Kur’an Çözümünde Kavramlar- 27

Kur’an Çözümünde Kavramlar- 27

“ B A S İ R E T ”

A- ÖN OKUMA

İçinde Basiret ve o kökten kelimelergeçen ayetler çerçevesinde 27. kavram çalışmamız yeni bir tefekkürle daha sürüyor. 

1- AYETLER

BAKARA

6-) Hakikati örten – inkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da fark etmez, iman etmezler!

7-) Allâh, onların, beyinlerindeki hakikat algılamasını kilitlemiştir; basîretleri perdelidir. Yaptıklarının sonucu olarak feci bir azabı hak etmişlerdir.

ALİ İMRAN 13) Hakikat ki; sizin için, karşı karşıya gelmiş iki topluluğun hâlinde bir işaret – ibret vardı; bir topluluk Allâh için vuruşurken, diğerleri kâfirdi ve onları gözleriyle kendilerinin iki misli olarak görüyorlardı. Allâh dilediğini yardımıyla destekler. Muhakkak bunda basîret sahipleri için büyük ibret vardır.

EN’AM 74-) Hani İbrahim, babası Azer`e: “Putları ilâhlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben, seni ve topluluğunu apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.

75-) Böylece İbrahim`e, ikân sahibi olsun diye, semâlar ve arzın melekûtunu (derûnundaki, onları oluşturan kuvveleri) görecek basîreti veriyoruz (gözünün gördüğüyle eşyanın hakikatinden perdelenmesin diye).

104-) Gerçek şu ki, size Rabbinizden değerlendirilesi deliller gelmiştir… Kim basîretiyle gelenleri değerlendirirse kendi lehine, kim de basîretsiz olursa kendi aleyhinedir… Ben, üzerinize muhafız değilim

122-) Ölü iken kendisini (Hakikat ilmi ile) dirilttiğimiz; insanlar içinde onunla yaşaması için basîret nûru oluşturduğumuz kimse(nin durumu); karanlıklar içinde kalıp ondan kurtulamayan gibi olur mu? Hakikat bilgisini inkâr edenlere, yapmakta oldukları böylece süslendirildi.

ARAF 64-) Onu yalanladılar… (Biz de) Onu ve onunla beraber olanları gemide kurtardık… (Esmâ`nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanları ise boğduk… Muhakkak ki onlar basîretsiz bir toplumdu!

179-) Andolsun ki cinn ve insten çoğunu cehennem yaşamı için yaratıp, çoğalttık! Ki onların kalpleri (şuurları) var, (hakikati) kavrayamazlar; gözleri var bunların, onlarla baktıklarını değerlendiremezler; kulakları var, onlarla duyduklarını kavrayamazlar!.. İşte bunlar en`am (evcil hayvanlar) gibidirler; belki daha da şaşkın! Onlar gâfillerin (gılaf içinde – kozalarında yaşayanların) ta kendileridir!

195-) Onların yürüyecekleri ayakları; yahut tutacakları elleri; yahut görecekleri gözleri; yahut duyacakları kulakları mı var? De ki: “Çağırın ortak (koştuk)larınızı, bana tuzak kurun ve hiç göz açtırmayın bana!”

198-) Onları hidâyet etmeleri için çağırsanız, işitmezler… Onları sana bakar sanırsın, ama görmezler!

201-) Korunanlara gelince, onlara şeytandan (bedensellik kabulünde yaşayan) bir taife dokunduğunda, (hakikatlerini) tezekkür ederler… Basîretle değerlendirme yaparlar.

202-) (Şeytanların) kardeşleri ise onları duygusallığa, azgınlığa sürüklerler… Sonra da yakalarını hiç bırakmazlar!

203-) Onlara bir âyet iletmediğinde: “Onu (kendinden) uydursaydın ya!” dediler… De ki: “Ancak, Rabbimden bana vahyolunana tâbi olurum… Bu (Kur`ân) Rabbinizden basîretlerdir (idrak ettirir), hüdadır (hakikat rehberi) ve iman eden topluluk için rahmettir (kemâlâtlarını açığa çıkarır). “

YUNUS 42-) Onlardan, dinliyormuşçasına sana kulak verenler var… Sağırlara (algılayamayanlara) duyurtabilir misin? Hele bir de akıllarını kullanamıyorlarsa!

43-) Onlardan sana bakanlar da vardır… Körlere doğru yolu gösterebilir misin, basîretten yoksunlarsa?

44-) Kesinlikle Allâh, insanlara zerrece zulmetmez! Ne var ki, insanlar kendi nefslerine zulmederler!

HUD 19-) Onlar ki, Allâh yolundan alıkoyarlar ve onu (doğru yolu) eğriltmek isterler… Onlar, (işte) onlar geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerini de inkâr edenlerdir!

20-) Onlar arzda âciz bırakıcılar olmadılar (Sünnetullâh`ı geçersiz kılamazlar; herkes yaptığının sonucunu kesinlikle yaşayacaktır)… Onların Allâh dûnunda velîleri de yoktur… Onlara azap kat kat olur… (Zira onlar) algılayamadılar ve basîretleriyle değerlendiremediler.

SECDE 27-) Görmediler mi ki biz suyu çorak – kupkuru arza sevk ederiz de, o suyla, onların hayvanlarının ve kendi nefslerinin yediği ekini çıkarırız? Hâlâ mı görmüyorlar?

YASİN 9-) Onların önlerinden bir set (geleceği göremezler) ve arkalarından bir set (geçmişlerinden ders almazlar) oluşturduk da böylece onları bürüdük… Artık onlar görmezler.

KALEM 4-) Muhakkak ki sen aziym bir ahlâklasın! 5-) Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler; 6-) Hanginiz cinlere tutulmuştur!

YUSUF 108-) De ki: “İşte bu benim yolumdur; basîret üzere (taklitle değil idrak ettirmeye çalışarak) Allâh`a davet ederim… Ben ve bana tâbi olanlar (basîretle yaşayanlardır). Subhan Allâh! Ben herhangi bir şeyi Allâh`a ortak koşanlardan değilim!”

NAHL 108-) İşte bunlar, Allâh`ın, kalplerini, işitme (algılama) kuvvelerini, basîretlerini (değerlendirme kuvvelerini) kilitlediği kimselerdir! Onlar kozalarında yaşayanların ta kendileridir!

KEHF 100-) Hakikat bilgisini inkâr edenlerin gözlerinin önüne o süreçte Cehennemi, öyle apaçık sermişizdir ki!

101-) Onların, Benim zikrim (hatırlanmam) konusunda, basiretleri perdeliydi! Dinleyip algılamaya da kapasiteleri yetmiyordu!

NUR 44-) Allâh geceyi ve gündüzü birbirine dönüştürüyor (müşahede, içsellikle {enfüsî} dışsallık {âfakî} arasında yer değiştirmede)! Muhakkak ki bunda basîret sahipleri için bir ibret vardır.

RUM 52-) Muhakkak ki sen (bilgisizce kendini toprakta yok olup gidecek beden sanan) ölülere işittiremezsin; (Hakk`a) arkalarını dönüp gittiklerinde sağırlara da işittiremezsin!

53-) Sen basîretsizleri, sapık inançlarından çıkarıp, hakikati gösteremezsin! Sen ancak müslimler (teslim olmuşlar) olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin!

FATIR 44-) Arzda gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl oldu basîretle görsünler? Onlar (öncekiler) kuvvet itibarıyla bunlardan daha şiddetli idiler… Ne semâlarda ve ne de arzda hiçbir şey Allâh`ı etkisiz bırakacak değildir! Muhakkak ki O, Aliym`dir, Kaadir`dir.

SAD 45-) Kudretli ve basîretli kullarımız İbrahim, İshak ve Yakup`u da zikret (an, hatırla)!

46-) Doğrusu biz onlarda, gerçek vatanlarını (hakikat boyutunu) hatırda tutarak yaşama sâfiyetini açığa çıkardık.

KAF 7-) Arzı (bedeni) geliştirdik; onda sâbit dağlar (organlar) oluşturduk! Onda her güzel çiftten (çift DNA sarmalından) bedenin nebatî özelliklerini meydana getirdik.

8- (Hakikatine) dönen her kula basiretini açmak ve hatırlatıp öğüt vermek için.

9-) Semâdan bereketli bir su (ilim) indirdik de onunla cennetler (hakikatindeki kuvvelerin güzelliğini hissettirdik) ve hasat edilen taneler (çeşitli marifetler) bitirdik.

HAŞR 1-Semâlarda ne var ve arzda ne varsa Allâh`ı tespih (ortaya koydukları işlevle Esmâ özelliklerini açığa çıkararak kulluklarını yerine getirmeleri) içindir! O Aziyz`dir, Hakiym`dir.

2-) O, odur ki, Ehl-i Kitap`tan hakikat bilgisini inkâr edenleri, savaş için toplandıklarında (daha savaşmadan) yurtlarından çıkardı… Siz onların (yurtlarından) çıkacaklarını sanmamıştınız… Onlar da kalelerinin (kendilerini) Allâh`tan (gelene) mâni olacağını zannetmişlerdi! Allâh onlara hiç ummadıkları yerden geldi ve kalplerine korku attı! Kendi elleriyle ve iman edenlerin elleriyle evlerini tahrip ediyorlardı! Ey basîret sahipleri ibret alın!

MÜLK 23-) De ki: “Sizi inşa eden ve sizin için algılama kuvvesi, idrak kuvvesi (basîret) ve FUADLAR (Esmâ mânâ özelliklerini beyine yansıtıcı kalp nöronları) oluşturan “HÛ”dur! Ne kadar az şükrediyorsunuz (değerlendiriyorsunuz)!”

2- KONUYLA ALAKALI ESMALAR:

EL AZİYM…  Açığa çıkmış Esmâ özelliği olan hiçbir birimin, azametini kavrayamayacağı muhteşem büyüklük.

EL ALİYM… “İlim” özelliği sebebiyle sınırsız sonsuz her şeyi ve her boyutu, her yönüyle Bilen!

EL HAKİYM… İlminin kudretiyle açığa çıkmasını sebepler zincirine bağlayarak, nedenselliği oluşturan ve böylece kesret algılamasını oluşturan.

EL HAFİYZ… Âlemler içindekilerin varlığının korunması için onların gerekenlerini oluşturan.

EL KAADİR… İlmindekileri kudretiyle bir nedenselliğe dayanmaksızın yaratıp seyreden! Bu hususta asla sınırlanmayan.

EL AZİYZ… Karşı konulmaz güç sahibi olarak, dilediğini uygulayan! Tüm âlemlerde dilediğini karşı çıkacak güç olmaksızın yerine getiren. Bu isim Rab ismiyle paralel çalışan bir isimdir. Rab özelliği Aziyz özelliğiyle hükmünü icra eder!

 3- ESERLERDE BASİRET

“Eşhedü” yani, “Şehâdet ederim”.  Nasıl “şehâdet” edersin? Gözle, değil; basiretimle, idrakımla, anlayış, kavrayışımla, “şehâdet ederim” ki; (Akıl ve İman)

Oysa varlık, gerçekte, bölünmez, parçalanmaz, tek bir tümel yapıdır!… Eğer beş duyu verilerini sadece varlık kesitinden alınmış örnekler olarak kabul edip, ilim gözü ile, basiret gözü ile mevcudata bakarsak, bırakın daha derinlere inmeyi, atom boyutunda bile atomik bir bütünlük olarak karşımıza çıkar. (Bilincin Arınışı)

Biz insanlara gerçekleri gösteremeyiz!.. Ancak, onların gerçekleri görmeleri için birer vesileyiz, bilgiyi aktarırız. Cenâb-ı Hak, dilediği kimsenin basiretini açmışsa, o da, bu basireti ile gerçekleri görür. İşte bu, “Hidâyet Allah`tandır” gerçeğinin idrâkidir. (Cuma Sohbetleri)

Dolayısıyla, bu dünya hayatında ilmini, irfanını basiretini ne kadar artırırsa kişi, ahirette de o mertebelerin gereğini yaşayacaktır. (C.S)

Âbidler, ârifler, âşıklar çoktur. Haşyet ehli çok azdır!. Çünkü, o haşyetin oluşması için çok güçlü bir tefekkür lâzım. Çok yüksek bir basîret ve de ferâset lâzım!. (C.S)

Eğer Cenab-ı Hak, bu kuluna basiret verdiyse, bilir ki, ona “Allah kulu” olmak yeter. İnsanların birçoğu, biraz da nefsine pâye vermek, kendini yüceltmek amacı ile karşısındakine tahakküm etmek ister, hükmetmek ister. Kendi isteklerini ona zorla kabul ettirmek ister, onun arzusu hilâfına… Bu, onda basiretin henüz açılmadığını gösterir. (C.S)

“ALLAH”ın “AHAD” olşunu şayed iyice idrak edersek, görürüz ki -basiretle-, bir ALLAH, bir de, yanısıra kainat gibi, iki ayrı yapı mevcut değildir! (Dinin Temel Gerçekleri)

İşin içyüzüne vakıf olan Erbab-ı Basiret, insan varlığının ebediyet için halk olduğunu bilir ve anlar.. ona yokluk arız olmaz..(DTG)

Hangi mertebedeki kim olursa olsun herkes, bu “Sistem”den algılayabildiği kadarını kavrar!.. Galaktik yapıların oluşumu ve varlığından, genetik veri tabanlarındaki bilince kadar, her şey bu “sistem” içinde yer alır ve görev yapar!. Genden galaksiye ulaşan bir zincir içinde insan kopuk tek başına bir halka değildir elbette akıl sahiplerince!. Basireti açıklarca!.. Materyalist zihniyetten kurtulmuş bilimsel altyapılı kişilerce… (DTG)

Kişinin, kendisinde vehmettiği bireysel bilinci ötesindeki TEK Bir gücün, herşeyi dilediği gibi oluşturduğunu, basiretiyle görmesinin adı “iman”dır.. (DTG)

Dosttan Dostadan…

-  Gözüyle yaşayan, mahlûkattan değil;  basiretiyle yaşayan, ehli kemalâttan ol!.

-  Dışarıda, kaldırabileceğin bir perde mevcut değildir!.. Basîretini körleştiren, değer yargılarını terk et,  ilimle  bak!.

-   İntihar, beden yaşamının son bulması değil;  basîretin  kör edilişidir!.. 

-   Bir başkasına kızan, gerçekte kendi basîretsizliğine kızmaktadır!.   

- Allah bizleri, görünüş ve kelimelerle bloke olup taklitçi yaşamaktan korusun; indindeki gerçekleri müşahede edip, tahkik ehli olarak basîretle ömür sürmeyi kolaylaştırsın!.

-  Basiretinde varlıkların çokluğu yoktur!.. Gözde, çokluk vardır!.

-  Basiret ehli olmayan göremez ki elektriği… Sadece ampulleri görürler ve hükümlerini verirler!.

-    İman nûru olan kişide, basiret açılır! 

-    Allah`ın Vechi, Basiretle (ilimle) görülür! 

-  Yanmamanın bir tek yolu vardır; O sırada kişinin basiretine-şuuruna imanın hâkim olması !..  

- “Tanrı” kavramından kurtulmak irfan ile olur, basiret ile olur … Bunu da, tefekkür ve muhakeme ve ilim getirir!. 

*

Kendini var sanan, karşısındakilerin de var olduğunu sanarak yaşar ve basiretindeki bu perdeden kurtulamaz ise, ölümötesi yaşamda asla bu perdelilikten kurtulamaz. Perdeli olan suçlar!.. Perdesiz olan ise o fiilin hakiki fâilini seyrederek, O`na dil uzatmaz, gönül koymaz!..

İşte “yok”luğa eren fakîr, perdelilikten kurtulmuştur. Allah`la arasındaki bütün perdeler kalkmış ve gözünde gören, dilinde söyleyen hep O olmuştur. (Gavsiye Açıklaması)

Yoksa zâhir gözün gördüğü maddî sûret ile Hak’kı görüyorum sanmak çok büyük câhillik ve gaflettir!. Bunun ötesinde her bir mahâl, o mahâlli oluşturan sûreti meydana getiren “mânâ sûretinin” yâni esmâ-i ilâhi’nin varlığıdır…Bu esmâ baş gözüyle değil gönül gözüyle yânî basîretle görülür ve seyredilir… (GA)

Biz, “ALLAH” indinde “DİN” olan “İSLÂM”ı, çağdaş bilimler eşliğinde daha derinliğine anlama ve anlatma yolunda hizmet veren kişiyiz!.. Eğer bu çalışmalar, “yeni bir din empoze ediliyormuş” gibi tanımlanır veya algılanırsa; bu en basitiyle, “basiretsizlikten ve cahillikten” başka bir şey olamaz!. (Hz. Muhammed Neyi Okudu)

Basiret sahibi bir kişinin “haşyet” hâlini hissetmesi için “ALLAHÛ EKBER” sözcüğünün mânâsını tefekkür etmesi yeterlidir!.. (HMNO)

Bu defa gelmiş olan Yenileyici, Hazreti Muhammed aleyhisselâmın işlevinin vârisi olarak, tüm insanlığın  yaşamına ve düşünsel değerlerine bir yenileyici olarak görev ifâ etmektedir; gerçek anlamda “DİN” anlayışı yenileyicisi olarak!.

Onun 1980`li yıllardan başlayarak dünya üzerine yaydığı yenileme dalgaları, o frekansı almaya açık beyinler tarafından alınarak, varoluş programlarına (fıtratlarına) göre, çeşitli işlevler şeklinde dünya üzerinde açığa çıkarılmaktadır; büyük çoğunluk veya basîreti yeterli olmayanlar tarafından fark edilemese de… Kimi de olayın bu yönü ile ilgilenmediği için, fark etmemiştir bu işlevi! (İnsan ve Din)

Gözündeki yetersizliği, şuur kemâliyle eğer kaldırırsan, idrâkına giren sahada, yani basiretinde varlıkların çokluğu yoktur! Gözde, çokluk vardır!.. Dolayısıyla basiretinde, Allah’ın “vechinden” başka bir şey yoktur!..Yani Allah’ın çeşitli isimlerinin mânâları…Çeşitli isimlerin mânâları, aslında tek mânâdır, burayı iyi anlayalım! Bütün isimlerle kastedilen mânâlar ayrı ayrı mânâlar olmayıp, tek bir mânâdır!..Tek bir mânâ , değişik isimlerle, değişik mânâlar varmış şeklinde çoğaltılmaktadır!.. (İnsan ve Sırları)

Gerçekte sen görmüyor musun!..Senin bakışından kasıt, basirettir, yâni o şeyi idrâktır!..O şeyin ne olduğunu anlayabilmektir!..Ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu anlayabilmektir!..Bakmaktan gaye, basiretin mânâsı itibariyle bir şeyin ne olduğunu anlamaktır. Yani o şeyin varlığının ne olduğunu, nasıl olduğunu, niçin meydana geldiğini bilebilmektir. (İVS)

“Bakmak” ayrı şeydir; “görmek” ayrı şeydir!.. Herkes “bakar”, ama bazıları “görür”!.. “Basar”, bakar; “basiret” görür!.. Yani “görmek”ten murad gördüğünün anlamını çözüp onu değerlendirmektir.. (İslam)

ŞEFÂAT, perdesi kalkmış bir kişinin, diğerinin bilincindeki basiret perdesini açmasıdır; genel anlamıyla!… (Okyanus Ötesinden)

Kendini önce beden olarak tanırsın… Sonra idrâk edersin veya taklîden kabul edersin ki bir de ruhun varmış…. bu derinliğine giden bir görüş keskinliğine yol açar; “basiret” de denir… (OÖ)

“Anlayışın körelmesi”, genel olarak, basiretin gerçekleri değerlendirememesinin adıdır!. (Sistemin Seslenişi2)

Gözleri görmeyen değil; basîreti sistem ve düzeni görmeyen, âmâdır!. (SS2)

“Bu dünyada kör olan, öbür dünyada da kör olacaktır.” (17-72) Hükmü, bizim için geçerli duruma gelecektir. Elbette burada bahsi geçen “körlük” gözlerin değil, “basiretlerin” yani algılama ve değerlendirme kapasitelerinin yetersizliği anlamına gelen “mânevî” körlüktür.. “Kör”lükten kurtulmanın da yegâne yolu, önce bilincimizi, gereksiz ve yanlış bilgilerden arındırmaktır. (Tekin Seyri)

Ne kadar korkunç bir vebâl altında olduklarını fark edemeyecek ölçüde perdelilik ile yaşayan “güdücü”ler!.

“Sakın düşünme!”, “Hikmetini araştırma!”, “Sorgulama!”, “Aklını kullanma!”, “Nedenini kurcalama!”, “Anlamaya çalışma!” denerek beyinlerinin işlevi, basîretleri köreltilen Müslümanlar! (Yenilen)

Bil ki: “İMAN BİLGİSİ İMAN DEĞİLDİR”! “İman ettim” demek “iman edileni yaşamak” değildir! “İman edileni yaşamanın” getirisi yaşamında açığa çıkmıyorsa, “yanma”ların bitmemişse, bir şeylerini “kaybetme korkusu” ile yaşıyorsan, çeşitli dışsal bağlantıların sonuçları bilincinde mevcutsa, “iman ettim” demen senin için “mekr” bile olabilir! Bu konuyu çok iyi düşünmen lazım… Aksi takdirde, yaptığının karşılığını, kendin kendine vermiş olacaksın! Ebedî basîret körlüğünü, beyninden açığa çıkanın sonucu olarak yaşayacaksın! “Hesap görücü olarak nefsin (bilincin) yeter”! (Muhteşem İrsal)

“Nokta”ndaki kudret için yaratılmışsan, sana, evcilik oynamaktan vazgeçip, “M”nden arınıp; dedikodu, gıybet, yalan, dolan, iftira dünyasından uzaklaşıp, Hakikat ilminin kemaliyle âlemleri ve Allah kullarını seyretmek kolaylaşacaktır. Bu amaçla var olmamış isen, “M”li dünyanda, her an bir önceki senden açığa çıkanların sonuçlarını yaşamakla ömrün basiret körü olarak devam edecektir! (Noktandaki Kudret)

B- ÇÖZÜMLEME

1- AYETLERDE BASİRET TANIMLARI:

-  Gözün gördüğü ile eşyanın hakikatinden perdelenmemek.

-  Hakikatini tefekkür ve tezekkür etmek.

-  Gerçeği idrak etme ve değerlendirme kuvvesi.

-  Geleceği görememek, geçmişten ibret almamak; Basiretsizliktir.

-   Allah ve Rasülüne tabi olmak; basiretli yaşamaktır.

2- ESERLERDE BASİRET TANIMLARI:

- ”Kalp Gözü”

-  Şuur gözü

-  Şuurdaki idrâk özelliği

-  Algılama ve değerlendirme kapasitesi

-  “Sistem ve Düzeni” fark edip gereğini yaşayabilme kapasitesi.

-  Gördüğünün anlamını çözüp onu değerlendirmek.

-  İlmi değerlendiren bilinç.

-   İlim

-  Allah`ın vechini görme özelliği…

-  Hakk’ı görme özelliği…

-  “Tek”ten “Çok”a bakış…

3- AYETLERDE BASİRETİN İŞARET ETTİĞİ ANLAM VE AÇILIMLAR:

Hakikati örten ve inkâr edenlerin basiretlerini Allah kilitlemiştir. Allâh, onların, beyinlerindeki hakikat algılamasını kilitlemiştir; basîretleri perdelidir. Yaptıklarının sonucu olarak feci bir azabı hak etmişlerdir. (Bakara-7)

İbret nazarıyla bakmak, arka planı düşünmek basireti açar. Hakikat ki; sizin için, karşı karşıya gelmiş iki topluluğun hâlinde bir işaret – ibret vardı; bir topluluk Allâh için vuruşurken, diğerleri kâfirdi ve onları gözleriyle kendilerinin iki misli olarak görüyorlardı. Allâh dilediğini yardımıyla destekler. Muhakkak bunda basîret sahipleri için büyük ibret vardır. (A.İmran-13)

İçine doğduğu ortam ve algıyı sorgulamak basiret açar. Hani İbrahim, babası Azer`e: “Putları ilâhlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben, seni ve topluluğunu apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti. Böylece İbrahim`e, ikân sahibi olsun diye, semâlar ve arzın melekûtunu (derûnundaki, onları oluşturan kuvveleri) görecek basîreti veriyoruz (gözünün gördüğüyle eşyanın hakikatinden perdelenmesin diye). (Enam 74/75)

Herkes için hakikati değerlendirecek kuvve kendindedir. Değerlendiren lehine değerlendirmeyen aleyhine kazanım elde eder. Gerçek şu ki, size Rabbinizden değerlendirilesi deliller gelmiştir… Kim basîretiyle gelenleri değerlendirirse kendi lehine, kim de basîretsiz olursa kendi aleyhinedir… Ben, üzerinize muhafız değilim. (En’am-104)

Basiretle değerlendiremeyen kendine zulmetmektedir. Onlardan, dinliyormuşçasına sana kulak verenler var… Sağırlara (algılayamayanlara) duyurtabilir misin? Hele bir de akıllarını kullanamıyorlarsa! Onlardan sana bakanlar da vardır… Körlere doğru yolu gösterebilir misin, basîretten yoksunlarsa? Kesinlikle Allâh, insanlara zerrece zulmetmez! Ne var ki, insanlar kendi nefslerine zulmederler! (Yunus 427744) Onlar ki, Allâh yolundan alıkoyarlar ve onu (doğru yolu) eğriltmek isterler… Onlar, (işte) onlar geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerini de inkâr edenlerdir! Onlar arzda âciz bırakıcılar olmadılar (Sünnetullâh`ı geçersiz kılamazlar; herkes yaptığının sonucunu kesinlikle yaşayacaktır)… Onların Allâh dûnunda velîleri de yoktur… Onlara azap kat kat olur… (Zira onlar) algılayamadılar ve basîretleriyle değerlendiremediler. (Hud- 19/20)

Basiretli ile basiretsiz farkı ölü diri farkı gibidir. Ölü iken kendisini (Hakikat ilmi ile) dirilttiğimiz; insanlar içinde onunla yaşaması için basîret nûru oluşturduğumuz kimse(nin durumu); karanlıklar içinde kalıp ondan kurtulamayan gibi olur mu? Hakikat bilgisini inkâr edenlere, yapmakta oldukları böylece süslendirildi. (En’am- 122)

Basireti açık olmayanlar Rasülü ve Risaleti (Hakikat Yansıtıcısını ve hakikati) değerlendiremezler. Bu değerlendiremeyişleri, azabı hak ettirir. Onu yalanladılar… (Biz de) Onu ve onunla beraber olanları gemide kurtardık… (Esmâ`nın açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanları ise boğduk… Muhakkak ki onlar basîretsiz bir toplumdu! (Araf- 64)

Basiretsizlik; kozalı yaşamdır. Andolsun ki cinn ve insten çoğunu cehennem yaşamı için yaratıp, çoğalttık! Ki onların kalpleri (şuurları) var, (hakikati) kavrayamazlar; gözleri var bunların, onlarla baktıklarını değerlendiremezler; kulakları var, onlarla duyduklarını kavrayamazlar!.. İşte bunlar en`am (evcil hayvanlar) gibidirler; belki daha da şaşkın! Onlar gâfillerin (gılaf içinde – kozalarında yaşayanların) ta kendileridir! (Araf- 179)

Basiret; bedensellik kabulünde yaşamamaktır, korunma getirir. Korunanlara gelince, onlara şeytandan (bedensellik kabulünde yaşayan) bir taife dokunduğunda, (hakikatlerini) tezekkür ederler… Basîretle değerlendirme yaparlar. (Araf- 201)

Duygusallık; basireti kapatır. (Şeytanların) kardeşleri ise onları duygusallığa, azgınlığa sürüklerler… Sonra da yakalarını hiç bırakmazlar! (Araf- 202)

Basiretle değerlendiren için Kur’an; Rabbini (Terkibini- Programını) değerlendirme ve yaşama lütfu getirir. Onlara bir âyet iletmediğinde: “Onu (kendinden) uydursaydın ya!” dediler… De ki: “Ancak, Rabbimden bana vahyolunana tâbi olurum… Bu (Kur`ân) Rabbinizden basîretlerdir (idrak ettirir), hüdadır (hakikat rehberi) ve iman eden topluluk için rahmettir (kemâlâtlarını açığa çıkarır). ” (Araf- 203)

Dünyayı, çevreyi düşünerek değerlendirmek; basireti açar. Görmediler mi ki biz suyu çorak – kupkuru arza sevk ederiz de, o suyla, onların hayvanlarının ve kendi nefslerinin yediği ekini çıkarırız? Hâlâ mı görmüyorlar? (Secde- 27) Allâh geceyi ve gündüzü birbirine dönüştürüyor (müşahede, içsellikle {enfüsî} dışsallık {âfakî} arasında yer değiştirmede)! Muhakkak ki bunda basîret sahipleri için bir ibret vardır. (Nur- 44) Arzda gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl oldu basîretle görsünler? Onlar (öncekiler) kuvvet itibarıyla bunlardan daha şiddetli idiler… Ne semâlarda ve ne de arzda hiçbir şey Allâh`ı etkisiz bırakacak değildir! Muhakkak ki O, Aliym`dir, Kaadir`dir. (Fatır- 44) Semâlarda ne var ve arzda ne varsa Allâh`ı tespih (ortaya koydukları işlevle Esmâ özelliklerini açığa çıkararak kulluklarını yerine getirmeleri) içindir! O Aziyz`dir, Hakiym`dir. (Haşr-1)

Basireti açılan, basiretsizlerin kendisine ne dediğine aldırmamalıdır. Eni sonu, onların mahcup ve hazin halleri basiretlinin gözleri önüne serilir. Muhakkak ki sen aziym bir ahlâklasın! Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler; Hanginiz cinlere tutulmuştur! (Kalem 4/6)

Basiret; taklit yaşamından tahkik yaşamına geçmeye vesiledir. De ki: “İşte bu benim yolumdur; basîret üzere (taklitle değil idrak ettirmeye çalışarak) Allâh`a davet ederim… Ben ve bana tâbi olanlar (basîretle yaşayanlardır). Subhan Allâh! Ben herhangi bir şeyi Allâh`a ortak koşanlardan değilim!” (Yusuf- 108)

Basireti kapalı olan; hakikati ne işitebilir ne anlayabilir. Muhakkak ki sen (bilgisizce kendini toprakta yok olup gidecek beden sanan) ölülere işittiremezsin; (Hakk`a) arkalarını dönüp gittiklerinde sağırlara da işittiremezsin! Sen basîretsizleri, sapık inançlarından çıkarıp, hakikati gösteremezsin! Sen ancak müslimler (teslim olmuşlar) olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin! (Rum- 52/53)

Basiretle yaşamak; kendi gerçeğini unutmadan yaşamaktır. Resul, Nebi ve Veliler buna örnek insanlardır. Kudretli ve basîretli kullarımız İbrahim, İshak ve Yakup`u da zikret (an, hatırla)! Doğrusu biz onlarda, gerçek vatanlarını (hakikat boyutunu) hatırda tutarak yaşama sâfiyetini açığa çıkardık. (Sad- 45/46)

İnsan; kendi beden ve düşünce dünyasındaki mekanizmayı kavrarsa; bunun basiretli bir yaşam için olduğunu fark eder. Arzı (bedeni) geliştirdik; onda sâbit dağlar (organlar) oluşturduk! Onda her güzel çiftten (çift DNA sarmalından) bedenin nebatî özelliklerini meydana getirdik. (Hakikatine) dönen her kula basiretini açmak ve hatırlatıp öğüt vermek için. Semâdan bereketli bir su (ilim) indirdik de onunla cennetler (hakikatindeki kuvvelerin güzelliğini hissettirdik) ve hasat edilen taneler (çeşitli marifetler) bitirdik. (Kaf-7/9)

Basiret; idrak ve algılama kuvvesidir ki beyin sahibi herkese verilmiştir. De ki: “Sizi inşa eden ve sizin için algılama kuvvesi, idrak kuvvesi (basîret) ve FUADLAR (Esmâ mânâ özelliklerini beyine yansıtıcı kalp nöronları) oluşturan “HÛ”dur! Ne kadar az şükrediyorsunuz (değerlendiriyorsunuz)!” (Mülk- 23)

C- SONUÇ:

BASİRET TEFEKKÜRÜ

Bir Kur’an kavramı olan Basireti, Kur’an ayetleri ve Ehlinin getirdiği açılımlar çerçevesinde okumaya çalıştık. Kuşkusuz Kur’an ayetlerinin çoğunda yer alan esmalar; neyi neyin tetiklediğinin de işaretidir. Basiret konusundaki ayetleri incelerken ALİYMEN KADİYRA ve AZİYZÜN HAKİYM esmalarının kullanıldığını gördük.

Bu ikili esmalar, ilgili konudaki tetiklemeyi işaret eder.

Şöyle ki; ALİYM esmasını basitçe bilgi sahibi olmak diye alırsak hemen peşine gelen KADİYR esması da kişinin kendi fıtratını okuyarak öz kudretini açığa çıkarmasıdır. Buna göre; bir konuda bilgi sahibi olmak; o konuda kudretle duruş göstermenin ön şartıdır. Bilginiz varsa, konuya hâkimseniz, er ya da geç bilginin gereği kudreti de ortaya koyacaksınız demektir.

Diğer ayette de AZİYZ ve HAKİYM esmalarını gördük. Kişi bilgi sahibi olmak ve ona uymak şeklinde basireti yakalayamazsa ne yaşar? O durumda da Aziyz ve Hakiym esmalarının getirisi açılım yaşanır. Bu ne demek?

Aziz esması özetle karşı konulmaz bir güçle dilediğini yapandır. Kur’an’da daha çok imtihan, helak, sınav gibi manalarla beraber geçer. Egonun baskılanarak gerçeğin çıkarılmasını anlatır. Hakiym esması ise hikmetin, oluşumun sebep ve sonuçlarının okunması kavranması demektir. O halde şunu görebiliriz; bilgiye itaatle elde edemediğiniz kudret ve açılım; yaşayacağınız bir sınav, bir bela, bir zorlama, bir baskı ile de size açılabilir. Baskı, sıkma, fitne yaşadığınız konudan ibret alabilirseniz bu peşine Hakiymi; hikmeti kavramayı getirecektir size.

Dileriz, bedensellik kabulü ve beş duyu perdesini aralayarak; genelin benimsediği algı tarzlarından çıkarak hakikatimizi basiretle okumak hepimize hazmıyla kolaylaşmış olsun.