Değiniler- 29

Değiniler- 29

HİDAYET

“Buğday mı istersin Himmet mi?” sorusu; hayvan yanınla yaşamak mı, yoksa Hallife boyutunu sana açacak tetiklemeyi yapalım mı, sorusudur.

Hidayet dışarıdan şırınga edilmez. Elektrik gibi de verilmez. Dış etki; içeriyi tetikler, kişinin Terkbi / Rabbi buna elverişli ise!..

Yunus, yarı yoldan geri dönerek tercihim himmet deyince Hacı Bektaş Veli yol göstermiştir. Terkibinde El- Hadiy ismi yoğun olmasa dönemezdi.

“Aslolan mürşid değil müriddir” sözünün hakikati; terkibin yönelişe el vermesinin önemine işaret eder. Yöneltenden ziyade yöneliş esastır.

Hz. Üftade, ciğer sattırarak Kadı Mahmuttaki hidayet potansiyelini görmek istemişti. El-Hadiy, egoyu silme geçince Hüdai’ye uzanan yol açıldı.

“Hakikatime nasıl ererim?” diyor. Zikir, kitap, yol öneriyorsun. Diyor ki “Daha kısa yol yok mu?” Cep şarjı gibi Hidayet mi istiyorsun desem hayır demeyecek.. Hasbunallah!

KRİZ GÜNLERİ FIRSATTIR

Tasavvufun sadece sosyal medya paylaşımı ve sohbet değil işin bir de hayatî savunma, saf belirleme boyutu olduğunu yaşatacak günler geliyor.

“Hak gör” lakırdısı yapanlar; bıçağın ucu kendilerine değince neyi ne kadar hak görür, izleyeceğiz. Kimse, yaşamadığını ezberden sallamasın!

“Teröristte kendini seyreden de hak” öyle mi? Breh breh breh! Patlamada ölen eşin, çocuğun olsa da mı? Haddini bil, işkembeden atma!

Asırlarca tekkeler barışta sohbet- zikir, savaşta kışla- talim ocağı idi. Savaş dendiğinde atılırlardı. Denenmemiş iman, iman mıdır ki?!..

Rasülullah (sav) ın hayatında irili ufaklı 100 sefer/savaş var! Medine döneminin savaşsız geçen 3 ayı bile yok! Sen ben daha ne gördük?!..

Krizler, hangi beyinde yaşadığının resmidir. Bağırsak Beyin, erzak takviyesi için markete; Üst Beyin, iman takviyesi için gönlüne çağırır.

Türkiye, yakın tarihinde hiç görülmemiş bir temizlik harekâtını içte- dışta başlatınca saflar netleşiyor; renkler belirgin bir hal alıyor.

Savaş, kriz, gerilim, fitne halinin hayırlı yönü; çevrendekilerin ne mal olduğunu ve kendinin ilmi ne kadar hazmettiğini sana göstermesidir.

BASİRET

Duygular, şartlanmalar, gelenekler, alışkanlıklar perdesi ve yerel kalıplardan arınmış evrensel bakış açısına din dilinde Basiret denilir.

Kaynağı “EL- BASİYR” esması olan “Basiret”in tasavvuf öğretisinden Anadolu diline, gönlüne yansıyan karşılığı “KALP GÖZÜ” kavramıdır.

Ateş yanmasa duman tütmez; vardır bi bit yeniği (Basiretsizin hükmü)

Alametler olsa da olay göründüğü gibi olmayabilir” (Basiretlinin seyri)

“Basireti bağlanmak” halk dilindeki gibi anlık şaşkınlık değil bilincin beşeri değerler zincirini kıramadığı için sistemi okuyamamasıdır.

Sorgulama, Yeni Bilgi, Tefekkür, Muhakeme ve İlimce Uygulama… İşte “Göz Blokajı”ndan “Basiret Projeksiyonu”na geçiş formülü.

AHİRET VE RUH

Bilincin dünyada kullandığı araç bedendir. Ölümle bundan inen bilinç, ruh aracıyla ahirete geçer. Ne ki bilincin ebedi bineği ruh değildir.

Eski tasavvuf anlatımlarında Ruh, genellikle bilinç anlamına kullanılır. Bunu bilmeyenler ruhu ebedi sanmıştır. Ebedi olan bilinçtir.

Bilinç cennete ruh olarak değil Nur olarak girer. Arınmamış bilincin cehennem bedenidir ruh.  “Hakikatte Ruh; cehennemliktir.” Şaşırdın mı?!

RUH- İNSAN- CİN. Sahasında tek eser.

http://www.ahmedhulusi.org/tr/kitap/ruh-insan-

ADANIR, KURBAN OLUR, SIZLANIR

Her birim kabre yalnız gömüldüğü halde ebedi beraber olacakmışcasına çocukları, dostları ve arkadaşlarını yaşam gayesi edinenlere şaşarım.

Kendini neye, kime adadıysan onun kurbanı olursun. Adak kurbanının kesilmesi vaciptir! Adandığın, seni kurban edince nankör deme olur mu?

Kur’an “Mallar ve Evlatlar fitnedir (sınav objesidir)” buyurduğu halde çocuklarına adanan ana babalar, Huzur evine konulunca mı uyanacaklar?

Allah, çocuk edinmekten münezzeh. Halifesi de Allah’a ait özellikler taşır. O halde Halifesi çocuk edinir mi? Halifesinin ana-babası olur mu?

BİLDİĞİNİ BİLME, BİLMEDİĞİNİ BİL

“Biliyorum” iddiasında olmak yeni bilgiye kendini kapatmaktır. Kişi, bilmediğini kabullenmedikçe Ehli, gerçeği; yenileyen bilgiyi bildirmez.

Nasıl ki gecekondu temeli üzerine apartman çıkılmazsa, eski bilgi birikimi üzerine yeni bilgi inşa edilmez.

“Bilmede sorunum yok, benim sorunum uygulama” dedi. Ehli dedi ki “Bilmede sorunun olmasa uygulamada sorunun olmazdı!..”

ZİRVEYE TALİP OLMAK

Yükseğe çıktıkça hava soğur, yere indikçe ısınırmış. Duygular sıcacıktır, ısıtır benliği. Akıl soğuktur, üşütür kimliği. Ya Uzay? – 270 imiş…

Bunca korku, bunca duygu, bunca hesap- kitapla mı yükseleceksin gerçeğe? Zirve soğuk ve kaygan. Sen iyisi mi kal dünyanda, başına iş açma.

Soğuk, sessiz, karanlık ve ebediyete açık uzay. En önemlisi de yer çekimi yok dünyandaki gibi. Sen ego çekiminden kurtulmak mı istemiştin?!

EGO ve ÖNEMSENMEK

Önemsenmeyi istedikçe nefsin, önemsizliğini hissettirir sevdiklerin.

Önemsenmekten de geçerse zihnin, önemlisin derler de hiç işitmezsin.

Çırpındım, bağırdım, haykırdım burdayım ben; hepsi sağır kesildi.

Vazgeçtim, çekildim, silindim göz önünden; herkes dikkat kesildi.

 

İlgi arayışı beşere, bilgi arayışı insana has bir özelliktir. İlgi arayan;kişiyi putlaştırma, bilgi arayan; gerçeği araştırma eğilimindedir.

İlgi odaklı; ilgi bulduğuna yapışmayı aşk sanırken bilgi odaklı; hakikati sezdiği bilgiye uyumlanmanın aşk olduğu gerçeğini fark etmiştir.

Tekkeye yeni gelene “Leyla aşkını tat sonra Mevla” denirmiş. “Bastırılmış ilgilerinle yüzleşmeden Özleşemezsin” demekti bu! Flört mü sandın?

Beşeri ilgilerden arınmamışa İnsani bilgi vermek, som altını tenekeciye teslim etmektir. Oysa altını sarraf değerlendirir.

Beşer; bilmediklerini sorar. İnsan; bildiklerini sorgular.

Beşer; yanlışını görmek ister. İnsan; doğrusundaki yanlışı fark etmek ister.

Biri çıkıp “Ben Sezarım” dese tutar, akıl hastanesine yollarız. Allah yanı sıra bizim kendimize Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma dememiz nedir peki?!

Para seyrini izleyen dostum, şimdiye bakıp geleceğin ekonomi eğrilerini çıkarabiliyor. Sen, kendini izleyip gidişatını okuyamadın mı hala?!

Cinsiyet hayvana aittir. Meleklerde cinsiyet yoktur. (Halife) İnsanda da cinsiyet yoktur. Kadınlık gururu, Erkeklik onuru mu dedin sen!?

BİR YANLIŞ ANLAMA

“Ol dedi mi olur” anında görüntü mü? Bebek, anında değil de 9 ayda doğuyor ama? Doğru anla, ol dedi mi olur; süreçlerle bir yaratım anlatır.

VATAN; TOPRAK MI?

“Vatan sevgisi imandandır” İnsanın yaşam gayesi /alanı; Halifeliğidir. Her kişi özünde bu gerçeğe bir sevda taşır. Vatanı toprak mı sandın?!

ÇOCUKLAR KÖLE Mİ?

“İslam köleliği kaldırdı” değil mi? Sen niye çocuklarına ana- baba adıyla hükmetme derdindesin? Evlat görüntüsündeki Kullara zulmetme!

Kendisi okuyamamış, çocuğa yoğunlaşmış; aman iyi ünv kazansın. Çocuk, komplekslerini tatmin aracın mı? Zalimliği bırak ki bedel ödemeyesin!

YUTAN GÜNDEME DİKKAT

Halka etkin bir vortex (enerjik çekim alanı) bilinçli düşünenleri de bazen içine çeker. Şimdilerde ülke gündemi öyle bir vortex oluşturuyor.

Elbette duyarsız olmayalım. Ama gündemimizi de mevcut gündem vortexine kaptırmayalım. İnsan, kendi gündemine odaklanabildiği kadar insandır.

Moğol işgali altında bile Yunus, H.Bektaş Veli, Mevlana, Ahi Evran kendi gündeminden vazgeçmedi. Duyarsız, işbirlikçi iftirası pahasına…

Dışsal gündemi ne kadar içine alırsan özünden ve esas gündeminden o derece uzak düşersin. Olan; olması gerektiği gibi olmakta, yerli yerince.

“Ne olacak bu memleketin hali?” vortexi, “Ne olacak benim halim?” sorgulamasını yutan, kilitleyen bir votextir. Aman dikkat dostum.

Rüzgâr eken fırtına biçer demiş sistemi okuyanlar. Nefret eken şiddet, zulüm eken gazap biçecek. Sen beyin bahçene ekmekte olduğuna odaklan!

Zat demiş ki “Ne yapıyorsun?”. Bizimki “İşler biraz bozuk dükkanda” demiş. Zat “Sen dükkana dön biz Allah Sohbeti yapacağız” demiş (.?!.)

Resmen kovdu beni dedi. Gündemin düşük frekans ise zat ne yapsın? Unutma, Ehli ne var ne yok derse “Bugün Allah için ne yaptın?” demiştir.

“Sırat üzerinde kancalar, dikenler vardır. Çoğu takılır cehenneme düşer” (Hadis)

Gündeminiz; Sıratınızdır! Kanca ve dikeni de siz düşünün.

YAKINLIK PERDESİ

Değer verdiğine yakınlık isteği doğaldır. Ne ki büyük çoğunluk kolay ulaşılanı hafif, zor ulaşılanı saygın bulmak gibi bir perdeye sahiptir.

Uzaktakine insanüstülük atfetmek, yakındakini sıradanlaştırmak bir örtüdür. Önceleri halka yakın zevatın zamanla içe çekilmesi düşünülesi…

Samimiyet- perdesiz yaklaşım düşük algı sahiplerince suiistimale en açık tutumdur. “Rahatsız edilmemeniz için örtünün” mü diyordu Kur’an?!.

İLİM GİYİNMİŞ EGO

Katıldığı sohbet grubu ile sınıf atladığını, tabi olduğu zatla ilmi konumunu güçlendirdiğini düşünmek; beşere has bir zavallılık çeşididir.

Mürit toplamaya “İlim dostluğu” birine mürit olmaya da “Üst bilinçten istifade” etiketi yapıştırmakla kendinden başkasını mı kandırıyorsun?!

“Rehberin, Efendimiz; MÜRŞİDİN, KUR`ÂN, râbıtan, Zât-ı Hak olsun!.. Bil ki, hiç bir fânî mürşid olamaz ve değildir!..” {@AhmedHulusi}

Muhammedilik; Denge Yaşamıdır. Bilinç düzeyi ne olursa olsun Sistem, hiç kimseye açıktan kural çiğneme hakkı vermez! Veli zaten bunu yapmaz.

Sünnetullahın genel- geçer kurallarını göstere göstere çiğneyen, mertebe üstünlüğü imasıyla kendini haklı sayana tek şey söyle: Hadi ordan!

Biz de biliriz havada uçmayı denizde yürümeyi. Ama yapmayız. Çünkü Rabbül Alemine kulluğumuz; Sünnetullaha hürmet gerektirir. (İbni Arabi ks)

Ne birilerine paye verin,ne de size verilen payeleri kabul edin! Biliniz ki Şuurlu İnsan payelerin üstündedir {@AhmedHulusi} Özü bu, bilene!

ÖNEMLİ BİR İNCELİK

“Kitaplarımı hiç okumadın” dedi. Oysa kaç kere okumuştum. Okudum, diyecektim ki uyandım “Evet, okumadım” dedim. “Okutalım o zaman” dedi.

Sıra ile önerdi, okudum. O okuma hepsinden başkaydı. Ehli, bir şeyi oku derse önceden okuduydum deme! OKU dediğindeki okuma çok farklı!

SİSTEMİ ANLAMAK

“Yağmurda şemsiyesiz çıkarım ama ıslanmam” demekle “Yanlışlarım olsa da Allah affeder nasılsa” demek arasında fark var mıdır?

“Ateş yakar, su ıslatır,sıcak terletir” Evet. “Bu işleyişte duygu var mı?” Yok. “Allah Sistemi de öyle acıma yok” Hayır,Allah merhametli (?!)

ŞİKÂYET

Bütün enerjinin çekilip olan moral- huzurun da kalmasın istersen; sürekli şikayetleşen, dert yanan dostlar edin. Ha Vampir, ha Şükretmeyen!

Şu anı şikâyetle geçiren sonraki anları bezgin; şu anı şükürle geçiren sonraki anları dingin geçirmeyi istemiş ve elleriyle tetiklemiştir.

Şikâyet eden huzursuzluğu, şükreden huzuru arttırmaktadır sürekli katlanan biçimde… Ama “Hepsi Allah’tan”dı değil mi? Pardon, çok pardon.

Somali, Sudan köylüleri “Çeşme”,”Musluk” kavramı bilmezmiş. Kuyu- dereden su aldıkları için. 2 saat kesintide demediğimiz kalmıyor Belediyeye.

KİM KİMLE EVLENİRSE NE DOĞAR?

“Ben” ile “Şehvet” in “Beşer” dairesinde “Hırs” ve “Arzu” şahitliğinde kıyılan nikâhından Nar Topu gibi “Şiddet” isimli bir çocukları olmuş.

“Duygu” hanımla “Nostalji” bey “Nefsaniyet” belediyesi “Beşeriyet” salonunda nikâhlanmış. Nar topu gibi bir “Ego”ları olduğu haberini aldık!

“Bilgin” Beyle “Gönül” Hanımın “Tefekkür” dairesindeki nikâhından “İlhami Kadir”,”Doğuş Nur” isminde iki çocuğu olmuş. Daim mutlu olsunlar.

DEĞER Mİ?

Değerlerin olduğu sürece değerlendiremeyecek; değerlerinden geçtiğin zaman değerlendiriyor olacaksın.

Yerleşik kabullerin, olduğu gibi yerinde dururken yeni bilgiyi kabul etmek mi? Dolu kap su almaz. Dolu kaba zaten su konmaz.

ŞÜKÜR VE NANKÖRLÜK

İnsanların çoğu paylaştığı, ikram ettiği nimeti değerlendiremeyenle yolunu ayırma kudreti gösteremediği için göz göre göre kendisini yakar.

Şükür; verileni veriliş amacı istikametinde değerlendirmektir. Paylaşılan ilme şükür; kaynağın muradı doğrultusunda anlamak ve yaşamaktır.

Şükrün zıddı Küfürdür. Küfür; değerlendirememek/ değerlendirmemek/ inadına karşı olmak gibi çeşitlere ayrılır. Küfrün karşılığı azaptır.

Şükür; değerlendirmek, Küfür; inkâr- nankörlüktür. Değerlendirene nimetin çoğaltılması, nankörlük edene azaltılması bir sistem otomasyonudur.

Şükreden, değerlendirenle yakınlık gelişme; Küfreden, inkarcı-nankörle yakınlık tükenme sebebidir. Beraber olanlar aynı akıbeti paylaşırlar.

Kur’an’da geçen “Salihlerle beraber olma” kavramı; Allah nimetini layık-ı vechile değerlendirenlerle yakınlık önerisidir. Görene, köre ne?!

EHLİNİ TANIMAK

Ehli, kendini düzelt demez. Sadece ayna tutar ki göresin. “Ayna tozlu imiş” veya “Pek güzelmiş” diyen de çıkar; toparlanmayı akıl eden de…

Ehline müracaat; gecekonduyu kat karşılığı müteahhide vermektir. Bunu binasına güçlendirme yapmak diye anlayanın ehlinden nasibi yoktur.

Kimi Ehline, kimi Ehlinde kendine bakar. Ehline bakan; tahkik zannıyla taklidini; Ehlinde kendine bakan değişim ve yenilenmeyi güçlendirir.

Ehlini, onay ve tasdik makamı niyetine kullanma gayreti çoğunun düştüğü egosal bir zavallılıktır. Ehli, noter mi ki seni tasdiklesin?!

“Her adımını Ehline sorma” yönelişleri de gördük. Yönelişten asıl amaç her şeyi ona sormak mı, onunla kendi sorgulama melekesini açmak mı?!

Ehli, hiç kimsenin koltuk değneği değildir. Değerlendirebilen için felçliyi ayağa kaldırıp yürütecek tetikleme sahibidir onlar.

“Yol göstersin” niyetinde olan trafik işaretçisi nice mürşidlerle karşılaşır. “Yolumun yol olmadığını göstersin” niyetindeki Ehline ulaşır.

Kafanda bir Allah, bir Rasül,bir Ehli varsa ehlini arama! Yöneliş; üçü birleme gerektirir ki haça tapmaktan Kulluğa geçesin. Ağır mı oldu?!.

MAZERETİN HAKİKATİ

Yönelemeyen bilincin sebepler silsilesiyle kendini kandırmasına Mazeret denir. Sistemde hiçbir mazeret geçerli değildir, mazerete yer yoktur.

Ödeve odaklanamayanın evinde elektrikler kesilir. Halasıgiller misafir gelir. Çünkü beyne iç-dış yoktur. Yönelemeyene sebep yaratır içte de dışta da beyni!

CANIN ÇEKİYOR MU?

“Can” ile “Cin” aynı köktendir. İçinden “Canım çekti” diye bir mesaj alırsan, isteyenin kim olduğunu unutmazsın artık değil mi?