Kur’an Çözümünde Kavramlar- 25

Kur’an Çözümünde Kavramlar- 25

“DALÂLET” (Dâll= Dalâlet Üzere Olan Kişi)

A- ÖN OKUMA

1-AYETLER: İçinde DALALET geçen ayetler çerçevesinde 25. kavram çalışmamız yeni bir tefekkürle daha sürüyor. 

BAKARA

16-)İşte onlar hakikatlerini oluşturan gerçeğe (bilhüda) karşılık dalâleti (kendi hakikatini fark edememe) satın almışlardır! Oysa bu ticaret onlara kâr getirmedi; gerçeğe de erdirmez!

17-)Onların misali ateş yakana benzer, ki yakılan ateş çevreyi aydınlatır. Ne varki kendi hakikatlerinden gelen nur açığa çıkmadığı için, karanlığa terkedilir; artık göremez!

18-)Sağırdırlar (algılamaları kilitlenmiştir), dilsizdirler (hakikati dillendirmezler), kördürler (apaçık hakikati algılayamazlar); onlar hakikatlerine dönemezler!

NİSA

44-)Kendilerine hakikat ilminden bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan (inancınızdan) sapmanızı arzuluyorlar.

45-)Size düşmanlık edenleri yaratmış olan Allâh, elbette onları bilir. Esmâ’sıyla hakikatiniz olan Allâh, Velî isminin özelliğiyle size yeter ve size hakikatinizden yardım eder Allâh!

MAİDE

41-)Ey Rasûl! Kalpleriyle (şuurlu olarak – anlamını hissedip yaşayarak) iman etmedikleri hâlde, ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden küfürde koşuşanlar, seni mahzun etmesin… Yahudi olanlardan öylesi var ki, yalan uydurmak için dinleyen veya sana gelmemiş bir topluluk adına (aracı olarak) dinleyendir… Yerli yerince söylenen Kelimeleri tahrif ederek, “Size şu verilirse alın, eğer o verilmez (Allâh hükmü ile hükmedilir) ise sakın yanaşmayın” derler… Allâh bir kimsenin dalâletini dilerse, artık onun için sen Allâh’tan bir şey bekleyemezsin… İşte onlar, Allâh’ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir… Dünyada onlar için rezillik vardır… Sonsuz gelecek sürecinde de onlar için çok büyük azap vardır.

ARAF

30-)Bir kısmınıza hidâyet etti, bir kısmınız üzerine de dalâlet hak oldu! Muhakkak ki onlar (dalâlet hak olanlar), Allâh’ı bırakıp şeytanları (saptıranları) dostlar edindiler… Sanıyorlar ki kendileri hidâyet üzeredirler!

60-)Halkından geleneksel görüşün ileri gelenleri dedi ki: “Doğrusu biz seni apaçık sapıklık içinde görüyoruz.”

61-)(Nuh) dedi ki: “Ey kavmim… Bir sapık görüş yok bende… Ne var ki ben, Rabb-ül âlemîn’den bir Rasûlüm.”

62-)”Rabbimin risâletlerini size tebliğ ediyorum… Sizin hayrınıza konuşuyorum; (çünkü) Allâh’tan (gelen ilimle) sizin bilmediklerinizi biliyorum.”

NAHL

36-)Andolsun ki, her ümmet içinde: “Allah’a kulluk edin ve taguttan kaçının!” diye bir Rasûl bâ’s ettik… Onlardan kimine Allah hidâyet etti… Onlardan kiminin de üzerine dalâlet hak oldu… (Hadi) arzda seyredin (gezinin) de yalanlayanların sonu nasıl oldu bakın?

48-)Allah’ın yarattığı şeyleri görmediler mi ki, gölgeleri (varlıkları) boyun bükerek, Allah’a (hakikatleri olan Esmâ’ya) secde eder hâlde, sağdan (hidâyet) ve sollardan (dalâlet) döner durur.

MERYEM

75-)De ki: “Kim dalâlette ise, Rahman ona mühletini uzatsın! Nihayet kendilerine vadolunanı -azabı veya o saati (ölümü veya kıyametin kopuşunu)- görecekleri zaman, kim daha şerrli ve ordusu itibarıyla kim daha zayıf, anlayacaklar!”

YUSUF

8-)Hani (kardeşleri) dediler ki: “Biz kalabalık ve güçlü olduğumuz hâlde, Yusuf ve kardeşini (Bünyamin) babamız bizden daha çok seviyor! Muhakkak ki babamız açık bir yanılgıda!”

30-)O şehirdeki kadınlar arasında yayıldı: “Azîz’in karısı hizmetlisini ayartmak istemiş! Yusuf’un muhabbeti kalbinin içine işlemiş! Apaçık sapıklık içinde görüyoruz onu!”

30-)O şehirdeki kadınlar arasında yayıldı: “Azîz’in karısı hizmetlisini ayartmak istemiş! Yusuf’un muhabbeti kalbinin içine işlemiş! Apaçık sapıklık içinde görüyoruz onu!”

ŞURA

52-)Böylece sana hükmümüzden ruh (Esmâ mânâlarını şuurunda hissetmeyi) vahyettik… Sen, Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsi nedir, iman neyedir bilmezdin! Ne var ki, biz Onu (ruhu), kendisiyle hakikate erdirdiğimiz nûr (ilim) olarak meydana getirdik, kullarımızdan dilediğimize! Muhakkak ki sen de kesinlikle hakikate (sırat-ı müstakime) yönlendirirsin!

NEML

81-)Sen körlere doğru yolu gösteremezsin, saptıkları yanlış yoldan çıkarmak için! Sen sadece teslim olmuşlar olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin.

RUM

53-)Sen basîretsizleri, sapık inançlarından çıkarıp, hakikati gösteremezsin! Sen ancak müslimler (teslim olmuşlar) olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin!

YASİN

22-)”Beni (böylece) fıtratlandırana nasıl kulluk etmem? O’na rücu ettirileceksiniz.”

23-)”O’nun dûnunda tanrılar mı edineyim! Eğer Rahman bir zarar açığa çıkarmayı irade ederse, onların şefaati bana ne yarar sağlar ne de bir şeyden korur…”

24-)”O takdirde muhakkak ki ben apaçık bir dalâlet içinde olurum!”

47-)Onlara: “Allah’ın sizi beslediği yaşam gıdalarınızdan Allah için karşılıksız bağışlayın” denildiğinde hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: “Dileseydi Allah, kendisinin doyuracağı kimseyi mi yedirip doyuralım? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz.”

NECM

1-)Necm’e (bölüm bölüm açığa çıkararak tüm hakikati anlatana) yemin olsun ki,

2-)Arkadaşınız ne saptı ne de azdı!

3-)(O), hevâsından (hayalî şeyleri) konuşmaz!

4-)O yalnızca vahyolunan bir vahiydir!

DUHA

7-)Seni dall (Zâtî hakikatini bilmeyen) bulup da hakikate erdirmedi mi?

2- KONUYLA ALAKALI ESMALAR:

EL HADİY… Hakikate erdiren… Hakikatin gereğini yaşatan! Hakk’ı dillendirten! Hakikate yönlendiren!

EN NUR… Her şeyin hakikati olan İlim! Her şeyin aslı Nur’dur, demek; her şey ilimden ibarettir, İlmullah’ta demektir. Hayat, ilimle vardır. İlim sahipleri Hayy’dır; diridir! İlmi olmayan ise, yaşayan ölüdür.

EL ĞANİYY… Esmâ’sının işaret ettiği özelliklerle sınırlanıp kayıtlanmayan ve o vasıflarla etiketlenmekten dahi münezzeh olan; “Ekberiyeti” dolayısıyla! Esmâ’sıyla sayısız sınırsız zengin olan!

EL MUĞNİY… Dilediğini, başkalarından mustağnî kılan, zenginliği yaşatan, kendi zenginliğiyle zengin eden. “Fakr”ın sonucu olan Bekâ’nın güzelliklerini hibe eden… “Seni hiçbir şeyin yok iken (fakr – “yok”lukta) bulup da zenginliğe (“gına”ya – Bekâ’ya) kavuşturmadık mı (El Ganî kulu yapmadık mı, Âlemlerden Ganî olanın kulluğunu yaşatmadık mı)?” (93. Duha: 8)… “Muhakkak ki ‘HÛ’dur ganî eden de fakir kılan da.” (53. Necm: 48)

EL VELİYY… Birimde kendi hakikatini tanıma ve gereğini yaşama özelliğini açığa çıkaran. Velâyetin ve onun kapsamındaki üst düzey yaşam özellikleri olan Risâlet ve Nübüvvetin kaynağı. Velâyetin en üst mertebesi olan Risâlet ve bir altı olan Nübüvvet kemâlâtını irsâl eden. Risâlet kemâlâtının zuhuru sonsuza dek geçerli ve işlevli iken, Nübüvet kemâlâtının işlevi yalnızca dünya yaşamında geçerlidir. Nebi, âhiret yaşamında da o kemâlâtla yaşar, ancak işlevi bitmiştir dışa dönük olarak! Risâlet işlevi ise velâyet getirisi üzere devam eder sonsuza dek, velîlerdeki gibi.

A.H. KİTAPLARINDA DALÂLETE DAİR YAKLAŞIMLAR:

Bütün algılanan zıtlar aynı Tek kaynaktan meydana geldiğine göre, O Tek kaynak, bütün bu zıtların fevkindedir!. Esasen, kâinatta, mevcûdatta “zıt” yoktur!. Çünkü, Allah`ta zıt yoktur!. “zıt” kavramı bize göredir!. Burada farkedilmesi gerekli olan husus şudur: Zulmet, nûr`un zıddı değil; onun açığa çıkmaması hâlinin adıdır!. Dalâlet, hidâyetin zıddı olarak varolmayıp; hidâyetin açığa çıkmaması hâlinin adıdır. Varlıkta asıl, Allah isimlerinin işaret ettiği mânâlardır.. Bu isimlerin işaret ettiği mânâların ise zıtları varolmayıp, esas olarak bilinen ismin mânâsının açığa çıkmaması dolayısıyla algılanan o durum “zıt” diye düşünülür. (BİLİNCİN ARINIŞI- Nefsin Perdeleri)

İnsanı dalâlete sürükliyen gözün kullanıcısı İblis`tir!…  (DOSTTAN DOSTA)

Şeyh Ebül Hasan Harakanî Hazretlerinin sözlerindendir; buyurmuşlardır:

“Şu yol ki Allah`dan kula gider, cümle saadet içinde saadettir. O yol ki kuldan Allah`a gider, cümle dalâlet içinde dalâlettir.” (GAVSİYE AÇIKLAMASI- Nakşibendilikte Vahdet Görüşü)

Rasûlullah (salla`llâhu aleyhi ve sellem)`i işittim, şöyle diyordu:

- Muhakkak yüce ALLAH yarattıklarını (önce) bir karanlık içinde yarattı; sonra onlara nurundan saçtı! Bu nurdan nasibini alan kimse hidâyete erdi !.. Nasibini alamayan da dalâlete saptı!. Bunun için, “ALLAH`ın ilmine göre kalem kurudu!.. yani işlerin takdiri son bulmuş ve kalemin yazacağı bir şey kalmamıştır.” derim. Tırmizî (İmam b. Hasan senetle)

( HZ. MUHAMMED’İN AÇIKLADIĞI ALLAH- Kader Konusunda Bilgiler)

“Daalliyn”e gelince

“Dalâl ve dalâlet” doğru olan yoldan hataen veya kasten “sapmak”tır…

Yani, doğru yol üzere iken, hata yapmak suretiyle veya kastı mahsûsa ile, yürüdüğü istikametten başka bir yöne yönelmektir “dalâl”…

Şayet bir kişi gerçeği bulmuşken, o gerçek üzere iken, gerçekten ayrılmasına yol açan fikri kabullenir ve o görüşe yönelirse, buna “dalâlete sapma” denir..

Doğrusu Allah indindedir elbet; ancak, bizim anladığımız kadarıyla, âyette geçen “”MAĞDUBİN” denilenler, “şirk” yollu, baştan beri “Tanrı kavramını kabul edenler”dir ki bunun da din terminolojisinde karşılığı “müşrikler”dir…

“DALLİYN” ise, “ehli kitap” denilen; kendilerine işin doğrusu bildirilmiş, ALLAH indindeki tek DİN`den yani İSLÂM`dan, yani Hazreti Musa veya Hazreti İsa öğretisinden “SAPANLAR”dır!..

Evet, “FÂTİHA” sûresinin derinliklerine olan müşahedemizden şimdilik anlatabileceklerimiz bu kadar… (HZ. MUHAMMED NEYİ OKUDU-Hidayet Nedir Nasıl Oluşur?)

İman ve İslâm… Geçmişte çok tartışması olmuş bir konu, birçok kişiler arasında.

Hattâ bir ara çok meşhur bir mezhep imamı; “Allah’a, Rasûlü’ne ve onun getirdiklerine iman, makbul imandır””demiş ve bunu bir eserinde yazmış.Abdülkâdir Geylâni Hazretleri, “El Ganiyye” adlı eserinde; buna cevaben, dalâlete giden, kurtuluşa, necâta ermeyen fırkalar arasında bu zâtın mezhebini, mezhebi mensûplarını saymış.

Gavs-ı â’zâm Abdülkâdir GeylânîEl Ganiyye” adlı kitabında kurtuluşa ermeyen fırkalardan bahsederken; Hz. Rasûlullah’ın bir Hadîs-i var:“73 fırkaya ayrılacak ümmetim. İçinden bir tanesi kurtuluşa erecek, ötekileri delâlette kalacak”

diye delâlette kalan kurtuluşa ermeyen fırkalardan bahsederken, “kaderiyye” tâifesi bunlardandır, dedikten sonra onlardan bazılarını zikrediyor; sonra şöyle diyor:

- Bu kişi, imanın; Allah Rasûlü’nün, Allah tarafından getirdiği hükümleri topluca bilmek ve ikrar etmekten ibaret olduğuna inanmıştır.

Berhûnî`nin kitabı seceresinde de zikrettiğine göre, bu inanç bozuk bir itikat olur.” diyor.Şimdi, Gavs-ı Â’zâm Abdülkâdir Geylânî’nin burada reddettiği ve karşı çıktığı görüş şu: Bir kişi, “Allah ve Rasûlü ve Rasûlün bütün getirdiği hükümleri kabul ediyorum” derse; ve bunun yanında, o hükümlere dâir emirleri tutmazsa, İslam hükümlerini yerine getirmezse, bu kişi delâlettedir! sapmıştır!.. İman ehli sayılmaz!’ diyor. (İNSAN VE SIRLARI 2 – İman ve Filer Hakkında)

B- ÇÖZÜMLEME

1- ESERLERDE DALÂLETİN İŞARET ETTİĞİ ANLAM VE AÇILIMLAR:

-  Dalâlet, hidâyetin zıddı olarak var  olmayıp; hidâyetin açığa çıkmaması hâlinin adıdır.

-  Dalâlet göze göre; beş duyuya göre değerlendirmedir ki; bu da İblis (Şeytan-Bedensellik) kaynaklıdır.

- Kuldan Allah’a gitmeye çalışan tüm yaklaşım biçimleri, tüm düşünceler, tüm arayışlar dalâlet kapsamındadır.

- Yaratılışta Allah’ın saçtığı Nurdan nasip alamayan; dalâlet içindedir. (Şakiler- 120. günde Şiron etkisi almayanlar)

-  Doğru yoldan hataen veya kasten sapmaktır dalâlet.

-  Gerçeği bulanın gerçek dışı bir fikre sapmasıdır.

- Bir kişi, “Allah ve Rasûlünü, Rasülün bütün getirdiği hükümleri kabul ediyorum” derse; ve bunun yanında, o hükümlere dâir emirleri tutmazsa, İslam hükümlerini yerine getirmezse, bu kişi delâlettedir! Sapmıştır!.. İman ehli sayılmaz!

2- AYETLERDE DALÂLETİN İŞARET ETTİĞİ ANLAM VE AÇILIMLAR:

-  Kendi hakikatini fark edememek.

-  Hakikat ilminden nasip aldığı halde bedensel değerlendirmeler içinde kalan.

-  İman ettim dediği halde sisteme ait esaslardan işine gelene uyan, işine gelmeyene uymayan.

-  Beden ve bedensel değerlendirmelerle dostane yaşayan/ Haktan saptıran söylem sahipleri ile dost olan.

-  Geleneksel Din ve Sistem Algısı içinde olanların Hidayet açılan kimselere bakışı ve değerlendirmesi de Dalâlet yaftası yapıştırmak suretiyle olmuş.

-   Mühlet verilenler; gerçeği dünya yaşamında fark edemeden, Halifeliğini yaşayamadan boyut değiştirecek olanlar.

-  Kişide şuursal açılım öncesi halin adı.

-  Şefaat ve Yardımı dışarıdan, öteden, başkasından bilme ve bekleme hali.

-   Halifeliği, Risaleti Yaşayanın, bunu idrak edemeyecekler nezdinde algılanışı da dalalet şeklinde olmuş.

-   Kapasite açılımı süreci (Terkibinde Hidayet olanın henüz onu açamadığı süreç)

-   Zati Hakikatini bilmeyen.

-   İlmini yaşama geçiremeyen.

3- EHLİNDEN SON YANSIYANLARLA VERİLEN “DÂLL” KELİMESİ ANLAMLARI:

-   İşin, Olayın Hakikatini Göremeyen.

-   Hakikatini göremediği için yanlış bir düşünce sistemi içinde olan.

-   Kendi Hakikatindeki Allah’ı Görememek!

-   B işareti kapsamındaki manayı bilememek, çözememek.

-   İşin orijinini hakikatini anlayıp yaşayamaz bir halde olmak.

- İşin orijinini hakikatini anlayıp yaşayamaz bir halde; yani Cebraili kuvvenin kendinde açılmaması, onun vahyettiği İlmin açığa çıkmamış olduğu durum. Bu açığa çıkınca Dall Hidayete döner.

-  Şirk Hali.

-  Hakikati yaşama arzusu ve arayışı içinde olmak.

- Kendini, Allah yanı sıra bir beden kabulü içinde yaşıyorsun. Kendi benliğinin varlığını Allah’a eş koşuyorsun. İkiliktesin. İşte bu olay Dâll kelimesi ile anlatılır!..

-  Rasulullah; yani Hakikatin Dillendiricisi olunca Hz. Muhammed (sav) BENİ GÖREN HAKKI GÖRDÜ dedi. O an olay Hidayete dönüştü.

-  Hz Muhammed dahi o şirk noktasından (Dall’den ) geçerek Hidayet noktasına ulaşmış. Allah’ın vahyi ile…

-  Kişinin terkibinde mevcut hidayet kapasitesinin henüz açılmamış hali Dall diye anlatılmış.

-  Şu anda bizler Dall üzereyiz.

-  Ramazanın 14. gecesinden itibaren sonuna kadar olan süreci DUA ile değerlendirmek Dâll’den çıkış için verilmiş ilahi bir fırsattır.

C- SONUÇ:

DALALET TEFEKKÜRÜ

Yukarıdaki tanım ve değerlendirmelerden sonra uzun uzadıya zikredilecek bir şey yok aslında. “Dâll halinin; varlığının hakikatinin Allah olduğunu ortaya koyamamak” olduğunu öğrendik. Yani şuursal akışın kesintiye uğradığı, bedenin yandığı, yoğun iç sıkılmaları ile yaşanan bir hal. “Dâll’den çıkış nasıl ve ne tür bir metotla olur?”, sorusu sanıyorum bu tefekkürde sorulması ve cevap aranması gereken yegâne sorudur.

Rasülullah (sav) ekseninde olaya yaklaşacak olursak, Efendimizin “Duha Suresi”nde açıklanan süreçten “İnşirah Suresi”nde işaret olunan farkındalıkla çıkmaya başladığı, kesin çıkışın kudretini “Müddessir” ve “Müzzemmil Sureleri” ile başlayan süreçte bulduğu, ama tamamıyla bundan çıkışının; “MİRAC”la olduğu anlaşılmaktadır!… O nedenle bahsi geçen bu “4 suredeki mana” ve “Miracın Hakikati” tekrar gözden geçirilmeli diye düşünüyorum…

Benim anladığım kadarı ile Dâllden çıkış; İlimle, Bilgiyle, Tefekkürle gelinen noktanın bir adım daha ötesine geçmek, tabiri caizse Cebrail’in “Geçemem Yanarım” dediği alana girmekle mümkün olmaktadır… Nedir o alan?… Bilgi, akıl, mantık, birikimleri kullanarak değerlendirme, kıyaslama ve yorumlama alanıdır bu!… Daha basit ifade ile; sizin o güne değin KENDİNİZİ TANIMLADIĞINIZ, DÜŞÜNCE VE YAŞAM TARZI OLARAK BENİMSEDİĞİNİZ, SİZE GÖRE HAYATI OKUMANIN VE ANLAMANIN BİRİCİK USULÜ DEDİĞİNİZ YAKLAŞIM NE İSE İŞTE ONDAN ÇIKMAKTIR!!!..

Daha mı açık yazalım?… Siz tasavvufu bugüne kadar BİLGİ ile yaşadınız ama AŞKa kendinizi kapadınız öyle mi?.. Bilgiyi rafa atıp AŞKı tanımaya eğilmeniz, dâlldan çıkış eşiğidir. Siz tasavvufu AŞK diye yaşadınız BİLGİye biraz sırt döndünüz öyle mi?.. Aşka sırt dönüp bilgiye açılabilirseniz dâllden çıkışınız başlar…

Siz o güne değin hep KAVRAMLARLA TEORİK BİR SİSTEM OKUMASI YAPTINIZ öyle mi?… Kavramları atıp, teoriden çıkıp YAŞAM denen belki de biraz hafife aldığınız FİİLLER BOYUTUNA; HATTA ŞERİATE GÖZ KULAK KESİLMENİZ dâllden çıkışın işaretidir… Kısaca; Ehlinin de vurguladığı üzere “KİTAPLARIN SUYA ATILMASI” diye vasıflanan süreç; işte bu Dâllden çıkış sürecidir.

Kitaplar; yani o güne değin sisteme dair okuma-yazma- düşünme ve yaşama araçları olarak benimsediğimiz her şeyden geçip, yepyeni bir okuma ve yaşam alanına açılmak; Dâllden çıkışın başlangıcıdır diye düşünüyoruz…

Söylendiği kadar kolay mıdır?… Hz. Mevlana’dan iki misal verelim de kolaylığı da zorluğu da birazcık anlaşılsın. Hz. Şems’in gelişi ile kitapları suya atılan Mevlana; biri herkesin bildiği, diğeri de az bilinen ağır iki dönüşüm eşiği yaşayacaktır.

1- Şems, “Git bana çarşıdan şarap al da gel”, dediğinde Mevlana, “Gece gitsem, küpü de sardırsam bir bohçaya” diyecek olmuş, Şems; “Hayır, şimdi git ve küpü de eline alıp çarşının ortasından geçerek gel” demiştir.

Bu; Dâllden çıkışta İNSANIN ÜZERİNE YAPIŞTIRDIĞI VE ONU “DIŞARISI” NEZDİNDE ÖNEMLİ KILAN UNVAN- İTİBAR VB KİSVELERİ YAKMASININ OLMAZSA OLMAZLIĞINI anlatan ilk olay…

Az bilinen ikincisi de şöyle:

2- Bir Ramazan günü vaaza çıkacak Mevlana’ya Şems şunu tembihler: “KÜRSÜDE ORUCUN ÖNEMİNİ, ORUÇ BOZMANIN KÖTÜLÜĞÜNÜ ANLATACAK, SONRA DA 3 ZEYTİNİ AĞZINA ATIP YİYECEKSİN….”

Bunu da yapar Hz. Mevlana… Cemaat, koca Mevlana’yı önceden beri çok sevmese belki de linç için üstüne yürüyecektir. Bunu yapamayacakları için derhal camii terk ederler. Sadece 3-5 müridi kalır yanında, o kadar!…

Burada kırılan nedir?…  Neden bile bile oruç bozdurur Şems?… Düşünülesi!… Bundan bize çıkacak işareti de çok derin tefekkür etmek gerek…

***

Bu ve benzeri örneklerden anladığımız bir başka önemli nokta da şu ki; KİŞİ DÂLLDEN GENELLİKLE KENDİ BAŞINA ÇIKAMAZ!… BU ÇIKIŞ; AŞK DUYDUĞU, GÖNÜLDEN SEVDİĞİ, İLMİNE TESLİM OLDUĞU BİR ZATIN ELİYLE OLMAKTADIR… Yoksa süreç hem çok yakıcı, hem çok yıkıcıdır!….

Benlik tarafından kabul gören binalar yıkılmadan, bahçeler ateşe verilmeden Dâllden çıkış imkan dahilinde gözükmemektedir!….

***

Necm ve Duha Surelerini ve Rasulullah’ın hayatını inceleyen bir dostun bize fark ettirdiği, bizce olayın oldukça önemli bir başka yönü de müşahedemize göre şudur: Efendimize Mekke Müşriklerinin “MUHAMMEDÜL EMİN” dedikleri; halkın, toplumun işlerini gördüğü, dürüstlüğü ve adaleti ile insanlara hakem olduğu süreç, Kur’an nezdinde DALALET diye ifade edilmektedir!!!!!… Ne kadar ilginç değil mi?… Müşriklerin Muhammedül Emini, Kur’an’ın Dalalet Ehli!!!!…

Buna karşın Efendimizin tebliğine açıktan başladığı süreçte durum tam tersi bir hal alır. Müşrikler nezdinde artık o “MECNUN (Deli) VE DALL (Yoldan Çıkmış)” olarak nitelenecek ama Kur’an “HAYIR ARKADAŞINIZ NE MECNUN NE DE YOLDAN ÇIKTI. ONUN HER DEDİĞİ VAHİYDİR” diyecektir…!!! Bu da oldukça ilginç… Ehlinin bir sohbetinde mealen; “DÜRÜSTLÜK, EFENDİLİK, İYİ AHLAK DEDİKLERİN EVCİL HAYVAN ÖZELLİĞİDİR” şeklinde beyanı bu tespitten sonra daha bir anlam kazanıyor tefekkür ufkumuzda. Şu halde düşünün… Yakınlarınız ve çevreniz nezdinde, çok iyi, çok dürüst, çok güvenilir, çok sevecen, çok tatlı, melek gibi nitelemeleri sizin için devam ediyorsa,…. Evet, düşünün…. Ve bir de şöyle düşünün… Kimsenin yanınızda kalmadığı, adınızın çıktığı, itibarınızın yerlerde süründüğü, bütün sahipliklerinize en yakınlarınız eliyle balta vurulduğu bir süreç… Genelin nezdinde kötü ve yaramaz biri…. Ya hakikat nezdinde…?… Bunu da düşünün…

Biz buradan oldukça acı bir sistem gerçeği, bir sünnetullah işleyişi algıladık; Hakikati kendinizden açığa çıkarma kudretini henüz bulamadığınız dönemde çevre sizi HİDAYET EHLİ diye nitelerken, bunu kudretle ortaya koyduğunuzda DALALET EHLİ yaftası yapıştırılıyor!… Şu halde; yakınlarımız, genel kanaatler ve hatta içimizde sürekli konuşan egonun tersine bir şeyler yapmak gerekiyor!… Bir adım atmak gerekiyor!… “Geçemem, yanarım” dediği yere geçmek gerekiyor ne pahasına olursa olsun!!!!

BEN MELAMET HIRKASINI KENDİM GEYDİM EYNİME/AR U NAMUS ŞİŞESİNİ TAŞA ÇALDIM KİME NE? diyen acaba hangi gerçekliği dillendirmiştir, bu da düşünülesi…

Kudreti kendimizden açığa çıkarmanın ilk ve kolay çalışması da “YOĞUN YÖNELİŞLER İÇİNDE, SÜREKLİLİĞİ OLAN; DUA!!!! İLLA DUA!…” Dua; sizde olanı size kolaylaştırarak açacak anahtarı yine sizden size veren yegâne çalışma… 

Dileriz hepimize o çalışmanın hakkını vermek nasip olsun…

Dileriz boyut değiştirmezden önce Dâllden çıkanlara dahil olmuş olalım!…