Kur’an Çözümünde Kavramlar- 24

Kur’an Çözümünde Kavramlar- 24

“DERÛN”  (İçsellik- İçsel Olana Yöneliş)  

A- ÖN OKUMA

1-AYETLER: İçinde DERÛN geçen ayetler çerçevesinde 24. kavram çalışmamız yeni bir tefekkürle daha sürüyor. 

EN’AM

63-) De ki: “Karanın ve denizin karanlıklarından `Bizi bundan kurtarırsan, elbette şükredenlerden olacağız` diye boyun büküp, derûnunuzdan O`na dua ettiğinizde, kim sizi kurtarır?”

64-) De ki: “Allah kurtarır sizi ondan da, bütün gam-kederden de… Sonra da siz hâlâ şirk koşarsınız!”

65-) De ki: “O, fevkinizden (gökten-derûnunuzdan) yahut ayaklarınızın altından (yeraltından-dıştan) size bir azap bâ`sedip göndermeye ya da bölünmüş topluluklar hâlinde sizi birbirinize düşürüp, bazınızın şiddetini bazınıza tattırmaya Kâdîr`dir.” Bak nasıl türlü şekillerle anlatıyoruz işaretleri, derinliğine düşünüp anlasınlar diye.

A’RAF

55-) Rabbinize yalvararak ve derûnunuzla dua edin… Muhakkak ki O, haddini aşanları sevmez.

TEVBE

78-) (Hâlâ) anlamadılar mı ki, Allah, onların özlerindekini de, fısıldaşmalarını da bilir ve Allah gaybları (derûnî boyutları yaratanı olarak) en detaylı bilendir!

YUNUS

3-) Muhakkak Rabbiniz O Allah`tır ki, semâlar ve arzı altı aşamalı bir süreçte yarattı; sonra Arş`a istiva etti (Esmâ`sından yarattığı bu âlemlerde gene dileğince hükümran olarak tedbir {idare} etti-{Arş; derûnî mânâda, tüm varlığın tekillik boyutudur. A.H.}), Hükmü üzere tedbir (idare-her an yeni şe`nde olarak) oluyor! Hiç kimse bir diğerine şefaat edemez, şefaat edilecek olanın “HÛ”viyetindeki (yaratılış amacına göre oluşmuş Esmâ bileşimi) elvermedikçe! İşte budur Rabbiniz olan Allah! O hâlde O`na kulluğunuzun farkındalığına erin! Hâlâ derinliğine düşünmeyecek misiniz?

HUD

5-) Kesinlikle bilin ki! O`ndan gizlemek için, içlerindekini dürüp bükerler (gerçek düşüncelerini başka fikirlerle örtüp gizlerler)! Kesinlikle bilin ki! Onlar elbiselerine büründüklerinde (iç dünyalarındakini örttüklerinde), onların sırlarındakini ve açığa vurduklarını da bilir! Çünkü O, sadırların (derûnlarının) zâtı olarak Alîm`dir.

48-) “Ey Nuh… Sana ve seninle beraber olanlardan oluşacak halklara bizden Selâm ve bereketlerle in… Biz onları yararlandıracağız, sonra da onlara bizden (hakikatindeki Esmâ mânâsı sonucu olarak, derûnundan gelen bir yolla) acı azap yaşatılır” denildi.

NAHL

50-) Derûnlarından hükmeden Rablerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar.

MERYEM

2-) Rabbinin, kulu Zekeriyya`ya rahmetini hatırla (zikret).

3-) Hani O, Rabbine derûnundan yönelmişti.

MU’MINUN

88-) De ki: “Her şeyin melekûtu (derûnu-içselliği), (ilim-kudret) elinde olan, (varlığıyla bizâtihi her şeyi) himaye edip koruyan, fakat kendisi korunmayan kimdir? Varsa ilminiz konuşun!”

FURKAN

17-) Onları ve Allah dûnundaki tapındıklarını haşredeceği süreçte der ki: “Benim kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa onlar mı (derûnlarındaki hakikatlerine ulaştıran) yoldan saptılar?”

18-) (Tapındıkları nesneler) dediler ki: “Subhansın sen! Senin dûnundan velîler edinmek bizim için mümkün değil! Ne var ki, sen onları ve atalarını yararlandırınca, bedensel zevklere dalıp; nihayet, hakikat bilgisini hatırlamaz oldular! Sonunda mahvoldular!”

KASAS

27-) (Şuayb Musa`ya) dedi ki: “Ben, sekiz sene bana çalışman karşılığında şu iki kızımdan birini sana nikâhlamayı diliyorum… Eğer on seneye tamamlarsan, senin derûnunun getirisidir! Sana zorluk vermek istemem… İnşâAllah beni sâlihlerden bulacaksın.”

28-) (Musa) dedi ki: “O (süre şartı) seninle benim aramda! İki süreçten hangisini tamamlarsam tamamlayayım, bana kızmak yok… Allah, sözümüze Vekîl`dir.”

ANKEBUT

49-) Bilakis O (Kur`ân), kendilerine ilim verilmiş olanların derûnlarında apaçık işaretlerdir… (Hakikatlerinde mevcut) işaretlerimizi ancak nefsine zulmedenler inkâr eder.

FATIR

38-) Muhakkak ki Allah semâların (bilinç mertebelerindekilerin) ve arzın (bedendekilerin) gaybını bilendir… Şüphesiz ki O, sadırların (derûnlarınızın) zâtı (hakikati) olarak Alîm`dir.

ZÜMER

22-) Allah kimin derûnunu İslâm`ı kavrayacak şekilde genişletti ise, o Rabbinden bir nûr üzere değil midir? Allah`ın zikrinden (hatırlattığından) kalpleri kasavetlenene (bilinçleri kilitlenenlere) yazıklar olsun! İşte onlar apaçık şekilde (hakikatten) sapmayı yaşamaktadırlar!

HAKKA

17-) Melek de onun etrafındadır! Rabbinin arşını ise o süreçte onların (mahlûkatın) üstünde (boyutsal üstünde-derûnî yüceliğinde) bulunan sekiz (kuvve) taşır.

MÜRSELAT

5-) Hatırlatıcıyı ilka edenlere (şuurda açığa çıkaran kuvveler. Mele-i Âlâ. Alûn melekler. “İlka” da, “likâ” da aynen “nefh” gibi derûndan zâhire ya da içten dışa doğru “şuurda” oluşan bir hâl, hissediştir. Ahfâ – Hafî {Sıfat tecellisi} – Sır {Esmâ tecellisi} – Ruh {Fuad-Esmâ mânâları yansıtıcısı} – Kalp {Şuur} – Nefs {Bilinç} sıralamasında, Ruh`tan kalbe yansımaları anlatır. “Halife-İnsan” bu mertebelerin tamamıdır ya da bu bütünlüğe “İnsan” adı verilmiştir; denebilir. Bundan yukarısının ise dile gelip anlatılması doğru değildir, denir. Allahu âlem! A.H.)!

BURUC

20-) Allah, onların verasından (derûnlarından) ihâta edendir!

A’LA

1-) Rabbinin en âlâ ismini tespih et (Esmâ`sıyla hakikatin olan Rabbinin âlâ oluşunu derûnundan yaşa)!

2- ESER TARAMASI: 

A.H. KİTAPLARINDA DERÛN VE İÇSELLİĞE DAİR YAKLAŞIMLAR:

Kim “Allah”a ermişse, afaktan=dıştan değil; varlığından, özünden, derûnundan, hakikatından ermiş; bilmiştir ki, ismiyle işaret edilen varlığı ismi-resmi bir hayâl; varlığı “yok”tan ibarettir; yalnızca var olan “Allah” adıyla işaret edilendir!.

Öyle ise, anlamamız gerekir ki, “Allah” ismiyle işaret edilen, tüm boyutlarda esmâ ve sıfatlarıyla açığa çıkan; yanısıra da bunlardan münezzeh ve “Ganî” olan, olarak “nebi”, “rasûl” ve “veli”nin hakikatıdır…

Bu isimlerle vasıflarına işaret edilenler de, kendi varlıklarında, boyutsal olarak eriştikleri mertebenin hakikatını dillendirmektedirler. Yani bunlar, ötedekinin postacısı değil; hakikatlarındakinin dilleridir!. (Dinin Temel Gerçekleri)

- Mi`râcım, beynimden derûnuma uzanan bir kuyu!.. O kuyuda derûna daldıkça, varlıklar ve yaratılanlar ortadan kaybolur ve sonunda NEFSİM!. Geride sadece bir HİÇ!. (Dosttan  Dosta)

“Beynimiz, zaman ve mekân kavramlarının ötesinde, derindeki bir varlığın hükmünün, başka bir boyuttan gönderdiği projeksiyonların girişim frekanslarını, matematiksel olarak değerlendirerek, gördüğümüz yapılara dönüştürücüsü..”

Zaman ve mekân kavramlarını ortadan kaldırıp, bir yana koyalım!.”Derindeki bir varlığın hükmünün”, yani, senin varlığının özü`ndeki ana varlık, bize göre mutlak varlık!.

Senin geçici, vehmî, göresel, bireysel varlığına “ben” diyorsun ya.. “Bir Ben var ya, ben`den içeri!.” Hepimizin özündeki ortak Ben, Mutlak Ben; bu derûnumuzdaki ben!..

Bir, ben var, sen var, o var!.. Bir de, ben, sen ve onun özündeki ortak “Ben” var!..

Beyin, mutlak Tek Ben`in hükmünün başka boyuttan gönderdiği projeksiyonların girişim frekanslarını; yani, O Ben`in kendi boyutundan gönderdiği projeksiyonların girişim frekanslarını; yani, O Ben`in ortaya çıkmasını istediği görüntüleri, mânâları, mânâları ihtiva eden frekansları, matematiksel olarak değerlendirerek, gördüğümüz yapılara dönüştürür.

(Hz.Muhammed Neyi Okudu?)

- Birinci görüştekiler her türlü hoşgörü ve sevecenlikten uzak bir şekilde, “zorlayıcı” ve “tahakküm edici” bakış açısıyla, ALLAH adı ile düşündükleri yukarıdaki tanrı ADINA konuşma ve insanları yargılama, sorgulama, kendi düşüncelerini kabul etmeyenleri veya kendileri gibi giyinmeyenleri, görünmeyenleri “kâfir” ilân etme hakkını kendilerinde görürken…

İkinci görüştekiler ise insanlara daima sevgi ve gerçek hoşgörü ile yaklaşmışlar; onları içinde bulundukları şartlardan dolayı kınamamışlar, fâile değil fiîle buğz etmişler; Hakk’ı tavsiye edip, kendilerine yapılanlara da sabırla yanaşmışlardır. Bunun getirisi olarak da ALLAH’a derûnlarına giden yoldan yakîn elde etmişler, her insanda da aynı hakikatin varlığını görerek, onlara saygı duymuşlardır. (İnsan ve Din)

- ALLAH kulunun derûnuna bahşetmiş olduğu sıfat ve esmasının kadir kıymetinin bilinmesini ve bunun değerlendirilmesini istemektedir.

- Burada en öncelikli konu, ismi “ALLAH” olanın ne olduğunu fark etmektir. İsmi “ALLAH” olan, bu konu eğer iyi irdelenirse, görülecektir ki idrâk edilesi ötelerdeki bir tanrı olmayıp, her birimin ve şeyin derûnundaki, özünde bir kuvvedir, kudrettir!. Her şey ve birim kendi dışına afâkına yönelerek değil, kendi özüne ve derûnuna yönelerek o kuvve ve kudrete ulaşır ve ulaşabilirse de O varlık indinde birimsel “yok”luğunu fark eder!. “Var olan yalnızca ALLAH imiş” der bir muvahhid olarak!…

Bu anlayışta, göklerden insana inen melekler değil, insanın özünden, derûnundan bilincine tenezzül eden kuvveler, ilim (cebrâiliyet) söz konusudur. Beyin daima kendi veri tabanına ulaşanları ve veri tabanından açığa çıkanları —Musavvir ismi sonucu— suretlendirerek bilinçte açığa çıkardığı için, beyinler melekleri sûretler şeklinde görür.

ALLAH Rasûlü, ismi ALLAH olanın derûnundaki hakikatinin dillendirmesini gerçekleştirendir. O hakikatin ilim sıfatının, vahiy yollu açığa çıkışı risâlettir.

- Zamanla değişir insan!..

Zaman içinde derûnundaki farkında olmadığın bir kısım veriler açığa çıkınca, değer yargıların da değişir, beraber olmak istediklerin de!. “Dün” senin için değerli olanlar, “bugün” artık değer ifade etmemeye başlar! Onların yerine başkaları değer kazanır indinde!.

Her kuş sürüsüyle uçar!. Herkes, sonunda, lâyık olduklarıyla beraber olur!.

- Şimdi, “KADR Sûresi”nde işaret yollu benzetmelerle anlatılanlardan algıladığımızı topluca ifade etmeye çalışayım:

İnsanın bir ömür boyu yaşadıklarından çok daha hayırlı olan bir an (KADR anı) vardır ki; bu anlık şuursal sıçrama veya açılım süresi içinde hakikatine ait bilgi, kendisine bir tenezzül, yani “özünden bilincine” doğru açığa çıkar!. Bu “HU” hüviyeti hakikatidir!.

Bu hakikat, “İnsan, Kurân’ın sırrı; Kurân, insanın sırrıdır” prensibince, insanın derûnundan gelen bir şekilde açığa çıkar!.

Ne zaman?

Kişi, ben neyim, kimim sorgulamasıyla yola çıkıp, ALLAH Rasûlü Muhammed aleyhisselâma iman edip, O’nun getirdiklerini anlamaya ve tanrı kavramından arınıp, ismi “ALLAH” olanı en azıyla “İhlâs” Sûresinde bildirilen kadarıyla algıladıktan sonra… “ALLAH” özel ismiyle isimlenmiş indinde, kendi birimsel varlığından, yani gün aydınlığından, “yok”luğunu fark etme karanlığına düştüğünde; tüm varlık nazarında varlıklarını yitirdiklerinde…

- Tüm insanların hakikatini meydana getiren, varlığımdaki —“B”— Rubûbiyet boyutuna sığınırım; ki kendimdeki bu sığınma aynı zamanda otomatik olarak tüm insanlarda oluşmaktadır aynı anda!.. Aynı zamanda “Melîkiyet” mertebesine, ki tüm bilinçlerde hükmedendir O her an!.. Ve dahi tüm insanları kendi sıfat ve esmâsıyla yaratana (ilâha)… İnsanın şuurunda en sinsi şekilde vesveseler uyandırandan… Ki o vesveseler yüzünden insan derûnundaki Hakk’ı inkâr edip kendini et–kemikten ibaret olan bir insansı kabul edip hayvanî istek ve arzuları tatmin için yaşamak durumunda hisseder.

- Gökte ararken, sırrında, gizli derûnunda ve daha da içerinde erebileceğin, O!.

- Nefsimizden başlayıp, nefsimizin hakikatına yükselen “mi’râc” yollu ALLAH adıyla işaret edilene uzanan yolculuk… Derûnumuzda… (İnsan ve Din)

- Yanlış yol!…Bedeninden çıkarak göklere yükselmek, her şeyi havadan seyretmek ve yükselmek ha yükselmek özüne kavuşmak için!. Zirâ, ruh da senin gelecekteki ikinci bedenindir. Ve içinde bulunduğu boyutta aynen bu fizik beden gibi algılanır. Onunla da afâka dönük yaşanır!

Doğru yol!… Kendini, beden veya ruh olarak düşünmekten arınıp, varlığın özündeki bilinç olarak hissetmeye çalışmak…

Yani, dışa, afaka, uzaya, göğe yükselmek değil; derûnuna, bilinç boyutunun enginliğine, şuurdaki teklik noktasına inmeye çalışmak düşünü yollu… Kendini yalnızca bir bilinç olarak hissetmeye çalışmak… “ben”siz olarak!…

Başarabilmenin alâmeti, her şeyi yerli yerinde görüp, her şeyden razı olmak… Tüm oluşları, TEK’in öyle olmasını dilediği için olmuş olarak hissedebilmek!. (Mesajlar)

- Tavsiye ederim biraz vakit ayırarak “TEK’İN SEYRİ” kitabını yeni baştan okuyun…

“Allah”, “Rab” “İlâh” gibi kelimeleri dışarıda değil, konu edilen varlığın derûnundan olarak algılamaya çalışın… Ve öylece Kur`ân meâllerini okuyup, Nebi ve Rasûllere atfedilen olayları yorumlayın!… Göreceksiniz ki, bugüne kadar bildiğiniz Kur`ân ‘dan bambaşka bir Kur`ân ile yüzyüze geleceksiniz… Ve o zaman belki, OKUMAYA başlayacaksınız!…(Oky. Ötesinden)

- İnsan, kendi derûnundaki melekiyet boyutuna ermeden; “ALLAH”ı bilmesi kesinlikle mümkün değildir!… (Oky. Ötesinden)

- Mirâc ‘ım , beynimden derûnuma semâma uzanan bir kuyu gibidir!… O kuyuda derûna daldıkça ; varlıklar,yaratılanlar kaybolur ve sonunda nefsim !. Benden geride sadece bir HİÇ !. “ALLAH Adıyla İşaret Olunan” ise Bâki ‘dir… (Oky.Ö.)

- Dünyada bırakıp gideceği para ve malı elde etmek için, tüm gününü meşru ya da gayrımeşrû işler peşinde koşturarak tüketmesini bilecek kadar akıllı olduğunu iddia eden insan, kendi derûnundaki pahasız hazineyi ele geçirmek için hâlâ gayrete gelmiyorsa, koyverin gitsin!… Bu dünyada nice kurbanlar kesiliyor da kimsenin gıkı çıkmıyor!… “Biri daha gitti” derler, ne olacak (Sistemin Seslenişi)

- Din’e göre, kişi yeryüzünde “Halife” olarak yaratıldığı için, ötede bir tanrı aramaktan vazgeçmeli, “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”i kendi derûnunda keşfederek bunun sonuçlarını yaşamalıdır. (S.S)

İnsan” kendi hakikatine yolculuğunu tamamlarsa, kendi derûnu doğrultusunda; “ben” kalmaz, seyreden “Kendi” olur Kendini!.

- Gel son nefes ulaşmadan tövbe et de, semâların ve arzın (bilinç katları ve bedeninin) yaratanına dön DERÛNUNDAN !

- Derûnundan zâhir olmada 99 ismin mânâsı… Derûnundan hükmü verip hakkında; sonuçlarını yaşatmada!.

- Her birim, aynı TEK`ten (melekût) meydana gelmiştir!. Melekût, birimin dışından gelen değil; birimin derûnundan zahirine (bilincine) açığa çıkan, birimin varlığını meydana getiren mertebe anlamındadır!. Kurân-ı Kerîm`deki “B” sırrı, kişinin hakikatindeki bu mertebeye işaret eder!. “Melekût”, evren içre evrenlerin varlığını meydana getiren şuurlu enerji-kudret sıfatının açığa çıkışıdır!.

- İnsanlık içinde açığa çıkan RASÛL ve Nebilere gelince… Bu zevât, yukarıda denilen gökteki ve “ALLAH” ismiyle etiketlenen tanrı tasavvurunun seçtiği aracılık işiyle görevli postacılar veya elçiler olmayıp, hakikatlerinden bilinçlerine “nâzil” olmuş, kendi derûnlarındaki isimlerin özelliklerinden kaynaklanan ilmin, şuurlarında açığa çıkmasıyla, Hakikate tercüman olan ve o evrensel hakikati dillendiren zevâttır!.

- Rasûl ve Nebîler, evren içre evrenleri yaratanı, hakikatiyle, derûnlarında vahiy denen suretle (özlerinden gelip şuurlarında açığa çıkması suretiyle) yaşamışlardır. Bunun sonucu “SÜNNETULLAH”ı “OKU”muşlar (ikra) ve bu “OKU”duklarını insanlara aktarmışlardır!.

- Holografik gerçeklik doğrultusunda tüm konisel projeksiyonlar ve bunun hâsılası olan “göresel bilinçler”, varlıklarını, kendi derûnlarındaki “nokta”larından alırlar. “Allah âlemlerin Rabbidir” işareti de, müşahede edebildiğimiz kadarıyla bize bunu anlatır…

- Yukarıda kimse yoktur yaratılmışlardan başka!. Kişi Rabbini kendi derûnunda keşfedecektir!. Ölümü TADARAK boyut değiştiren kimse, yaşamın ve bulunduğu boyutun gerçekliğine göre, kendi kendini sorgulayacaktır derûnu itibariyle ki, bu durum “hesaba çekilmek” şeklinde tavsif edilmiştir!. “O gün hesap görücü olarak nefsin yeter” âyeti bu gerçeği vurgulamaktadır.

- Ruhumdan nefhettim” işaretinin anlamı ise…”Üflemek” anlamına gelen “nefh”, ciğerdeki havanın dudaktan açığa çıkarılması anlamında olduguna göre; kişinin hakikatini oluşturan Allah isimlerinin işaret ettiği özelliklerin, kişinin içinden-özünden-derûnundan “irsâl olup”, gelip(?) beyinde açığa çıkarılışını ifade etmektedir.

- Kişiler, yaşayan veya boyut değiştirmiş kapsamlı ve kuvvetli bilinçlere (ruhaniyet sahiplerine) yöneldikleri zaman, o kişiden gelen dalgayı hiç fark etmeden alırlar ve “ayna nöronlar” ile bir şekilde değerlendirirler… Bu hayli geniş bir konudur. Maneviyât ehlinin, kendilerine yönelenlere bilgi aktarışı da bu yoldandır. “Rabıta”nın aslı da buna dayanır. “Murakabe” ise kişinin kapasitesine göre kendi derûnuna, “nokta”sına açılımıdır.

-  İnsandan, bilinç ve fiil olarak ne açığa çıkarsa, kişi sonsuza dek onun sonuçlarını yaşayacaktır derûnundan gelen “kuvve” dolayısıyla… Şükreden bunun getirisini yaşar; nankör ise, ettiğine karşı kilitlenmenin sonuçlarını…

- “B” harfinin işâret ettiği sır temeline dayalı olarak insanlığa ışık tutan KURÂN isimli bilgi kaynağı, adını duyduğunuz veya duymadığınız nîce evliyaullah tarafından bâtınî (derûni) anlamlarıyla deşifre edilirken… Bir sürü insan tarafından da, gökteki tanrının yanından yeryüzüne inmiş(!) kutsal fermanname olarak kabul edilmiş; yatak odalarında süslü kılıflar içinde başuçlarına asılmıştır!.

- Her bir birim, kendi derûnundaki (noktasından gelen) hakikatin özellikleriyle, varoluş amacı doğrultusunda yolculuğa koyulur. Beyin, kendi derûnundan gelen meleki kuvve (?) ile programlanır (fıtrat)…

- “DATA”! Hüviyetiyle, “HU” ismiyle, “Ahadiyeti”ni fark ettirir! “Ahadiyet” derûnundan açılan kapı ötesindeki, mutlak “Zat”a işaret eder! “Esmâ” diye işaret edilen özelliklerin, “seyr” amaçlı olarak “bilinmekliği için”, “vehim nuru”ndan yaratılmış olduğunu anlatır.

-  “Hanîflik” TEK bir dışında ikinci bir varlık kabul etmemektir. “Fıtrat”, varlığın oluşturulma programıdır; seyrimizdeki tespite göre. Allahu âlem!

- “B” harfinin işaret ettiği anlam kişinin yaşadığı mutluluk veya mutsuzluğun, kendi derûnundan, hakikatinden gelen mânâlar doğrultusunda yaşandığı gerçeğidir. Kişinin cehennemini veya cennetini yaşaması “elleriyle yaptıklarının sonucu”dur; yani; kendindeki “Esmâ” mânâlarının açığa çıkmasıyla oluşmaktadır, vurgusuna işarettir “B” uyarısı!.. Bu yüzden de her sûre başında “B-ismillah” yer alarak, bu hatırlatma yapılmaktadır.

B- ÇÖZÜMLEME

1- ESERLERDE GEÇEN DERÛN KELİMELERİNİN İŞARET ETTİĞİ ANLAM VE AÇILIMLAR:

Derûn kelimesi yalnız başına içsel olanı, özü ifade etmekte. Kullanıldığı yere göre başka bazı kavramları da çözümlediğini görüyoruz. İşte onlar:

ALLAH’A ERMENİN YOLU: Kim “Allah”a ermişse, afaktan=dıştan değil; varlığından, özünden, derûnundan, hakikatından ermiş; bilmiştir ki, ismiyle işaret edilen varlığı ismi-resmi bir hayâl; varlığı “yok”tan ibarettir; yalnızca var olan “Allah” adıyla işaret edilendir!.

Doğru yol!… Kendini, beden veya ruh olarak düşünmekten arınıp, varlığın özündeki bilinç olarak hissetmeye çalışmak… Yani, dışa, afaka, uzaya, göğe yükselmek değil; derûnuna, bilinç boyutunun enginliğine, şuurdaki teklik noktasına inmeye çalışmak düşünü yollu… Kendini yalnızca bir bilinç olarak hissetmeye çalışmak… “ben”siz olarak!…

Mİ’RACIN HAKİKATİ: Mi`râcım, beynimden derûnuma uzanan bir kuyu!.. O kuyuda derûna daldıkça, varlıklar ve yaratılanlar ortadan kaybolur ve sonunda NEFSİM!. Geride sadece bir HİÇ!.

Nefsimizden başlayıp, nefsimizin hakikatına yükselen “mi’râc” yollu ALLAH adıyla işaret edilene uzanan yolculuk… Derûnumuzda…

BENDEN İÇERİ BEN- ORTAK BEN- MUTLAK BEN: Senin geçici, vehmî, göresel, bireysel varlığına “ben” diyorsun ya.. “Bir Ben var ya, ben`den içeri!.” Hepimizin özündeki ortak Ben, Mutlak Ben; bu derûnumuzdaki ben!.. Bir, ben var, sen var, o var!.. Bir de, ben, sen ve onun özündeki ortak “Ben” var!..

DERÛNUNDAN ALLAH’A YÖNELMEK İÇİN KİŞİDE AÇIĞA ÇIKMASI GEREKEN HALLER: İnsanlara daima sevgi ve gerçek hoşgörü ile yaklaşmışlar; onları içinde bulundukları şartlardan dolayı kınamamışlar, fâile değil fiîle buğz etmişler; Hakk’ı tavsiye edip, kendilerine yapılanlara da sabırla yanaşmışlardır.

VE BU HALLERİN KİŞİYE GETİRİSİ: Bunun getirisi olarak da ALLAH’a derûnlarına giden yoldan yakîn elde etmişler, her insanda da aynı hakikatin varlığını görerek, onlara saygı duymuşlardır.

İnsan” kendi hakikatine yolculuğunu tamamlarsa, kendi derûnu doğrultusunda; “ben” kalmaz, seyreden “Kendi” olur Kendini!.

ALLAH, KULUNDAN NE İSTER? Allah kulunun derûnuna bahşetmiş olduğu sıfat ve esmasının kadir kıymetinin bilinmesini ve bunun değerlendirilmesini istemektedir. Din’e göre, kişi yeryüzünde “Halife” olarak yaratıldığı için, ötede bir tanrı aramaktan vazgeçmeli, “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”i kendi derûnunda keşfederek bunun sonuçlarını yaşamalıdır.

İSMİ ALLAH OLANA DAİR İPUÇLARI: İsmi “ALLAH” olan, bu konu eğer iyi irdelenirse, görülecektir ki idrâk edilesi ötelerdeki bir tanrı olmayıp, her birimin ve şeyin derûnundaki, özünde bir kuvvedir, kudrettir!.

Gökte ararken, sırrında, gizli derûnunda ve daha da içerinde erebileceğin, O!.

İSMİ ALLAH OLAN DİYE İŞARET EDİLENE ULAŞMA YOLU: Her şey ve birim kendi dışına afâkına yönelerek değil, kendi özüne ve derûnuna yönelerek o kuvve ve kudrete ulaşır ve ulaşabilirse de O varlık indinde birimsel “yok”luğunu fark eder!. “Var olan yalnızca ALLAH imiş” der bir muvahhid olarak!…

İLİM (CEBRAİLİYET) İN AÇIĞA ÇIKIŞI: Bu anlayışta, göklerden insana inen melekler değil, insanın özünden, derûnundan bilincine tenezzül eden kuvveler, ilim (cebrâiliyet) söz konusudur. Beyin daima kendi veri tabanına ulaşanları ve veri tabanından açığa çıkanları —Musavvir ismi sonucu— suretlendirerek bilinçte açığa çıkardığı için, beyinler melekleri sûretler şeklinde görür.

ALLAH RASÜLÜ? ALLAH Rasûlü, ismi ALLAH olanın derûnundaki hakikatinin dillendirmesini gerçekleştirendir.

RİSALET? O hakikatin ilim sıfatının, vahiy yollu açığa çıkışı risâlettir.

İNSANDA DEĞİŞİM; DERÛNUNUN ONA AÇILMASI İLE BAŞLAR: Zaman içinde derûnundaki farkında olmadığın bir kısım veriler açığa çıkınca, değer yargıların da değişir, beraber olmak istediklerin de!. “Dün” senin için değerli olanlar, “bugün” artık değer ifade etmemeye başlar! Onların yerine başkaları değer kazanır indinde!.

SİSTEMİ OKUMAYA BAŞLAMAK: Tavsiye ederim biraz vakit ayırarak “TEK’İN SEYRİ” kitabını yeni baştan okuyun…”Allah”, “Rab” “İlâh” gibi kelimeleri dışarıda değil, konu edilen varlığın derûnundan olarak algılamaya çalışın… Ve öylece Kur`ân meâllerini okuyup, Nebi ve Rasûllere atfedilen olayları yorumlayın!… Göreceksiniz ki, bugüne kadar bildiğiniz Kur`ân ‘dan bambaşka bir Kur`ân ile yüzyüze geleceksiniz… Ve o zaman belki, OKUMAYA başlayacaksınız!…

KADR SÜRECİ DERÛNUNUN KİŞİYE AÇILMASIDIR: İnsanın bir ömür boyu yaşadıklarından çok daha hayırlı olan bir an (KADR anı) vardır ki; bu anlık şuursal sıçrama veya açılım süresi içinde hakikatine ait bilgi, kendisine bir tenezzül, yani “özünden bilincine” doğru açığa çıkar!. Bu “HU” hüviyeti hakikatidir!. Bu hakikat, “İnsan, Kurân’ın sırrı; Kurân, insanın sırrıdır” prensibince, insanın derûnundan gelen bir şekilde açığa çıkar!.

VESVESE; KİŞİYE DERÛNUNDAKİ HAKKI İNKAR ETMEYİ POMPALAR: Vesveseler yüzünden insan derûnundaki Hakk’ı inkâr edip kendini et–kemikten ibaret olan bir insansı kabul edip hayvanî istek ve arzuları tatmin için yaşamak durumunda hisseder.

MELEKİYET BOYUTU: İnsan, kendi derûnundaki melekiyet boyutuna ermeden; “ALLAH”ı bilmesi kesinlikle mümkün değildir!… Her birim, aynı TEK`ten (melekût) meydana gelmiştir!. Melekût, birimin dışından gelen değil; birimin derûnundan zahirine (bilincine) açığa çıkan, birimin varlığını meydana getiren mertebe anlamındadır!. Kurân-ı Kerîm`deki “B” sırrı, kişinin hakikatindeki bu mertebeye işaret eder!. “Melekût”, evren içre evrenlerin varlığını meydana getiren şuurlu enerji-kudret sıfatının açığa çıkışıdır!.

ALLAH’A YÖNELMEK: Gel son nefes ulaşmadan tövbe et de, semâların ve arzın (bilinç katları ve bedeninin) yaratanına dön DERÛNUNDAN !

ESMALAR ÖTEDEN İŞLEMEZ, SERİÜL HİSAB KARŞIDAN ÇALIŞMAZ, DERUNUNDAN İŞLER, HEPSİ DERUNUNDAN GELİŞİR: Derûnundan zâhir olmada 99 ismin mânâsı… Derûnundan hükmü verip hakkında; sonuçlarını yaşatmada!. Ölümü TADARAK boyut değiştiren kimse, yaşamın ve bulunduğu boyutun gerçekliğine göre, kendi kendini sorgulayacaktır derûnu itibariyle ki, bu durum “hesaba çekilmek” şeklinde tavsif edilmiştir!.

İnsandan, bilinç ve fiil olarak ne açığa çıkarsa, kişi sonsuza dek onun sonuçlarını yaşayacaktır derûnundan gelen “kuvve” dolayısıyla… Şükreden bunun getirisini yaşar; nankör ise, ettiğine karşı kilitlenmenin sonuçlarını…

VAHYİN İŞLEYİŞİ VE GETİRİSİ: Rasûl ve Nebîler, evren içre evrenleri yaratanı, hakikatiyle, derûnlarında vahiy denen suretle (özlerinden gelip şuurlarında açığa çıkması suretiyle) yaşamışlardır. Bunun sonucu “SÜNNETULLAH”ı “OKU”muşlar (ikra) ve bu “OKU”duklarını insanlara aktarmışlardır!.

RUHUNDAN ÜFÜRME: Ruhumdan nefhettim” işaretinin anlamı ise…”Üflemek” anlamına gelen “nefh”, ciğerdeki havanın dudaktan açığa çıkarılması anlamında olduguna göre; kişinin hakikatini oluşturan Allah isimlerinin işaret ettiği özelliklerin, kişinin içinden-özünden-derûnundan “irsâl olup”, gelip(?) beyinde açığa çıkarılışını ifade etmektedir.

RABITA VE MURAKABE: Kişiler, yaşayan veya boyut değiştirmiş kapsamlı ve kuvvetli bilinçlere (ruhaniyet sahiplerine) yöneldikleri zaman, o kişiden gelen dalgayı hiç fark etmeden alırlar ve “ayna nöronlar” ile bir şekilde değerlendirirler… Bu hayli geniş bir konudur. Maneviyât ehlinin, kendilerine yönelenlere bilgi aktarışı da bu yoldandır. “Rabıta”nın aslı da buna dayanır. “Murakabe” ise kişinin kapasitesine göre kendi derûnuna, “nokta”sına açılımıdır.

FITRATIN AÇIĞA ÇIKIŞI:  Her bir birim, kendi derûnundaki (noktasından gelen) hakikatin özellikleriyle, varoluş amacı doğrultusunda yolculuğa koyulur. Beyin, kendi derûnundan gelen meleki kuvve (?) ile programlanır (fıtrat)…

DATA: “DATA”! Hüviyetiyle, “HU” ismiyle, “Ahadiyeti”ni fark ettirir! “Ahadiyet” derûnundan açılan kapı ötesindeki, mutlak “Zat”a işaret eder! “Esmâ” diye işaret edilen özelliklerin, “seyr” amaçlı olarak “bilinmekliği için”, “vehim nuru”ndan yaratılmış olduğunu anlatır!

VECH: “Vech”, varlığın algılanan suretinin derûnundaki hakikat noktasıdır ki, “ne yana dönersen vechullahı görürsün” uyarısı buna işaret eder.

B İŞARETİ ÇERÇEVESİNDE MUTLULUK VE AZAP NEDİR? “B” harfinin işaret ettiği anlam kişinin yaşadığı mutluluk veya mutsuzluğun, kendi derûnundan, hakikatinden gelen mânâlar doğrultusunda yaşandığı gerçeğidir. Kişinin cehennemini veya cennetini yaşaması “elleriyle yaptıklarının sonucu”dur; yani; kendindeki “Esmâ” mânâlarının açığa çıkmasıyla oluşmaktadır, vurgusuna işarettir “B” uyarısı!.. Bu yüzden de her sûre başında “B-ismillah” yer alarak, bu hatırlatma yapılmaktadır.

2- AYETLERDE DERÛN KELİMELERİNİN İŞARET ETTİĞİ ANLAM VE AÇILIMLAR:

DERÛNUNA YÖNELEREK DUA; KABUL VE KURTULUŞ SEBEBİDİR:

-  De ki: “Karanın ve denizin karanlıklarından `Bizi bundan kurtarırsan, elbette şükredenlerden olacağız` diye boyun büküp, derûnunuzdan O`na dua ettiğinizde, kim sizi kurtarır?” De ki: “Allah kurtarır sizi ondan da, bütün gam-kederden de… Sonra da siz hâlâ şirk koşarsınız!” (En’am- 63/64)

-  Rabbinize yalvararak ve derûnunuzla dua edin… Muhakkak ki O, haddini aşanları sevmez! (A’raf 55)

GAYB; ÖTELERDEKİ BİLİNMEZLİK DEĞİL; SENDE MEVCUT, SENİN ÇÖZEMEDİĞİN TAAA İÇİNDEKİ BOYUTLARDIR! ( Bu tanımın kıymetini hele bir düşünün!!!)

- (Hâlâ) anlamadılar mı ki, Allah, onların özlerindekini de, fısıldaşmalarını da bilir ve Allah gaybları (derûnî boyutları yaratanı olarak) en detaylı bilendir! (Tevbe- 78)

ARŞ; TÜM VARLIĞIN TEKİLLİK BOYUTU

-  Muhakkak Rabbiniz O Allah`tır ki, semâlar ve arzı altı aşamalı bir süreçte yarattı; sonra Arş`a istiva etti (Esmâ`sından yarattığı bu âlemlerde gene dileğince hükümran olarak tedbir {idare} etti-{Arş; derûnî mânâda, tüm varlığın tekillik boyutudur. A.H.}), Hükmü üzere tedbir (idare-her an yeni şe`nde olarak) oluyor! Hiç kimse bir diğerine şefaat edemez, şefaat edilecek olanın “HÛ”viyetindeki (yaratılış amacına göre oluşmuş Esmâ bileşimi) elvermedikçe! İşte budur Rabbiniz olan Allah! O hâlde O`na kulluğunuzun farkındalığına erin! Hâlâ derinliğine düşünmeyecek misiniz? (Yunus- 3)

ALLAH- HU; DERÛNLARININ ZATI!.. ( Bu tanıma çok dikkat çoookkk!)

- Kesinlikle bilin ki! O`ndan gizlemek için, içlerindekini dürüp bükerler (gerçek düşüncelerini başka fikirlerle örtüp gizlerler)! Kesinlikle bilin ki! Onlar elbiselerine büründüklerinde (iç dünyalarındakini örttüklerinde), onların sırlarındakini ve açığa vurduklarını da bilir! Çünkü O, sadırların (derûnlarının) zâtı olarak Alîm`dir.(Hud- 5)

- Muhakkak ki Allah semâların (bilinç mertebelerindekilerin) ve arzın (bedendekilerin) gaybını bilendir… Şüphesiz ki O, sadırların (derûnlarınızın) zâtı (hakikati) olarak Alîm`dir.( Fatır- 38)

-  Allah, onların verasından (derûnlarından) ihâta edendir!(Buruc- 20)

KUR’ANDA “BİZ” DİYE KONUŞANLARA YENİ BİR TANIM:

- “Ey Nuh… Sana ve seninle beraber olanlardan oluşacak halklara bizden Selâm ve bereketlerle in… Biz onları yararlandıracağız, sonra da onlara bizden (hakikatindeki Esmâ mânâsı sonucu olarak, derûnundan gelen bir yolla) acı azap yaşatılır” denildi. (Hud- 48)

NE İÇİN YARATILDIĞINI, NEYE SEÇİLDİĞİNİ ANLAMAK; DERÛNUNDAN SESLENENE KULAK VERMEK- O HITAPTAN TİTREMEK İLE YAKINDAN ALAKALIDIR:

-  Derûnlarından hükmeden Rablerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar. (Nahl- 50)

RABBİNE DERÛNUNDAN YÖNELEN ZEKERİYA (AS) A NELER VERİLMİŞTİ? (Meryem ve Zekeriya Kıssaları Meryem suresinden okunursa, derûna yönelmenin bahşettiği idrak hazinesi fark edilecektir!)

- Rabbinin, kulu Zekeriyya`ya rahmetini hatırla (zikret). Hani O, Rabbine derûnundan yönelmişti. (Meryem- 2/3)

DERÛN; MELEKUT- İLİM- KUDRET İFADE EDER! (Hala dışarıda arayacak mıyız? Hala aynaları övecek, kendimizdekini göremeyecek miyiz?)

- De ki: “Her şeyin melekûtu (derûnu-içselliği), (ilim-kudret) elinde olan, (varlığıyla bizâtihi her şeyi) himaye edip koruyan, fakat kendisi korunmayan kimdir? Varsa ilminiz konuşun!” (Mü’minun- 88)

KIYAMET KOPTUĞUNDA ( ölmeden evvel ölmeyi tattığında- yada fiziki ölümle kendi gerçeğinle yüzleştiğinde) TAPINDIKLARIN; (oluş- olay- kutsal- şahıs- vehım- duygu vb) YANINDA OLMAYACAK, DEĞİL SAVUNMAK, ONU BİZ SAPTIRDIK DAHİ  DEMEYECEKLER!!!! ( Olayın  vehametini görebiliyor muyuz? Hakikatimizden kaçmak için sığındığımız bahaneleri yeniden ele alalım.. “Sistemde kesinlikle mazerete yer yok” diyen, neye işaret etmiş?!)

-  Onları ve Allah dûnundaki tapındıklarını haşredeceği süreçte der ki: “Benim kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa onlar mı (derûnlarındaki hakikatlerine ulaştıran) yoldan saptılar?”(Tapındıkları nesneler) dediler ki: “Subhansın sen! Senin dûnundan velîler edinmek bizim için mümkün değil! Ne var ki, sen onları ve atalarını yararlandırınca, bedensel zevklere dalıp; nihayet, hakikat bilgisini hatırlamaz oldular! Sonunda mahvoldular!” (Furkan- 17/18)

KUR’AN’IN ASLI NEREDE İMİŞ?!… (Gerçek tefsir, gerçek tevil nereden ve kimlerden öğrenilecek, yeniden düşünelim)

-  Bilakis O (Kur`ân), kendilerine ilim verilmiş olanların derûnlarında apaçık işaretlerdir… (Hakikatlerinde mevcut) işaretlerimizi ancak nefsine zulmedenler inkâr eder. (Ankebut- 49)

DERÛNUNA YÖNELEN; NUR ÜZEREDİR! (Allah Kimin derûnunu genişletirse, ne demek? Benim derûnumu genişletip genişletmediğini bilmek istesem, işaretleri var mıdır?)

-  Allah kimin derûnunu İslâm`ı kavrayacak şekilde genişletti ise, o Rabbinden bir nûr üzere değil midir? Allah`ın zikrinden (hatırlattığından) kalpleri kasavetlenene (bilinçleri kilitlenenlere) yazıklar olsun! İşte onlar apaçık şekilde (hakikatten) sapmayı yaşamaktadırlar! (Zümer-22)

ARŞI TAŞIYAN SEKİZ KUVVE (?…)

-  Melek de onun etrafındadır! Rabbinin arşını ise o süreçte onların (mahlûkatın) üstünde (boyutsal üstünde-derûnî yüceliğinde) bulunan sekiz (kuvve) taşır. (Hakka-17)

RABBİNİN A’LA İSMİNİ TESBİH ETMEK; A’LA OLUŞUNU YAŞAMAK (?…) (Ne demek bu A’la ismi?… Bunu yaşamak; bizde neyi yaşamaktır? Allah’ın ismi dememiş de Rabbinin ismi demiş?!..)

- Rabbinin en âlâ ismini tespih et (Esmâ`sıyla hakikatin olan Rabbinin âlâ oluşunu derûnundan yaşa)! (A’la- 1)

C- SONUÇ:

DERÛN TEFEKKÜRÜ

Bir tek derûn kelimesine yoğunlaşınca karşımıza çıkan mana ve açılımlara şükürde aciziz.. Zor, kapalı, sır dediklerimiz dahi açılıyor bir bir… Fazla söz söyleyerek açılan bu kapıyı kayda sokmak istemediğimiz için, ayet ve tanımları düşünmeyi size bırakıyor; SIRRA ERENLERİN MISRALARIna sığınıyoruz… Bakalım derûnla tanışanların , derûna dalanların gönüllerinden neler taşar bizim kovamıza?!

Aşikardır  Zat-ı Hak, görmeyi bir dilesen!..

“BEN”liğidir var olan, adını silebilsen!..

Düşünürsün ki varsın, oysa bu varsayımın…

Zat-ı Hak’tır varlığın,“NEFS”ini görebilsen!..

(AHMED HULÛSİ)

***

Bir siz dahi, sizde bulun

Benim bende bulduğumu

(Yunus Emre)

***

Bilmek istersen seni
Can içre ara canı
Geç canından bul anı
Sen seni bil sen seni

Kim bildi ef’alini
Ol bildi sıfatını
Anda gördü zatını
Sen seni bil sen seni

Görünen sıfatındır
Anı gören zatındır
Gayri ne hacetindir
Sen seni bil sen seni

Kim ki hayrete vardı
Nura müstağrak oldu
Tevhid-i zatı buldu
Sen seni bil sen seni

Bayram sözünü bildi
Bileni anda buldu
Bulan ol kendi oldu
Sen seni bil sen seni

(Hacı Bayram Veli)

***

Hararet nardadır, sacda değildir.

Marifet baştadır, taçta değildir.

Her ne arar isen kendinde ara

Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.

(Hacı Bektaş Veli)

***

Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.

Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah’a çıkar, bendedir.

 (Necip Fazıl)