Ömre Bedel An

Ömre Bedel An

(Kadir Suresine bir yaklaşım denemesi)

Surenin Kadr Gecesini; Efendimize (sav) Kur’ân-ı Kerim’in inzalini anlattığı ittifakla kabul edilmiştir.

Ehlinin Kadr ANı ve SIKMA- TAZYİK anlamı üzerinde durması; önceleri Kadr Gecesinin vakti hususunda işaretler verirken son dönemde TANRININ GÖKTEN İNEN KADİR’i gibi yazı ve sohbetlerle Kadr’e dair bir başka noktayı hissettirmeye çalışması bizi de bu sureyi daha farklı değerlendirmeye yöneltti.

Öncelikle surenin Nüzul Sebebini hatırlayalım daha sonra Hz. Muhammed’in Yaşadığı Kadr ANı ve sonrasında açığa çıkan Kur’an-ı Kerim realitesini de göz önüne alarak KENDİMİZDE KADR AÇILIMI nasıl yaşanır ve neler getirir, bunu konuşalım. 

“Bana ÜmeyyeOğulları (emeviler) gösterildi, minberime çıkıyorlardı da bu bana ağır geldi… Bunun üzerine bana <İnna enzelnaHU fiy Leylet-il Kadri…> inzal olundu”…(Hadis)

Efendimiz (sav) bir gün Emevilerin kendi minberine çıktığını müşahede etmiş ve bunun üzerine Kadr Suresi inzal olmuş. Emeviler neyi temsil eder? Minbere çıkmaları ona neden ağır gelir? Bu ağır geliş sonucu açığa çıkan sure nasıl bir mekanizmaya işaret etmektedir?…

Emevilerin saltanata, benliğe, bedene dayalı dışsal din olgusunu temsil ettiklerini biliyoruz!.. İslam’ın özünün ise tanrısallığa yer olmayan Haniflik; hem dünyada hem ahrette işleyen Sistemi Okuma ve ona göre yaşam- düşünce biçimi geliştirme olduğu muhakkak.

Bu çerçevede; İslam gibi bir sistemin yeryüzünde hayata geçirilmesine önderlik edeceklerin Emeviler oluşunu görmek; dirhem dirhem emekle bütçe hazırlayan bir maliyecinin hazineyi eşkıyaların talan ettiğini görmesi yada başakları dolu dolu bir tarla için aylarca emek veren çiftçinin çekirge ordusunca tarla istilasını seyri kadar feci!…

Ne anladık?…

Ürettiğiniz, hayati gaye olarak bütün varınızı uğruna ortaya koyduğunuz eserinizin, onun tam zıddı ellere geçişi. Daha basitçe ifade etmek gerekirse SİZE EN ZIT MANANIN; SİZİN ÜZERİNİZDE TASARRUF EDEREK BENLİĞİNİZİ AŞAĞI ÇEKİP ADETA SIFIRLAMASI!…

Ağır gelmesi ne demek?..

Benliğe, sahipliğe ve kimliğe dönük bir hal bu. Ağırlık, acı, hüzün, tahammülsüzlük hisseden benliktir. Şuur bunlardan berîdir. Şu halde hayat yolunda EN ZIT NOKTADAN BENLİĞİNİZE- KİMLİĞİNİZE- BİRİKİMİNİZE DÖNÜK OLARAK AÇIĞA ÇIKAN VE SİZİ AZ YADA ÇOK ACITAN, HOŞLANMADIĞINIZ BİR OLUŞ diye okuyabiliriz bunu da…

Bunun yaşandığı anın KADR GECESİ oluşu?… Kadr; kudret, şeref, azamet, haşmet, tazyik oluşu?..

Sıkmayla gelen yeni açılım, tazyikle patlayan gayzer, zorlukla açığa çıkan kudret diyelim mi buna?.. Cebrailî Kuvvenin olaylar ve kişiler eliyle açığa çıkışı yada…

Bize göre Kadr ANı; bir milat ANıdır ki; ondan sonrası ondan öncesine kesinlikle benzemez.

Daha tasavvufi ve İslami kavramla da söyleyelim mi?… Sizde mevcut ama sizinle kayda girmeyen HU nun; sizin kabuk benliğinizi yararak açığa çıkması ve sizi ele geçirmesi!…

Daha farklı söylemle; sizden içerideki sizin, vehmi benliğinizi alt ederek asıl fıtratınızı ortaya koyması ve bundan sonra kendini öylece seyre geçişi. Ama geçişi; henüz kamilen durumun oturması değil, başlangıcı!..

Benliğin aşağı çekilip baskılanarak sıfırlanması sonrasında Kudret açılması ne peki?..

Kudret; vehmi benliğin devre dışı kalışı ile açığa çıkan HU’nun kudreti!…

Biz kendi örneklerimizle konuyu fazlaca yaymadan tekrar sureye dönelim ve ayet ayet toparlayalım.

1-) İnna enzelnaHU fiy LeyletilKadr; Muhakkak ki biz Onu (Kurân’ı)(Hz. Muhammed’ina.s.) Kadr gecesinde inzâl ettik!

Burada HU büyük yazılmış… Konuyu Hz. Muhammed (sav) Efendimiz cihetiyle ele alırsak açığa çıkan Kur’an-ı Kerim’dir, an; Kadir Gecesidir… Kendimizde ele alırsak yukarıda da izaha çalıştığımız üzere açığa çıkan; HU’dur, an; Benliğin bir tazyikle yere serildiği andır.

“Leyle” kelimesine Ehli “YOKLUK” anlamı vermiş yazılarında. Kadr de TAZYİK ise… İşaret etmeye çalıştığımız şey oluşuyor; TAZYİKLE kişinin vehmi benliğinin YOKLUĞUNU yaşadığı AN’dır kadr…

İnzal olan; yani bilinmezlik evreninden bilinirlik dünyasına, algılanamayanlar aleminden algı alemine inen nedir peki?… Hz. Rasulullah’ta Kur’an… Ya bizde?…

Kur’anın ne olduğunu hatırlayalım. Neydi Kur’an? SİSTEMİN BÜTÜNSEL OLARAK TEKLİK DÜZLEMİNDE OKUNMASI…O halde? Size inzal olan; fıtratınızın el verdiği ölçüde SİSTEMİ OKUR hale gelmeye başlamanızdır!

2-) Ve ma edrake ma LeyletülKadr; Kadr gecesini(n kadrini, şerefini, haşmetini) bilir misin?

Evrensel Muhteşem Gönül Hz. Muhammed Mustafa inzal olanın ne olduğunu bilemiyor olabilir mi? Hâşâ! “Bilir misin?” sorusu ile sanki ilk anda bilinmeyen bir şey var gibi anlaşılıyor değil mi?.. Bunu nasıl izah ederiz kendimizde?…

Kadr denen o sıkışma ve tazyik anını yaşayan bilinç olayın ilk anında bunun peşinden neler gelişeceğini bilmeyecek kadar yanmaktadır!.. Korkmuştur, ezilmiştir, adeta ben bittim demektedir!… Ben bittim, dediğiniz noktada benlik bitmeye, özben doğmaya başlar…

Tekrar hatırlatalım, söylediklerimiz Efendimiz cihetinden değil bizde yaşanacak Kadr anı cihetindendir…

3-) LeyletülKadri hayrün min elfi şehr; Kadr gecesi, bin aydan (seksen yıllık ömür)daha hayırlıdır!

Bin aydan hayırlı! Yani ömre bedel andır o an… Ömre bedel keşiftir açılan. Ömre bedel hazinedir fark edilen…

Kadr Anı; İmamı Azam’ın Ehli Beytten İmam Cafer’i Sadık’ın sohbetlerine devam etmeye başladığı süreçtir… Ömre bedel olanı fark etmiş de tüm mazisini, tüm birikimini, tüm çalışmasını silen şu cümleyi sarf etmiştir o an: “Hayatının Son İki Yılı Olmasa Numan Helak Olmuştu!…”

Kadr Anı; bazı zevatın hayatında da yeni süreçler açmıştır. Kadr anından sonrası ile öncesini Bediüzzaman Said Nursi; Eski Said- Yeni Said diye ayırırken; İmam Şafii hayatının iki bölüm olduğunu, Şam ve Kahire Fetvalarının ayrı değerlendirilmesi gerektiğini açıkça söylemek durumunda kalacaktır.

Bu ayete gelmişken yukarıdaki açıklamalarımızdan doğacak bir yanlış anlamayı da giderelim.

Kadr Anı, illa acı ve bela ile mi gelir? İlla benliğe darbe mi olur?.. Hayır!.. Genel olarak böyledir sadece.

Özelde ise farkındalığın çok hoş sahneler ve güzelliklerle gelmesi, açılması da mümkündür.

4-) Tenezzelül Melaiketü ver Ruhu fiyha Biizni Rabbihim min külli emr; Melekler ve Ruh Onda tenezzül eder, Rablerinin izni ile her hükümden.

Kadr Anında kişide ne oluyor ki, bu derece kıymetli oluyor o an, sorusunun cevabıdır bu ayet…Melekler ve Ruh, o anda Rablerinin izni kadarı ile tenezzül eder her hükümden…

Kadr Anının getirdiği açılımın niçin şerefli ve niçin ömre bedel olduğunun da açıklaması bu ayet.

Melekler; bizde mevcut melekeler!.. Kuvveler! Ruh; bir şeyin ana gayesini içeren öz mana, öz bilgi. “Olayın ruhunu okudu” sözünde olduğu gibi “Sebepler Perdesi”nden değil özden ve arka plandan, derûndan seyir ruh!…

Melekler her an zaten bizde tenezzül etmede değiller mi? Tenezzül etmeseler ne düşüncelerimizi ne de fiillerimizi açığa çıkaramayız çünkü.

Şu halde Kadr Anında değişen nedir bu tenezzülde?..

Mustafa İslamoğlu Hocanın Arap Gramerinden yansıttığı bilgi ile MELAİKETU VE RRUH kelimelerini bağlayan VE; “Maiyet Vavı” yani BERABERLİK- AYRILMAZLIK BİLDİREN VAVdır…

Buna göre mana; MELEKLER; RUH EŞLİĞİNDE TENEZZÜL EDER şeklinde olur ki bize göre de kendimizde bulmamız gereken asıl manaya göz kırpan anlam budur.

Melekelerin ruh eşliğinde açığa çıkmasından murad ne? Daha önce de tenezzül ediyorlarsa bu defa ruh eşliğinde tenezzülle değişen ne?..

Kişi Kadr Anına kadar belli bir ana gayeye odaklanmaksızın yaşar. Yani, bazen şuura bazen bilince, bazen bedene, bazen hakikatine dönük eylemler ortaya koyar. Kadr Anının yaşanmasından sonra ise tüm eylem, söylem, fiil ve düşünceleri ODAKLANDIĞI ÖZ MANASI, FITRATI VE YAŞAM GAYESİ ÇERÇEVESİNDE GELİŞİR…

Tasavvufla meşgul olmaya başlayan birini ele alalım. Okuması, çalışması, eğlencesi, yönelişi Kadr Anına kadar farklı şeylerden etkilenir… O kişi Kadr Anı yaşadıktan sonra ise oturmasından kalkmasına, yemesinden içmesine, eğlencesinden çalışmasına her şeyi fark ettiği, okumaya başladığı fıtrat ve ana gayesi doğrultusunda gelişecektir.

Kadr anına kadar hem ailemin hem işimin, hem evimin hem akrabamın, hem toplumun hem

komşularımın hakkını vereyim diyerek büyük bir kaosta zaman zaman boğulacak hale gelen kişi, Kadr Anı ile birlikte BENİM BİR ANA GAYEM VAR, VARLIK SEBEBİM NE İSE ONA ÖNCELİĞİ VERİYORUM diyecek, diğer her şeyi ona göre düzenleyecektir!… İşte bu, kişinin tüm melekelerine ana ruhun inişi, tüm kuvvelerini ana gayesine odaklayarak yaşamaya başlaması demektir ki; ayetin işareti de bunadır, kanaatimizce…

RUH kavramını SİSTEMİN RUHU olarak ele alacak olursak yine aynı yere çıkıyor yolumuz. Kişi bir yönüyle kendinde işleyen sistemi, diğer yönüyle de evrensel sistemi okumaya ve kendini ona göre düzenlemeye, disipline etmeye başlıyor bu açılımla.

***

Bu tenezzülün “RABLERİNİN İZNİ KADARI İLE” olması ne demek? Buradaki zamir MELEİKE VE RUHa birlikte işaret eden HİM zamiridir. (Aslı HUM, gramer gereği HİMe dönüşmüş.)

Buna göre mana; KADR ANINDA OLAN BU TENEZZÜL; MELEKELER VE RUHUN TERKİP OLUŞUMU ESNASINDA ALDIĞI TESİRİN İZNİ KADARI İLEDİR şeklinde okunabilir.

120. gün etkisi, genetik miras, çevresel etkilerle şekillenen terkipsel yapı, belli melekeleri belli gayelerle ortaya koyacak biçimde oluşmuştur. Bu nedenle her ne kadar zaman zaman HERŞEY SENİN ELİNDE gibi bir algılama ile sınırsızlık hissi oluşuyor ise de HER BİRİMİZ ALNIMIZDAN ÇEKİLİP GÖTÜRÜLMEKTEYİZ…

Yaratılışında RESİM ve MUSİKİ kabiliyeti olan iki kişiyi ele alalım. Resim kabiliyeti olan resmetmeye meyledecek, her fırsatta çizimlerle meşgul olacaktır doğası gereği… Musiki kabiliyeti olan da musikiye yönelecek haliyle…

Kadr Anında yazı kabiliyeti olana resim, resim olana yazı açılır mı? Kesinlikle hayır!!!! Açılım; ana programın daha geniş kullanılması, yani yazının yada resmin daha bir güçlü açığa çıkışıdır… Yoksa olmayanın sıfırdan açılması değil…

“Bİ İZNİ RABBİHİM” işte bu gerçeği söylemektedir… OLMUŞ BİTMİŞİ YAŞIYORSUNUZ VE BUNA İMAN ETMEDİKÇE DE AZABINIZ BİTMEZ sözünün zannediyoruz bir esin kaynağı da bi izni rabbıhım realitesidir…

Tasavvufun klişe cümlelerinden biri olan AYANI SABİTE DEĞİŞMEZ; LEVHI MAHFUZ DEĞİŞEBİLİR cümlesini de biz Bİ İZNİ RABBIHIM realitesi kesindir değişmez; KADR ANI yaşayanda ana programının elverdiği ölçüde açılımlar tetiklenir diye anlamak istiyoruz.

***

“Her hükümden” açılım gelişi ise; kişinin her bir esmasının eşit oranda yükselmesidir o an!… Her bir esma daha bir güçlü olarak kendi kulvarında kapasite genişliği verir ki RUH diye işaret edilen fıtratın ana gayesi daha iyi ortaya konabilsin.

Her hükümden açılım gelmesini bir sonraki ayetteki “Selam”a bağlamak da mümkün. Ki böyle okuyan ve değerlendiren alimler de olmuştur. Buna göre de her bir esmadan selamette olmak; ESMALAR ARASINDA FARK GÖRME ŞİRKİNDEN ARINIP; OLANI OLDUĞU GİBİ SEYİRDİR Kİ İÇ BARIŞIN VE HUZURUN TEMEL ŞARTI DA BUDUR…

Kişi bu selamet ile iç barışını inşa etmektedir. Kendiyle barışık olmayan, dışarısı ile de barışamayacağı gibi sağlıklı biçimde esas fıtratını açığa çıkarması da imkânsızdır şüphesiz. Kadri yaşayan; neyi niçin yaşadığının her an farkında olacağı için pişmanlık ve yargılama gibi içsel azaplara da son verir.

5-) Selâmun, hiye hatta matle’ılfecr; Selâm (hakikati yaşatarak); tâ ki Fecr’in doğmasına kadar (Hakikatin zuhuru ile şuurun vechi tanımasına kadar).

İşte bu yaşam selamet halidir. Hakikati yaşamak başlı başına huzurdur. Şuur; vechi tanıdığında huzur ve azap kaydından da çıkacaktır aslında. O ana kadar selamettir Kadr.

Ayette geçen “HATTA” kelimesine “KADAR” anlamı verilebileceği gibi yine Arap Gramerinin zenginliği cihetiyle “DİYE” anlamı da verilebilir. Bu durumda mana şöyle bir boyut kazanır: SELAMDIR; SELAMETTİR; FECR DOĞSUN DİYE…

Yani Kadr Anı ile yaşanan selamet hali; gerçek fecr diyebileceğimiz ŞUURUN VECHİ TANIMASI HAKİKATİNİN ALTLIĞIDIR, TEMELİDİR, ZEMİNİDİR… Kadr Anı; o açığa çıksın diye yaşanır ve yaşatılır… Kadr Anı, o gerçek fecri tetikler!…

Bunlar sureden bizim anlayabildiklerimiz… Şüphesiz, doğrusunu Allah, Rasülü ve Ehlullah bilir…

(Kur’an’ın Kalbinden eserinden alınmıştır.)
http://www.kitsan.com/KURANIN-KALBINDEN-HAYATIN-KALBINE-YURUYUS,PR-2363.html

10491083_685333261522554_6510248326370048704_n