Kur’an Çözümünde Kavramlar- 26

Kur’an Çözümünde Kavramlar- 26

“ H İ D Â Y E T ”

A- ÖN OKUMA

1-AYETLER: İçinde HİDAYET geçen ayetler çerçevesinde 26. kavram çalışmamız yeni bir tefekkürle daha sürüyor. 

FATİHA

6-) Bizi sırat-ı müstakime (Hakikate erdiren yola) hidâyet et.

Bizi hakikate erdiren doğru anlayışa yönlendir. Yoldan murat anlayıştır. Sıratı mustakım doğru anlayış diye anlaşılmalıdır.

BAKARA

26-) Allâh kesinlikle bir sivrisinek kanadı veya ondan da ufak bir şeyi misal vermekten kaçınmaz. İmanın gereğini yaşayanlar bunun Rablerinden kaynaklanan bir Hak olduğunu bilirler. Bu gerçeği inkâr edenler ise, (misalî anlatımları değerlendirmeyip) “Allâh, acaba bununla ne demek istedi” derler. Bu anlatım çoğunun (fıtratlarının elvermemesinden dolayı) sapmasına yol açar; bir kısmını da gerçeğe hidayet eder. Allâh, onunla (bu tür anlatımla) sâfiyetini yitirmişlerden başkasını saptırmaz!

97-) De ki: “Kim Cibrîl’e düşman ise şunu bilmeli; kesinlikle O, kendindekinden öncekini tasdik eden ve iman edenlere hidâyet ve müjde olanı (Kurân’ı) senin şuuruna Biiznillah (varlığını meydana getiren Esmâ bileşiminin elvermesiyle) inzâl etmiştir.”

120-) Onların din anlayışlarına tâbi olmadıkça ne Yahudiler ne de Nasara senden asla razı olmazlar. De ki: “Allâh hidâyeti rehberliğin ta kendisidir (insanlar hidâyet edemez Allâh hidâyet etmedikçe)”… Onların hayal veya kuruntularına tâbi olursan sana gelen ilimden sonra, Allâh’tan sana ne bir velî ne de yardım ulaşır.

135-) Dediler ki: “Yahudi veya Nasara olun ki hidâyete eresiniz!”… De ki (onlara): “Hayır biz, hanîf olan İbrahim milletindeniz (aynı inancı paylaşanlardanız); o, müşriklerden değildi!..”

142-) İnsanların, anlayışı kıt ve aşağılık yaşam ehli olanları “Onları eski kıblelerinden (Kudüs’ten Kâbe’ye) döndüren (gerekçe) nedir?” derler. De ki: “Batı da doğu da Allâh’ındır. Dilediğine hidâyet eder, sırat-ı müstakime yönelmesi için.”

143-) Böylece, sizi insanlar üzere şahit, Rasûlü de sizin üzerinize Şehiyd kıldık. Siz ümmeti Vasat’sınız (adalet ve Hakkaniyet üzere olan). Kendisine yöneldiğin kıbleyi, Rasûle tâbi olanlarla, ondan yüz çevirip geri dönenleri ayırt etmek için değiştirdik. Allâh’ın hidâyet ettiklerinin dışındakilere bu olay çok ağır gelecektir. Allâh imanınızı boşa çıkarmaz. Allâh insanlara hakikatlerinden açığa çıkan Rauf ve Rahıym’dir.

150-) Nereden (hangi düşünceden) çıkarsan çık, vechini (yüzünü – müşahedeni) Mescid-i Haram’a (çokluğun gerçekte yokluğunun yaşandığı secde edilen mahale) döndür! Nerede olursanız olun, vechlerinizi o tarafa döndürün ki, insanların sizin aleyhinize bir delili olmasın. Ancak onlardan bilfiil zulüm edenler aleyhinize olur. O hâlde, onlardan korkup çekinmeyin benden çekinin ki üzerinize olan nimetimi tamamlayayım… Ki böylece umulur ki hidâyete ulaşırsınız.

157-) İşte bunlar üzerinedir Rablerinin salâvatı (hakikatlerini fark ettirmek üzere tecellisi) ve rahmeti (Esmâ’sının açığa çıkış seyri güzellikleri)… İşte bunlardır hidâyet bulanların ta kendileri…

158-) Safa ve Merve, Allâh işaretlerindendir. Kim hac veya umre niyetiyle El Beyt’i (Kâbe) ziyaret ederse, onları da (Safa-Merve) tavaf etmesinde bir sakınca yoktur. Kim hayır olması için daha fazlasını yaparsa, Allâh (varlığındaki Esmâ mertebesinden) Şakir’dir (yapılanları fazlasıyla değerlendiren), Aliym’dir.

159-) Kitapta apaçık bildirdiklerimizden sonra kim ki o işaret ve hidâyet vesilelerini gizlerse, işte Allâh onlara lânet eder (Allâh’tan uzak düşerler), lânet edebilecek herkes dahi lânet eder (yani hem bâtından hem de zâhirden gelen bir Allâh’tan ayrı düşmenin sonuçlarını yaşarlar).

198-) (Hac süresi içinde) Rabbinizin fazlından istemenizde bir suç yoktur. Arafat’tan hep birlikte akıp dönerken, Meşari Haram’da (Müzdelife) Allâh’ı zikredin. O’nu, hidâyetinin sizde açığa çıktığı kadarıyla zikredin. Muhakkak ki bundan önce siz (hakikatten) sapmışlardandınız.

213-) Bütün insanlar bir zamanlar tek bir topluluk idi. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak Allâh, Nebileri bâ’s etti (nübüvvet kemâlâtını onlarda açığa çıkardı). Onlar yanı sıra, ayrılığa düştükleri konularda aralarında hükmetmek için, Hak olarak Kitabı (hakikat ve Sünnetullah bilgisini) inzâl etti. Kendilerine Kitap verilmiş olanlar, apaçık deliller gelmesine rağmen, kıskançlık yüzünden onda ihtilafa düştüler. Allâh, biiznihi (nefslerindeki Esmâ bileşiminin elvermesiyle) iman edenleri, onların ayrılığa düştükleri konuda, hidâyete erdirdi. Allâh dilediğini dosdoğru yola erdirir.

258-) Allâh, kendisine hükümdarlık verdiği için, İbrahim ile Rabbi konusunda tartışanı görmedin mi? İbrahim: “Benim Rabbim O’dur ki diriltir ve öldürür” dediğinde, o da :”Ben de diriltir ve öldürürüm” dedi. İbrahim: “Allâh Güneş’i doğudan doğduruyor, hadi sen batıdan doğdur bakalım” dediğinde ise, o kâfir (hakikati örten) apışıp kaldı! Allâh zâlimler topluluğuna hidâyet etmez.

264-) Ey iman edenler, malını insanlara riya (kendine isim yapmak) için harcayan ve “B” işaret anlamıyla Allâh’a ve gelecekte yaşanacak sürece iman etmeyen bir kimse gibi, sadakalarınızı başa kakma veya eziyet etme gibi davranışlarla iptal etmeyin. Bunun misali, üzerinde bir miktar toprak bulunan kaya gibidir. Şiddetli yağmur ona isâbet edince üzerindeki toprağı götürdü ve geride çıplak kaya kaldı. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allâh inkârcılar topluluğuna hidâyet etmez.

272-) Onların hidâyet bulması senin işlevin değildir! Ne var ki Allâh dilediğine hidâyet eder (hidâyet kişinin varlığını meydana getiren Esmâ terkibindeki Hadiy isminin mânâsının açığa çıkmasının dilenmesiyle oluşur; dışarıdan verilmez)! Hayır olarak ne bağışlarsanız bu kendi yararınız içindir. Zaten siz vechullah için (vechullahı bildiğiniz veya gördüğünüz için) bağışlarsınız. Hayır olarak ne bağışlarsanız tamı tamına size geri ödenir ve asla hakkınız yenmez.

ALİ İMRAN

8- Rabbimiz, bize hidâyet ettikten (hakikati gösterip idrak ettirdikten) sonra şuurumuzu (nefsaniyete – egoya) döndürme ve bize ledünnünden bir rahmet bağışla. Muhakkak sen Vahhab’sın.

73-) “Dininize tâbi olmayana inanmayın!” De ki: “Hidâyet, Allâh hidâyetidir (hakikatiniz olan Allâh Esmâ’sının hidâyeti esastır). Size verilenin bir benzeri de başka birine veriliyor diye ya da (verilenle) Rabbinizin huzurunda size galip gelecekler diye mi muhalefetiniz?” De ki: “Muhakkak ki fazl Allâh elindedir, onu dilediğine verir. Allâh Vasi’dir, Aliym’dir.”

86-) Kendilerine açık deliller geldikten, Rasûlün Hak olduğuna şahitlik edip iman ettikten sonra hakikati inkâr eden bir topluluğa, Allâh nasıl hidâyet eder! Allâh zulmedenler topluluğuna hidâyet etmez.

96-) İnsanlar için kurulan ilk ev (mabet) Bekke (Mekke’nin eski adı) içindedir ki âlemlere mübarek ve hidâyet kaynağı olmuştur.

101-) Allâh işaretleri önünüze serilirken, içinizde de Rasûlü varken, nasıl hakikati inkâr edenlerden olursunuz? Kim varlığını oluşturan özü olan Allâh’a (gayrından kesilip) sımsıkı bağlanırsa, işte o Hak yola hidâyet olunmuştur.

NİSA

137-) Sizden önce kendine özgü yaşam tarzları olan toplumlar gelip geçti. Arzda (fiilen veya bilgi yollu) gezinin de (hakikati) yalanlayanların sonu ne oldu görün.

138-) Bu, insanlar için açıklama (ibret), korunanlar için de hidâyet ve öğüttür (aydınlatma).

160-) Zulümleri ve hidâyete engel olmaları nedeniyle helal olan pek çok temiz nimeti onlara (Yahudilere) haram kıldık!

175-) Esmâ’sıyla her şeyin aslı olan Allâh’a iman edip, O’na hakikatleri olarak sımsıkı tutunanlara gelince; onları HÛ’dan bir rahmetin ve fazlın içine sokacak ve onları kendisine varan sırat-ı müstakime hidâyetleyecektir.

MAİDE

46-) Daha onların (teslim olmuş Nebilerin) izleri üzere, Tevrat’tan, ellerindekini (gerçek olanını) tasdik edici olarak Meryemoğlu İsa’yı gönderdik. Ona, içinde Hüda (hakikat ilmi) ve Nur bulunan; Tevrat’tan Ona ulaşmış olanı da tasdik eden, korunanlar için bir hidâyet kılavuzu mahiyetindeki İncil’i, öğüt olması için verdik.

51-) Ey iman edenler… Yahudileri ve Hristiyanları hâmi – dostlar edinmeyin… Onlar birbirlerinin dostu – hâmisidirler… Sizden kim onları hâmi – dost edinirse, muhakkak ki o da, onlardandır… Muhakkak ki Allâh zâlimler topluluğuna hidâyet etmez (nefsine zulmedenlere hakikati yaşatmaz)!

67-) Ey (şerefli) Rasûl… Rabbinden sana inzâl olunanı tebliğ et! Eğer yapmazsan, “HÛ”nun risâletini edâ etmemiş olursun! Allâh seni insanlardan korur… Muhakkak ki Allâh, hakikati inkâr edenler topluluğuna hidâyet etmez!

104-) Onlara: “Allâh’ın inzâl ettiğine ve Rasûle geliniz” denildiğinde, “Babalarımızdan gördüğümüz bize yeter” dediler… Babaları bir şey bilmeyen ve hidâyet üzere olmayanlarsa da mı?

105-) Ey iman edenler… Siz nefsinizden sorumlusunuz! Siz hidâyet üzere oldukça, sapmış olan size zarar veremez! Sizin hep birlikte dönüşünüz Allâh’adır… Yapmış olduklarınızın size neler getirdiğini gösterecektir!

EN’ÂM

56-) De ki: “Muhakkak ki ben, sizin Allâh dûnundan taptıklarınıza ibadet etmekten yasaklandım!”… De ki: “Sizin boş hayallerinize asla uymam! Aksi takdirde gerçekten sapmış olurum ve hidâyet bulanlardan olmam.”

71-) De ki: “Allâh dûnundan, bize ne fayda ve ne de zarar vermeyen şeylere mi dua edip yakaralım? Allâh bizi doğru yola hidâyet ettikten sonra, gerisin geri şirke mi döndürülelim? ‘Bize gel’ diye doğru yola çağıran arkadaşları olduğu hâlde, şeytanların ayartıp uçuruma çektiği ahmak gibi mi olalım?”… De ki: “Allâh hidâyeti işte o hidâyettir! Biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”

77-) Ay’ı (duygusallık kaynağı oluşu itibarıyla benliğini) doğarken gördü… “İşte bu Rabbim” dedi… Batınca şöyle dedi: “Yemin olsun ki eğer Rabbim bana hidâyet etmemiş olsaydı, elbette sapmışlar topluluğundan olurdum.”

80-) Halkı Ona karşı çıkıp, kanıt getirmeye (tanrısallık verdiklerini savunmaya) kalkıştı… (İbrahim) dedi ki: “Beni doğru yola hidâyet etmiş iken, Allâh hakkında benimle tartışıyor musunuz? O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam! Ancak Rabbimin dilediği şey müstesna (bana ancak Rabbimin izniyle bir zarar erişebilir)… Rabbim her şeyi ilmiyle kapsamıştır… Hâlâ düşünmüyor musunuz?”

84-) Biz Ona (İbrahim’e) İshak’ı ve Yakup’u bağışladık… Hepsine hidâyet ettik (hakikati bildirdik). Daha önce Nuh’a ve Onun zürriyetinden Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da hidâyet etmiştik… Muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.

87-) Onların babalarından, zürriyetlerinden ve kardeşlerinden bazılarını da! Onları seçtik ve doğru yola hidâyet ettik.

88-) Bu, Allâh hidâyetidir… Kullarından dilediğine, onunla hidâyet eder… Eğer Onlar dahi şirk koşsalardı, elbette yaptıkları tüm yararlı çalışmalar hiç olur, boşa giderdi.

90-) İşte bunlar, Allâh’ın hidâyet ettiği kimselerdir… Sen de onların gerçekliğine uy! De ki: “Ona (tebliğ etmeye) karşılık sizden bir ecir istemiyorum… O sadece insanlara (âlemlere) hatırlatmadır!”

97-) “HÛ”dur; karanın ve denizin karanlıklarında, hidâyet bulmanız için yıldızları oluşturan! Gerçekten biz, bilen bir toplum için işaretleri tafsil ettik.

125-) Allâh kimin için hidâyet murat ederse, onun sadrını (içini – anlayışını) İslâm’a (teslim olmuşluğunun farkındalığına) açar! Kimi de saptırmayı dilerse; onun da sadrını (içini) daraltır, sanki zorlukla semâya yükseliyormuş gibi! Böylece Allâh, iman etmeyenleri aşağılar!

140-) Cehaletten, evlatlarını ahmakça öldürenler ve Allâh’ın kendilerine ihsan ettiği rızkı Allâh üzerine iftira ederek haram yapanlar, gerçekten hüsrana uğramıştır… Gerçekten bunlar sapmışlardır ve hidâyetten mahrumdurlar.

144-) Deveden iki, sığırdan iki (çift)… De ki: “İki erkeği mi (Allâh) haram kıldı, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinin iştimal ettiğini mi (içine aldığını)? Yoksa Allâh size bunu vasiyet ettiğinde, şahitler mi idiniz?”… İnsanları saptırmak için, bilgisizce Allâh üzerine yalan uydurandan daha zâlim kimdir?.. Muhakkak ki Allâh zâlim halka hidâyet etmez.

149-) De ki: “Hüccetül’Baliğa (açık kesin delil) Allâh’ındır”… Eğer dileseydi, elbette hepinizi hidâyete erdirirdi.

154-) Sonra, Musa’ya Hakikat ve Sünnetullah BİLGİsini, hüda (hidâyet) ve rahmet olarak, muhsin olanlar üzerine de (nimetimizi) tamamlamak ve her şeyi açıklamak için verdik… Ki böylece onlar, Rablerine kavuşacaklarına iman etsinler.

157-) Yahut: “Eğer bize de O BİLGİ inzâl olunsaydı, elbette onlardan daha fazla, hidâyet olanı değerlendirirdik” demeyesiniz diye… Rabbinizden size apaçık deliller, hüda (hakikat bilgisi) ve rahmet gelmiştir… Allâh’ın işaretlerindeki varlığını (Esmâ’sının açığa çıkışı olan işaretleri) yalanlayıp, onlardan yüz çevirenden daha zâlim kimdir! İşaretlerimizden yüz çevirenler, yüz çevirmelerinin sonucunu, azabın en kötüsü ile yaşayacaklar!

161-) De ki: “Muhakkak ki Rabbim beni, sırat-ı müstakime hidâyet etti… Yürürlükte olan değişmez Din’e, hanîf olan İbrahim’in milletine… (O) müşriklerden olmadı.”

A’RÂF

30-) Bir kısmınıza hidâyet etti, bir kısmınız üzerine de dalâlet hak oldu! Muhakkak ki onlar (dalâlet hak olanlar), Allâh’ı bırakıp şeytanları (saptıranları) dostlar edindiler… Sanıyorlar ki kendileri hidâyet üzeredirler!

43-) Onların (cennet ashabının) içlerinde kin, sevgisizlik ne varsa söküp attık… Onların altlarından nehirler akar… “Bizi buna hidâyet eden Allâh’a aittir, HAMD! Eğer Allâh bize hidâyet etmeseydi, biz buna ulaşamazdık… Andolsun ki, Rabbimizin Rasûlleri Hak olarak gelmiştir” derler… “İşte yaptığınız çalışmalar sebebiyle mirasçı kılındığınız cennet!” diye (onlara) nida edilir.

52-) Gerçek ki onlara, iman eden topluluğa rahmet ve hidâyet kılavuzu olacak, ilime dayanan ayrıntılı bir BİLGİ kaynağı getirdik.

148-) Musa’nın halkı ondan sonra (yani Musa’nın Tur’a çıkışından sonra), kendilerinin değerli süs eşyalarından meydana gelen, (buzağı gibi) böğürebilen buzağı heykeli edindiler… Fark edemediler mi ki o (heykel) onlarla ne kelâm edebiliyor ne de bir yola hidâyet edebiliyor? Onu (ilâh) edindiler ve zâlimler oldular (nefslerine zulmettiler)!

155-) Musa, tövbe etmeleri için kararlaştırılan yere gelmek üzere, halkından yetmiş adam seçti… Ne zaman ki orada onları şiddetli sarsıntı yakaladı, (Musa şöyle) dedi: “Rabbim… Eğer dileseydin (hakikati örtme suçundan dolayı) onları da beni de daha önce helâk ederdin! Aramızdaki anlayışı kıtların yaptığı yüzünden bizi helâk mi edeceksin? O ancak, senin bir fitnendir; kimi dilersen onunla saptırır ve kimi dilersen hidâyet edersin… Sen Veliyy’mizsin; bizi mağfiret et ve bize rahmet kıl… Sen Ğâfir’lerin (bağışlayanların) en hayırlısısın.”

178-) Allâh kime hidâyet eder ise, odur hakikate eren! Kimi de saptırır ise, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

186-) Allâh kimi saptırırsa, artık ona hidâyet edecek yoktur… Onları kendi taşkınlıkları içinde kör ve şaşkın, bocalar hâlde bırakır.

193-) Şayet onları hüdaya (hidâyete) davet etseniz, size tâbi olmazlar… Ha onları davet etmişsiniz ha susmuşsunuz, ikisi de birdir.

198-) Onları hidâyet etmeleri için çağırsanız, işitmezler… Onları sana bakar sanırsın, ama görmezler!

TEVBE

19-) (Ey müşrikler) siz, hacıların su ihtiyacını karşılamayı ve Mescid-i Haram’ı imar etmeyi, Esmâ’sıyla hakikati olan Allâh’a ve gelecekte yaşanacak sürece iman eden ve Allâh uğruna mücahede eden gibi mi kabul ettiniz? (Bunlar) Allâh indînde eşit olmazlar! Allâh, zâlimler topluluğuna hidâyet etmez.

24-) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, kesat gitmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız meskenler; size Allâh’tan, Rasûlünden ve O’nun yolunda cihattan daha sevimli ise, artık Allâh’ın hükmünün açığa çıkmasını bekleyin… Allâh fâsıklar (bilinçleri Hakk’a ve Din’e karşı körelmişler) topluluğuna hidâyet etmez.”

37-) Haram ayları ertelemek ancak küfürde bir arttırmadır! Hakikat bilgisini inkâr edenler, onunla saptırılır… Onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram yaparlar ki; Allâh’ın haram kıldığının (yalnızca) sayısına uysunlar da (arkasındaki esas önemli olayı örtüp böylece) Allâh’ın haram kıldığını helal kılsınlar! (Oysa haramiyet, ayların özelliğinden değil Allâh hükmündendir)… Kötü uygulamaları onlara süslü gösterildi… Allâh, hakikat bilgisini inkâr edenler topluluğuna hidâyet etmez.

YÛNUS

25-)  Allâh, Selâm Yurduna (bedensel sınırlamalar ötesindeki, hakikatinize bahşedilmiş kuvvelerle yaşam boyutuna) çağırır ve dilediğini sırat-ı müstakime hidâyet eder.

35-)  De ki: “Ortak koştuklarınızdan hangisi Hakk’a erdirebilir?” De ki: “Allâh, Hakk’a hidâyet eder… Hakk’a erdiren mi tâbi olunmayı hak eder, yoksa kendisi hidâyet bulmakta yetersiz olan mı? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?”

45-)  Onları haşredeceği süreçte, sanki (dünya yaşamında) günün bir saatinden fazla yaşamayıp bu arada tanışmışlarcasınadır… Allâh’a likâyı (hakikatleri olan Esmâ’nın farkındalığına ermeyi) yalanlamış olanlar, gerçekten hüsrana uğramıştır… (Onlar) hidâyete elverişli değillerdi.

HÛD

112-)  O hâlde sen hükmolunduğunca hakikati yaşa (istikamet sahibi olmak, hidâyetin açığa çıkması sonucu olarak hakikatin yaşanması, demektir. A.H.)! Seninle beraber, tövbe edenler de (hakikati yaşayamamalarına neden olan şeylere tövbe edenler)… Sakın taşkınlık yapmayın! Çünkü O, yapmakta olduklarınızı (B sırrınca) Basıyr’dir.

İBRAHİYM

4-) Biz her Rasûlü kendi toplumunun lisanı ile irsâl ettik ki, onlara en anlaşılır şekilde açıklasın… (Artık) Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidâyet eder… O, Azîz’dir, Hakîm’dir.

21-) Hepsi Allah için, her yönleriyle, topluca ortadadırlar! Zayıflar, büyüklük taslayanlara: “Gerçekten biz, size tâbi olanlar idik… (Şimdi) Allah’ın azabından bir şeyi bizden savabilir misiniz?”… (Büyüklenenler) dediler ki: “Eğer Allah bize hidâyet etseydi, elbette biz de size hidâyet ederdik… (Şimdi) sızlanıp feryat etsek de yahut sabretsek de bize eşittir… (Zira) bizim kaçış yerimiz yoktur.”

NAHL

36-) Andolsun ki, her ümmet içinde: “Allah’a kulluk edin ve taguttan kaçının!” diye bir Rasûl bâ’s ettik… Onlardan kimine Allah hidâyet etti… Onlardan kiminin de üzerine dalâlet hak oldu… (Hadi) arzda seyredin (gezinin) de yalanlayanların sonu nasıl oldu bakın?

48-) Allah’ın yarattığı şeyleri görmediler mi ki, gölgeleri (varlıkları) boyun bükerek, Allah’a (hakikatleri olan Esmâ’ya) secde eder hâlde, sağdan (hidâyet) ve sollardan (dalâlet) döner durur.

64-) Biz sana bu BİLGİyi (Kitabı) karşı çıktıkları şeyi (hakikati) kendilerine açıklayasın diye ve iman eden bir topluma da hidâyet (hakikat bilgisi) ve rahmet olarak inzâl ettik.

İSRÂ

9-) Muhakkak ki şu Kur’ân, en sağlam gerçeğe hidâyet eder; yararlı çalışmalar yapan iman ehline kendileri için büyük karşılıklar verileceğini müjdeler.

KEHF

17-) Güneş doğduğunda, mağaralarının sağından döner… Gurubunda da sol taraflarından geçer… Onlar mağaranın geniş avlusu içindedirler… İşte bu, Allah’ın işaretlerindendir… Allah kime hidâyet ederse, işte o hakikate erdirilmiştir… Kimi de saptırmışsa artık onu aydınlatacak bir velî bulamazsın.

57-) Rabbinin delilleri (Rabbanî özellikleri) hatırlatıldığı hâlde, onlardan yüz çeviren; iki eli ile hazırlayıp önceden gönderdiği şeyleri unutandan daha zâlim kim olabilir? Gerçek ki, (inkârları dolayısıyla) hakikati fark edememeleri için, kozalarına hapsettik; kulaklarına da ağırlıklar koyduk! Onları Hakikate davet etsen de, bu hâldeyken ebediyen hidâyete eremezler!

HAC

16-) İşte böylece O’nu apaçık delillerle inzâl ettik… Muhakkak ki Allah kimi dilerse onu hakikate yönlendirir, hidâyet eder.

24-) Ve onlar hem düşüncenin sağlıklı olanına yönlendirilmişlerdir; hem de Hamîd’in (verilenleri değerlendirmenin) yoluna hidâyet olunmuşlardır.

NUR

46-) Andolsun ki açıklayıcı işaretler inzâl ettik. Allah dilediğini sırat-ı müstakime hidâyet eder.

54-) De ki: “Allah’a itaat edin ve Rasûlüne itaat edin!”… Eğer yüz çevirirseniz, Onun üzerine düşen sadece kendisine yükletilendir (tebliğ görevi); size de düşen size yükletilendir (itaat görevi)! Eğer O’na (Rasûle) itaat ederseniz, hidâyet bulursunuz! Rasûle ait olan yalnızca apaçık tebliğdir!

ŞUARA

77-) “Kesinlikle onlar benim düşmanımdır… Sadece Rabb-ül âlemîn…”

78-) “Ki O, beni yarattı… O bana hidâyet eder.”

NEML

-)  Yoksa karanın (madde boyutuna ait) ve denizin (ilim-fikir boyutuna ait) karanlıkları içinde size hidâyet eden (hakikatin yolunu gösteren) ve Rahmetinin önünde müjdeciler olarak rüzgârları (Rasûlleri) irsâl eden mi? Allah yanı sıra tanrı mı? Allah, onların ortak koştuklarından Yüce’dir.

KASAS

50-) Çağrına uymazlarsa, bil ki onlar yalnızca kendi asılsız hayallerine tâbi oluyorlar! Allah’tan (hakikatleri Esmâ mertebesinden, kendilerinde açığa çıkan hakikat ilmi olmaksızın), kendi (vehminin getirisi olan) hayal ve tasavvurlarına tâbi olandan daha sapkın kimdir? Muhakkak ki Allah zâlimler kavmini hidâyet etmez.

RÛM

29-) Hayır, zulmedenler bilgisizce kendi boş istek ve hayallerine tâbi oldular… Allah’ın saptırdığına hidâyet edecek kimdir? Onlar için yardımcı da yoktur!

30-) Vechini (şuurunu) Hanîf olarak (tanrıya tapınmaksızın, Allah’a şirk koşmaksızın) o Tek Din’e yönelt! O Allah Fıtratı’na (beynin ana çalışma sistem ve mekanizması) ki, insanları onun üzerine (o ana sistem ve mekanizmayla) yaratmıştır! Allah yaratışında değişme olmaz! İşte bu, Din-i Kayyım’dır (sonsuz geçerli Sistem, Sünnetullah’tır)… Ne var ki insanların çoğunluğu (bu gerçeği) bilmezler.

AHZAB

4-) Allah hiçbir erkeğin göğüs boşluğunda iki kalp oluşturmamıştır! Kendilerinden zihar (eşini anası gibi kabullenerek kendine haram kılma) yaptığınız eşlerinizi, analarınız kılmamıştır. Evlatlık kabullendiklerinizi de oğullarınız kılmamıştır. Bunlar boş laflarınızdır! Allah Hakk’ı bildirir; doğru yola O hidâyet eder!

FATIR

8- Kötü fiilleri kendisine süslü gösterilince, kendini iyi sanan (nasıl iyilerle bir olur)! Muhakkak ki Allah, dilediğini saptırır ve dilediğine hidâyet verir… O hâlde hüsran ehlini düşünüp üzülme! Muhakkak ki Allah onların ürettiklerini (Yaratan’ı olarak) Alîm’dir.

42-) Var güçleriyle (billahi diye) Allah’a yemin ettiler ki, eğer onlara uyarıcı gelir ise, mutlaka (geçmiş ve gelecek diğer) ümmetlerin (herhangi) birinden daha çok hidâyette olacaklardı… Kendilerine bir uyarıcı geldiğindeyse, (bu) onlarda nefretten başka bir şey artırmadı!

SAFFAT

99-) (İbrahim) dedi ki: “Muhakkak ki ben Rabbime gidiciyim… (O), bana hidâyet edecek.”

ZÜMER

3-) Dikkat edin, hâlis din (mutlak sistem ve düzen) Allah (Esmâ’sının açığa çıkması) içindir! O’nun dûnunda (tanrısal kuvveler vehmedilenleri) velîler edinenler: “Biz onlara, sadece bizi Allah’a yaklaştırması için tapıyoruz” (derler)… Muhakkak ki Allah onlar arasında, tartışıp durdukları konuda hüküm verecektir… Muhakkak ki Allah, yalancı olup, hakikati inkâr eden kimseye hidâyet etmez.

23-) Allah, sözün en güzelini; müteşabih (benzetme yollu), mesanî (aynı cümlede veya kelimede iki ayrı işareti vererek ikili anlatımla) bir bilgiyi (tafsilâtlı) indirdi… Rablerinden haşyet eden kimselerin Ondan derileri (tüyleri) ürperir… Sonra bedeni ve şuuru Allah zikrine yumuşar (kabule müsait hâle gelir)… İşte bu Allah’ın hidâyetidir ki onunla dilediğini hakikate erdirir! Allah kimi saptırırsa ona hidâyet edecek yoktur.

36-) Allah, Esmâ’sından yarattığı kuluna kâfi değil mi? Seni O’nun dûnundakilerle korkutuyorlar! Allah kimi saptırırsa onun için hidâyet edici yoktur.

37-) Allah kime hidâyet ederse, kimse onu saptıramaz! Allah (Bi-) Azîz (kullarından bu isminin işaret ettiği özelliği açığa çıkaran), Züntikam (araya duygu katmaksızın yaptığının sonucunu kesinlikle yaşatan) değil midir?

57-) Yahut şöyle der: “Eğer Allah bana hidâyet etseydi, elbette korunanlardan olurdum.”

MÜ’MİN

28-) Firavun ailesinden olup o ana kadar imanını açıklamamış bir adam dedi ki: “Rabbim Allah’tır, dediği için mi bir adamı öldürüyorsunuz? Oysa O, size Rabbinizden apaçık delillerle gelmiştir… Eğer o yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir… Şayet doğru söyleyen ise, sizi uyardığı azap size isâbet eder! Muhakkak ki Allah, (hakikatindeki sermayeyi) israf eden, çok yalancı kimseye hidâyet etmez.”

33-) Arkanızı dönüp kaçmaya çalışacağınız o süreçte, sizi Allah’tan (koruyacak) bir koruyucu olmaz! Allah kimi saptırırsa onun için hidâyet edici yoktur.

FUSSİLET

17-) Semud’a (Sâlih’in halkına) gelince, biz onlara hidâyet ettik de onlar âmâlığı (körlüğü) sevip, hüdaya (hakikate) tercih ettiler… Bu hâlleri yüzünden kazandıkları ile horlayıcı-alçaltıcı azabın yıldırımı kendilerini yakaladı.

ZUHRUF

40-) O sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut o âmâları ve apaçık sapma içinde olanları sen mi hidâyet edeceksin?

AHKAF

10-) De ki: “Gördünüz mü (bir düşünün bakalım), eğer (Kur’ân) Allâh indîndense ve siz Onu inkâr ettiyseniz (hâliniz ne olur)! İsrailoğullarından bir şahit Onun benzeri üzere şahitlik etmiş ve iman etmiş de; (buna karşın) siz benlik taslamışsanız! Muhakkak ki Allâh zâlimler kavmini hidâyet etmez.”

11-) Hakikat bilgisini inkâr edenler, iman edenlere dedi ki: “Eğer hayırlı olsaydı, Ona ulaşmakta bizi geçemezlerdi”… Onunla hidâyet bulmadıkları için: “Bu eski bir yalandır” diyecekler!

FETİH

20-) Allâh, size elde edeceğiniz birçok ganimetler vadetmiştir… Bunu da size pek çabuk verdi ve insanların ellerini sizden vazgeçirdi ki, bu iman edenler için bir işaret olsun ve sizi sırat-ı müstakime hidâyet etsin.

SAFF

7-) İslâm’a davet olunduğu hâlde, Allâh’a iftira edenden (gayrının varlığını kabul edenden) daha zâlim kimdir? Allâh zâlimler topluluğuna hidâyet etmez!

A’LÂ

3-) O ki, takdir etti de hidâyet etti (kemâlâtını izhar için kılavuzladı).

2- KONUYLA ALAKALI ESMALAR:

EL HADİY… Hakikate erdiren… Hakikatin gereğini yaşatan! Hakk’ı dillendirten! Hakikate yönlendiren!

EL LATİYF… Yarattığının derûnunda ve varlığında gizli olan. Lütfu çok olan!

EL VELİYY… Birimde kendi hakikatini tanıma ve gereğini yaşama özelliğini açığa çıkaran. Velâyetin ve onun kapsamındaki üst düzey yaşam özellikleri olan Risâlet ve Nübüvvetin kaynağı. Velâyetin en üst mertebesi olan Risâlet ve bir altı olan Nübüvvet kemâlâtını irsâl eden. Risâlet kemâlâtının zuhuru sonsuza dek geçerli ve işlevli iken, Nübüvet kemâlâtının işlevi yalnızca dünya yaşamında geçerlidir. Nebi, âhiret yaşamında da o kemâlâtla yaşar, ancak işlevi bitmiştir dışa dönük olarak! Risâlet işlevi ise velâyet getirisi üzere devam eder sonsuza dek, velîlerdeki gibi.

EL HAMİYD… Açığa çıkardığı evrensel kemâlâtı “Veliyy” ismi kapsamında açığa çıkardığı âlem sûretlerince seyredip değerlendirendir! Hamd yalnızca kendisine aittir!

3- ESER TARAMASI:

Uranüs`ten gelen akıl ise “aklı kül”den yansımadır!. Çok geniş boyutlu, madde ötesine dönük düşünceleri meydana getirir. Madde ötesine dönük düşünceler Şiron`un uygun açıyla beslemesi halinde hidayet dediğimiz “ALLAH”a ve özüne yönelme” tesirlerini meydana getirir.

*

Âyeti kerimede,”ONLARA YILDIZ OLARAK HİDÂYET EDERİZ” denmektedir.. (Bu konuda geniş bilgi “Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU” isimli kitabımızda mevcuttur. A.Hulusi)

Yani, “o yıldızın ruhâniyeti ile biz ona tesir ederiz”, deyişindeki ifade buradan kaynaklanıyor. Çünkü yıldızın tesiri zaman zaman artar, zaman zaman eksilir.

*

Öyle ise şimdi geldik Dini değerlendirebilmek için gerekli olan “iman nuru”nun kişide ne şekilde oluştuğuna; yani “hidâyet” haline…

Bu konuyu şimdiye kadar hiç açıklanmamış hâliyle “Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU” isimli kitabımızda tüm detaylarıyla yazdıysak da, gene de, konuyla ilgisi sebebiyle burada bir miktar anlatalım…

O “iman” nuru denen “iman”ı Güneş sisteminin son yıllarda keşfedilen gezegenlerinden Şiron`un yansıttığı etkiler meydana getirir.

Üstün aklı ise Uranüs meydana getirir. Uranüs`ün getirdiği feyz eğer Şiron`un da nuruyla desteklenmişse, o kişi velâyet mertebelerinde yüksek derecelere gider. Bunlara ilâveten Plüton`un da uygun açıyla kişinin din evinde yer alması ise “müceddid”lik görevine imkan sağlar…

Şiron`un 120. gündeki tesirleri saidlik – şakilik olayında güçlü rol oynar! Hani “bir melek gelir said mi, şaki mi olduğunu yazar” diye Rasûlullah Aleyhisselâm’ın tarif ettiği olay Şiron`un 120. gündeki diğer gezegenlerle açılarından doğan tesirdir.

Ondan sonra Şiron`un 9. aydaki tesiri kişinin mâneviyata olan istidadını verir. Şiron`un yükselen burçtaki, doğduğu dakikadaki tesiri de kişinin kabiliyetini meydana getirir… Elbette burada mâneviyata dönük kabiliyetten söz ediyoruz. Said-şaki noktası 120. günde belirlenir… İstidat 7. ve 9. ay arasında aldığı tesirlerle oluşur… (AKIL VE İMAN)

*

Dalâlet, hidâyetin zıddı olarak varolmayıp; hidâyetin açığa çıkmaması hâlinin adıdır.

Varlıkta asıl, Allah isimlerinin işaret ettiği mânâlardır.. Bu isimlerin işaret ettiği mânâların ise zıtları varolmayıp, esas olarak bilinen ismin mânâsının açığa çıkmaması dolayısıyla algılanan o durum “zıt” diye düşünülür.

Yani, asıl olan isimlerin özelliklerinin algılayıcıya yeterli oranda açığa çıkmaması hâli, o ismin mânâsının zıddı olarak kabul edilir.

Meselâ varlıkta asıl Nur`dur.. Nur`un algılayıcıya göre yeterli oranda açığa çıkmaması hâlinde, içinde bulunulan durum o birime göre zulmet olarak nitelendirilir.

Zıd olarak kabul edilip de, Allah isimleri içinde yer almayan her mânâ, asâleten var olmayıp; asla göre, izâfeten var kabul edilen mânâlardır. Çünkü varlıkta var olan yapılar, varlıklarını Allah isimlerinden, yani Allah`tan alırlar ki, Allah zıt kavramlar içinde olmaktan münezzehtir! (BİLİNCİN ARINIŞI)

*

(Yunus Kıssasından bahisle) Burada ibret almamız gereken konu: İnsanlara bir takım bilgileri aktarırken bizim sadece ilâhi hidâyete vesile olmak durumunda olduğumuzu, “hidâyetin,” yani “sadece gerçek olanları görebilmek” hâlinin, Cenâb-ı Hak`kın ihsanı ile mümkün olduğunu bilmemizdir.

Toparlarsak…

Biz insanlara gerçekleri gösteremeyiz!.. Ancak, onların gerçekleri görmeleri için birer vesileyiz, bilgiyi aktarırız. Cenâb-ı Hak, dilediği kimsenin basiretini açmışsa, o da, bu basireti ile gerçekleri görür. İşte bu, “Hidâyet Allah`tandır” gerçeğinin idrâkidir. (CUMA SOHBETLERİ)

*

Eğer bir kişiye gerçekten hidayet olmuşsa sizin deyişinizle, o kişi hangi ünvana sahip olursa olsun; ne kadarlık bir topluluğa faydalı olmaya çalışırsa çalışsın, HADDİNİ BİLİR; ve kendisinden mutlaka daha ileride birilerinin olacağını idrâk ederek, bu sahada araştırmalarına devam eder; tâ ki evrensel gerçeğe erip onun sonuçlarını yaşayana kadar!…

Aksi halde, bulunduğu mevkiin nimetleri içinde, o nimetlerin – ister mânevi ister maddi- perdesiyle mutlak gerçekten perdeli olarak bu dünyadan geçer gider!. (EVRENSEL SIRLAR)

*

Müşâhedeye ermek için, mücahede kesinlikle şarttır!. “ONLAR Kİ BİZİM YOLUMUZDA MÜCAHEDE EDERLER, BİZ DE HİDÂYET YOLLARINI KOLAYLAŞTIRIRIZ”

Mücahedesiz müşâhede olmaz… Ne nisbette mücahede edersen, ulaşmak istediğin hedefe ne kadar cehd edersen. Bu yolda savaş verirsen, o nispette “Hak”kı müşahedeye kavuşursun…

Kaç adım atarsan hedefine, o kadar yaklaşırsın!…

Müşâhede, yâni görebilme, şâhid olma, o şeye ulaşmakla ya da yaklaşmakla mümkündür…Hakikat ise, gözle görülecek bir nesne değil, şuurla erilecek bir “ilim”dir!. Hakikat ilmine perde olan şeyler ise, aklın, vehim hükmü altında yorumda bulunmasıdır. (GAVSİYE AÇIKLAMASI)

*

“İhda”nın mânâsı “hidâyet et” demektir… “Hidâyet” ise, “hayır olan gayeyi oluşturacak hedefe, lûtfu letâfetle, varlığın yapısından, bünyesinden gelen bir yoldan erdirmek”; demektir..

“Hidâyet”, en kapsamlı anlamıyla, yaratılmış her “şey”i, o şey hakkında “hayr” olan hedefine, “LÂTİF” isminin sırrıyla, yönlendirip, o yolda yürümeyi ve hedefine ermeyi kolaylaştırmaktır.

Muhakkak ki, herkese bir hedef takdir edilmiştir; ve birim o hedefine kendisine gelen “hidâyet” üzere ulaşacaktır!.. Çünkü ona, o hedefe ulaşmak “hidâyet” edilmiş “kolaylaştırılmıştır”!…

Misâli kendimizden verelim…

Biz, takdiri gereği, bu kitapları yazıyoruz… Ancak, bu kitapları okuyanların belki de çok azı içindekileri değerlendirip, yararlanabilecektir!…

Çoğunluk, okuyacak, belki, “güzel kitap, ne güzel yazılmış, ne kadar enteresan ve akla gelmedik bir tarzda konuyu ele alıyor” diyecek; sonra da dünyasına dalıp, bu değerlendirme doğrultusunda değil, yine eskiden olduğu gibi yaşamını sürdürecektir…

Kimi de, “aman canım saçmalamış; nereden uyduruyor bunları; hiç bugüne kadar böylesini duymamıştık; hayâlinden kuruyor!” deyip kitabı bir kenara atacaktır…

Ve nihayet birazı da, kendisine bu yolda verilmiş olan “hidâyet” sonucu olarak; “Demek olaya böyle de bakılabiliyormuş, işin bu yönü de varmış” deyip, Kur`ân-ı Kerim’i bu gözle değerlendirmeye başlayacak.. Böylece, “Kur`an ‘ın, evrensel SİSTEMİ ve bu sistem içindeki insanın yerini ve yapısını; ve dahi, insanın, yaşamını geleceğe dönük bir biçimde nasıl değerlendirmesi gerektiği yolundaki uyarılarını farklı bir gözle değerlendirip”, sürekli yeni ufuklara kanat çırpacaktır…

“İşte onlar…”

 “Gaybî gerçeklere iman edenler; bunun sonucunda namazlarını ikame edip, kendilerine verilen rızıktan Allah için bağışta bulunanlar; sana ve senden öncekilere indirilenlere dahi iman ederler… Ve ölümötesi yaşam gerçeğine karşı ikana ermişler…”

 “…alâ hüden min rabbihim…”

 “RAB`lerinden gelen hidâyet ile bunu başarmışlardır.”

 “RAB” konusunu daha önce işlemiştik; kısaca tekrarlayalım… Varolanların tüm varlıklarını borçlu oldukları, kendilerini meydana getiren; üzerlerinde görülen her şeyi yaratan yüce güç!.. Her an, O`nun üzerimizdeki etkisiyle hayatımızı devam ettiriyor, tüm fiillerimize, O`ndan gelenlerle yön verebiliyoruz!..

“HİDÂYET”in ne olduğunu da detaylı bir şekilde ve mekanizmasıyla izah etmiştik hatırlanacağı üzere… Şayet bu hidâyet, bu “kolaylaştırma” olmasaydı, iman ehli olmazdık.

Yani biz, kesinlikle bilelim ki, eğer iman ehli isek, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın önerilerine elimizden geldiğince uyabiliyorsak, bu tamamen, “RAB”bımız “HÜD”dan gelen “hidâyet” sonucu oluşmaktadır… (HZ. MUHAMMED NEYİ OKUDU)

*

“ALLAH” ismi ile işaret edilenin, isimlerinin anlattığı özelliklerle varolmuş olan, hakikati bu olan insan, hatırlamalıdır ki, kendisi dünyada yaşadıktan sonra toprak olup yok olup gidecek bir beden değil; hakikatinin gereği ve sonucu olarak varlığındaki kuvvelerle sonsuza kadar yaşayacak olan bir bilinç varlıktır!. Dünya sonrası bedeninin adı da “ruh”tur!.

RAHİM’iyetin gereğidir ki, insan hakikatini idrak eder, kendi özündeki ALLAH isimlerinden kaynaklanan kuvveleri keşfeder, bunları hissedip bunlara yakîn elde ederek “kurbiyet” mertebesine ulaşır!.

Yevm-id Din’de, Melîkiyet ve Mâlikiyet’in kendisinde açığa çıkışını yaşar!.

Bunun kişide yaşanması için kendisine hidayet ulaşmalıdır bâtınından (özünden)!.

Bunun için de “bize hidayet et” denerek bu talep edilir Fatiha okunurken!.

Bu hidayet ile kendilerine en’âm’da bulunulan, yani özlerindeki hakikatleri yaşama özelliğinin açığa çıktığı kişilerin yolunda yürümenin kolaylaşması talep edilir. Bu hakikati inkar edip, gazap ve lânete (uzak düşmeye) veya gerçekten uzak görüşlere kapılarak özlerinden mahrum kalanlardan olmamak talep edilir.

*

ALLAH bir insana hidayet ederse, o kişi içinde yaşadığı toplumun örf ve âdetlerine göre giyim kuşamını devam ettirebilir, ama “sünnetullah” gereği konularda onlara uymaz; hidayet üzere olduğu konularda, öğrendiği gerçekleri onlara bildirmeye devam eder!. (İNSAN VE DİN)

B- ÇÖZÜMLE 

1- AYETLERDE HİDÂYETİN İŞARET ETTİĞİ ANLAM VE AÇILIMLAR:

-       Hidayet; Hakikate erdiren Doğru Anlayış

-       Hidayet; Kur’an-ı Kerim

-       Hidayet; Hakikat ve Sünnetullah Bilgisi.

-       Korunanlara, Kur’an’ın rehberliğinde  erişecek açılımdır Hidayet.

-       Allah Dûnundakilerden yüz çevirmektir Hidayet.

-       Hidayet; Hakikatin Bildirilmesidir.

-       Hidayet Ehli; Rasüle tâbi olanlar.

-       HİDAYET EDEN ( Hakikatin Yolunu Gösteren) LER; RASÜLLERDİR.

-       RASÜLE İTAAT EDEN; Hidayet bulur.

-       İnsanın esma bileşimi itibarıyla imana elverişli olması da hidayettir.

-    İnsanlardan, Çevreden, Etraftan ve birimsel kaygılardan doğan korkular yerine; Allah’tan korkmayı tercih edene hidayet erişmesi umulur.

-    Zalimler, Fasıklar (bilinçleri Hakk’a ve Din’e karşı körelmişler), Yalancılar, İsraf Edenler ve İnkarcılarda Hidayet kesinlikle açığa çıkmaz!

-     Allah Dilediğine Hidayet Eder; yani; hidâyet kişinin varlığını meydana getiren Esmâ terkibindeki Hadiy isminin mânâsının açığa çıkmasının dilenmesiyle oluşur; dışarıdan verilmez.

-       Hidayete erişen kimse hakikati görmüş ve değerlendirmiş kimsedir.

-       Allah Hidayeti; hakikatimiz olan Allah Esmasının hidayeti, esastır.

-       Kâbe; Hidayet Kaynağıdır.

-       Gayrından kesilip varlığını oluşturan özü olan Allah’a sımsıkı bağlanan hidayete erdirilir.

-  İslama; Teslim Olmuşluğunun Farkındalığına açılabilmek; Hidayetin Kişiye Murad Edilmiş olmasındandır.

-       İstikamet Sahibi Olmak; hidâyetin açığa çıkması sonucu olarak hakikatin yaşanması, demektir.

-       BA’S EDİLMİŞ RASÜLÜ TANIMAK VE ONUN İLMİNE UYMAK; hidayete vesiledir.

-       Sağlıklı düşüncelere yönlendirilmiş olmak; hidayet olunmuşluğu açar.

-       Kur’an’ın MECAZ ve MİSALLERİni çözümleyerek değerlendirmek Hidayete vesiledir.

-  ALLAH DİLEDİĞİNE HİDAYET EDER. ONUN HİDAYET ETTİĞİNİ SAPTIRACAK, SAPTIRDIĞINI HİDAYETE ERDİRECEK KİMSE YOKTUR.

2- ESERLERDE HİDÂYETİN İŞARET ETTİĞİ ANLAM VE AÇILIMLAR:

-   Madde ötesine dönük düşünceler Şiron`un uygun açıyla beslemesi halinde hidayet dediğimiz “ALLAH”a ve özüne yönelme” tesirlerini meydana getirir.

-       Dini değerlendirebilmek için gerekli olan “iman nuru”nun kişide oluşması Hidayettir.

-       Hidayet; sadece gerçek olanları görebilme halidir.

-       HADDİNİ BİLMEK; kişiye hidayet olunmuşluğun işaretidir.

-       Kişinin tüm toplumsal şartlanmalara karşı durarak özünü arama çalışmalarına istikrarlı olarak devamı; hidayet olunmuşluğundandır.

-       MÜŞAHEDEye ermek için MÜCAHEDEye girişene HİDAYET YOLLARI kolaylaşır.

-     “Hidâyet” ise, “hayır olan gayeyi oluşturacak hedefe, lûtfu letâfetle, varlığın yapısından, bünyesinden gelen bir yoldan erdirmek”; demektir..

-    “Hidâyet”, en kapsamlı anlamıyla, yaratılmış her “şey”i, o şey hakkında “hayr” olan hedefine, “LÂTİF” isminin sırrıyla, yönlendirip, o yolda yürümeyi ve hedefine ermeyi kolaylaştırmaktır.

-   Biz, kesinlikle bilelim ki, eğer iman ehli isek, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın önerilerine elimizden geldiğince uyabiliyorsak, bu tamamen, “RAB”bımız “HÜD”dan gelen “hidâyet” sonucu oluşmaktadır…

-    ALLAH bir insana hidayet ederse, o kişi içinde yaşadığı toplumun örf ve âdetlerine göre giyim kuşamını devam ettirebilir, ama “sünnetullah” gereği konularda onlara uymaz; hidayet üzere olduğu konularda, öğrendiği gerçekleri onlara bildirmeye devam eder!.

3- EHLİNDEN SON YANSIYANLARLA “HİDAYET” E DAİR ANLAM VE AÇILIMLAR:

-       Okuyup Dinlediklerini Tekrar ederek yaşamak; MUKALLİTLİK= DALALETTE KALMAKtır…

-       MÜŞAHEDENDEKİ KEŞFİ fark etmek ve gereğini ortaya koymak HİDAYETİ AÇAR.

-      HİDAYET; Zati hakikatini bilmezlik, kendi hakikatindeki Allah’ı görememek halinden Zati Hakikatini görür ve değerlendirir hale erdirilmek.

-       Kendi Benliğini Allah’a Eş Koşma Halinden Çıkmak; Hidayet.

-       Çok Yoğun şekilde Dua Etmek; hidayete vesiledir.

-   Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah sözü yani idrakı kavraması, Allahın Tekliğinin İlminin Rasulullah ismi altında Esma manaları olarak açığa çıkışı demektir. Dolayısı iledirki bizim en önde gelen duamız ’Allahım Kelime i Şahadeti yaşamayı  Dünya yaşamından ayrılmazdan evvel bana nasib et’.O zaman Dalal hükmünden çıkıp Hidayete erdirdiklerinden oluruz, benim erdirdiklerimden başka kimse Hidayete eremez ayeti zahir olur.

-       Kelime i şahadeti yaşayıp yaşamadığının en önemli alameti, Rasulullaha baktığın zaman irsal olmuş Allah ilminin dillendiği mahalli görmektir ki bunu Rasulullah’ Beni gören Hakkı gördü’ diye ifade etmiştir. Ve dahası, muhatap olduğun her noktada onun dilediğini yaptığını müşahade edebilmek.

-       Bizim için en önemli şey,bu güne kadar yazdığımız,çizdiğimiz,öğrendiğimiz bilgilerin ana amacı ve hedefi Kelime i Şahadetin önemini ve zaruretini kavrayıp bu amaca yönelmektir. Allah hepinize bu Kelime i Şahadet i Hakkı ile yaşamayı nasib etsin ve bu hal üzere bu dünyadan ölümsüzlük boyutuna geçip her an Kelime i Şahadetin müşahadesi ile Şahadet halinde yaşayalım.

-       DALALETin HİDAYETe dönüşmesi; KELİME-İ ŞEHADETin hakkıyla yaşanması şeklinde olur.

-       KENDİNİ ALDATMAMAK için KENDİYLE HESAPLAŞMAK; Hidayetin açığa çıkışının ilk adımı.

-       Kendi halini kendine İTİRAF ETMEK de adımlardan biri.

-       İçinde bulunduğumuz halin bir tür ŞİRK HALİ OLDUĞUNU FARK ETMEK; Hidayete vesiledir.

-       DUA SİLAHInı değerlendirmek; Hidayete vesiledir.

-       Duayı en güçlü şekilde değerlendirmek namazın secdesinde oluşur.

-       FATİHA nın anlamını derunumuzda düşüne düşüne kılınan iki rekat namaz; Hidayete vesiledir.

-      YAKİYN TALEBİ ile dua ederken, dünyevi bağların etkisi ve düşüncesi kalmaksızın Fİ SEBİLİLLAH bunu istemek; Hidayete vesiledir.

-       Namazın; tüm rükunlarında ne söylediğini ne yaptığını tefekkür ederek yaşamak, hissetmek; Hidayete dair dönüşümü başlatır.

-       “Ben bir takım çalışmaları yoğun ve güçlü biçimde yaparsam Hidayete ererim” yaklaşımı doğru değil.

-       ŞAHİDİM diyerek “Şehidallahu ennehu” Allah senin dilinden şehadet etti mi varlıkta benden gayrı yoktur diye?

-       Senin beyninden açığa çıkan esmadır kendine “ben” diyen. “Sen” asla “ben” diyemezsin.

-       Sana verilmiş hiçbir şey yok çünkü gerçekte sen yoksun! Var olan yalnızca esma açığa çıkışı. Esma açığa çıkışı olarak dilediğini dillendiriyor sende.

-       Hidayet edersem hidayet üzeresin, etmezsem dalalet üzeresin diyor.

-       Sen hidayet üzere olduğunu da söylesen, dalalet üzere olduğunu da söylesen şirkini itiraftan başka bir şey yapmış olmazsın.

-       KALDIR KENDINI ARADAN/ ORTAYA ÇIKSIN YARATAN

-       Acizsin, Fakirsin, Mutlak Yok olana bir varlıksın! Yoku yok etmek asla mümkün değildir.

-       Hidayeti açığa çıkartırsa sende o açığa çıkışın sonunda bütün varlıkta benliklerin değil esma açığa çıkışlarını seyredersin.

-       Karşıdaki her birimde o esma açığa çıkışının kendine hitap ettiğini müşahede edersin hidayet açığa çıkarsa. Bunun tanımlaması da ŞEHADETtir. Kelime-i Şehadet o açığa çıkışta dillenmiş olur.

-       “Bende o açığa çıkıyor” yaklaşımı (Yusuf 106) daki şirk halinde iman. Oysa sende O açığa çıkıyor yanlış, sana verilmiş lütfedilmiş hiçbir şey yok.

-       Dilediğince açığa çıkıyor, dilediğini yapıyor, her noktada. Bu açığa çıkışıyla da şirki küfrü zulmü rahmeti meydana getirir. Gerçekte sana bana varlıkta yer yoktur. AHADÜSSAMEDin bir anlamı da budur. Onun Ahadiyeti dışında hiçbir ŞEY mevcut değildir.

C- SONUÇ:

Tüm bu anlatılanlardan elde edilenleri değerlendirmek üzere hakikatine yönelebilmek, bu yönde çalışmalar yapabilmek, bu yönde duaya yoğunlaşmanın insana kolaylaşması başlı başına bir nimet olup, lütfu ilahi eseridir.

Ne var ki; kişi; “Ben çalışır, çabalar, gereklerini yapar ve istediğim neticeyi hidayet olarak elde ederim” diyemez. Böylesi bir yaklaşım şirkin ta kendisidir. Çünkü Hidayet; Onun dilemesi ve ihsanıdır.

Bu ihsana erişebilmek niyetiyle girişilen dua ve yönelişte esas olan;

-       KENDİ GERÇEĞİNİ ÖZÜNE İTİRAF ETMEK

-       BAĞIŞLANMA VE AF DİLEMEK

-       HADDİNİ BİLEREK YAŞAMAK

-  BAKTIĞI HER YERDE HAKKI, GÖRDÜĞÜ HER MAHALDE ESMA AÇIĞA ÇIKIŞINI SEYREDEBİLMEK

-     ÖZELLİKLE GECELERİ DÜŞÜNE DÜŞÜNE, TEFEKKÜR EDE EDE KILINAN  NAMAZLARDA FATİHANIN HAKIKATINI ANLAMAYA ÇALIŞARAK SALATI YAŞAMAK, UZUN SECDELERDE GURURSUZ, KİBİRSİZ, EGOSUZ OLARAK RABBINE HERŞEYİNİ İTİRAF ETMEK VE BAĞIŞLANMA DİLEMEK.

-       RİSALET İLMİ DOĞRULTUSUNDA YAPILAN ÇALIŞMALARDA İSTİKRARLA YÜRÜMEK

-       ACZİNİ, FAKRINI HİSSETMEK

-       KELİME-İ ŞEHADETİ DİLLENDİRMEK İÇİN MÜŞAHEDE HALİNE GEÇEBİLMEK (Yorumsuz Seyir ve Gözlemci Olabilmek)

-      İNSANLAR ARASINDA KENDİNİ EN AŞAĞI DERECEDE GÖRECEK ÖLÇÜDE MUTEVAZI OLMAK.

-       TUM İNSANLARI, TUM MAHLUKATI AYRISIZ GAYRISIZ SEVEBİLMEK

-       ASLINDA HİÇ VAR OLMADIĞINI FARK ETMEK

Hidayetin bizlere erişmesine, daha doğrusu bizlerde açığa çıkışına en güçlü vesilelerdir diye düşünüyorum.

ALLAH HİDAYETİNİN DİLEDİĞİNDE AÇIĞA ÇIKMASINI İSE; RASULULLAH İLMİNİ YANSITAN; BA’S OLMUŞ RASULU FARK EDEBİLMEK VE ONUN İLMİNİ İRSAL OLAN İLİM ANLAYIŞI İÇİNDE DEĞERLENDİRMEK DİYE ANLIYORUM.

Umulur ki Hidayetin Açığa Çıkartılması hakkımızda dilenmiş olsun.