Değiniler- 31

Değiniler- 31

HIRS

“Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” eldekini değerlendirmeyip dahasına hırs yapanın akıbetine dair bir sünnetullah okumasıdır.

Kendisine verilenin, takdirin en güzeli, en iyisi olduğunu fark edenden şikâyet duyamazsınız. Rıza çocuğudur Şükür. Hırs eniğidir Şikâyet.

Soru da cevap da basitti. Kazanma hırsıyla birbirini yiyenler elendi; seyreden seçildi. Düşündüren bir film.  EXAM http://www.hdizlefilmi.net/sinav-izle-turkce-dublaj.html

BİLGİN ve BİLGE FARKI

Bilgin, iddia eder. İddia sahibi olmak; bilgisine mahkûm olmaktır. Bilge, görüş serer. İddiası yoktur, bilgiye açıktır, hür ve kayıtsızdır.

Bilgin; öğretme, eğitme, benimsetme derdindedir. Bilge; hiçbir şeyin derdinde olmaksızın kendini yaşar. Çeşme; içen- içmeyen kaygısı taşır mı?

Bilgeye, “Siz ve diğer âlimlerle oturum yapalım” dedi. “Hayır” dedi Bilge. “Görüşlerinizi tartışalım” dedi. Ona da hayır, dedi. Anlayamadı sunan… “Ama olur mu, tartışmadan, kıyaslamadan” dedi sunucu. “Tekim” dedi Bilge. Tartışmaya hiç girmedi. O gün bugün hep tek başına seslenir dünyaya…

Bilginler diye bir gruptan, bir topluluktan bahsedebilirsiniz. Ama “Bilgeler” diyemezsiniz. Tektirler. Tek hiç bölünür, kategorize olur mu?

Gelene niye geldin, gidene niye gidiyorsun diye sormayacak sükûnetle hayatı, hakikati izler Bilge. Kimseye tutunmaz, kimseyi tutundurmaz!..

Kitapları suya atma, sadece Şems- Mevlana’da değil “Bilgin”in “Bilge” ile yüzleştiği her anda yaşanır. Ezberin, Ekberde hiçlenişidir bu!..

Bilginler, bilgi pompalar. Bilgeler, ezber bozar. Bilginler, temelini yükseltir; Bilgeler temelinden çökertir.

Bilginin ekolü, silsilesi, üstadı, üst bağlantısı olabilir. Bilge; bağlantısız, bağsız bir tekillik yaşar. Hocası da öğrencisi de kendisidir.

Bilgin “Kültür mirasımıza paha biçilmez” diye konuşurken Bilge, kültürü de mirası da ağzına almaz. Mirasyedi değildir ki mirasa yaslansıın!

TEKNOLOJİK ESARET, ENFORMATİK CEHALET

Adsız

Yanı başındakinden Allah Selamını esirgeyen ama taktığı kulaklıkla uzaklarla saatlerce muhabbet eden bir nesil. İster tuhaf de, ister çağdaş.

Çevreyi, doğayı içine çekerek hissetmek yerine selfi çubuğuna poz vermekten etrafı görmemek, resim yollamayı manzara seyrine tercih etmek?!

Teknoloji hayatı ve böylece hakikatimize erişimi kolaylaştırması gerekirken aracı amaç edinmek?! Şarj bitince kendini tükenmiş hissetmek?!..

Her gün elindeki cep telefonuna baktığının binde biri kadar kalbindeki imanı, bilincindeki veriyi yoklamak, sorgulamak hatırına geliyor mu?

İnsanların sana erişimini önemsediğin kadar senin kendi gönlüne; Rabbine erişimini önemsiyor musun? Hangisi şu an sende ağır basıyor?!

“Telefona çok bakıyorum, internette çok kalıyorum ama Allah İlmini öğrenme amacıyla yapıyorum. Ne sakıncası var ki?” (Şeytanın yeni fısıltısı, sakın aldanma!)

İnternet, bilişim ve cep telefonlarıyla yaşadığımız hayatın garip haline “Yakınlaşarak Yabancılaşma” ve “Ulaşılabilir Kopukluk” desek mi?!

Zihinler aydın. Örümcek ağı kafalar artık yok çok şükür…. Ya bilişim ağları?… Cahil bırakan örümcek ağlarından farkı?!

“Dizlere kadar karda komşu köye ziyarete giderdik yaya, bazen atla. Şimdi araç var, yollar açık, ziyaret yok. Bu ne hal evladım?” (Teyzem)

Facebook- Twitterde geceleyip karışık ilim yayınlarıyla sistemi kavrayacağını düşünmek! Abur cubur atıştırmak; dengeli beslenme midir sence?

Sadece film izleyerek yönetmen, sadece kaval dinleyerek müzisyen olunursa; sadece sosyal medya bağımlılığıyla da Allah’a erilebilir. (!)

Birkaç gün bağlamalı oruç mu zor? Birkaç gün cep telefonu- bilgisayar kapamak mı? Korkarım ki ikincisinin daha zor olduğu bir süreçteyiz.

“Evinin karşısında park olacak, çocukların dışarı çıkmadan oyun- yazışmayla bilgisayarda tatil geçirecek” deseler inanmazdım. Gerçekmiş…

Bağımlılıklar; -sözde- doğru gerekçelerle kişiyi ele geçirir. Beyin, inanmadığını yaşayamaz çünkü. Kendi doğrusunu üretir, yükler kendince.

Doğrusunu, Allah Sistemi normlarıyla analiz etmeyen,etse de evrensel gerçeği seçemeyen,bir de kısır döngüsüne anlam yüklemişse vah ki ne vah!

BENLİK ve İLİM

Allah Resulünün tebliğinden önce mümin, müşrik, kafir, münafık ayrımı yoktu. Risalet açılınca herkesin gerçek rengi gün gibi aşikâr oldu.

Benliğinle gerçek manada yüzleştirdi mi seni ilmin? İşte o zaman sende mevcut Risalet açılmış, iç dünyanın safları netleşmeye başlamıştır.

“Bir yıl senin Rabbine bir yıl putlara yönelelim” dedi Müşrikler. Reddetti Allah Resulü. Bazen benliğe bazen ilme göre yaşamıyor muyuz?!

Müşrikler RAHMAN dendi mi cin olur, delirirlerdi. “Her şey kendinden kendine” gerçeği siniyor mu içimize? Yoksa çalkantı gırla mı gidiyor?!

Risalet öncesi adamın adı EBUL HİKEM (Hikmetin Atası) idi. Risaletle EBU CEHİLe (Cehaletin Babası) dönüştü. Düşün bakalım kendinde nedir bu?

Kendini beden, hayatı dünya sanmışsan ölümü ayrılık- kopuş görmen kaçınılmaz. Beden olmadığını anlayana ne ayrılık,ne kopuş. Gönülde, her an!

Gidenler, gitmeden yerine birini bırakırmış. Ya gitmeyenler?! Gitmiyorsa ne yeri, ne birisi? Gel gitler dünyada olur, uzayda yok öyle bir şey.

Sende, seninle kayda girmeyen, senin gerçeğin olarak seslenişteyim her an. Yeter ki duy demiş birisi. Duymaya bak. Ötesi boş, zaten var mı ki?

Ebul Hikemin Risaletle Ebu Cehile dönüşmesi; Evrensel Hakikat Bilgisinin bilgi birikimini boşa çıkararak cehaletinle seni yüzleştirmesidir.

Yenileyeci hakikat bilgisi karşısında hala eski bilgilerle düşünme, yaşama, dönüşüm yerine geleneğe tutunma halinin sembolüdür Ebu Cehil.

Benliğin kolay sindireceği şey midir ömürlük birikimin bir anda boşa çıkıp bilirken cahil konumuna düşmek?! Sindiremeyenin  adıdır Müşrik.

Aklın ve ilmin verileri yerine veritabanı çöplüğünün duygu,gelenek,alışkanlık, şartlanmalarını öne alıp düşünmek ve yaşamaktan öte şirk mi var?

1400 yıl önce “Atalar Dini”ydi şirke gerekçe. Şimdi halk için “Âlimlere vefa” Okumuşlar için “Kültür mirasına sadakat” Ne değişti 14 asırda?

“Rasüller miras bırakmaz” biliyorsun. “Kültür Mirası” mı dedin sen eskiye kilitlenmene? Rasüller miras bırakmazı düşünürsen çok şey açılır.

Avamın vefası kişiye, Havassın vefası İlmedir. İlim ehlinin halk nazarında vefasız sanılmasının altında bu farkı görememe yatar.

BİR GÖNÜL DOSTUNU UĞURLARKEN

OSMAN-CEYHAN

Olan; olduğu gibidir. Olanın, olması gereken dışında olması asla mümkün değildir. (Osman Ceyhan)

Dini alanda inceleme yapan; Ahmed Hulusi eserleriyle tanışmamışsa eksiktir! (Osman Ceyhan, Tefsir Âlimi Mustafa İslamoğlu’nun yüzüne söylemiştir.)

Allah’ım nefsimizin hakikatini bilmeyi, bulmayı ve hazmıyla idrak edip yaşamayı bize lütfu ihsan eyle. (Osman Ceyhan)

Allah’ım, İlim Dostlarımıza PİŞMANLIKSIZ BİR ÖMÜR lütfu ihsan eyle. (Osman Ceyhan)

Mehmet Doğramacı’nın arkasında durunuz, ona sahip çıkınız. Çünkü bu arkadaş bizim kıssalar ve kavramlarla öğrendiğimiz tasavvuf ilmini güncellemiş; hayatın içine indirmiştir.{Osman Ceyhan, yaşadığım bir sınavda yakın dostlarına söylemiştir.}

ALLAH EHLİNİN FARKI

Allah Ehlinin bir özelliği de kendi sureti çevresine perde olmaya başladığında dünya planında hicreti veya boyut değiştirmeyi seçmesidir.

“Sıradan insanlar fark edemedikleri anda gelen ecelle; nebi, resul ve veliler kendi iradeleriyle boyut değiştirirler” diye duymuştum…

Allah Rasülün irtihalinde Cebraille Ölüm meleğinin birlikte zuhuru; Cebrailin “Müsaade varsa Azrail gelmek ister Ya Rasülallah” demesi size neler düşündürür.

Nebi, Rasül ve Veliler fıtratlarının gereğini ortaya koymadan boyut değiştirmezler. Ortaya koyduktan sonra da bir an bile burada durmazlar.

TEFEKKÜR ve SORGULAMA

Tefekkür ve Sorgulamanın kendinde mevcut “Cebrali Kuvve”yi açma çalışması olduğunu fark etsen, tefekkürsüz bir an bile geçirmek istemezdin!

Tefekkür ve sorgulamanın nereden, nasıl, ne şekilde başlaması ve hangi eksende sürmesi gerektiğini soran Alak (İkra) Suresini incelesin.

Kiracının oturum süreci ev sahibinin elinde. Kendi evini yapan bundan münezzeh. Bir beyne  bağlı yaşayanla kendi beynini kendi kullanan?!..

Beynini kullanamayan; kaderine tabi olur. (Ahmed Hulusi)

İLİM BAŞKASI İÇİN Mİ SENİN İÇİN Mİ?

İnsanlarla problem yaşamak istemeyen; onların görünen suretten öte; Allah Esmasının biçimlenmiş manaları olduğunu hatırından çıkarmasın.

Çevresindekileri düzeltmeye çalışan; henüz sistemi okuyamadığını, Allah İlmini hazmedemediğini açığa vurmaktadır.

Nostaljinin AN farkındalığından kopardığını bilmek başka, nostaljiden besleneni ANdan kopuk görmek başkadır. Okumak; etiketlemek değildir!

Başkasını değil; kendini çözesin diye Ehli, Allah İlmi veriyor. Ne yazık ki çoğunluk hala ilimle karşıdakini tahlile girişmeye devam ediyor.

Kişinin dünyasına her giren; aynasıdır. Kimi kilidini kimi hünerini gösterir. Ne ki kimi aynaya söver, kimi aynayı över. Onda kendini gören?!

Öğrendiklerinle yaşadıklarının bağlantısını kurup çözümlemedikçe Sistemi OKUyamazsın. Ezber lakırdılarla döner durursun dolap beygiri gibi.

Sürücü Kursuna araç kullanmayı kavrayıp yola çıkabilmek için gidilir değil mi? Trafik kuralları papağanlığı için değil. Tasavvuf da öyledir.

Michael Schumacher süper formula pilotu diyordu sürücü belgesi olmayan. İlmini yaşamla bağlayıp çözümlememiş olan da İbni Arabi anlatıyor!..

İnsanlarla temas kurmadan yaşamak da mümkün. Ama bu nedir bilir misin? Kısıtlı veritabanını kutsayarak ego cilalamak! Her insan esma sureti!

SORULAR- CEVAPLAR

- Nelerden arınmalıyım?

- “Bana göre değil, uymaz, aman benden ırak olsun” dediğin ne varsa onlardan!

-  Nasıl?

-  Uyar, diyene kadar yüzleşerek.

-  Allah İlmine bir eğildim, aksilikler peş peşe. Hikmeti?

- Yeni bilgi, eski temeli kazımaya başlamış. Hafriyatlar tozlu, molozlu olur biraz…

- Kendime nasıl olmalıyım ki uyanık kalayım?

-  Nefsine karşı, odada sinek kovalayan adam gibi ol. Gördün mü, yapıştır!..

GERÇEK HUZURA DOĞRU

“Yavrumuz öldü. Çok üzüldük ama peşine tetiklenen Allah İlmini anladıkça iyi ki ölmüş diyesimiz geliyor…” Bu bilinçte aileler de tanıdık çok şükür.

Nasıl ki ekmediğin tohum bahçende yeşermezse; sende bir mana karşılığı olmayan insan da senin dünyana girmez. Buna iman; sırf huzurdur…

“Keçinin sevmediği ot burnunun dibinde biter” (Atasözü) Hoşlanmıyorum, etiketiyle inkâr ettiğin esma; suretlerle (olay- insan) karşına çıkar.

Seyahatteyim, her günü planlıyorum. Her gün planım bir şekilde deliniyor. Planlamayı bıraktım; yol da, gezi de, ziyaretler de su gibi akıyor.

“İstemenin hası istememek, söylemenin hası söylememek” (Bizim Yunus) Allah Sistemindeki önemli bir mekanizmayı ifşa etmiş. Anlamaya çalış.

Kıymet bilmeyene kıymet vermek, ilgilenmeyenle ilgilenmek çoğunun üzüntü ve yanma nedenidir. Sistem, herkese anladığı dilden konuşmayı emreder.

Mayasında nezaketsizlik olanlar; haddi aşarak cibilliyetlerini sergilerler. Alttan almak; mayalarını değiştirmez. Korunmak en güzelidir…

Ezberletilmiş bilgileri kutsayanlar için evrensel doğruları işitmek; evini başına yıkmak gibidir. Bu nedenle saldırganlaşmaları doğaldır.

Nimetin kıymetini elinde ve önündeyken bilir ve değerlendirir Yenilenmiş Bilinç. Kaybedince kıymetini anlayan; henüz uyanmamış bilinçtir.

HANGİ ALLAH?

Nasıl bir Allah’a inandığını kavramadan Sistem İşleyişi ve Kaderi anlamak öyle mi? Yanlış güzergâhtan doğru hedefe varma hayali. Mümkün mü?!

Herkesin kafasında herkesçe bir Allah mı? HZ. MUHAMMEDİN AÇIKLADIĞI ALLAH mı?  http://www.ahmedhulusi.org/tr/kitap/hz-muhammedin-acikladigi-allah

İHTİYARLAYAN BEDEN Mİ, BİLGİ Mİ?

Filancayı çektiği acı yaşlandırdı. (Yanlış)

Filanca, yaşadığı olayı OKUyamadı, olayda bilgisi çöktüğü için bedeni de çöktü. (Doğru)

Bedensel çöküş; aslında bilgi çöküşüdür. Delil mi? 90’lık profesör hala kitap çıkaracak zindelikte; 60’ında köylü 90’lık görüntüsünde..

KUR’AN’IN RUHU

Gökten emir ve yasaklar bütünü almadı Muhammed Mustafa (sav). Hayatı, hayatın içinde, birebir OKUdu. Okuduklarına Kur’an dedi sen de oku diye!

“Kur’an Muhammed’in zevki (okuması) sen kendi zevkini (okumanı) inşa et Muhammed Mustafa (sav) Kur’an’ı üstünden” demişti bir Melami zat.

Kur’an’ın hakikatine insanları yaklaştırmak üzere biraz cahil, biraz da deli cesaretiyle bunları yazdım. Belki okursun.

http://facebook.com/notes/mehmet-do%C4%9Framac%C4%B1/miras-taksimi/718629051526308

VE ÖLÜM

Bilginin bende ego yaptığı günlerde Ehli: “Bu kadar bilgiyle iyi Firavun olursun. Asansörde cereyan kesilmesi gibidir ölüm, dikkat!” demişti.

“Neyine güveniyorsun? Bir kalp krizine bakar hayat” da demişti. Kalbim nasıl sıkıştı o an! Tasarrufun ne olduğunu kavrıyordum nefes nefese…

IMG-20150823-WA0025