Değiniler- 33

Değiniler- 33

HÜCRE VÜCUDU NE KADAR BİLİR?

Vücudun milyarlarca hücresinden biri; kendi gerçeğini fark edince “Vücudu kökten değiştirecek güç bende” demiş. Güler misin ağlar mısın?!..

Karaciğeri oluşturan bir hücre, kendini tanısa ne kadar tanır ki? Hadi komşu hücreleri bildi, sezdi; bir organa ait olduğunu da bilir mi?

Karaciğer hücresinin karaciğere ait olduğunu sezmesi mi Miraç? Daha ötesi, vücuda ait olduğunu bilmesi mi Fetih? Yoksa daha alt seviye mi?!

Hücre;”Kendim hallederim” demiş. Organ gülmüş “Neyi halleder ki olmasam?” Beyin gülmüş “Organın iradesi? Hadi oradan, olmasam olmazdı?” demiş.

Işık yılı ile ölçülen uzaklık; ayak parmak ucumdaki bir hücrenin, beynime bakış ölçüsü mü, yoksa ayak hücresinin dizimi tahmin ölçüsü mü?!..

Hücrelerden biri, beslendiği kanalı övüyor. Diğeri “Bu ne ki, devasa besin kanalları var. Havsala almaz” demiş. Havsala almaz dediği kılcal damar bile değilmiş…

Güç bende gazına gelen hücre, hücreler çetesi oluşturmuş, organda terör başlamış. Bilge hücre “Kanser bu; alçaklaaaarrrr, isyankârsınız, nankörsünüz” demiş.

Vücut bilinci devreye girip acı tebessümle “Bireysel bilinç tıkandı, kanser başladı” demiş. “Bilge bunu hücreden mi bildi?” diye de eklemiş.

Üst Bilinç en tepeden “Biz programlamıştık zaten kanseri. Siz, herkesin herkesi suçlamasının adını bilgelik mi koydunuz?” diye sormuş…

Beyin, gür sesle atılmış; “Emrimde tüm vücut, oturun oturduğunuz yerde!” Beyinlerin Beyni diğer Grubun Amirine dönmüş ” Sinek mi vızıldadı?!”

BEYİN- KALP

“Siz beyin üzerinden anlatıyorsunuz ama Kur’anda beyin geçmez, kalp geçer.” dedi. Kur’an’ın Kalp dediğini Yürek anlayana ne anlatılabilir ki?!..

Gaddarlık edene “Kalpsiz” diyen “Yüreksiz” mi diyor?! “Sözler kalbime dokundu” diyen yüreğinden mi bahsediyor?! Azıcık düşünmez misiniz?!..

“Sevgi, şefkat, merhamet, duygu kalpte; Akıl, düşünce, hayal, bilgi beyinde” diyerek şirkin kör kuyularına düşmekten Rabbime sığınırım…

“Beyin soğuk geliyor Kalp diyelim” Olur ama ikisi de etten organ güzelim. “Biri niye sıcak diğeri niye soğuk?” Bilmem… Bilse, AH bilse!..

Şeytan, duygusallığı kalbe kalbi de Kur’an’a bağlayarak aldatır! Duygusallığa kalp,kalbe de maneviyat cilası çekene Allah Sistemi anlatmak!?

MUHAMMEDÎ

Bir kesim “Madde” dedi Bilimle körleşti. Bir kesim “Mana” dedi Dinle körleşti. “Tek” diyen Muhammedi nerede, nasıl da göresim geldi…

HÜZÜN VE ÜZÜNTÜ AYNI ŞEY Mİ?

Yaşadıklarını egosal kayıp ve beşeri talihsizlik olarak etiketleyenin bilincini saran yakıcı duygunun adıdır Üzüntü. Ya Hüzün? Üzüntüyle aynı mı?

Yaşadıklarının arınmak için gerekenler ve inşa edilecek idrak için ön hazırlık ve yer açma olduğunu fark eden bilincin hissettiğidir Hüzün.

Üzüntü BENlik hissinden, hüzün BİZlik şuurundan açığa çıkar. Ne yazık ki pek çok kavram gibi üzüntü ve hüzün de birbirine karıştırılmıştır.

Hüzün kavramını üzüntüyle aynı kefeye koyarsanız, Evrensel Gönlün “BEN HÜZÜN NEBİSİYİM” hadisini açıklayamazsınız.

Her perşembe ikindi sonrası Uhud’a gider, yamaca oturur, ağlaya ağlaya dua ederdi, amcası Hamza ve diğer şehitlere Allah Rasülü. Üzüntü mü bu?

Enes b. Mâlik (r.a)’tan: “Resulullah (s.a.v.), Uhud dağına bakıp: “Doğrusu Uhud, bizi seven bir dağdır. Biz de onu severiz” buyurdu.

Sert ve kalın telaffuz ettiğimiz için olsa gerek UHUD kelimesinin “AHAD” kelimesiyle aynı kökten olduğu çoğumuzun gözünden kaçmıştır.

“Uhud bizi sever biz de Uhudu” hadisi sahabe ve bazı tarihçilerin Uhud’a insan yaklaşımıyla “HZ.UHUD (RA)” demesine sebep olmuştur. İlginç.

Yaşadıklarıyla benliği sarsılan- içi yananın hissedişidir ÜZÜNTÜ. Seyrettikleriyle, şuuru tetiklenen- gönlü coşanın sezişidir HÜZÜN.

Üzüntü; nefretten doğan çaresizliğin, Hüzün; sevgiden taşan teslimiyetin nişanesidir…

Hiç kavuşulamayacağını bile bile yine de kavuşulacakmış gibi umutlanmaya devam edilmeye değer olana duyulan özlemdir Hüzün…

Arabesk bir çalkalanışın değil, insani bir sarsılışın gönüldeki karşılığıdır Hüzün.

Riyazat, tefekkür, zikir ve ağır sınavlarla bir ömrü gerçeğe adayanın nihai noktada “İster idim Allah’ı buldum ise ne oldu?” demesidir Hüzün.

Ezberi hakikat sananın, Ekberle duvarı yıkılan, çatısı çöken,benliği harap olanın Hüznünü üzüntü sanmasına şaşırmadım. Bilemez, yaşamadı ki.

KURBAN

“Rabbin için kurban kes” buyruldu ayette. “Allah için kurban kes” buyrulmadı nedense?!..

İnsanoğlunun kalbi taş kesilmesin diye taşın kalp kesildiği yerdir Kâbe https://www.facebook.com/notes/738421886213691/

Hayvan kurban eden çevresine halkın “Pay” dediği etleri dağıtır. Ya benliğini kurban eden kime ne dağıtır? Hiç gördün mü öyle bir dağıtıcı?!

Sohbetine yakın olmak için sokuldum. “Uzak dur, biz ateşiz; yanmayasın” dedi 100 ünü devirmiş; mahallenin deli, erbabının meczup dediği dede.

Kelebeksen elinde mi ki sokulmamak ateşe? Yanış o yanış. Benliği kurban eden, ateş ikram edermiş misafire. Yansın, yansın da tükensin diye.

Suyla abdest alan çok. İlimle abdest alan da hayli fazla. Peki, sen hiç kanla, kendi kanıyla; ateşle, aşk ateşiyle abdest alan gördün mü?

Suyla abdest aldı, camide safa durdu. İlimle abdest aldı, sohbette halka oldu. Kanla abdest alanı çokları korkunç buldu… Ya ateşle alan?!

Hayvan kesenler tekbir getiriyor değil mi? Tekbir getiren mi, işiten mi yoksa tekbire boyun verip kendinden geçen mi Ekberiyetle yüzleşir?!

İlk ve tek haccında Rasülullah (as) 100 devenin 63′ünü bizzat kurban etti. Kalan 37′yi “Sen kes” diye Ali’ye verdi. 63 yıla 63 kurban..?!…

Hayvan kesmek kolay. Bağla, yatır, hallet. Ya Benlik kesmek? Hayvan kendine bıçak çalamaz. Sen kendini kurban edemezsin, Ehli bıçak çalmadıkça!

ZÜL CELALİ VEL İKRAM

Halk nazarında yumuşak, sevimli, iyi huylu Cemal sahipleri ilgi görür. Ama tarihi yazanlar, toplumları dönüştürenler, akışı değiştirenler zalim sanılan Celal Ehlidir!

Celal Ehli; gayesine odaklıdır. Yolda ne, ne kadar telef olurla değil açığa çıkarmak istediğinin derdindedir. Zalim sanılmaları bundandır.

Usta Cerrah, ameliyathane kapısında ağlayan ve sızlananları aklına bile getirmez. O sadece elindeki neştere ve ekip çalışmasına odaklı!

“Göç yollarında insanlar telef oluyor” dedim. “Vaktiyle haritasının cetvelle çizilmesine razı olmanın bedeli. Müstahaktır” dedi. Gaddar mı?!

Arap baharı başlarken “Çok kan akıyor” dedim.”Tarihimiz bir Şehadet destanı.Onlar yeni tanışıyor Şehadetle. Vatan neymiş öğreniyorlar” dedi.

“Beraber yola çıktığı arkadaşını bıraktı, olacak şey mi?” dedim. “Celal Ehli esas gayesine takoz olan babasının oğlu bile takmaz, hiç gözünün yaşına bakmadan bırakır” dedi.

“Zül- CELALi vel İKRAM” dır Allah. Niye “Zül CEMALi vel İkram” şeklinde değil bu esma? Çok düşün. Duygularından sıyrıl da düşün olur mu canım benim.

Cemal ehlinin vefası Çevresine; Celal ehlinin vefası Gayesinedir. Celal ehline vefasız zalim demişler. Onun çok umuruydu ne dedikleri?!

Ezberlediğim en kısa hadis “El İmanu Heyûbun; İMAN; HEYBETTİR” Düşün işte…

Kimseyi kırmak istemediğim Cemal sürecimde çok yandım. Şimdi densizleri anında engelliyorum. Celalin İkramı Huzur imiş, tattık Elhamdülillah.

ALLAH’A HAVALE ETMEK Mİ?!

Yaşadığı veya şahit olduğunun hakikatini okuyamayanlar; cehalet ve hırslarını “Allah’a havale etme” ye yükleyerek egolarını parlatırlar.

“Allah’a havale ettim” diyen ne tanrısal ötelemeden çıkabilir ne de bedenselliğini yenebilir. Düşünenler havaledeki şirki açıkça görecektir.

“Allah, cezasını verecek!” diyen “Hırsımı yenemedim, hat bildirmeye de gücüm yok iyisi mi Allah’a atayım” demiştir. Sövgüyü Allah’a yaslamak?!

“Allah’a havale ettim” diyecek kadar bilinçsiz ve Allah’tan gafil misin? Her birim, her an, her haliyle zaten onunla! Ne havalesi, ne kargosu?

Tevekkülün hakikatinin derununda mevcut El- Vekiyl esması kuvvesine sığınmak olduğunu fark eden kimseyi kimseye havale etmeden huzuru yaşar.

Bunca bilgiye, açılıma rağmen Allah’ı ödül ve ceza memuru bir tanrı olarak hayal edenin havaledeki hırsı, şirki, sövgüyü görmesi mi? Zor…

Onda, şu an bu hali dileyen; Allah’tan gayrısı ise onu Allah’a havale edebilirsin.

ŞEYTANİYET

Muhatabımızı izlerken onu sadece bir kişilik ve kimlikten ibaret gördüğümüz sürece Şeytaniyetin pençeleri arasındayız demektir.

Olayları izlerken sebep- sonuç ilişkilerini çözümleme bir OKUMa adımıdır. Ne var ki olayı sadece sebep ve sonuç eseri görmek de Şeytaniyettir.

Kimi baktığında ötekini görür, kimi kendini görür, kimi de görenin ve görülenin sadece Onun seyrinde bir figürasyon olduğunu sezmiştir.

HAC VE KÂBE

“Kâbe’nin nafilesi Tavaftır” (Hz. Muhammed sav)

- Hac veya umreyi namaz, zikir, okuma veya ne ile değerlendirelim?

- Bol Tavaf ile… Namaz, okuma, zikir her yerde yapılır. Tavaf sadece orada!

“Kâbe’yi ortadan alıver bir an için, kim kime secde ediyor, Mescid-i Haremde oğul?” diye sormuştu ihtiyar bilge…

Yüzlerin yüzlere, safların daireye döndüğü ilk ve tek mekândır Kâbe.

“Vechini Mescidi Harem tarafına çevir” ayet. “Her nereye dönsen onun vechini görürsün” de ayet. Tezat gibi görüneni nasıl anlayalım?!

“Vechini Mescid-i Harem tarafına çevir”meyen “Her nereye dönse görünenin Allah Vechi olduğu”nu seyredebilir mi? 1. ayet tohum, 2.si ürün…

Mescid-i Hareme (İçselliğe- Öze) yönelmedikçe her görünenin Allah Vechi olduğu seyrine çıkamazsın! Mescidi Hareme dönmeden salât olmaz!

Tavaf; Kâbeyi merkez alıp yörüngesinde akmaya başlamaktır. Ehlullah’ın ilmine odaklanıp yörüngesinde tura çıkmadan Allah Vechi mi görülür?!

Vakfe; Duruş demektir. İlmi öğrendin, kavradın; ortaya bir söylem-eylem birliği,bir duruş,bir istikrar koydun mu ki arınma bekliyorsun?!..

Tüm elbiseler çıkarılmadan, gusletmeden İhram giyilmez. İhramlı; iç çamaşırı bile giyemez. Hangi etiketi, kimliği çıkardın ki tavaf edesin?!

Tavafın hakkını verene ikram edilir Zemzem. Allah İlminin hakkını verene ikram edilir; Allah İndinden ilham, doğuş, açılım ve yeni okumalar.

Mıknatıs çekimine kapılan demir tozunun iradesinden söz edilebilir mi? Aşkını Kâbe bilenin hali de aynıdır. Ne mutlu iradesini teslim edene!