMDÜR; YILDIRIMI ÇEKER! (Meğer kendi azabımızı kendimiz hazırlarmışız!)

- Ehl-i kitap (Yahudiler) senden, kendilerine “Gökten yazılı Kitap” indirmeni istiyorlar… Gerçekten (onlar) bundan daha büyüğünü Musa`dan istediler… “Allah`ı açıktan bize göster” demişlerdi de, zulümleri yüzünden onları yıldırım çarptı… Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra tutup buzağıya tapınmaya başladılar… Bunu da affettik ve Musa`ya apaçık bir kudret verdik. (Nisa- 153)

BULUTLARI ÖLÜ BELDEYE SEVK EDER DE MEYVE ÇIKARTIRIZ! (Rüzgar?!… Ölü beldeye bulut gelmesi?!… Bunu iyi düşünün de denmiş!…)

- “HÛ”, ki rahmetinin önünden rüzgârları müjdeci olarak irsâl eden… Nihayet rüzgârlar ağır bulutları kaldırıp taşırken, onu ölü bir beldeye sevk ederiz; onunla su inzâl eder ve onunla her türlü semereden (meyve) çıkarırız… İşte (biz), ölüleri böyle çıkarırız… Umulur ki bunun ne anlama geldiğini düşünürsünüz! (Araf- 57)

TAYYİP BELDE?… HABİS BELDE?!…EVİRİP ÇEVİRİP ANLATILAN İŞARETLER?…

- Tayyib beldenin nebatı (o beldenin) Rabbinin izni ile (Bi-izni RabbiHİ) çıkar… Habisten ise, faydasız olandan başkası çıkmaz… İşte böyle, değerlendiren bir kavim için işaretleri evirip çevirip anlatıyoruz. (Araf- 58)

KORKU VE UMUT OLARAK ŞİMŞEK!? YÜKLÜ BULUTLAR? DİRİLTEN YAĞMUR?..

- “HÛ”, ki size korku ve umut olarak şimşeği (beyninizde bir an parlayan bir fikri) gösteren, (ilim ve marifet ile) yüklü bulutları inşa eden… (“Size korku ve ümit…” diye başlayan bu ve sonraki âyetler benzetme yoluyla insandaki çeşitli hâlleri anlatmasına rağmen, birçokları tarafından gerçekten göksel olaylar olarak anlaşılmıştır. A.H.) (Ra’d 12)

-  O`nun işaretlerindendir ki, korku ve umutlanmanız için size şimşeği (hakikat fikrini şimşek çakması gibi bir an hissettirir) gösterir… Semâdan (şuurunuzdan) bir su (ilim) inzâl eder de onun (ilim) ile ölümünden sonra (hakikati yaşamazken) arzı (kendini beden kabullenmiş bilinci) diriltir… Muhakkak ki bunda aklını kullanabilen bir topluluk için elbette işaretler-dersler vardır.(Rum- 24)

- Allah ki, rüzgârları (rahmanî ilmi) irsâl etti de bulutları (beşerî duygu ve kabullerin şuurda oluşturduğu kara bulutları) sürüyor… Sonra onu (rahmanî ilmi) ölü bir beldeye (bilince) sevk ettik de onunla o arzı (bedeni) ölüyken dirilttik! Nüşur (aslına dönüş) böylecedir! (Fatır- 9)

İRSAL OLAN YILDIRIM!!!… DİLEDİĞİNE YAŞATTIĞI ÇARPMA?!…. (Çok derin çooook!)

- Ra`d (gök gürültüsü-İnsan-ı Kâmil`in düşünsel boyutta keşfettikleri {salsal-i ceres, Abdülkerim Ceylî, İnsan-ı Kâmil}) O`nun Hamdı olarak tespih eder; Melekler (kâinatta-insanda mevcut kuvveler) ise O`nun hükümranlığı altında (tespih eder-kulluklarını yerine getirir)… Onlar, Allah hakkında (benlikten kaynaklanan fikirle) mücadele edip dururlarken; (O) yıldırımları (hakikati bilgisinin çarpmasını) irsâl eder de, onlarla, dilediğine bunu yaşatır! O, Şedîd ül Mıhal`dır (şiddetle uygulanan Sünnetullah sistemi vardır; değiştirilmesi müdahale edilmesi mümkün olmayan).(Ra’d- 13)

ÜST ÜSTE DALGALARLA BÜRÜNÜLEN KARANLIK!?… ALLAH NURU OLUŞMAMIŞSA ÇIKIŞ YOK!..

- Yahut (onun yaşantısının getirisi), derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, onu bir dalga kaplar, onun üstüne de başka bir dalga (onu bürür), bu ikinci dalganın üstünde de bulutlar! Birbirinin üstünde karanlıklar! (İçinde bulunan) elini dışarı çıkarsa, neredeyse onu göremez… Allah kimde nûr (ilim) oluşturmamışsa (artık) onun nûru (ilmi) olmaz! (Nur-40)

ÜST ÜSTE YIĞILAN BULUTLAR, YAĞMUR, GÖRÜLESİLERİ GÖRÜLMEZ EDEN ŞİMŞEK?!..

- Görmedin mi ki Allah bulutları (fikirler) sürüyor, sonra aralarını birleştiriyor (onları hikmetle bütünleştirip), sonra üst üste yığıyor (sistem ve düzen)! Böylece yağmurun (rahmetin) onların aralarından çıktığını görürsün… Semâdan, dağlar misali bulutlardan (rahmet kaynağından) dolu (hakikat ilmi sağanağı) boşanır… Onu dilediği kimseye isâbet ettirir, dilediği kimseden de çevirir! Onun şimşeğinin (tecelli-i zât`ı berkî = anlık şuurda parlayan zâta dönük hakikat müşahedesi) şiddetli parıltısı neredeyse görülesileri görülmez eder! (Nur- 43)

SEMANIN BULUTLA YARILMASI, MELEKİ KUVVELERIN PEŞPEŞE ÇIKMASI?!

- (O süreç) semânın (bilincin) bulutlar (hakikati kavratan rahmet) ile yarıldığı ve melekî kuvvelerin (Esmâ hakikatlerinin) peş peşe açığa çıktığı süreçtir!(Furkan- 25)

- Allah`tır ki, rüzgârları (ilham yollu fikirleri) irsâl eder de bulutları (veri tabanındaki düşünceleri) sürer; onu (o düşünceleri) nasıl isterse öylece semâda (bilinçte) yayar ve onu parça parça kılar (analizler yaptırır); böylece yağmurun (keşfedilen ilmin) onun aralarından çıktığını görürsün… Onu kullarından dilediğine isâbet ettirince, bir de bakarsın ki onlar müjde edilen ile neşelenip seviniyorlar. (Rum- 48)

KÖRLÜĞÜ HAKİKATE TERCİH ETMENİN GETİRİSİ AZAP OLAN YILDIRIM… (Canımızı yakan hallerde neyi neye tercih ettik de böyle oldu, diye düşündük mü hiç? Yoksa hala “başkalarını suçlama” “dışarıda arama” “öteye atma“ kolaycılığında mıyız? )

- Semud`a (Sâlih`in halkına) gelince, biz onlara hidâyet ettik de onlar âmâlığı (körlüğü) sevip, hüdaya (hakikate) tercih ettiler… Bu hâlleri yüzünden kazandıkları ile horlayıcı-alçaltıcı azabın yıldırımı kendilerini yakaladı. (Fussilet- 17)

- Rablerinin emrine itaattan çıktılar! Bunun üzerine onlar bakıp dururlarken kendilerini yıldırım yakalayıverdi. (Zariyat- 44)

ÜMİT KESTİĞİN ANDA GELEN YAĞMUR!!! VELİ VE HAMİYD ESMALARINA DİKKAT!!!!  (Ümit kesmeyi; “beklenti ve istek bizden düşünce ilahi yardım ulaşır”, diye anlasak mı?..)

-  O, onlar (kulları) ümit kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır… O, Velî`dir, Hamîd`dir. (Şura- 28)

YAĞMUR YAĞMADIKÇA HAKLA BATILI AYIRT EDEMİYORSUN!…

-  Hâlbuki bundan önce, kendilerine (yağmur-ilim) indirilmeden önce elbette mublisîndiler (hakikatle bâtılı birbirine karıştırıp, ayrımını yapamayan). (Rum- 49)

RASÜLE GELİP DİNLEYEN, EVET DİYEN, ONDAN AYRILINCA BİLDİĞİNİ OKUYANLAR! ONLAR ALLAH’IN KALPLERINI KİLİTLEDİĞİ KİMSELERMİŞ! (Kim bunlar, 1400 sene önceki münafıklar mı?… )

- Onlardan kimi de (gelip) seni dinler… Nihayet senin yanından çıktıklarında kendilerine ilim verilmiş olanlara dediler ki: “Az önce ne dedi?” (Anlatılan, taşa yağmış yağmur misali akıp gitti. A.H.)… İşte bunlar Allah`ın kalplerini tab`ettiği (şuurlarını örttüğü-bilinçlerini kilitlediği); sonu boş arzu ve heveslerine tâbi olmuş kimselerdir.

GÖZÜNDE ŞİMŞEK ÇAKAR, AY- GÜNEŞ  BİR ARAYA GELİRSE KIYAMETİN KOPARMIŞ! (Bu semboller ne anlatıyor acaba?)

- “Kıyamet süreci (ölüm sürecinde yaşanacaklar) ne zamanmış?” diye sorar.Gözünde şimşek çaktığında, Ay tutulduğunda, Güneş ve Ay bir araya geldiğinde! (Kıyame- 6,9)

YAĞMUR YÜKLÜ BULUTA, GÖĞE, YERE, DAĞLARA BAKMAK!!! (Nasıl ve nereye bakma bu?Manzara seyretmek mi?)

- Bakmıyorlar mı el-İbil`e (yağmur yüklü bulutlara) nasıl yaratılmış?(Bakmıyorlar mı) semâya, nasıl ref`olunmuş (nasıl uzay oluşmuş)!(Bakmıyorlar mı) dağlara, nasıl yerleştirilmiş! (Bakmıyorlar mı) arza, nasıl döşenmiş! (Ğaşiye-17,20)

C- SONUÇ

GÖKSEL OLAYLAR  TEFEKKÜRÜ

-  “HÛ”, ki size korku ve umut olarak şimşeği (beyninizde bir an parlayan bir fikri) gösteren, (ilim ve marifet ile) yüklü bulutları inşa eden… (“Size korku ve ümit…” diye başlayan bu ve sonraki âyetler benzetme yoluyla insandaki çeşitli hâlleri anlatmasına rağmen, birçokları tarafından gerçekten göksel olaylar olarak anlaşılmıştır. A.H.) (Ra’d 12)

Bu ayette işaret edilen doğrultuda, dış dünyamızda göksel olaylar olarak görünenleri İNSANDAKİ ÇEŞİTLİ HALLER olarak tefekkür etmemiz gerekiyor…

Önce bu doğrultuda genel bir tefekkür yapalım daha sonra ayetlerde düşündürücü bulduğumuz noktaların bazısına dokunalım istiyorum. Tabii, idrakimiz nispetinde…

Hakikat Yolcusu! Özüne da doğru seyahat çıkan sen!

Hakikatin sana açılması süreçlerinin tıpkı yağmurun yağma aşamaları gibi geliştiğini hiç düşünmüş müydün?.. Hakikate adanmakla toprağına tohum atan çiftçi gibi bir YAĞMUR DUASI yaptığının farkına vardın mı hiç?…

Yerden bereketin, semadan rahmetle gelişeceğini bilen çiftçiler yağmur öncesi rüzgarlardan, gök gürültüsünden, şimşekten, hatta yıldırımdan hiç şikayet etmezler biliyor musun?…

Çünkü onlar TALEPLERİNİ VE TALEPLERİNİN HANGİ SÜREÇLERLE GERÇEKLEŞECEĞİNİ ÇOK İYİ BİLİRLER….

Sen, geçenlerde beni aradın da ÇOK ACI ÇEKİYORUM, BU ARA BELALAR ÜSTÜME ÜSTÜME GELİYOR, YILDIRIMLAR DÜŞERCESİNE YAĞIYOR, DUA ET dedin hani…. Ben ne demiştim?…

BAYRAM ET, HATTA SEVİNÇTEN HAVALARA ZIPLA… YILDIRIMLARIN ARTMIŞSA YAĞMURUN YAĞMASI YAKINDIR… HER YAĞMURUN SONU GÜNEŞ, HER RAHMETİN SONU HUZUR demiştim hani… Hatırladın?….

Vaktiyle bana da böyle demişlerdi… Diyenlere ne çok kızmıştım o günlerde….

Şimdi ise Ehli; göksel olay sanılanın insandaki haller olduğunu söylüyor… Bu yolun süreçlerini Kur’an ekseninde bir daha düşünelim diye…

Uzatmayayım…. Nereden başlasak göksel olaylara…?

Hadi buluttan başlayalım… Fikirlerdi bulutlar… Karası vardı, akı vardı… Kara olanlar bedenselliğinden kaynayarak buharlaşan ve tepenin üstünde yoğunlaşan (nefsinden kaynaklanıp düşüncen haline gelen) beşeri fikirler… Ak olanlar; hakikatin yansıması ilmin ürünü fikirler….

Bulut nereden doğar?.. Uzaydan mı gelir?… Yoooo, yerden (arzdan) su buharlaşması ile çıkar değil mi göğe?… Arz da bedendi, birimselliğindi… Demek ki senin birimselliğinde mevcut eski bilgiler- şartlanmalar-alışkanlıklar- gelenekler bilinç semana yerleşen kara bulutların senin!….

Senin yeniye açılma gayretinle, gene senden sana gelen, senden açığa çıkan yeni bilgi- yeni bakış- yeni anlayış- yeni yaklaşım ise ak bulutların… Onlar da bilinç semanda….

Rüzgârlar esecek ve iki bulut kümesi bir araya gelecek… Rüzgârı estirmede BİZ kavramını kullanmış Kur’an… Melekut Aleminden, Gayb Aleminden, Derunundan kuvveler harekete geçecek ve sende mevcut beşer boyutun ile hakikat boyutunu yaklaştıracak birbirine, bilincinde….

Kim bilir belki de bir Allah Ehli; dost, kalkıp gelecek ötelerden, uzaklardan, kitapları ile, sohbeti ile, bakışı ile rüzgarın olacak senin… Beşer yanın ile Hakikat yanın, benlik kökenli düşüncelerin ile evrensel kökenli bilgilerin çarpışsın diye üfürecek senden sana….

Öyle bir üfürecek ki sende bu TUFAN – FIRTINA- HORTUM gibi algılanacak… Yere bağlı değerlerin savrulacak kağıttan evler gibi… Ağaçların; kökleri bedene sıkı sıkıya bağlı algıların savrulacak bir o yana bir bu yana…. Hatta kökünden yıkılacak bazıları… Bazılarının dalları kırılacak, gövdesi yarılacak boydan boya….

Gök gürültüsü; duyacaksın birimsel fikirlerinle evrensel yeni bilgilerin çarpıştıkça semanda. Korkacaksın. Sığınak arayacaksın… İçin titreyecek… Her titremede kalp ritimleri gibi; esma ekolaizerin harekete geçecek… O ana kadar yüksek olan değerler alçalacak, kısık olanlar, belki de düşük seyrettiği için hiç fark etmediklerin yükselecek, hatta  tavan yapacak…

İşte bu hareketlenme ile ALLAK ZİKRİ gerçeğini tanıyacaksın!…

Gök gürültüsünde bizim köylüler şehadet getirir!!!! ŞEHADETİn hakikatini sezmek üzere zikredeceksin Allah’ı… Korku ve Umut olmasa zikreden de pek olmazdı bizim köyde!… Ne zaman fırtına kopsa, ne zaman gök gürlese şehadet okurduk!!!

Biraz korku biraz umut süreçleri ile fark edeceksin ZİKRİN GÜZELLİĞİNİ…

Yaşadığın bu fikir çatışmasında, bu doğru- yanlış çarpışmasında, Şimşek çakacak zihninde… Hakikatten pırıltılar göreceksin… Ama hepsi de geçici olacak… Çok az ışıyacak bilincin ve gene karanlıklara gömülecek…

Kalıcı olmayacak gelen aydınlık… Esas aydınlığın yıldırımlar, yağmurlar sonrasında hakikate perde çeken bulutlarının eriyişi ile doğacak güneşle gelecek…

Şimşek… Yukarıdaki görüntüyü, çekimi izledin değil mi?…

Bu çekimi bir daha izle: http://www.youtube.com/watch?v=IoJs03rhaGc

Şimşek, buluttan yere saçaklanarak düşerken adeta bir çakmaktan çıkan ateş kırıntıları gibi düşüyor!… Ve o çakmak etkisi yerde (arzda- bedende) birikmiş enerjiyi, ateşi dışarı püskürtüyor!…

İşte bu püskürmenin adı yıldırım!…

Dışsallıkta seyredenlerin ÖTEDEN- YUKARIDAN GELİR sandığı ama öze dönenlerin BANA RAHMET YERDEN YAĞAR dediği yıldırım; senin arzından, senin birimselliğinden, senin beşeri zaaflarından çıkar dostum!!!

Sen, bu yola girerken ARINMAK istemedin mi?… Duan bu değil miydi?…

İçin boşalacak ki, arınasın!… Beşeriyet ateşinin lavları dışarı çıkacak ki arınasın!…  

İşte bilincinde yaşanan doğru-yanlış çatışması (bulutların çarpışması) hakikat boyutundan ilim ışıkları (şimşek ) çekecek sana! Ve o ışıkla oluşan yoğun hakikat talebin, varlığını fark ettiğin yeni ilim yansımaları (şimşek) çakmak etkisi yaparak beşeriyetinde büyük sarsıntı ve bela süreçleri tetikleyecek! Bu tetikleme; büyük bir enerji boşalmasını,  arınmanı (yıldırımı) çağıracak!…

Ve sen bu süreçlerde bazen; gene beşeri perdelere düşerek;

Belam Çok Benım… Derdim Bitmiyor… İşlerim Rast Gitmiyor diye sızlanacak; yada

ALLAH SEVDİĞİNE DERT VERİRMİŞ diyerek zaten ölmemek için çırpınan egona bir de Hakkın seçilmiş kulu (…) etiketi yapıştırıp firavunlaşma yolunu tutarak Mülhime girdabında debelenmeyi Hiçlikte yüzme sanmak gibi trajikomik bir vehimle avunacaksın!!!!

Yıldırımlar, senden sana, bildin değil mi?… Yağmurun yağsın diye şaklar yıldırım!….

Yıldırım şakladı mı yerden, sağanak sağanak boşanır yağmur gökten!….

Bela, acı, dert, sınav, imtihan dediğin o yıldırımlar var ya; arzına sağanak sağanak ilim aksın diye oluşuyor fark ettin mi?… İdrakin açılsın, beşeriyetinin kara bulutları dağılsın, bir o yana bir bu yana savrulduğun rüzgarların dinsin, dinginlik gelsin dünyana diye fark ettin mi?… Ehli demişti hani? Fitne yani imtihan, senin, ilminle ne derece yaşabildiğini farkatmen içindir!.. Sanma ki imtihan, başkalarının seni mükafatlandırması ya da cezalandırmasıdır!..

Sağanak sağanak akacak yıldırımlar sonrasında ilim gönlüne… Ve benliğine düşen ilim, kupkuru bedenselliğinde dolu dolu başaklar (yeni idrakler) bitirecek gün be gün… Bereket timsali başaklar, yaşam gıdası olan çok yönlü rızkın senden sana boy atacak senin arzında….

Yağmur dinince gökkuşağı seyrederdik bizim köyde!…

Şehir kaosunda pek az gördüm gökkuşağını… Ninem; eskilerin gök kuşağına “EMİR” dediklerini söylerdi… “Bak oğlum, emir çıktı” der ve salavat okurdu ninem…

EMİR… ULUL EMR…. EMR ALEMİ !?… Yağmurdan sonra, gün ışıyınca EMR den görünen, 7 renk tabir edilen, çok renkli o kuşak da ne ise?!…

***

Bulut, şimşek, yıldırım ve yağmur!…

Sende hakikatin açılma süreçlerinde geçilen aşamalar imiş….

***

Ayetlere dönelim mi?!… Meraklanma ayetlerin dışına çıkmadan anlattım sana bu seyri..… “Şahsi yorum bu”, diyeceksen gene de sen bilirsin…

Biraz da seçtiğimiz ayetlere bakalım, biliyorum uzadı, kısa keseceğim…

Yıldırımlardan ölüm korkusu (hakikatin açığa çıkmasıyla benliklerinin yok olması) düşüncesiyle kulaklarını tıkarlar (hakikat bilgisine kendilerini kapatırlar).

Ölüm korkusu ile yıldırıma kulak kapamak! Nasıl kapatırız?.. Dışarı atarız… Başımıza gelenlerde başkalarını suçlarız… “Sütten çıkmış ak kaşığım ben, ne yaptı ise öteki yaptı…” Kendi arzımızdan çıkan yıldırımı, öteden düştü sayar da geçer gideriz… Neden?.. GEBERESİCE BENLİĞİMİZ; EGOMUZ DİRİ KALSIN diye…

Ölüm korkusu mu?.. Ölmekten güzel ne var azizim.. Bırak düşsün yıldırımın… Bırak çaksın şimşeklerin, bırak sağanak sağanak iliklerine kadar işlesin yağmurun… Ölürsek ölelim… AHhhh Ölebilsek Dost, AHhhh ölebilsek….

***

“Yâ Musa, biz Allah`ı dışarıda, açıkta görmedikçe iman etmeyiz” demiştiniz de; bunun üzerine yıldırım (varlığınızı yok eden hakikat bilgisi) çarpmıştı sizi! Sonra, ölümü (yokluğunuzu-gerçekte yegâne var olanın Vâhid-ül Kahhar olduğu gerçeğini) tatmanızın akabinde, yeni bir anlayışla hayata başlatmıştık sizi, belki bunu değerlendirirsiniz diye.

Dışarıda Allah’ı görme talebi!… Bu talebin daha sonra varlığı yok eden çarpması! Sonra yeniden diriliş!

Bu talebi; bela getiren, acı- azap getiren bir talep diye almıyorum… Şöyle düşünmek istiyorum kendi içselliğimde….

ALLAH’I GÖRME TALEBİM; esmalarda seyrimi tamamlama, genişleme, terkip kayıtlarından evrensel olana açılma talebim….

BU TALEBİMİN VARLIĞIMI YOK EDEN YILDIRIMI GETİRMESİ; bu süreçlerde benliğimi yere serecek olayları yaşamam ve bilgilere ulaşmam…

YENİDEN DİRİLİŞ!… Benliğim ölümü tadınca yepyeni bir bilinç; daha doğrusu şuur olarak dirilmem ve gerçek hayata adım atmam!…

***

Yıldırımı dilediğine çarptırırmış!…  Kendine seçtiklerine benlik ölümü süreçleri yaşatırmış… Ne buyurmuş hadisi kudside…?

Beni isteyen beni bulur.

Beni bulan beni bilir.

Beni bilen beni sever.

Beni seven bana aşık olur.

Bana aşık olana ben de aşık olurum.

Ben kime aşık olursam onun canını alırım.

Ben kimin canını alırsam, diyetini de üstüme alırım.”

(Hadis-i Kudsî)

Yıldırım çarpması nimetmiş demek… Hem de nimetlerin en büyüğü, bilene, değerlendirene, görene!…

***

O, onlar (kulları) ümit kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır… O, Velî`dir, Hamîd`dir.

Ümit kesince gelen yağmur!.. Ne demek?.. Ümidini yitirmek değil bu, bizim günlük algıda anladığımız gibi değil …  Ya ne?…

Beşer yanımızın, nefsimizin, egomuzun; sarılacak bağı, tutunacak dalı, güvenecek başkaları ve ötekiler kaydı kalmadığında gelir açılımlar!… Başkalarına, ötekilere, arkadaşlara, sevgililere, ağabeylere, yakınlara güven duygun dahi kalmayacak derecede yalnızlığını hissedecek süreçler yaşadıysan bilirsin ne denmek istediğini… O anlarda yıkılma olur mu?.. Yıkılma; çözülme, çaresizlik, yapayalnızlık hissi, yağmurun habercisidir…. Yağmur öncesi adam akıllı kararır gökyüzü bilirsin…

Nasıl gelir yağmur?…

VELİ ve HAMİYD esmaları çerçevesinde… Bu esmaların anlamına bir daha bakıver, nasıl geldiğini de görürsün…

***

“Kıyamet süreci (ölüm sürecinde yaşanacaklar) ne zamanmış?” diye sorar.Gözünde şimşek çaktığında, Ay tutulduğunda, Güneş ve Ay bir araya geldiğinde!

Akıl ve Duygu aynı eksene geldiğinde… Hakikat İlmi ile Beşeri Değerlendirmelerin, duygusallığın birleştiğinde… Güneşin (hakikatin) ayı (beşeri duygusal boyutunu) içine alıp erittiğinde…

Gözünde şimşek çaktığında… Değerlendirmelerinde, basiretinde, yeni idrak şimşekleri çaktığında… Bir an; GERÇEK BAŞKA BİR ŞEYYYY, GİDİŞAT YANLIIIIIŞŞŞŞ dediğinde… Ne olurmuş?… Kıyamet sürecin başlarmış!…

….

Çok uzadı bu kadar yetsin dostum…. Hitaplarım kendimden kendime bilesin…

Yanılmışsam özümdeki risalete sığınır himmet ve yardım dilerim boyun bükerek….

İsabet etmişsem, BENden değil EHLİndendir hepsi… Ehline selam olsun!

Şüphesiz doğrusunu ALLAH- RASÜLÜ ve de EHLULLAH bilir….

Benlik dağına yıldırımlar düşesice dostum!

Kulaklarını tıkama yıldırımlara olur mu?!…

Gök gürültüsünde yorgan altına sığınmayacak, çocukluk etmeyecek, açık araziye çıkacak kadar cesur musun?…

İnsanlığa, halen sağanak sağanak dökülen yağmuru; Hz. Muhammed Mustafa’ (sav) den Kur’an aynasına Yansıyanları değerlendirenlerden olasın….

Selam- Dua ve Sevgilerimle…