Hüzün

Hüzün

 (Hüzün; Bireysel bir tepki ve üzüntü mü? Şuursal bir rıza ve okuyuş mu?)

Hüzün ses çıkarmamaktır; ya da sesinin çıkmaması… Yaşayamam dedikten sonra yaşamanın adıdır… 

Kaybedecek bir şeyinin kalmamasıdır.  Emindir artık mahzun. Bilir ki kazandıklarıdır kaybettim sandıkları.  Bilir ki daha iyisi verilecek elinden alınanın. Ve yine bilir ki elinde değildi zaten.

Hüzün bir gözlüktür bence okurken taktığın. Hakikati gösteren, şifreleri çözdüren.

Umutla kol koladır hüzündeki burukluk.  Özle bağlantı der buna filozoflar.

Hüzünde keşkeler yoktur. Elinden geleni yapmış olmanın huzuru ve takdirin değişmezliğinin bilgisi vardır.

Üzüntü şiddetlidir, dalgalıdır; hüzün sessiz ve dingin.

Melankolik de değildir mahzun, hele depresyona hiç girmez. Çünkü bilir her şey yerli yerincedir.

Bir haldir hüzün… Geçmez, bitmez, azalmaz.  Önce soyarlar seni tüm kimliklerden. Alırlar elinden senin sandığın ne varsa. Üzerler, ağlatırlar, acıtırlar, kanatırlar..  Sonra giydirirler sana hüznü. Ne acı kalır, ne yara! Hepsini örter hüznün.

Bu hal senin en yakın olduğun haldir, özündekine.  Yaklaştırır, tanıştırır, kaynaştırır seni. Ve bir olursun hüznünü yaşadığın her neyse.

*

Hüzün, Türkçede anladığımız anlamda, üzüntü anlamında değildir. Sistemi anlayan, sahip olduğunu sandığı şeylerin zaten kendisinin olmadığını anlayan  ‘Onlara ne korku vardır ne de hüzün verecek bir şey’ ayetine muhatap olan kişinin durumudur.

Hüzün tam anlamıyla vahdeti yaşayanın halidir.

Vahdeti yaşayan kişinin artık kendisi ile ilgili bir korkusu ya da endişesi yoktur. Ancak  Vahdeti yaşayan bu  kişinin herkesi kurtarma, herkese yardımcı olma isteği vardır.  Bunu yapamamanın da verdiği hüzün.   Bütünü görmenin ve göremeyenlerin durumunu bilmenin hüznü.

*

İçinde, zerre zarar, kötülük, yıkım, vahşet, sahiplenme, haset, kıskançlık, hırs, nefret, kibir vs. gibi yıkıcı dürtüleri içermeyen; miracını tamamlamış ve beşere hizmet etmeye yollanmış duyguların nebisidir hüzün…

Hüzün denilen bu latif, insana yönelik olan duygu sadece gözlerden OKUnabilir.

Göz, çok kolay aldanabilir belki ama hüzün ve keder durumunda asla aldatamaz… Çünkü öncelikle yüksek bir şuur tarafından zerk edilmiştir sana HÜZÜN ve kaçılacak hiçbir hal bırakmamıştır.

Tutunduğun tüm dallar kopmadan; hüzünlenemezsin… Egonun; kendi yanışını- bitişini çaresizce izleyişidir Hüzün.

Sadece sizin görmüş olduğunuz bu güzellikleri,kudreti,alemlere tasarruf yetkisini; tüm bunları hayal etmeleri dahi mümkün olmayan bilinçlere anlatma görevi ve sorumluluğunun vermiş olduğu zorluğun ağırlığıdır hüzün.

Taif’te taşa tutulmak pahasına oraya gitmek, taşlanmak ve her şeye rağmen ‘’ “Ya Rabbî, onlar bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı”H.Ş. diyebilecek eminliğe sahip olup; onlar adına duyulan koşulsuz sevginin İLİMin yansımasıdır HÜZÜN…

Kendini kurtarmışlığın eminliğinde ama kendini kurtarmış olmanın yetmediğinin bilincinde olananın yaşadığı halin adıdır hüzün…

Hüzün; zirveye tırmanıp, oradan bakmayı hak edenlerin; yerde sürünenlere duyduğu merhametin ağırlığıdır…

Sana hibe edilenlerin karşılığının asla verilemeyeceğini bilmektir, hüzün… Seni halife yapana karşı olan mahcubiyetini anlamak; sana tüm hazinenin anahtarını verene karşı verecek hiçbir şeyin olmamasının adıdır hüzün…

Hüzün; senin insan yerine konulmuş olmanın karşısında duyduğun çaresizliğin adıdır…

Hüzün; hiç kavuşulamayacağını bile bile yine de kavuşulacakmış gibi umutlanmaya devam edilmeye değer olana duyulan özlemdir.

Hüzün; kavuşamamanın verdiği bir acayip zevktir. Anne karnında duyulan huzurdur hüzün… Hem sevgiyle sarmalanmak hem de yapayalnızlık.?!

Hüzün; külli bilincin, beşeriyet boyutumuza ikram etmiş olduğu; kabul etmemiz durumunda, beşeriyetimizi öldürüp halife boyutumuzla dirilmemizi sağlayan Azrailimizin tırpanıdır…

*

Üzülmek; egosal ve benliksel kayıpların sonucunda açığa çıkan bir hormonal [rabbının hükmünde olmak] duygu iken hüzün; Allah’ın azameti gücü ve kudreti karşısında kul olduğunun [rabbulalemini bilmek] idrakine varmaktır.

Ümitle korku arasındaki hassas dengedir hüzün. Bu dengeyi koruyan insan, Sübhan Allah karşısında güçsüzlüğünü ve acizliğini anlar, acziyetini hissedenin dünyalık işlerle kavgası, koşuşturması olmaz.

“Allah kalbi hüzün içinde olan tüm kullarını sever” der Hz. Resulullah sav. Hüzün Allah a yakınlık kazanmadır.

*

Hüzün; cennette olamama halidir… Cenneti hissetmek ama tam da içine girememiş olmak. Ne kendini dünyaya ait hissetmek ne de cennete… Kısaca iki arada bir derede olmak…

Hüzün bir anlamda huzurda olamama halidir… Yani ikilemden, ikilikten bir türlü kurtulamama hali. “Ben varım bir de Allah var, insanlar bir de Allah var inancından tam kurtulunanadığı için… Allah’tan gayrı hiçbir şey yok imiş, ben hiçbir zaman var olmamışım” diyememenin getirdiği hâl…

Muhammed Mustafa sav Nübüvvet kemalâtına sahip olduğu halde yani en üst bilinç mertebesinde olduğu halde, diğer alt bilinç mertebelerini, yani beşeriyeti de kuşatabilir, onlara onların gözünden de bakabilir. Baktığında ise hissettiği “hüzün”dür. Şöyle ki; yukarı çıkmak için asansör bekleyen kişi için “inme”sinden söz edilemez. Ama son kata çıkmış biri ile binip de her katı gözlemleyen kişinin inebilir de çıkabilir de.

Hüzün; şuurun bedene bakışı ve onun acizliğini görmesidir. “Ne yardan, ne serden!” geçemeyen bedenin arada kalmasıdır. Allah’tan bakmanın gerçekleşemediği, kişiye asıl yurdundan (cennetten) ayrı kalmanın verdiği histir…

*

Derinlerde yaşanan çoğu zaman gözyaşlarıyla ifade bulan, Allah’a kendini en yakın hissettiğin yoğun yalnızlık durumu.

Hüzün; kendinden kendine duyduğun özlem.

Hüzün; geriye dönüp baktığında şu anda bu bilince bu duruma sahip olmana sebep olan her şeye şükrederken orda bıraktığın kendine ve her şeye samimiyetle duyduğun minnet duygusuyla açığa çıkan his.

*

Hüzün; uzaklara ait olup, yakınlara hapsolmaktır.

Hüzün; yani insanı içten içe yakan, yaktığı kadar olgunlaştıran dert kavramı yoksa eğer, işte o zaman gaflet denizinde yok olma riski belirir.

Hüzündeki Algıda; O algıyı oluşturan bizim tecrübelerimiz ve hissettiklerimizdir. Kader Programında olduğu gibi Yazılmışın Sınırları İçerisinde Değil, Yazılmışın Sınırlarını Öğrenerek ve Tecrübe ederek Bilince Sıçrama Yapmıştır. Bu sıçrama Aşkın Bilincidir. Sünnetullah denen Etki- Tepki Mekanizmasını öğrenmek denilen hadisedir.

*

Hüzün; ahiret kaygısı veya hayırlı bir iş başaramamak, daha iyisini yapmayı ümit etmek için yaşanan olumlu bir durum.

Görmenin imkânı kalmadığı an olarak gurup vaktinin hüznüdür âcizane bendeki. Bundan ötesi haddim değil ve bu mertebeden yukarı çıkacak irfan gücüm de yok. Gurup vakti hüznünün girdabında “ah” etmeye tiryakiyim. Vuslatı tamamlanmayan bu merhalede kalmayı seviyorum. Vecd ile yaşadığım tam da budur.

Hüzün bir imkândır aslında. Yerinde kullanan kimsenin ruhunu inceltir, ona iç derinlik ve bilgelik kazandırır. Ancak melankoliye dönüşür ve müzminleşirse, bir hastalık hâlini alır ki, denge ve tevekkül terkibinden uzaklaşma tehlikesi baş gösterir.

İçine çekilmen gereken bir kendiliğin bile yok. Bir sığınağın. Bir mağaran. Tek başına için için ağlayabileceğin bir odan. Hüznün yok çünkü.

Hüzün; kesinlikle gerçekleşmeyen beklenti sonucu içine girilen üzüntü, kaygı, sinir hali değildir.

Hüzün, üzüntü halinin oluşmaması için, bu anlamda gaflete düşülmemesi için bir araç-unsur-haldir.

Korku, kaygı ise genellikle gelecekle olur. Burada kesişen nokta ise değerlendirilemeyen ya da daha iyi değerlendirilmek istenen ‘’Anların’’ kaygısıdır hüzün…

Hüzün, üzüntünün net halidir. Üzüntü brüt duygularsa, hüzün net duygulardır. Kızgınlık, öfke, kıskançlık, hırs, kaygı ÜZÜNTÜ içindedir. Hüzün ise bu duygulardan arındırılmış seyir ve tefekkür halidir.

Hayatımızda karşımıza çıkan büyük kazanç ya da kayıplarda, başarıyı sahiplenerek ya da tersinde isyan ederek verilecek tepki üzüntüdür. iki senaryoda da değerlendirme, benlik –ait ve sahip olma düşüncesini terk halini yaşama hüzündür.

Hüzün, ‘olduğu gibilik’le çıkılan bir geçmiş yolculuğudur.

*

Ben eskiden hüzünlenmiyormuşum, üzülüyormuşum. Aynı türkü mesela beni ağlatmıyor artık, eskiyi düşünüp birilerine kızmama, kin kusmama sebep olmuyor.

Eskiden izlediğim bir filmin mesela, etkisinde kalıp günlerce ağlardım, “hüzünlendirdi beni” derdim. Hayır, o hüzün değilmiş, sadece kendime acıma, gereksiz yere “bak bunları da yaşadım ancak hala ayaktayım” telkini yapıp, sözde kendimi güçlü göstermekmiş. Kurban rolümün bir parçasıymış.

*

İyyake na’budu olduğumu öğrendim evet ama iyyake nesta’iyn için yana yana duadayken Hüzün. Rükû başlı başınca bir Hüzün. Varlıkta gayrından başkası yok evet ama bunu gaflete düşüp unutuyorum her zaman bu bilinçte olamıyorum. Özür dilerim demek ne büyük Hüzün.

Hüzün; istiğfardır.

Hakikat yolculuğunda olmazsa olmazlardan Hüzün. Hüzün uyanık tutar bizi. Hüzün merhameti gerektirir. Ya da merhametten mi doğar Hüzün ?

*

Hani yine demiş ya Rasullullah, “Kur’ân hüzünle indi. Ya ağlayarak okuyun veya ağlamaya çalışın” diye. Yeni yeni anlıyorum. Kalbin abdestiymiş gözyaşı. Şuurun bilincin temizleyicisi.

“Hüzün, ayrılmaz arkadaşımdır, gam ve kederim ise, ümmetime yöneliktir” diyor Rasullulah. Aslında tekliğini hissedenin yaşadığı haldir hüzün. Rızadır hüzün. Razı olmaktır. Üzülüp kahrolup hüngür hüngür ağlamak değildir. Şuurda yaşanan bir haldir. Hep razı, hep hiçlikte. Ne zaman gurur- kibir şeytanı şuuru esir ederse, şeytanın boğulup uzaklaştığı bir akıntıdır hüzün.

Daimi hüzün halim tekliği hissedişim, her şeyden razı oluşum ile ilgilidir. Dışarıdan gördüğünüz üzüntü halim ise ümmetimin geleceği ve ahiret boyutu ile ilgilidir.

*

‘Halk için hüzün, ruhun hummasıdır. Hak için hüzün kalbin ziyasıdır.’

Hüzün insanın kendisi ile yüzleşmesiydi. Kendini dinleme ve şöyle bir geri çekilip kendini görebilmesiydi.

*

Sistemde her yüksek frekanslı kavramın ve o kavramın yarattığı bilinç düzeyinin..Ona çok benzer ama asla o olmayan düşük frekanslı bir benzeri mevcuttur..Kastedilen mananın anlaşılmayışının önemli sebeplerinden biri de budur..Örneğin ; Sevgi yüksek frekanslı bir kavram ve bilinç düzeyi iken ve asla bir duygu durumu değilken… Hoşlanma bir duygu durumudur ve düşük frekanslıdır. Aşk çok yüksek frekanslı bir bilinç düzeyi iken Tutku düşük frekanslıdır.

Üzüntü de bireysel bir çaresizlik vardır Hüzün de ise derin bi kabulleniş ve rıza vardır… Üzüntü bir tarafıyla ciddi bir itirazdır Hüzün ise teslimiyet…Üzüntü sıcak ve soğuk oluşuyla yakarken dondururken , Hüzün her daim ılıktır.

Hüzün Tekliktir. Vereni, Alanı, olanı, oldurmayanı bilmek ve bunun Hakkını vermektir. Hüzün de şahitlik vardır. Müşahede vardır. Üzüntü de role itiraz, sahneye isyan.

Hüzün sistemi okuyanın Saygı Duruşu’dur.

(“Tefekkürü İbadet Bilen” dost bilinçlerin çalışmalarından derlenmiştir.)