Gerçeğe Odaklananın İki Beyinle Yüzleşmesi

Gerçeğe Odaklananın İki Beyinle Yüzleşmesi

ÖN OKUMA

YUSUF:  Kendi Hakikatine Yönelen Bilinç.

ZİNDAN: Hakikatine odaklananın içe, öze dönmesi. Karanlık zindan; karanlık gece; Vahdet halinin, Kesretten (çokluk ve kalabalıklar dünyasından) Vahdete (Teklik gerçeği ve arıtıcı yalnızlığa yönelişi.

RÜYA TABİRİ: Hakikatine odaklanan, zihnini ve bedenini kalabalıklardan, kesret dünyasından geri çeken ve özüne yönelene açılacak olan “Hakikati Okuma ve Yorumlama Kabiliyeti”

ZİNDAN ARKADAŞLARI: Hakikatine odaklananın kendi gerçeğinde/ özünde mevcut çeşitli potansiyel kuvveler.

EKMEKÇİ: Ekmeğe; yeme- içmeye düşkünlüğü ve tutkularıyla bilinen “Bağırsak Beyin.” Bedenselliği ayakta tutan, dünyaya yontan, egoyu öne çıkaran boyut.

ŞARAPÇI: Üzüm sıkarak şarap elde etme işlemini bilen anlamındaki şarapçı; Üst Beynin; Birinci Beynin çeşitli bilgi ve gerçekleri aklederek, birleştirerek, özümseyerek Tefekkür çıkarma/ Gerçeği Okuma kabiliyeti. Diğer taraftan, Rahiym ve Vedud esmasıyla tetiklenen Aşk potansiyeli. Bir başka açıdan, özüne dönene açılacak olan ve tasavvufta Esma-i Has; İsmi Azam vb tanımlarla geçen; kişiyi gerçeğine sıçratacak, taşıyacak ana fıtrat özelliği.

MELİK: Bağırsak Beyne de Üst Beyne de hâkim olma kudretine sahip olan Halife boyutumuz.

ÇÖZÜMLEME

Hakikati okumak; kendi gerçeğini yaşamak isteyen bilinç sahibinin hayatının bir bölümünde zindan tabir edilen ve din literatüründe “İnziva”, “Uzlet” tasavvuf kültürümüzde “Çile” veya “Erbain Çıkarma” adıyla geçen “Yalnızlık” ve “Kendine Dönme” süreçlerini yaşaması kaçınılmaz bir Sünnetullah kuralıdır. Bu, kimisinde lütuf yollu olarak kendi tercihi ile yaşanırken çoğumuzda sıkma oluşturan bir sınav, bir bela, bir kayıp, bir çöküş vb şekilde zorunlu olarak toplumdan, yakınlardan, çevreden hem bilinç hem de fiili uzaklaşma olarak yaşanır.

Bu sürece Zindan tabir edilmiştir. Zindan; güneş görmeyen, dışa açılımı olmayan, hürriyeti kısıtlayan bir yaşam ortamı. Gece, karanlık Vahdet halini, gündüz ve aydınlık Kesret yaşamını anlatır tasavvufta. Zindan süreci; kendi gerçeğiyle yüzleşmek için yaşanan bir süreçtir ki; okuyamayanın okumaya hamile kalması veya kendi potansiyelini doğurmak üzere kuluçkaya yatmasıdır tabiri caizse…

Hakikatine odaklanma süreci kişiyi kendi gerçeği ile yüzleştirir. Yusuf, zindan sürecinde Ekmekçi ve Şarapçı arkadaşlarını tanıyor. Aslında hepsi kendisi! Ekmekçi Yusuf’un Bağırsak Beyni, Amigdalası, Egosu, Nefsaniyeti. Şarapçı da yukarıda belirttiğimiz üzere Üst Beynin; Birinci Beynin çeşitli bilgi ve gerçekleri aklederek, birleştirerek, özümseyerek Tefekkür çıkarma/ Gerçeği Okuma kabiliyeti. Diğer taraftan, Rahiym ve Vedud esmasıyla tetiklenen Aşk potansiyeli. Bir başka açıdan, özüne dönene açılacak olan ve tasavvufta Esma-i Has; İsmi Azam vb tanımlarla geçen; kişiyi gerçeğine sıçratacak, taşıyacak ana fıtrat özelliği.

Hakikatine odaklananın ilk kazanımı kendisinde iki beyin olduğunu fark etmesidir. Beşeriyeti ile İnsaniyetinin, Egosu ile Halifeliğe dönük Şuurunun farkını sezmesidir. İşte bu süreçte Hakikatine Odaklanan Bilinç, bu ikisiyle yüzleşiyor. Yüzleşmesi zindan arkadaşlığı rumuzu ile anlatılırken, bunların fonksiyonlarını okuması Ekmekçi ve Şarapçının rüyasını tabir diye açıklanmış.

Ne diyor Ekmekçi? “Ben başımda ekmek sepeti taşıyorum, kuşlar da ondan yiyordu.” Yusuf ne diyor? İdam edileceksin!

Görünüşte iyi bir rüya gibi. Öyle ya, ekmek taşıyorsun, hizmet ediyorsun ve mahlûkat ondan nasipleniyor. Ama Yusuf tam tersi bir yorumla öleceksin, diyor. İdam ediliyor.

Bağırsak Beyin, kendisi ekmeğe düşkün olduğu gibi insana da tıpkı ekmek gibi yenilip sonra tuvalete atılacak hormonlar, değerler, şartlanmalar, töreler, göreler, duygular, gelenekler üretir. Ahrete dönük bir üretimi yoktur. Üretimi; gerçeğe dönük değildir. Bu bir…

İkincisi; Bağırsak Beyin; yapı itibarıyla Dışsallığa odaklıdır. Olmayan dış dünyaya çevirir insanı. İkram et, yedir- içir, halka hizmet et, toplumu kurtar, insanlığa adan, herkesi gözet, aman toplumdan kopma, birlik içinde ol herkesle vb söylemler bağırsak beynin kişiye ilhamlarıdır. Sadece ilhamları mı? Hayır. Aynı zamanda hakikate erişmesini engelleyecek, eteğinden ve paçasından hep çekecek olan kancaları, ayak bağları… (Ya Musa, nalınlarını çıkar/ Ey Gerçeğe adanan bağırsak beyin bağlarını terk et!)

Bağırsak Beyin ne diyor? “Ekmek Sepetimden kuşlar nasipleniyor.” Ona göre güzel bu. Mahlûkata hizmet hem de. Neden güzel olmasın? Hakikate göre ise perdenin ta kendisi!..

Bunu anlayan Yusuf; “Öleceksin” diyor. Kendini hakikatten perdeleyen ana unsurun Bağırsak Beyin olduğunu fark eden bilinç ona “Seni kontrol altına alacağım ve nihai noktada seni bilincime sürekli kanca atmaktan alıkoyacak, öldürecek; ölmeden evvel ölme sürecini yaşayacağım” diyor.

Ama bunu ne zaman diyor? Hayatı Okumayı öğrendiği ve gözünü Melikliğe; Halifeliğe diktiği zaman! Yoksa bu gayesi olmayanın bağırsak beyni ne kontrol altına alması ne de bütünüyle ona hükmetmesi anlamına onu öldürmesi zaten mümkün değil.

Kuşların ekmek teknesinden yemesi ne demek? Zahiren iyi görünüyor. Ya gerçeği?

Hakikatine Adanan bilinç kendine diyor ki; “Ey benim veritabanım, ey benim oluşmuş kimliğim, ey benim bedenselliğim; sende mevcut algılama, düşünme, öğrenme tarzını ben bütünüyle ortadan kaldıracağım. Eski bilgilerimi tüketeceğim, kendimi yeni bilgiye açarak beynimi boşaltacağım.” (Kuşlar kafayı gagalayarak beyni bitiriyor.)

Kuşlar? Uçan yapı yer kaydında değildir. Hakikatine odaklanan bilince yerden değil, yöneldiği hakikatten; semasından, şuur boyutundan inzal olan tefekkür, bilgi ve ilhamlar kuşlar diye anlatılmıştır. Hakikat Bilgisine iyi yönelirsen, gelen bilgi eski bilgiyi de tüketir, beynini de dönüştürür; yeniden seni inşa eder demektir bu!… “İlmimi nasıl yaşarım?” deme, odaklan gerçeğe, yönel bilgiye, her şey kendiliğinden otomatik olacak, hiç şüphe etme!

Gelelim Şarapçıya… Birkaç mana ile ele almak durumundayız Şarapçıyı.

Hakikatine odaklanana açılan bir değerlendirme tarzıdır bu. Bilgiyi akletme, düşünme ve tefekkür çıkarma kabiliyeti. Gerçeğine iyi yönelen her birime kapasitesi kadarıyla lütfedilen bir okuma tarzı.

İkinci olarak; nefsaniyeti arıtıcı olma yönüyle en güçlü ve en hızlı arındırıcı olan aşk potansiyeli.

Üçüncü olarak; kişiyi esas gerçeğiyle yüzleştirecek, buluşturacak ana esması, ismi azamı, baskın özelliği, öne çıkan yeteneği…

Zindan sürecinde özünde mevcut sevgi, muhabbet ve aşk potansiyelini/ tefekkür kapasitesini/ ana esmasını fark eden Yusuf; Melik’in onu öldürmeyeceğini, vazifesine döneceğini söylemekle, bu boyutun, imha edilecek bir boyut değil Halifeliğine yürüyüşte de lazım olacak bir boyut olduğunu fark ettiğini bildirmektedir!

Ne var ki bu boyut Sarhoşluk üretir. “Sarhoşken namaza yaklaşılmaz” demek “Aklın örtüldüğü süreçte hakikat okunmaz ve yaşanmaz” demektir. Bu da aşkın her ne kadar arıtıcı bir süreç olsa da varılması gereken asıl hedefe aşkla varılmayacağını, onun sadece bir köprü olduğunu bildirir. Köprüde bekleme yapılmaz! Köprüye otağ kurulmaz! Köprü, lazımdır ama geçilesidir. (SULARI YIKAMAK eserimiz VE ENTÜM SÜKARA makalesi)

Aşka tutunan Yusuf, aşkın yardımını istiyor Melike ulaşmak, Halifeliğini yaşamak, Kulluk özgürlüğüne erişmek için. Aşk ise unutuyor Melike söylemeyi. 5 sene zindan hayatına 7 sene daha ekleniyor Yusuf’un. Aşk, sizi arıtırsa da 7 bilinç mertebesini kendinizde adam gibi farkındalık haline getirmenize yetmez, sizi halifeliğe yalnız başına taşımaya aşk yetmez demektir bu!

O halde ikinci manaya odaklanalım. O da tefekkür, akletme, hakikate dair kendi kitabını okumaya vesile olacak tespitleri çıkarma kabiliyeti. Şarapçıdan asıl alınacak budur bizce.

Esmai Has olarak bakar isek, aşk sürecinin veya tefekkür sürecinin kişiye ana kapasitesini de fark ettirdiği anlaşılabilir. O an yetenektir insanı gerçeğine ulaştıracak olan. Bizce sizdeki “Allah’ın İpi” de sizin bu arınma sürecinde fark ettiğiniz, size kolaylaşmış olan bir fiil, düşünce, eylem tarzınız, bakış açınız, farkındalığınızdır. (SULARI YIKAMAK- Allah’ın İpi makalesi)

Melik’in Rüyası ve o anda Şarapçının Yusuf’u hatırlaması?

Halife boyutunu fark eden insan için geçici dünya emelleri, benliğe dayalı ümitleri kırılır amma hakikatine adandığı; kendine ve insanlığa gerçeği yaşatacak olan bir rüyası oluşur!.. Bunu biraz daha açalım. Siz hakikatinize yönelmişseniz, kapasiteniz de oldukça yüksek ise Halife boyutunuz sizden gerçeğe dair, dinin yaşanmasına dair bir işleve memur olmanızı ister. İşte bu farkındalık Melikin rüyası diye anlatılmıştır. “Ömürlük Gaye” fark edilir dersem bu daha iyi anlaşılacaktır. (Her Allah Ehlinin yaşamında ömürlük bir gayesi olmuş ve onlar bunu yaşama geçirmeyi biricik yaratılış işlevi görmüşlerdir.)

Şarapçı bu ömürlük gayede nerede duruyor? Unutup hatırlaması ne demek?

Özünüze dönme sürecinizde bazen kırılırsınız. İncinir, hayata küsersiniz. Hatta ben artık bittim, benden bir şey olmaz moduna da girersiniz. Bu da bir süreçtir.

İşte o gönül kırıklığı süreci sizde kemale erince siz ana kapasitenizi hatırlarsınız! Dersiniz ki, ben kendimi bitik hissettim ama beni Hakka ulaştıracak bir kabiliyetim vardı! Onu yeniden kullanayım ve esas hedefi icraya koyulayım dersiniz. Ne zaman? Zindan, inziva, uzlet, çile süreciniz sizi arıtıp olgunluğa erişince. O an doğal olarak çıkar bu istek sizden. Ve bu isteğin çıkması da gerçek özgürlüğe hakiki bir adımdır. Ondan sonra işiniz hakikati hangi noktadan okumuşsanız o yönde çalışmalarla hem kendinize hem insanlığa hizmettir. Melikin rüyasını yorumlayan Yusuf’un ekonomiden sorumlu vezirliğe atanması da bunu anlatır kanaatimizce.

Kuşkusuz bunlar bendenizin okuyabildikleri. Doğrusunu Allah, Rasülü ve de Ehlullah bilir.