Değiniler- 32

Değiniler- 32

HANGİ RÜYA, HANGİ TABİR?

Gündüzünü gece gördüğü rüyanın tabiri peşinde geçirenler, o tabire göre yaşayanlar da var; gündüz OKUduğu hayatın, gece seyrine çıkanlar da.

Uykuda gördüğüyle uyanmaya çalışanlar da var; uyanık halde müşahede ettiğiyle uykusunu ve rüyasını kendisi inşa edenler de…

Yusuf (as) a açılan; gece rüyasının tabirinden öte “Allah Sisteminin genel geçer kuralları ekseninde yaşamı okuma ve değerlendirme ilmi” idi.

“KAN RÜYAYI BOZAR” İlmin Stajı bağlamında yaşanan bir sınavla bedensel bilince inen darbe; kişiyi gafletten uyarır, OKUmasını kolaylaştırır.

23 yıl süren Risalet içinde Rüya yollu vahyin sadece en başlarda ve yalnız 6 ay kadar olması; düşünen beyinlere çok şeyler söyler!..

“Rüyamda Hz. Muhammed’i (as) gördüm” diyen 10 kişiyi alsak, anlatımlarına göre robot resim çizdirsek 10 farklı resim çıkar.. Öyleyse?!..

Hz. Muhammed (sav) ismiyle açığa çıkan Allah Rasülünün, suret olmadığını kavradığın an onu rüyada görmek, görememek diye bir sorunun kalmaz!

Hayat denen rüyada Allah Rasülünün gerçeğiyle tanışmam 99′da bana ulaşan kara kitaplarladır. O gün bugün rüyada Onu görme derdim hiç olmadı!

Bir zata mürit olanın rüyasını ona tâbir ettirmesini önerir tarikatlar. Mürşidi İlim olan ise esas tâbirin hayatı OKUmak olduğunu sezmiştir.

“Rüyada beni gören gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez!” Hz. Muhammed (sav) Peki bu hadisi nasıl anlayalım?..

SOĞUK VE RUHSUZ MU?

Allah Sistemini okuyan ve buna göre yaşayan kişi; çoğunluk tarafından ruhsuz, duygusuz, soğuk ve hatta kibirli- bencil olarak algılanır.

Olgunlaşanın tevazu göstermesini bekler avam. Oysa olgun ve OKUyanın gösteriyle de beklenti tatminiyle de işi olmaz! O sadece “Kendisi”dir.

“YAPARIM BİŞEY OLMAZ” (MI?)

Seriül Hisab- Zül İntikam işlevlerinin zaman illüzyonu altında açığa çıkışı; gaflet ehlini “Yaparım, bir şey olmaz” zannına sürüklemiştir.

“Alma mazlumun âhını,çıkar aheste aheste” atasözü; Seriül Hisab- Zül İntikamın zaman illüzyonu ile açığa çıkışının anlamlı bir tespitidir.

AKILSIZ KİM?

Akılsızı sokak delisi diye mi anlıyorsun? Akılsız; duygusu, alışkanlığı, şartlanması, töresi, kayıtları aklının önüne geçmiş olandır hakikatte.

YAŞANAN; HAK EDİLENDİR

“Hak etmemiştim” sadece gafilden duyulan serzeniş. Uyanan şunu anlamıştır “Hak etmediği hiçbir şeyi yaşamaz kişi. Açığa çıkan; hak edilendir”

Genetik aktarım yoluyla devraldığımız programlar dahilindeki huy, tutum, karakter ve özellikler de “Hak Ettiklerimiz” kapsamındadır.

Hak ettiğini sadece bilinçli fiil- düşüncelerine bağlayıp genetik mirası göz ardı eden “Kimse kimsenin günahını çekmez”le körlüğünü besler.

“Dedesi koruk yemiş torunun dişi kamaşmış” atasözü hak etmenin derununu işaretlerken “Kimse kimsenin günahını çekmez” ısrarında mısın hala?!

Ağaç köküne zehir sızmış yapraklar solmuş. Yaprağın “Kök beni bağlamaz” deme hakkı var mı? Sülalenden gelen program seni bağlamaz, öyle mi?!

KURUNUN ARASINDA YAŞ

“Kurunun arasında yaş da yanar” atasözündeki sistem gerçeğini kavrayamayan duygusal yapılar, “İyi de masumların günahı ne?” diye sorarlar.imgKategori-2015-09-02-bodrumda-sahile-vuran-suriyeli-bebek-cesedi-aglatti

Kişinin beraber olduklarının kaderinden nasiplenmesi de Allah Sistemi mekanizmalarından biridir. Beraberlik; kahra da lütfa da ortak olmaktır.

Henüz temyiz kabiliyeti açılmamış, bireysellik ortaya koyamamış çocuk ve bebeklerin akıbetleri büyük ölçüde anne ve babalarının akıbetine tâbidir.

Denizin kıyıya savurduğu masumlar; hırs, öfke, cehalet fırtınasının kurbanıdır. Kim bilir belki de onlar insanlık vicdanını titretip, tetikler.

GÜÇLÜ BEYNİN CİLVELERİ

Tek kişiye alınan toplu tavır ve bu çerçevede oluşan tepkisellik; o beynin nasıl bir yayın ve yönlendirme gücüne sahip olduğunun beyanıdır.

Güçlü Beyin; kitleleri yönlendirme yanı sıra karşıtlarını kilitleme, akıl tutulması yaptırma, saçmalıklara sevk etme özelliğine de sahiptir.

EbulHikem (Hikmetin Babası) denen adamı bi anda EbuCehil (Cehalet babası) na dönüştüren Allah Rasülünün beynidir. Tanrısız düşünenler anlar!

Eskiden “Toplum kesimlerinden ilk müslümanlar Peygambere iman etti” derdim. Şimdi “Allah Rasülü kendisine iman edecek ilkleri seçti” diyorum.

Güçlü beynin az bilinen bir özelliği de kendisine düşmanlığı tetikleyerek objektif, kararsız beyinlerde mazlum konumuyla kabul oluşturmaktır.

Yöneldiği konuya olan “İman”ı ve bu yolda ortaya koyduklarına olan “Samimiyet”i beynin potansiyel gücünü karşı konulmaz biçimde yükseltir!

Öldürmek üzere Allah Rasülü ve Sıddiyki Ekberin peşine düşen Süreka’nın atı yaklaştığı anda tökezledi, tepetaklak oldu. Mucize mi? Kim yaptı?

SENARYO- FİLM VE OYUNCULAR

Usta Yönetmen filmin kalitesi artsın diye Erol Taş’a kötü adam, Aliye Rona’ya kel kaynana rolü vermiş; bilinçsiz izleyen de bunlara sövmüş.

“Olay çok acıklı”,”Aksiyonu bol sahneler izliyoruz” diyen filmde kendini kaybetmiştir. Filmi film gibi seyreden mi? Locada ve gayet sakin.

Eskiden dizi senaryosu yazılır, çekilir,bölüm bölüm yayınlanırdı. Şimdi her bölüm o hafta senaryoya güncel replik ilaveleriyle çekiliyor.

Gişe yapmayan film, reyting almayan dizi sessizce kalkıyor yayından. Harcanan paraya, verilen emeğe, geçen zamana hiç acımadan!

Dua dedim, senaryoyu okumaya çalışmak dedi. Zikir dedim; her bölümü taze taze güncel sahneler eşliğinde çekmek dedi. Filmle bozmuştu.

Eskiden onunla her 15 günde bir Yeşilçam Sokağına gider, artistler kahvesinde figüran görmeye can atardık. Nedense şimdi hiç gidesim gelmez..

İhtiyar figürana börek ikram ettik kahvede. Cenazesinin kiliseden kalktığını duyunca delirdi, zıkkım olsun dedi bizimki? Sessizce ağladım…

Huşu içinde namaz kılan, takva- teslimiyet örneğiydi Nubar Terziyan. Kiliseden uğurlanınca kızanlar oldu. Rolünün hakkını verene ne mutlu.

Senaryo kurgusundan öte oyuncudur rolü anlamlandıran. Beste makamından öte solisttir gönle dokuyan. Kader; bi senaryo, bi beste olabilir mi?

Erol Taş’ın karıncayı incitmeyecek babacanlığını Cankurtaran kahvesi bildi sadece. Rolüne aldanıp insanları yanlış tanımak da var hayatta…

“Duygusal çalkantı yaşıyoruz filmlerde. Sen sakinsin, nasıl oluyor?” dedim.”Filmin, film oluşunu hatırdan çıkarmadan izlerim” dedi eşim Seçkin hanım.

Senaryosunu okumak; RABBİNE IMAN, Tek Bir Bütün olan ana senaryoda kendi senaryosunun yok hükmünde olduğunu okumak RABBÜL ALEMİYNE İMANdır.

ÇAĞDAŞ FİRAVUNLUK

Senaryosunu okuyan ve ana senaryonun kendi senaryosuna göre işlediği zannına kapılan kıvrak zekâlı, beyinsiz egoistlerin ortak adıdır FİRAVUN.

Firavunların söylemi bugün DÜŞÜN YARAT, HAYAL ET OLSUN, OLUMLA OLUMLUYA DÖNÜŞSÜN şeklinde astroloji,şifa,terapi vb cici örtüler giyinmiştir!

Olumlayarak (?!) Firavunlaşma riskine düşmektense razı olarak takdir edene secde eder, kulluğumun tadını çıkarırım.

Eski büyuklerin benlik gördükleri müritlere “ALLAH OLMAK İSTEYEN ÇOK, KUL OLMAK ISTEYEN YOK” diye çıkışması; “Firavunlaşmayın!” uyarısıdır.

Mülhime; hakikatine yönelenin Firavunlaştığı vadidir. Kimse oradan kendi çıkamaz. Tasarruf Ehli; kapasite ve samimiyet gördüğünü çeker çıkarır.

İLME YASLANAN UKALA

Başkasının yanlışını görme, gösterme, o yanlış üzerinden kendini öne çıkarma çabası; kişinin “Ben ilmi hazmedemedim” beyanı ve hezeyanıdır!

Tribünlerde her zaman ıslıklar, hakaretler, taşkınlıklar olabilir. Kendi fonksiyonunu bilen oyuncu sadece onun hakkını verme peşindedir.

Kütüphanede dağcılık kitabı okuyup Everest’ten dönene dağcılık tekniği anlatanlar da çıkar hayatta. Kendileri değilse de işlevleri mühimdir.

BİR SAMİMİ YAŞAYANI, BİN EZBERCİ UKALAYA DEĞİŞMEM

Navigasyonla da haritayla da yol bulmak mümkündür. Fakat yolların ruhunu ve ahvalini en iyi kamyoncular bilir…

Bir kış gecesi sağa çektiğimde son model araç sahipleri değil, çilekeş bir kamyoncu “Hayrola Gardaş” demişti. Onu Ferrari pilotuna değişmem!

Emekli mahkeme zabıt kâtiplerinin hukuki işleri çözmedeki mahareti çoğu avukatta bulunmaz. Sebebi; bilme ve yaşama farkında düğümlüdür.

Sevilen liderlerin korumaları acımasızdır. Seveni tartaklarlar çoğu zaman. İlim kaynaklarının etrafında da bu işi Molla Kasımlar yapar…

Oto galerisi pırıl pırıl, oto tamircisi kir- pas içinde. Trafiğe çıkana 7/24 erişime açık usta tamirci tanımak önemli, galerici değil…

“Senin için ne yapabilirim?” sorusunu sormadan, halini hissedip ne gerekiyorsa onu sessizce ve süratle yapan kaç dostun var?!

Akıl vereni dost bilen, gönül vereni tanıyamaz. Gönül veren tek kişi, akıl veren binlercesine bedeldir.

DR ve AV plaka için özel çaba gösteren avukatlar, doktorlar varmış. Plakayı tabuta çaktırmayı da vasiyet etsinler. Geçişleri kolaylaşır (!)

Kimi dünyaya, kimi ukbaya adar kendini. Herkes adandığına kurban gider. Yalnız gerçeğe adanan; Kurbiyyete erer!..

Omuzda apolet, göğüste nişan kalabalığı sever ego. Her birim kendince cilalar onları.  Elleriyle apolet ve nişanlarını sökecek yiğit nerede?

İnsan, soyunarak çarşıya fırlayanın çıplak bırakılmayıp anında giyindirilecğini bilse, elbise- nişanlara tapınmayı daha kolay terk ederdi.

Komutan geriden yönetir cihadı. Öne atılan Şahadetle kucaklaşmayı göze alan “Rütbesiz Er”dir. Tasavvufa komuta etmeye çalışan çok, ya erler?

Veliyi tanıma ölçüsü sordu. Kalıbı, ölçüsü yok, masanı silen de olabilir. Değerlendirir misin, dedim. “Ben uzmanım, o kadar da değil” demez mi? Ölünce de Uzman Niyetine diye bağırırlar sana (!)

Kimliği bırakmadan Hiçliğe talipmiş. Ne dersin dedi. “Hamama elbiseleri çıkarmadan girenler çok güzel arınır (!) Neden olmasın?” dedim. Öylece baka kaldı.

SALÂVAT; İRTİBATI KOPARMAYALIM

Günlük Salâvatım; Allah İlmini yansıtan kaynağın gündemi ne ise ona odaklanmak; o doğrultuda tefekkür ve uyanış çalışmaları yapmaktır.

Kişisel Bilincin, İnsani Şuura “İrtibatı koparmayalım” niyazıyla daimi itaat ve teslimiyet farkındalığını diri tutmasının adıdır Salâvat.

VELİ

Veli; Kara deliktir. Normal seyrinde kemale eren yıldız ve yıldız kümesini içine çekip yutar; yeni boyutun seyrine fırlatır Ak delik olarak!

Neşterle deriyi açan cerrahın acıması yoktur. Acısa cerrah olamaz. Veli de öyledir. Sen, Veliyi vur ağzına ekmeğini al mülayimi mi sandın?!

Velayet Kudreti açılan; bir koyup beş, iki verip ikibin alacak ustalıkla oynar hayat satrancını. Gözü piyonda kalan nasıl görsün büyük tahtayı?

Benzer benzeri çeker. Veli de kendi görev alanı gereğince arındırıp yenileyeceği kişiyi.

Velinin, bir kulu sevip yanına alması; “Allah’ın kendine seçmesi” dâhilinde bir sistem işleyişidir. Ne bilsin bunu Tanrı zannında yaşayan?!.

“Binlerce insan yağmur duasına çıksa, içlerinde dua eden bir veli yoksa yağmur yağmaz!” demişti bir büyüğüm. Nasıl bir sistemse?!..

Sıkıntıda dip yapmış, üzülüyormuş. “Yöneldiğin bi Ehulullah varsa korkma,batıran da çıkaran da odur, inan buna” demiş bir bilen. Ne demekse?

Ashabı Kehfin köpeği misali her Velinin yanından ayırmadığı bir beşeri örtüsü vardır. Layık olmayan yanaşmasın hazır olmayan tanımasın diye.

“Nuh dedi, peygamber demedi arkadaş” derler inatçı kişiler için. İrade ortaya koymada ve o noktada ısrar hususunda emin ol Veli de öyledir!

TERS KÖŞEYE YATIRAN GERÇEKLER

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”un hakikati ne, dedim. “Bildiğinden şaşma, yolundan santim dönme, demektir” demez mi? Yoruma bak. Meczup mu ne?

Hiçbir doktor,  millet hasta olsun istemez. Hiçbir kaportacı kaza olsun istemez. Hiçbir itfaiyeci evler yansın istemez. Ne ki Rızıkları buna bağlı!

Hiç kimse bir başkasını eğitemez. Herkes sadece “Kendi”ni eğitir.

Ensar-Mühaciri kardeşliğe çağıran Resulullah (as)ın eşleşmelerde Tek kalan Hz.Ali’ye “İşte benim kardeşim” demesi, yeterince anlaşılmamıştır.

Hiç görmediği halde kalben seni en az sen kadar tanıyanla karşılaştığında; kelimelerin anlamsız kelepçeler olduğunu bizzat seyredersin…

LAKIRDIDAN GERÇEĞE; ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK KONUSU

Kiminin Sur’una mezarda üfürülür, kiminin bedende!.. Sur’una canlı canlı üfürülenler ne hisseder acaba?!..

Gerçek manada ölen; dirilmeye dair ne bir ümit, ne de bir inanç kırıntısı taşır!.. Ölü işte…

Gerçekten bittiğinde, gerçekten bitersin…

Tohum topraktan tohum olarak, sperm rahiymden sperm olarak doğmazken beden dirilişi; et-kemik bir mahşer düşünenden daha cahil kim olabilir?

“Bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız.” (Hadis) “Yaşadığımı yaşasaydınız….” diye de oku bu hadisi olur mu? Farkı görürsün, belki.

“Bana damdan düşeni getirin” demiş Nasreddin Hoca. Kırıkçıyı çağırın dememiş nedense?!..

Ölmeden evvel ölenin hali nasıldır dedem? https://www.youtube.com/watch?v=N05w2K3hxCA

Hiçbir hayvan kendi boynuna bıçak çalamaz. Hayvanı, Ehli keser. Kestikten sonra yüzmeden, yüzünce de pişirmeden kesinlikle bırakmaz!

Üç pervane uçar ateşe. Alevde kavrulan hararet; kanadı tutuşan felaket der. İçine düşen? Ne der, ne yaşar “Kendi”nden başka var mı ki bilen?

Bugün toplumun türbelerinde pervane olup toz kondurmadığı Allah Ehlinin çoğu; yaşarken anlaşılamayan, kıymeti takdir edilmeyen zatlardır.

Kabre ölü giren nasıl ki beden olarak değil, bir başka formla, yeni yaratılışla yoluna devam ediyorsa, ölmeden evvel ölen de öyledir.

Ölmeden evvel ölen; aynı kişi sanılsa da farklı HUviyet kazanır. “Celaleddin Hoca” kimliği “Şems” gönlüne gömülünce dirilir “Mevlana” HUviyeti…

GİT GİDEBİLİRSEN

Gelene git, gidene kal demezler asla. Bir kere gelmişsen, bir kere görmüşsen, bir kere tatmışsan istediğin kadar kaç, elbet dönüp gelirsin.

Egosu tavan olandan “Yanlış yaptım” duyulmaz. “Sen yanlış anladın” derler hep. Yine de bunu pişmanlık ve özür say!.. Ötesini diyemezler ki.

Yüksek egolar; şefkat, sevgi, fedakarlık, adanmışlık vb yüksek duygular ardına saklanmışlardır ki sahiplerinin bile görmesi imkansızdır!..

Ölmeden Evvel Ölmeye talip olmak; yüksek ideal, yüksek ideale yüksek ego ister. Uyuşuklardan cacık olmaz zaten.

NASİP, NASİPLİ- NASİPSİZ

Nasibuke yusibuke velev kâne tahte’l-cebel

NASİBİN SENİ BULUR; ŞAYET BİR DAĞ ALTINDA OLSA BİLE.  (Arap Atasözü)

Kısmet ise gelir Hint’ten, Yemen’den; kısmet değilse ne gelir elden. (Türk Atasözü)

“Gezdim Şam’ı Bağdat’ı/ Buldum rızkımı arayı arayı” (Derviş)

“Niye gezdin ki Şam’ı Bağdat’ı/ Bulurdu rızkın seni arayı arayı” (Ârif)

Önerilerine karşı “İyi ama…” diye başlayan cümleler kuran “Nasipsizim ben” itirafında bulunmaktadır. Onlar için yorulmaya değmez!..

Derdini açar, zikir-dua önerirsin. “Nasipli” ise derhal uygulamaya geçer. “Nasipsiz” ise “Yoğundum, yapamadım; hem başkası da şunu dedi” der.

Sordu, anlattım. Durdu, ne dersin dedim. “Ben şüpheciyim, başka bilgilerle de test edeceğim” dedi. Şüpheciliği sorgulamak sanan nasipsiz…

MÜRIYD esmasının, kendi nasibini tanımak ve açığa çıkarmak üzere benlik dağına vurduğun ilk kazma olduğunu hala fark edemedin mi?

Nasip; birimin esmâ terkibi”ni anlatmaktadır! Esmâ terkibinin oluşturacağı açılımın izin verdiği ölçüde, anlamındadır! {Ahmed Hulusi}

Nasibi olan, üstüne gider ve alır!… Nasibi olmayan da, bana ne, deyip bir yana bırakır eline verileni… {Ahmed Hulusi}

Nasibinde olmaması, yaradılışındaki mahrumiyetindir; ki asla değişmez. {Ahmed Hulusi}

Nasip; yapılabilecek ölçüde kolaylaşan dua, fiil ve seyrin tamamıdır.

Üstad Ahmed Hulusi nin “Müriyd” esması üstünde çok durmasının en büyük nedenlerinden birisi bizce; birimi “Nasipsizlik” ten kurtarmaktır!..

Bir cihazın fabrika ayarları ve oluşturulma kapasitesi ne ise insan için Nasip odur. Nasibini aramak; fabrika ayarlarına dönüş çalışmasıdır.

Nasibi olanın; nasibini alması gücü, bilgisi, çalışması ölçüsündedir. Yeterince çalışmadan tembelliğine “Nasibim yok” kılıfı geçirmek Şirktir.

“Patronum; Razzakımdır” diyen işinden bol nasip alır.  “Patron sadece vesile, veren Allah” diyen; Şirkinden uyanır mı bilmem…

“Müşteri Velinimetimdir” diyen esnaf uyanmıştır. “Müşteri kim ki, Allah verir” diye öteye atana hayırlı uykular, renkli rüyalar dilerim.

“Müdürümle karşı karşıya geliyoruz sık sık” dedi. “Razzakın kendisinden açığa çıktığı mahale karşı gelmekten Allah’a sığınırım” dedim.

Yahudi, gelirin çoğunu Reklama ayırmış. Müslüman, aşırı bu demiş. Yahudi “Ticaretin nasibi reklamla tetiklenir” demiş. Hangisi sistemi okudu?

Nasibinin sınırsızlığını düşünerek çalış, gayret et. Eline geçen az da çok da olsa şükret. Nasibim az diyerek yola çıkan; hükmen mağluptur.

Nasip; ayakta tutmak yani KAYYUM isminin açığa çıkışı. Ve de ‘’KAYYUM’’ ismi ‘’ HAYY’’ ismiyle birlikte zikredilir ‘’ Ayetel Kürsi’’ de!…

HAYatiyet- KAYYUMiyet iç içeyse; nasibimiz; Rızkımızdır. Biz olmadan rızkımız; rızkımız olmadan biz olamazdık. Rızık kaygısı niye o zaman!?

Nasibinin yaratılışı gereği garanti olduğunu bilenin huzur ve sükuneti; telaşlılar nazarında umursamazlık ve tembellik olarak algılanmıştır.

“Nasip kesikliği”,”Kısmet bağlılığı” vb kavramlar; nasibin hakikatinden cahil olanların züğürt tesellisi olarak icat edilmiş; sistemde hiç geçerliliği olmayan kavramlardır.

Sana karşılıksız olarak hibe edilen Esma Terkibin hem Nasibin hem Rızkındır. Daha neyin telaşı, neyin savaşı? Değerlendir ve seyret.

Nasibin; Rızkın olarak senin Bilinç Seviyen, Bakış Açın, OKUma Düzeyinle aynı frekansta titreşir. (Bilirsen şah cümle, sırlı gerçek budur.)

Niyetlerine birimsel duyguları; Hırs, Korku ve Endişe gibi vb ni karıştırmak; nasibini kendi elleriyle kesmektir.

Birimsel duyguları kontrol altında tutarak, endişe- telaşsız tam teslimiyetle niyetine yönelmek; nasibin açılması demektir büyük ölçüde.

Şartlanmalar, kalıp öğretiler, kibir, ego, ahlak anlayışları vb bilinç kilitleri; çoğu insanı önünde hazır duran nasibinden perdelemektedir.

Hakiki Nasibimiz; hayata ve insanlığa kattığımız anlamla doğru orantılıdır.

Kuvvelerini ne yönde kullandığını görebilen ve okuyabilen; nasibinin nereden, ne şekilde ve nasıl açığa çıkacağını da görür ve okur…

Amacına ulaşsın veya ulaşmasın kişinin nasibi; çabası, gayretidir. Sonuç Allah’a aittir. Gayret zevki alanın neticeyle zaten işi olmaz.

Kişinin hakiki nasibi; Özüyle teması kaybetmemesidir. “İrtibatı koparmayalım” söylemini Rabbine yönelik düşün. İrtibatı koparma sakın!..

Allah İlminden nasibini çoğaltmanın kestirme yolu mu? Üst Bilincin gündemine yoğunlaşmak. O doğrultuda düşünmek,okumak,araştırmak, yaşamak.

Beyin input (girdi), proses (veri işleme), output (çıktı) sistemi ile bilgiyi değerlendirir. Nasibin; çıktılarındır. Kimseyi suçlama!

Herhangi bir sistemin işleme süreci; onun kabiliyetidir. Kabiliyet; birime kolaylaşandır. Süreç; Kader, değerlendirilen Nasiptir.

“Su damlasında okyanus, tohumda orman gizli. Ya B-ende neler gizli?” sorusunun ciddiyet ve gayretle peşine düşen; nasibine koşar.

İnsan için en büyük Nasipsizlik; Hz. Muhammed Mustafa (sav) in açıkladığı gerçekleri değerlendirmeden dünya yaşamından ayrılmaktır.

İnsan için en büyük Nasip; kendisine ölmeden evvel ölme bahtiyarlığını yaşatacak ilimle tanışmasıdır.