Kur’an Çözümünde Kavramlar- 30

Kur’an Çözümünde Kavramlar- 30

“ S E K î N E ”

A- ÖN OKUMA

İçinde Sekine geçen ayetler çerçevesinde 30. kavram çalışmamız yeni bir tefekkürle daha sürüyor.

1- AYETLER

BAKARA

248-) Ve kale lehüm Nebiyyühüm inne ayete mülkiHI en ye`tiyekümüt tabûtu fiyhi sekiynetüm min Rabbiküm ve bekıyyetün mimma terake alu Musa ve alu Harune tahmilühül Melaiketü, inne fiy zâlike leayeten leküm in küntüm mu`miniyn;

Nebileri onlara dedi ki: “Muhakkak ki onun hükümranlığının işareti, o tabutun (kalbin -şuurun) size gelmesidir. Ki onun içinde Rabbinizden bir sekine (iç huzuru – ferahlık), Musa ve Harun neslinden bir geriye kalan (ilim) vardır. Onu melâike (nefsinizdeki Esmâ kuvveleri) getirecektir. Muhakkak ki bunda kesin açık bir işaret vardır, eğer iman ehli iseniz.”

TEVBE

40-) İlla tensuruhu fekad nasarehullâhu, iz ahrecehülleziyne keferu sâniyesneyni, iz hüma fiyl ğayri, iz yekulü lisahıbihi lâ tahzen innAllâhe meana* feenzelAllâhu sekiynetehu aleyhi ve eyyedehu Bi cünudin lem teravha ve ceale kelimetelleziyne keferus süfla* ve kelimetullahi hiyel `ulya* vAllâhu Aziyzün Hakiym;

Gerçekten Allâh O`na yardım etmiştir, siz O`na yardım etmeseniz de! Hani hakikat bilgisini inkâr edenler O`nu (yurdundan) çıkmak zorunda bıraktıklarında; O, ikinin ikincisi (iki kişiden biri) idi! Hani onlar (Hz.Rasûlullâh ve Hz.Ebu Bekr) mağarada idiler… Hani arkadaşına: “Mahzun olma, muhakkak ki Allâh bizimle beraberdir (mâiyet sırrına işaret ediyordu)” diyordu… Allâh, sekinetini (güven duygusuyla oluşan sakinlik) O`nun üzerine inzâl etmiş ve O`nu görmediğiniz ordularla desteklemişti. Hakikat bilgisini inkâr edenlerin sözlerini süfla (en aşağı) kılmıştı… Allâh sözü, işte ulyadır (en üstün)! Allâh Aziyz`dir, Hakiym`dir.

FETİH

4-) “HU”velleziy enzeles sekiynete fiy kulûbil mu`miniyne liyezdâdû iymânen me`a iymânihim* ve lillâhi cünûdüs Semâvâti vel`Ard* ve kânAllâhu `Aliymen Hakiyma;

İmanlarının kat kat artması için, iman edenlerin kalplerine sekine (sükûn, güven duygusu) inzâl eden “HÛ”dur! Semâlar ve arzın orduları Allâh içindir! Allâh Aliym`dir, Hakiym`dir.

18-) Lekad radıyAllâhu `anilmu`miniyne iz yubayi`ûneke tahteşşecereti fe`alime ma fiy kulubihim feenzelessekiynete aleyhim ve esâbehüm fethan kariyba;

Andolsun ki Allâh, o ağacın altında sana biat ettiklerinde iman edenlerden razı oldu, onların kalplerinde olanı bildi de, üzerlerine sekine (huzur) inzâl etti ve kendilerine feth-i kariyb (yakîn açıklığı) verdi.

26-) İz ce`alelleziyne keferu fiy kulubihimül hamiyyete hamiyyetel cahiliyyeti feenzelAllâhu sekiynetehu alâ RasûliHİ ve alelmu`miniyne ve elzemehüm kelimetet takvâ ve kânû ehakka Biha ve ehleha* ve kânAllâhu Bikülli şey`in `Aliyma;

O zaman hakikat bilgisini inkâr edenler, kalplerine hamiyeti (köylülük – cahillik gururu), cehalet tutuculuğunu (yeniye kapalılık) yerleştirmişlerdi… Allâh, Rasûlüne ve iman edenlere sekine inzâl etti ve onları kelime-i takva (lâ ilâhe illAllâh) anlayışında sâbitledi… Onlar bu sözü bizâtihi yaşayarak hak etmiş ve ehil kimselerdi… Allâh her şeyi Aliym`dir.

 2- KONUYLA ALAKALI ESMALAR:

EL ALİYM… “İlim” özelliği sebebiyle sınırsız sonsuz her şeyi ve her boyutu, her yönüyle Bilen!

EL HAKİYM… İlminin kudretiyle açığa çıkmasını sebepler zincirine bağlayarak, nedenselliği oluşturan ve böylece kesret algılamasını oluşturan.

EL AZİYZ… Karşı konulmaz güç sahibi olarak, dilediğini uygulayan! Tüm âlemlerde dilediğini karşı çıkacak güç olmaksızın yerine getiren. Bu isim Rab ismiyle paralel çalışan bir isimdir. Rab özelliği Aziyz özelliğiyle hükmünü icra eder!

EL FETTAH… Birimde açılım oluşturan. Hakikati fark ettirip seyrettiren; bunun sonucunda âlemlerde eksik, noksan, yanlış olmadığını müşahede ettiren. Görüş veya kullanım alanını açıp değerlendirme olanağını meydana getiren. Fark edilemeyeni fark ettirip değerlendirten!

3- KAYNAKLARDA SEKİNE:

Yâ Gavs-ı Â`zâm… insanın yemesi, içmesi, mekânı, hayatta duruşu, yayılışı, konuşuşu ve susuşu, yaptığı işi, teveccüh ettiği şey, gâib olduğu şey BENİM… Sekînesi, muharriki ve müsekkiniyim!. (Gavsiye Açıklaması)

Mağaranın içinde ve onların tam altında bulunan Sıddık-ı Ekber`in yüreği de, tıpkı bizimki gibi, neredeyse ağzına gelecekti bu sözle.. Hafifçe başını uzatıp şöyle bir baktıktan sonra, Rasûlu Ekrem`in kulağına fısıldadı:

- Ya Rasûlullah, bunlardan birinin gözü kazâra aşağıya kaysa bizi görür..

- Sus, ya Eba Bekr !.. İki arkadaş ki, onların üçüncüsü Allah ola, mahzun olunup endişe edilir mi hiç ?..

Hazreti Ebu Bekr es Sıddık`ın gönlüne bir ferahlık, bir sekînet çöküverdi âniden !.. Cenâb-ı Allah`ın bir ihsanı bu !.. Kur`ân-ı Kerim`de de anlatır Cenâb-ı Allah bu hâli zaten: “Allah O`na yardım etti. O zaman ki, kafirler O`nu çıkartmışlardı memleketinden !..

O. ikinin biriydi.. İkisi mağarada bulundukları sıra, o vakit ki, refîkine “Mahzun olma, şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir” dedi..

O zaman Allah onun üzerine sekîneti indirdi.. Onları görmediğiniz ordularla teyid etti ve kafirlerin sözünü ayakaltı etti…” (Muhammed Mustafa)

SEKÎNE: Aslında sukûnet gibi (sukûn) kökünden ve vakar, sebat, güven, gönül rahatlığı demektir ki dilimizde de sekinet (huzur) denir. Hafifliğin ve telaşın zıddıdır. Bir de tanınan ve kendisiyle huzur ve rahatlık hissedilen herhangi bir işarete, bir alâmete “sekine” denir. Mesela bir ordu için sancak bir sekinedir. Burada bunun ne olduğu hakkında çeşitli rivayetler vardır ki bazıları maddî ve bazıları manevîdir: Özel bir resim, hoş bir rüzgâr, konuşan ilâhî bir ruh, cennetten altın bir tas ki, içinde peygamberlerin kalpleri yıkanır, rahmet, levha kutusu, belirli bir âyet. Bunların özeti başlıca şöyle toplanmıştır:

1- Sekine, İsrail oğullarında zebercedden veya yakuttan iki kanatlı ve kedi gibi başı ve kuyruğu bulunan bir resimmiş, bir inilti yaparmış, inledikçe tabutu alıp düşmana doğru giderler, durdukça dururlarmış.

2- Hz. Ali`den: “İnsan yüzüne benzer yüzü olan bir “rih-i heffafe = hoş, hafif bir rüzgâr.”

3- Sekine, Hz. Musa ve Harun ile onlardan sonraki İsrail oğullarının peygamberlerine inmiş kitaplardan Cenab-ı Allah`ın, Talut ve askerlerine yardım ihsan edip, düşmanları savacağına dair bazı müjdeler.

4- Ne olduğu bilinmeyen bir şey.

SEKİNET, sükûn ve güven, rahat ve ağırbaşlılık mânâsına masdardır ki, nefisteki telaş ve heyecanın kesilmesiyle meydana gelen ve kalp oturması, yürek ısınması, gönül rahatı denilen huzur ve sükûn hâline veya onun kaynağına isim dahi olur. Sekinetin inmesi yaratılması ve meydana gelmesi demektir. Şanının yüksekliğine işaret için inzal denilmiştir.

Hz. Ali`den rivâyette de denilmiştir ki “Sekînet müminin kalbine sakin olup onu güvenli kılan melektir.”

Sekine hakkında Fütühât-ı Mekkiyenin şu düşüncesi hoştur:

Sekinetin başlangıcı, emri bir yönüyle kapsama yoluyla düşünmektir. Böyle olmayınca sekinet tam olmaz. İbrahim (a.s.) “Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, (demişti). Rabbi ona “Yoksa inanmadın mı?” deyince, “Hayır! inandım, Lâkin kalbimin mutmain olması için görmek istedim, dedi.” (Bakara, 2/260) itminânı yanı kat`i güvenmeyi sekine`ye başlangıç yaptı, çünkü ona diriltmenin yönleri çeşitli gelmişti, kendisini her taraftan çekiştiriyordu. Allah Teâlâ ona nasıl olduğunu gösterince o çeşitli yönlerden gelen çekiştirmelerle duyduğu acı ve sıkıntıdan sekinete eriverdi. İşte bu şekilde istenilenin meydana gelmesi veya elde edilmesinden duyulan kaygı o istenilen şey hakkında sekinetin başı olduğu gibi korkulan şeylerde de tam mânâsı ile böyle olur. İnsan böyle imanın şartlarını tamamlayıp yerine oturtunca haktan o müminin kalbine bir doğuş meydana gelir ki, o doğuşa zevk denilir.

O sekineti o vasıftaki müminin kalbinde o meydana getirmiştir ki, o sekinet onun için iman edilecek gâib emrin meydana gelmesine bir kapı ve bir merdiven olsun da onun beraberinde önceki emrin mânâsına dönerek sükûn yüz gösterip sebeplere alışmış olan kimselerin sebeplere sükûn ve güveni gibi alışılmış bir sükûn halini alsın. Bu ise asla gayb`den olmaz; belki zevkten yani müşahededen olur. Meselâ insanın yanında bir günlük yiyeceği bulunursa o günün vereceği sıkıntı ve acıya karşı nefis, bir güven bulur. Çünkü yiyeceğinin kendi mülkünde mevcut olduğunu bizzat müşahede ile görmektedir. İşte iman bu derecede kendinde mevcut olmuş ise, o sekinet sahibidir. Ve eğer insan, imanın hükmü altında iken kesin belirlilik kendisi ile çekişiyorsa onda sekinet meydana gelmemiştir.

Şu da bilinmeli ki, kalplerin nitelendiği mânâlar; bazen Allah Teâlâ onların, kullarından dilediği kimselerin nefislerinde oluşmasına dışardan bir işaret yapar o işarete de nefiste oluşan mânânın ismi verilir. Ki o, onun kalbinde meydana geldiğine işaret olduğu bilinsin. Nitekim İsrailoğulları`nın tâbutunda böyle bir sekine konulmuştu ki, o bir şekil, o bir sûret idi, ihtilâflı olan açıklamasına gerek yok, o suretin bir halinden veya hareketinden yardım mânâsı anlayarak kalpleri onu görünce sükûnet bulurdu, âlâmet olan o surete de sekine denilmişti. Fakat bilinen sekine`nin yeri ancak kalptir. Allah Teâlâ, bu ümmet için sekinetin oluşmasına kendilerinin dışında bir alâmet yapmamıştır. Onlar için, onun kalplerinde oluşmasından başka bir alâmet yoktur. Bu ümmetin sekineti İsrailoğulları`nda olduğu gibi dışardan bir delile muhtaç olmaksızın bizzat kendi nefsinde kendine delildir.

Sekinetin kaynağı anlaşıldıktan sonra kendisine gelelim: Sekinet şu iştir ki, nefis onunla kendisine yapılan vaade veya kendisinde oluşan bir isteğe gönül hoşluğu ile razı olur ve o konuda sükûnet bulur. Buna sekine veya sekinet denilmesi şunun içindir ki, bu meydana gelince nefsin diğer bir yöne olan esintilerini keser atar, nitekim bıçağa sikkin denilmesi onunla sahibinin kesecek şeyleri kesmesinden dolayıdır. Ve bu kelime sükûn`dan alınmadır. Sükûn ise hareketin zıddı olan sabitliktir. Çünkü hareket bir nakil`dir. Sekinet ise nefsin doyum duyduğu şey üzerine sübut verir ki, isterse hareket olsun farketmez. İşte sekinetin hakikati budur. Ve bu ancak bir yoklama veya bizzat görmekle olabilir.

Sekinetin kaynağı olan geniş görgü ile bütün eşyayı Allah Teâlâ`ya teslime işârettir. Yani gökleri ve yeri tutan yukarda ve aşağıda var olan bütün kuvvetler O`nundur. Dilediğine dilediği gibi yardım eder ve işte müminlerin kalbine indirdiği sekinet de O`nun ordularından biridir. O`nunla cahiliyyenin verdiği öfkeler defedilerek imanlar artırılır, o sayede haller, iyilikler muvvaffakiyetlerle öyle büyük fetihler kazanılır. Ve Allah bilendir herşeyi hikmetle yapandır. Her şeyi ve bütün işleri yüksek ilmi ile bilir ve hikmet ile takdir edip yönetir.  (Elmalılı Tefsiri)

B- ÇÖZÜMLEME

1- AYETLERDE SEKİNE TANIMLARI:

-  İç Huzuru, Ferahlık

-  Güven duygusuyla oluşan sakinlik

-  Sükûn, güven duygusu

-  Huzur

3- AYETLERDE SEKİNEYE DAİR ANLAM VE AÇILIMLAR:

Allah ilmini değerlendirmek ve yaşamak; iç huzuru oluşturur: Nebileri onlara dedi ki: “Muhakkak ki onun hükümranlığının işareti, o tabutun (kalbin -şuurun) size gelmesidir. Ki onun içinde Rabbinizden bir sekine (iç huzuru – ferahlık), Musa ve Harun neslinden bir geriye kalan (ilim) vardır. Onu melâike (nefsinizdeki Esmâ kuvveleri) getirecektir. Muhakkak ki bunda kesin açık bir işaret vardır, eğer iman ehli iseniz.”(Bakara 248)

Allah ilmini anlama ve yaşama yolunda her şeyi göze alarak hareket eden ve bu yolda ikili dostluk ve kardeşlik tesis edenlere, sınavlara tabi tutulsalar da her halükarda gönül huzuru ve güven verilecektir. Gerçekten Allâh O`na yardım etmiştir, siz O`na yardım etmeseniz de! Hani hakikat bilgisini inkâr edenler O`nu (yurdundan) çıkmak zorunda bıraktıklarında; O, ikinin ikincisi (iki kişiden biri) idi! Hani onlar (Hz.Rasûlullâh ve Hz.Ebu Bekr) mağarada idiler… Hani arkadaşına: “Mahzun olma, muhakkak ki Allâh bizimle beraberdir (mâiyet sırrına işaret ediyordu)” diyordu… Allâh, sekinetini (güven duygusuyla oluşan sakinlik) O`nun üzerine inzâl etmiş ve O`nu görmediğiniz ordularla desteklemişti. Hakikat bilgisini inkâr edenlerin sözlerini süfla (en aşağı) kılmıştı… Allâh sözü, işte ulyadır (en üstün)! Allâh Aziyz`dir, Hakiym`dir. (Tevbe- 40)

İlmi anlama ve yaşama sonucu oluşan güven; imanı arttırır, azmi güçlendirir, kararlı ve istikrarlı duruş getirir. İmanlarının kat kat artması için, iman edenlerin kalplerine sekine (sükûn, güven duygusu) inzâl eden “HÛ”dur! Semâlar ve arzın orduları Allâh içindir! Allâh Aliym`dir, Hakiym`dir. (Fetih- 4)

Allah ilmine yönelişte kaynağa sadakat ve bağlılık; ilme yöneliş samimiyeti yakiyn getirir, başarı ve zaferi tetikler. Andolsun ki Allâh, o ağacın altında sana biat ettiklerinde iman edenlerden razı oldu, onların kalplerinde olanı bildi de, üzerlerine sekine (huzur) inzâl etti ve kendilerine feth-i kariyb (yakîn açıklığı) verdi. (Fetih- 18)

İman ve onu yaşama azminin getirisi sekine; takvayı ve vahdeti yaşama- anlamada kesin eminlik ve gönlün kaygı, elem, üzüntü, tedirginlik vb den kurtuluşunu getirir. O zaman hakikat bilgisini inkâr edenler, kalplerine hamiyeti (köylülük – cahillik gururu), cehalet tutuculuğunu (yeniye kapalılık) yerleştirmişlerdi… Allâh, Rasûlüne ve iman edenlere sekine inzâl etti ve onları kelime-i takva (lâ ilâhe illAllâh) anlayışında sâbitledi… Onlar bu sözü bizâtihi yaşayarak hak etmiş ve ehil kimselerdi… Allâh her şeyi Aliym`dir. (Fetih- 29)

C- SONUÇ:  

SEKİNE TEFEKKÜRÜ

Sekine kavramının Kur’an’da karşımıza ilk olarak Talut ve Calut Kıssasında çıkıyor. Bu kıssada ordu önünde duran tabut sembolüyle kalbi şuur ve ondan kişiye açılan Allah İlmi işaret edilmiştir. İnsan, Allah İlmini ve onun gereklerini önde tuttuğu, rehber edindiği sürece iç huzuru ve güven duygusunu yaşaması bir Allah Lütfudur. O halde sekine; ilk olarak Allah İlmine samimi yönelen ve onu yaşama azminde olanlara açılacak bir haldir.

İkinci olarak Hicret esnasında Sevr Mağarasında kalan Allah Rasülü (sav) ve Hz. Ebubekir (ra) dan konu açan ayetlerde se3kineyi görüyoruz. Bu durum bize iki şey söylüyor:

1-    Allah İlminin kaynağına iyi yöneliş sekine vesilesidir.

2-    Allah İlmi yolunda kurulan beraberlik, arkadaşlık, gönüldaşlık da sekine vesilesidir.

Üçüncü olarak İslam Tarihinde Hudeybiye anlaşması esnasında inzal olan Fetih Suresinde bu kavramı görüyoruz. Hudeybiye’de müminler hac gayesiyle Mekke’ye gelmişler ama şehre sokulmamışlardı. Bu büyük bir hayal kırıklığı ve hüzün getirmişti. Sonrasında imzalanan anlaşma ise görünürde bütünüyle müminlerin aleyhine idi.

Tüm bu olumsuzluklara karşın onlar Allah Rasülüne bir ağaç altında ölümüne biat ettiler. RIDVAN ağacı diye ve RIDVAN BİATI diye tarihe geçen bu olay, hem müminlere bir güven tazeleme hem de müşriklere dehşet bir kararlılık ve duruş gösterisi idi. Peşine hemen Fetih Suresinin  inzali fetih ve sekine müjdeliyordu.

Bu olaydan içselde alacaklarımız nedir?

1- Rıdvan; hoşnutluk, razılık, takdire boyun eğme demektir.

2- Her halükarda takdire rıza gösterende sekine oluşur.

3- Biat edende (Allah İlmine bütün kuvveleriyle yönelene) sekine açılır.

4- Razılık ve Yöneliş; kararlılık ve duruş eminliği getirir.

5- Razılık ve Yöneliş; hem dünyevi hem de uhrevi işlerin önünü açar kendiliğinden ve doğal olarak.

Bir kere razı olan ve samimiyetle yönelen için takva yani kendini koruma ve korunma da kolaylaşacaktır ayetlerde işaret edildiğine göre. Bu durum; insanı beşeri kaygı ve elemlerden de uzak tutar adeta arındırır.

Sekine; bir diğer açıdan da müşahede edene açılan bir olgudur. Şayet bir konunun ilmini almış, sınavını vermiş, o konuya ait yanlış ve doğruları bizzat deneyimlemişseniz o noktada müşahedeniz açılır. İşte bu müşahede de eminlik ve sekineyi doğal olarak, kendiliğinden insana yaşatacaktır.

İman, amel ve sınavlardan ibret alma yoluyla gelişen sekine hususundaki ayetlerde ALİYM- HAKİYM ve AZİYZ esmalarının geçtiğini görüyoruz.  Esmaların anlamları doğrultusunda bu ne demektir? Basitçe söylerek bitirelim mi?

Oku; okuduğunu tefekkür ederek olayların, oluşların hikmetini değerlendir; değerlendirmelerini yaşayarak nefsaniyet ve egonu kontrol altına al ki sekineye kavuşasın, şeklinde bir formül içerir Aliym, Hakiym ve Aziyz esmalarını yaşamak.

Gönlü iman, amel ve tefekkür dengesi içinde sırat-ı müstakim üzere bir yaşamın bize hazmıyla kolaylaşması ve özümüzden bir sekine açılması niyazı ile.