Değiniler- 36

Değiniler- 36

BAĞLANMA ve YÖNELME FARKI

İnsanoğlunun ulaşılmaz olana ulaşma hırsı, çoğu zaman onu yakınında, gözünün önünde olanı fark etmek ve değerlendirmekten mahrum bırakmıştır.

Beşer tutunmaya, İnsan arınmaya sevdalıdır. Bu yüzden beşer bağlanılacak kişi, İnsan anlaşılacak bilgi arayışındadır. Aradaki fark büyüktür.

Ehil zata yönelişe yüklenen kutsiyet; egonun tutunma sevdasını örtmüş, şeytaniyet böylece kendini saklamıştır. İnsan; hiç bir şeye tutunmaz!

Bağlanabildiği kadar ereceğine inanmıştır Beşer. Terk edebildiği kadar eriyeceğini fark etmiştir İnsan. Erimeden ermek zaten muhaldir.

Ayakları üstünde durma kudreti bulamayan, ayak izlerine tabi oldukça güvende kalacağına inanmıştır. Kudretli, ize bakmaksızın yürür gider…

“Elimi tut, beni izle, götüreyim” diyen, “Bak, şu yolu izle, kolayca bulursun” diyenden daha sevimli, müşfik görülür. İkincisi soğuk gelir.

Sizi sizinle, daha doğrusu sizdeki ile tanıştıracak olan; elinizi tutan, yaslanmanıza, yapışmanıza izin veren değil; yolu iyi tarif edendir.

Allah Rasülü (sav) kendisiyle beraber olanlara “Sahabem”; sonraki çağlarda Onu görmeden hakikati değerlendireceklere “Kardeşlerim” demiştir.

Hakikatin en kolay, en kestirme,en basit yolu “Kendinde Bulmak” iken “Ayna Sevdası” çoklarının kendi olmayı akıl edememesine sebep olmuştur.

-  Kime, kimin ilmine uyalım?

-  “Sizden bir karşılık istemeyen; kendileri hakikat üzere olanlara tâbi olun!” (Yasin- 21)

KİMİN İÇİN YAŞIYORSUN?

Kişi; evladını, eşini, ana- babasını, toplumu düşündüğü kadar kendini düşünebilseydi Allah Halifesi olmanın hakikatini daha çabuk anlardı.

Çoğunun başkası için yaşadığı, adandığı hatta kurtarıcılığa soyunduğu dünyada “Sadece kendine dön, kendini kurtar” sözü Bencillik sanılacaktır.

Henüz kendi kilidini çözmemiş, stresini atamamış olanın “Ölmüş annem- babam için neler yapabilirim” sorusu nedense bana hep tuhaf gelmiştir.

Dünyayı cümbür cemaat yaşayanlar, kabile yaşamını huzur sananlar; mahşer- ahireti de öyle kurgularlar. Keşke gerçek kurguladıkları gibi olsa. İşte çoklarının mahşer algısı. Komedi malzemesi olmuş! https://www.youtube.com/watch?v=GrYIlVJaCSI

SAHİPLİK, AZAP ve SINAV

“Sahip” olduğun kadar Cehennem, “Şahit” olduğun kadar Cennettir hayat.

Beşer; sahip olduklarını gereksiz yere harcamayı israf kabul eder. İnsan; sahiplik zannının bizzat israfın ta kendisi olduğunu fark etmiştir.

Hangi musluk suyu sahiplenebilir ki? Muslukça hayata bakamadığın sürece devam edecek azabın.

Ait olmayı seven koyun, sahip olmayı seven çobandır. İnsan, her ikisinin de ötesinde yaşar.

Sahiplik ve sahiplikten beslenen korkular vehmi besler. Vehmin panzehiri; rızadır.

Bela ve İmtihan veremeyeceğin kadar sahiplendiğin değerlerine iner. Vermişsen, sahipliklerden de geçmişsen ne, nereye inebilir ki?!..

Bağırsak beynin üst beyne hâkim olması; “Sahiplik”, Üst beynin bağırsak beyne hakim olması; “Şahitlik” doğurur.

Kıskançlık gücünü sahiplenmekten alır. Sahiplik bütünüyle ateştir! Kişide evrensel bilinç açığa çıktıkça kıskançlık ve sahiplenme azalır.

Sınavımın soruları sahiplendiğim konulardan çıktı.

Allah İlmine yönelmek; “Rabbim, beni sahipliklerimle yüzleştir” duası etmektir. Gerçekleşen duayı bela saymak, tuhaf! Şükredilmeli değil mi?

Halife Şuuru üzerine Kadınlık giydiren Kocasından; Erkeklik giydiren Karısından çekti. Tasavvuf, giyinme değil soyunma yolu değil miydi?!..

Sahiplikle Şahitlik bir arada yaşanabilseydi, Hz.Üftade, Kadı Mahmudun sırtını okşar, “Dergâhı şereflendirdiniz” derdi. Ciğer sattırmıştır!..

Damarıma bastı,Canımı sıktı,Gururum incindi,Kanıma Dokundu,Onurum zedelendi vb düşünceler taşıyanın ne sahipliği biter ne de azabı diner!..

ŞEYTAN HELVALARI; MUHALEFET ve TARTIŞMAK

Fikir çatısını sırf birine veya birilerine muhalefet- reddiye üzerine kuranlar; Benlik esiri olmuş, ego bataklığında debelenen zavallılardır.

Benlikten arınmak, böylece kendini tanımak üzere yola çıkanlar; birileriyle uğraşmak yerine sadece kendilerini inşa yollarını izlerler.

Hariçten gazel okuyana aldırmadan kendi yolunca yürüyenler aydınlık yollar açarken reddiye takıntılılar zihinleri bulamaç etmeye devam ederler.

Allah Ehli zevat “Çık karşıma tartışalım, doğruyu bulalım” diyenlere hiç prim vermemiştir. Çünkü bu davet; Şeytani- Egosal bir davettir!..

ZİKİR KİMDEN ALINIR?

Astrologdan, Kişisel Gelişimciden, Parayla Seminer Verenden zikir alacak kadar aklımı peynir ekmekle yemedim!.. Zikir; Ehlinden alınır…

İşin tekniğini, ruhunu bilene; Allah İlmini çağdaş ölçülerde açıklayana, bedelsiz yayana uyarız biz. İşte eşsiz kaynak http://ahmedhulusi.org/tr/kitap/dua-ve-zikir

ŞEFAAT NEDİR? ŞEFAATÇİ KİMDİR?

Bilmediklerini öğreten, yanlışlarını gösteren değil; bildiklerini çürüten, doğrularının yanlışlığıyla seni yüzleştiren Şefaat sahibidir.

İlim sahibi, ilmine ilim katarak idrak binana tuğla koyar. Şefaat sahibi idrak binana dinamit koyar ki gecekondudan kurtulup villaya geçesin.

Beşer kalbini çalana; İnsan kalıbını kırana sevdalanır. Aşkın hası; hakikatini arayanın şefaat ehlini bulduğunda İlme kapılmasıyla yaşanır.

Şefaat bir vortextir ki; Arınmış idrakin, arınma adayı uygun beyinleri çekim alanına alıp hızla dönüştürmesiyle hükmünü icra eder.

Şefaat ehlinin yayını yağmur gibi genele ve hibedir. Ne ki değerlendirmek fıtrat işidir. Rahmet genelse de Bereket uygun araziye özeldir…

Şefaat Ehli; Annedir. Doğurur, besler, korur, büyütür, yürütür; İnsan eder. Celali de  Cemali de kendinden ayrı saymadığına merhametindendir.

“Gerçek, benim bildiğimden ibaret” diyen taşlaşmış bilincin Şefaatten en ufak bir işaret alması mümkün değildir. Taş yağmur tutar mı?!.

ALLAH (SİSTEMİ) KİMİ DESTEKLER?

Allah Sistemi; ikircikli, içten pazarlıklı, riyakâr -sözde- dindarı değil; hatası, günahı ne olursa olsun “Yönelişi Samimi” olanı destekler…

Bel altına vuran, ne adına olursa olsun ihanet eden, insafı aşan her kişi- kuruluşun; er geç Allah Sistemince burnunun sürtülmesi mukadderdir!

Kin ve nefret saçanla Sevgi saçan hiç bir olur mu? Kalbini saran düşmanlığa kılıf geçirenle kalbini olduğu gibi açan hiç bir olur mu?!..

İMANIN ÖZÜ

İman; aklına yatanı, bakış açına uyanı, içine sineni onaylamaktan ibaret değildir. Bunların hepsine zıt gelse de kabullenebilme kuvvesidir İman.

İman; parçalanma- bölünme kabul etmez. “Ona iman ettim, onaylıyorum ama şu konu hariç” istisnası getiren İman etmemiştir. İman; Tek- Bir- Bütündür.

Dönüştürülmek-Yenilenmek niyazıyla ilme ve de ilim ehline iman ettiğin halde “Hepsi kabul, şu hariç” diyorsan prematüre idraklere gebesindir!

Şaşıracaksın belki “Bana İlmi yeter; hali- dünya görüşü beni bağlamaz” demek de İlim Ehline dolayısıyla ilme eksik imandır. Haliyle hallen ki İlmiyle ilimlenesin!..

BÜYÜK RESMİ GÖREBİLMEK

Hakikatte Musa- Hızır Kıssası ile anlatılan; “Büyük Resimden Olayı Okuyan” ile “Dünyasına Göre Değerlendiren” farkıdır. Görebilirsen tabii…

Elli senedir “Duygular, Şartlanmalar, Alışkanlıklar, Değerler, Göreler” vurgusu yapan Ehli; “Büyük Resmi Okuma” nın önüne set çeken perdeleri bize göstermiştir.

Büyük Resimden Olayı Okumak; sahibine o yönde “Uygulama Kudreti” de açar. Halk nazarında gaddar, zalim görülseler de umursamadan yürür onlar!

Hızır da Musa nezdinde katil, gemiyi batırmak isteyen, yıkık duvarı boş yere inşa eden görülmüştü değil mi? İşte Büyük Resimden Okuma farkı.

Tüm şartları Müminlerin aleyhine görünen,sahabenin çoğunun sindiremediği Hudeybiye’yi onaylayan Allah Rasülü, Büyük Resimde Fethi görmüştü…

Dolmabahçe’de İngiltere Kralı 8.Edward’a; “İtalya ve Almanya’ya çok dikkat edin, dünyayı ateşe verebilirler” diyen Gazi Mustafa Kemal Paşa, sekiz yıl önceden (1936′da) 2.Dünya Savaşını görmüştü.

Bugün, Anket Şirketleri bir bir dökülürken, çaycı İzzet kardeşim kulağıma ” % 47 den aşağı olmaz abi” demişti iki ay önce. Büyük Resmi görmenin bir yolu da halkın arasında olmak, ona yakın durup nabzı tutmaktır.

“İnadına Barış” sloganıyla seçime girenler; Negatifin babası “İnat” kelimesi ile Pozitifin anası “Barış” kelimesinin hiç geçinemediğini, nasıl zıt bir enerji yaratacağını okuyamamıştır! Büyük Resim J

Yenilikçi bir genç siyasetçi 80′lerin sonunda OKUmuş siyaseti; “Kale içeriden fethedilir, evlere en kolay hanımlarla girilir” diyerek Hanım Kollarını kurmuş partisine. Şimdi Beştepe’de oturuyor dediler. Büyük Resim J

Yüksektekinin, yuvarlanan taş vadiye düşecek demesi çok normal. Vadidekinin bela okuması ne!? Fark; bakışla duruşun uyumundan doğar. Büyük resmi okumak sadece bakış işi değil aynı zamanda duruş işidir. Bilene!

“Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” atasözü, aslında sistem işleyişinde duygusal tavrın hiç itibara alınmadığını pek güzel resmeder.

Hayata bakış açısını Duygular üzerine kuran; Büyük Resmi Okumamaya ant içmiştir. Okuyamadığı için yanar da yanar, kızar da kızar, hırslanır da hırslanır.

Kendine göre gidişatı okumak cehennem, büyük resimden hayatı seyretmek cennettir. Samimiyet sahipleri ve arınmışların nasibidir Cennet.