Ona Şiir Öğretmedik!

Ona Şiir Öğretmedik!

69-)Ve ma allemnahüş şi`re ve ma yenbeğıy leh* in huve illâ zikrun ve Kur`ânun mübiyn;

O’na şiir öğretmedik! O’na yakışmaz da! O ancak bir hatırlatma ve apaçık bir Kur’ân’dır!

Kur’an’ın bir şiir, Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz (sav) in de bir şair olmadığı vurgulanıyor burada. Kur’an’ın diğer bazı surelerinde de “o bir şair değildir” vurgusu yapılır ısrarla.

Konuyu içeriden okumadan önce şiir ve şairlik konusunda ehli zatların değerlendirmelerini hatırlayalım. Söz önce büyük müfessir Elmalılı merhumda:

“Mana bakımından şiir; hakikat olup olmadığı aranmaksızın hoşlandırmak veya tiksindirmek, coşturmak veya küstürmek gibi hisleri gıcıklayan muhayyel (hayali) kuruntulara, vehmi kıyaslara, hissiyat oyunlarına racidir (yöneliktir- dönüktür.)(Elmalılı Tefsiri Yasin 69. ayet açıklamasından)

Şimdide en kapsamlı tasavvufi Kur’an açıklamasını bu çağa armağan eden Üstad Ahmed Hulusi’nin “Kur’an Çözümü”nde yaptığı şair tanımına bakalım:

“Şairler (şiirlerle duygusallığı tahrik ederek, insanları tanrı edindiklerine tapınmaya yönlendirenler)( Şuara Suresi 224 açıklamasından)

* * *

“Kur’an şiir değildir” derken ne kast ediliyor?

“Hz. Muhammed (sav) e şiir öğretilmemesi” ne demek?

Önce şiir olgusunu dış ve iç görüntüsüyle biraz inceleyelim.

Şiir denince akla ilk gelen hiç şüphesiz ölçü ve kafiyedir. Her ne kadar serbest nazım türlerinde bu konu bir miktar gevşetilmiş ise de kafiyesiz ve ölçüsüz bir metin şiirden sayılmaz. Serbest tarzlarda dahi yer yer ölçü ve uyuma ihtiyaç duyulur.

 Şiir; bir söz oyunudur! İçerik ve manadan daha öncelikli olan; kelimelere takla attırmak, adeta laf cambazlığı ile kelamda ustalığı sergilemektir. Yani, kulağa hoş gelecek ritmik bir kelam akışı, mananın önüne geçmiştir şiirde.

Ses ve tonlama mühimdir. Dinleyene, seyredene keyif verir. Bu nedenle ŞİİR OKUMA YARIŞMALARI yapılırken düz yazı okuma yarışması diye bir müsabaka duymamışızdır değil mi? Düz yazı, düşünceye daha fazla açık olduğu, şekle değil içsel olana nüfuz ettiği için okuma sahasında yarışma yapılmaz!

 Şiir; mutlak surette DUYGU TEMELİ üzerine bina edilir. Duygusuz insanlardan şair çıktığı görülmemiştir. Duygunun öne alındığı yerde ise DÜŞÜNCE VE TEFEKKÜR otomatik olarak ikinci plana itilir, örtülür ve hatta kapanır.

 Elmalılı merhumun gayet veciz buyurduğu gibi şiir; Hoşlandırma – Tiksindirme, Coşturma – Küstürme amacına yönelik, Hayali Kuruntular içeren, Vehmi Körükleyen, Duyguları Tahrik Eden çağrılar yumağıdır şiir.

 Üstad Ahmed Hulusi’nin çok daha çarpıcı olarak vurguladığı gibi duygusallığın tahriki; dışarıda güç vehmetmeye, dışsal tanrılar edinmeye, hakikatten sapmaya sebeptir.

 İster destansı olsun, ister kahramanlık söylemleri içersin, ister içinde vatan- millet gibi değerlere vurgular yapılsın; şiirin insanı dar bir düşünce alanına hapsettiği, evrensel değerlendirme yapmaktan perdelediği zannediyoruz tartışma götürmez bir gerçek.

 Şiir, bir takım sembol ve şifreler taşır. Şairler özellikle hiciv ve methiyelerde bazı şeyleri gizli tutarak merak uyandırma yada muhaliflerinden korunmayı tercih ederler.

 “Kur’an bir şiir değildir” derken ne kast edildiğini o halde biraz daha açık okuyalım. Şiire ait özetlediğimiz değerlendirmeler yönüyle olayı bir de Kur’an’a uyarlayalım. Bakalım neler görürüz?

- Kur’an hisleri tahrik yada vehim uyandırma amacı taşımaz. Bilakis onun amacı düşündürmek, tefekkür ettirmek, insanı bu yolla kendi hakikatine çekmektir. “Düşünmez misiniz?”, “Akletmez misiniz?”, “Düşünenler için ayetlerimizde işaretler vardır” türünden ifadeler; Kur’an’ın şiirsel bir amaç taşımadığının açık beyanıdır. Bu nedenle Kur’an’ı ses uyumu yada lafzi kaideler bütünü gibi okumak, okumak değildir. Bir harfi gırtlaktan çıkarmaya bir ömür harcamak, musiki makamlarına uygun olarak Kur’an tilavet etmek okuyan ve dinleyeni neye odaklıyor, varın siz düşünün.

 -Kur’an saklı sembol ve şifreler kitabı değildir!… Mecazlar içerir, derin manalara işaret eder ama kesinlikle bir şifre ve rumuz demeti değildir. Şu halde Kur’an’da şifre ve sembol aramak, Kur’an’ın ruhuna aykırıdır ki, kişinin hakikatine olumlu hiçbir katkı sağlamaz. Harflerden, kelimelerden geriye ve ileriye dönük çıkarımlar yapmaya çalışanlar Kur’an’a değil dışsallığa bir çağrı yapmaktadırlar! Onu gerçekten OKUmak isteyenin bunlarla işi olamaz.

- Kur’an duygu temeli üzerinde değil akıl, bilim, gözlem ve içsel tefekkür temelinde yükselir.

 -Kur’an, bir gruba karşı hoşlandırma bir başka gruba karşı da nefret ettirme amacı da taşımaz! İnsanların gerek ırk ve gerekse idrak noktasında mensup oldukları tüm grupları Kur’an kucaklamıştır! Zalim de kâfir de, mümin de münafık da, inanan da inanmayan da kendini bulur Kur’an’da. Kur’an’a dışsal bakanlar, onun bazı insan kesimlerini aşağıladığını, yere çaldığını yada cehenneme postaladığını zannetse de olayı içsel değerlendirenler için Kur’an; insanları değil sadece insanı ve onun iç dünyasında sürekli dönüşerek gelişen halleri anlatmaktadır.  Kur’an’ı dış dünyaya ve başkalarına karşı bir azap silahı gibi algılayanlar, kendileri için torpil olarak cenneti, kendileri gibi olmayanlar için de alın size dercesine cehennemi gösterdiğini düşünenler; Kur’an’a şiirsel bakanlardır!

 -Kur’an şiir gibi GEÇMİŞE ÖZLEM (Nostalji) veya GELECEK BEKLENTİSİ içermez!.. Kur’an ANı anlatan bilgidir!… Geçmişin hikayesi (esatıyrul evveliyn) tarzında onu değerlendirenlere Kur’an, kendi lisanı ile kâfir (perdeli) demektedir. Şu halde Kur’an’ı geçmiş kavimlerin, nebi ve rasüllerin hikayesi- kıssası diye algılamak nasıl bir değerlendirmedir yada değerlendirme midir, bir kere daha dikkatle düşünün! 

-Gizlilik yoktur Kur’an’da. APAÇIK BEYAN oluşu, ona her yönelene kendi alemince (idrak düzeyince ) seslenmesi bunu göstermektedir. Tüm idrak gruplarına seslenen yegâne ilahi bilgidir Kur’an!

-Bir zikirdir Kur’an. İnsana özünü, asıl gerçeğini hatırlatmaktadır dün ve yarın kaydından çıkararak ŞİMDİKİ ANI okutmaktadır!

Buraya kadar yazdıklarımız Kur’an mesajının şiir olmadığını, onun bu yaklaşımla okunmaması gerektiğini açıklamak üzere kaleme alınanlardı.

Peki, Kur’an bir hayat kitabı ise, yaşamı şiir gibi algılamamak ne demek?

Muhammedi olmanın bir yolu da hayatı şiir gibi algılamamaktan geçiyor olmasın?!..

 Şayet siz hayatı, sizdeki halleri, çevrenizdeki gelişmeleri şiirsel bir algılama ve şair bakışı ile değerlendiriyorsanız istediğiniz kadar bilgi yüklü olun, istediğiniz kadar derinlere nüfuz edin, bunun gerçek bir okuma olmadığı yukarıdaki tahlilde yeterince açıklanmış olsa gerek.

 Tasavvufla ilgilenmesine rağmen;

- Şekil kalıpları ve yaklaşımlarından çıkamamak,

- Beşerî ve nefsî hallere hakikat bilgisini kılıf geçirmek,

- AN ı değerlendirirken geçmiş ve gelecek odaklı düşünmek,

- Hayatı bir zincirin halkaları, bir trenin vagonları, bir nehrin kıvrımları gibi algılamak,

- Kalbinde birilerine dinmeyen nefretler, birilerine de zapt edilmez sevgiler taşımak,

- Bütün güzel gelişmeleri öteye atarak ileride beklemek,

- Gizem ve sır odaklı düşünmek,

- Ceza ve ödül merkezli değerlendirmek,

- Ceza ve ödülü; karşılığı kıyamete ötelemek,

- İnsani ilişkilerde paylaşım yerine BENLİK odaklı davranmak,

- Olaylar ve hitaplar karşısında yıkıcı HÜZÜN, çıldırtan COŞKU yaşamak,

- Gelişmeleri kendinden ve içeriden bilmek yerine dışarıda suçlu ve bahane aramak;

Hayatı şiirsel okumaktır ve hakikatte körlüğün- kilitlenmişliğin- perdeliliğin ta kendisi olan okuma biçimi de budur!..

 Bu tür bir okuma ve değerlendirme tarzının ÖLÜ bir okuma ve GAFLET hali olduğunu gelecek ayetten çok daha net okuyoruz.