Trenden Helikoptere Sıçramak!

Trenden Helikoptere Sıçramak!

Tren olmayın, helikopter olun!

(AH)

Bağdat demiryolu hattı inşa ediliyor. Sirkeci garı henüz yapılmış. Rayların saray bahçesinden geçme zorunluluğu var. Topkapı’nın bahçesi; Gülhane’den bir kısım yer alınarak güzergâha dâhil edilecek ama padişahın izni gerekmekte. Konuyu padişaha iletmek de ayrı bir sorun. Vezirlerden biri durumu, yeniye açık padişah Sultan Abdülaziz’e arz ediyor: “Bağdat demiryolu hattının bir bölümünün saray bahçesinden geçmesi elzem görünüyor Sultanım. Tabii irade buyursanız” Padişah tarihe geçecek şu sözü söylüyor: “Şimendifer geçecekse benim göğsümden geçsin!..”

Derhal raylar döşenmeye başlanıyor. Osmanlı ülkesi bu sayede batıdan doğuya doğru uzanan yeni ve modern bir ulaşım aracına kapılarını açıyor.

Akşam çocuklarla televizyon başındayız. Bol hareketli bir aksiyon filmi. Kimliği birden bire açığa çıkan casus, vagonlar içinden hızla geçerek trenin üstüne tırmanıyor. Nefes nefese sahneler… Treni takip eden helikopterden sarkan halata tutunabilirse kurtulacak. Yoksa ya aşağıdakilere yakalanacak yada az sonra girilecek tünelde yaşama şansını yitirecek. Son saniyelerde halata sıçrıyor ve helikopter uzaklaşıyor. Tren tünele girdiğinde aşağıdakiler düşmanı elden kaçırmanın çaresizliği içinde dövünüyorlar…

Bizim çocuklar kendi arasında tartışıyor. “Hızla giden tren üstünde böyle gezinilebilir mi?..” “Yok, canım bunlar stüdyo çekimi”, diyor ortanca, “Yada figüran kullanıyorlar”. Diğeri atılıyor, “Neden olmasın, çevik, atletik biri pekâlâ bunu yapabilir.” Öteki; “Film işte takılmayın, tadını çıkarın, hem konuşmayın, diğer sahneler kaçıyor”, diyerek susturuyor kardeşlerini.

Bense dizimde laptop, filmden ziyade günlerdir zihnimi meşgul eden, Ehlinden yansıyan o sözü tefekküre çalışıyorum:  “Tren olmayın, helikopter olun!”

Derin düşünce antrenmanlarına girişirken trenlerle olan bağlantıma uzanıyor hayallerim. Çocukluğum ve ilk gençliğimin önemli bir kısmı trenlerde geçti. Köyden şehre ulaşım vasıtamızdı. İstasyonlar, tüneller, menfezler, köprüler, geçitler ve uzayıp giden demir yolları…

Tren deyince hemen hepimizde ilk çağrışan kavram; Nostaljidir. “Ahhh o eski günler” içlenmesinde kara trenler başrolü kimselere kaptırmaz. Trene şiirler yazılır, trene besteler yapılır, türküler yakılır. Bir dönemin medeniyet ve kalkınma sembolüdür tren.

Tren sonrasında uçak ve helikopterle gelişen hızlı değişim, posta katarlarının pabucunu dama attırsa da geçmişten günümüze gelmek istemeyenler, hala mısralar düzerler buharlı trenlere. Haydarpaşa; Anadolu’dan İstanbul’a tahta bavullarla adım atan yağız köy delikanlılarının hayatlarında, altın ümitlerin miladı olmaya devam edecektir Yeşilçam perdelerinde uzun süre.

Tren deyince nostalji akla gelir, dedik de bakın biz de kendimizi kaptırıverdik nostaljik akışa…

Buradan çıkalım hemen de konumuza dönelim…

Sahi, “Tren olmayın helikopter olun” sözü niçin söylenmiş olabilir? İnsan nasıl bir bakış açısı ile hayatı değerlendirirse trenden; nasıl bakarsa helikopterden olayı seyretmiş olur? Helikopter varken hala trende diretenler, aptal değillerse eğer, nasıl bir algı içindeler dersiniz?..  Yoksa tren algısı içinde olduğunun farkında olmadan en çağdaş vasıtada yol aldığını sanmak gibi kadife bir perde gerisinde yaşayanlar mıdır onlar?.. Kast edilen ulaşım vasıtası mıdır, yoksa Hakikat menziline yol alma azmindeki bilinçlere yeni bir idrak şimşeği mi çaktırılmak istenmiştir?..

Bütün bunlar üzerine sohbet edelim istiyorum…

Misal ve mecazları düşünürken ilk planda sözün zahirinden yola çıkılsa da; söylenme amacını sezmek ve hissetmek; çözümlemede önemli bir yer tutar. Kelimeye takılmak; kelimeden yola çıkmak misal ve mecazı anlamada bir usul olsa da yeterli değildir. Yeterli olmadığı gibi perdedir çoğu kere!

Kur’an misallerini ve mecazlarını en iyi çözenlerin Arapçaya derinlemesine vakıf olan din adamları (!) değil de; hakikate adanan Hak Erenler olması da işte bu noktada oldukça manidar. Çokları da Arapça bilmez onların! Ama Rabçayı iyi OKUmuşlardır.

“Tren olmayın, helikopter olun”, ifadesini de ehlinin ana mesajları ekseninde ele almak durumundayız, özüne yaklaşmak için. O ana mesaja gelene kadar, kavramların zahiren görünen yanlarından hareketle bazı noktalara dokunup yeni idraki okumaya gayret edeceğiz.

Elbette, ulaşım vasıtası kullanmaktan bahsedilmiyor. “Tren yerine helikopter kullanın” denmemiş, “Tren olmayın, helikopter olun”, denmiş… Demek ki bizde ya tren yada helikopter tarzında sistemi algılamaya açık iki boyut iç içe!.. İşte onları ayrıştırmaya girişmek galiba bizi sonuca götürür. Ayrı ayrı değerlendirmek yerine, beynimizin daha kolay kavrayacağı kıyas yoluyla çözümleyelim dilerseniz.

1-Tren; raylar üzerinde, daha doğrusu çizilmiş bir hat üzerinde gider- gelir! Toprakta yada havada gitmesine imkan olmadığı gibi hattının dışına çıkması da mümkün değildir.Tren algısı ile hayata bakmak; tren algısı ile tasavvufu değerlendirmek; birilerinin inşa ettiği düşünce sistematiğine mahkûm olmaktır, körü körüne! Öylesine bir mahkumiyet ki; değil dışına çıkmak, “dışı” ve “başka alemler” olduğu düşünülemez bile!… Bu şekilde değerlendirenlere; (yerden havalanmak) kayıtlardan kurtulmak, ölüm demektir adeta!

Tren algısı ile ilme eğilenler, hakikate yönelenler; “Öncekiler” ve “Büyükler” in yorumları ve açılımları dışında yeni açılımlar olabileceğini akıllarına dahi getirmek istemezler. Onlar için mensup olunan “Ekoller”, “ Meşrepler”, “Mezhepler” vardır!!!! Dışına çıkmaları, farklı yerden bakmaları mümkün olmayan!

Helikopter içinse çizilmiş bir hat yoktur! Bir güzergâha mahkûm değildir!Helikopter kendi yolunu kendisi çizer! O kudrete, o donanıma, o görüş açısına sahiptir çünkü. O nedenle helikopterce değerlendirenler; hiçbir kayda, hiçbir mezhebe, hiçbir ekole, hiçbir kişiye mahkûm etmezler beyinlerini… Hiçbir kalıp fikirle kilitlemezler düşüncelerini. Sadece hava durumunu yani güncel durumu, yani çağdaş yayını izler ona göre rota ve akış belirlerler.

2- Tren; bir lokomotif ve ona bağlı vagonlardan oluşur!Trence değerlendirenler için; mutlak surette kendilerini çekecek bir “lider”, bir “önder”, bir “rehber” şarttır. Yoksa, zang diye kalırlar yerlerinde. Vagonlar nasıl kendi başına hareket edemez ise, trence düşünenlerin de çekici olmaksızın yol almaları muhaldir! Güdülmek; doğal kaderleridir onların! Güdülmeye; “tâbi olmak” ve “teslimiyet” kılıflarını ustaca geçirdikleri için hallerinden gayet memnundurlar!

Helikopterde çeken, çekilen yoktur, var olan; “kendi”sidir! Helikopterce hakikate yaklaşanlar, dışarıda birilerinde gerçeği görmek derdinde ve kaydında değildirler!.. Teslimiyetleri bir kişiye değil; sürekli biçimde akışını okumaya çalıştıkları sisteme, yani sünnetullahadır! Bu nedenle özgüvenleri, eminlikleri, kudretleri, bir diziye, bir zincire mahkûm olan algıların kat kat üstündedir.

3- Tren; raylara kavis verilmemişse viraj alamaz, belli bir doğrultuda birden bire geri dönemez, sadece özel alanda döndürülür görevliler tarafından! Tren manevra yapması en zor taşıttır.Yoluna devrilen bir ağaç, raylara düşen bir kaya keser yolunu. Bu şekilde bakanlar için, saplandıkları düşüncelerden geri dönmek imkânsıza yakın ölçüde zordur! Tefekkür ve beyin jimnastiği ile yeniye açılmak da onlara göre değildir. Zorlarsanız, düşüncelerine viraj aldırmaya, manevra yaptırmaya kalkarsanız muhtemelen devrilirler. Teçhizatları manevraya müsait değildir çünkü.

Mahkûm oldukları hat, basit bir engelle kesildiğinde öteye geçemezler. Bugün, modern gelişmeler ve ilmi keşifler karşısında eski rivayetlerden çıkamayan, değerlendirmeleri ile gülünç hale düşen din algısı; trence yol alışının bedelini çok acı ödemekte ve ödetmektedir. Evrim teorisine ezber bilgilerle karşı çıkanların, ne yazık ki bilimsel ve çağdaş düşünenleri tatmin edecek bir Yaratılış Kuramları yoktur, bunun için. Din alanında “sorgulanamaz” “sadece iman edilen” kapalı konuları vardır onların. Onlara sadece iman edilir, üzerinde düşünmek günahtır (!).

Helikopter istediği gibi manevra kabiliyetine sahiptir. İner- çıkar, yükselir- alçalır, döner- kıvrılır… Helikopterce hayata bakanlar için “fanatizm”, “bağlılık”, “bağımlılık” kavramları geçersizdir. Tutundukları, kayıtlandıkları bir yer yoktur çünkü. Görüşlere, ekollere, fikirlere takım tutarcasına yaklaşmazlar… Onları kutsamazlar da… Sadece gördüklerini, basiretle değerlendirirler. Tıkandıkları düşünce alanlarında kolaylıkla vites değiştirerek yollarına devam etmeyi başarırlar. Basit ama basiretli düşünce ile çözülmez sanılan çok şeyi çözümlerler. “Sadece iman edin”, “Sorgulamayın” telkinlerine inat, cesur tefekkürler yaparak hem kendi önlerini hem de insanlığın önünü aydınlatacak lambaları yakarlar!

4- Tren için hareket noktası da varış yeri de uğranacak, durulacak istasyonlar da bellidir! Bir başlangıç, bir varış istasyonu vardır tren için. Demiryolu biter belli bir yerde. Anadolu hattı Haydarpaşa’da dayanır denize…

“Başlangıç ve “Son“ kayıtları içinde değerlendirir trence düşünen. Evren; belli bir zamanda başlamıştır, belli bir zamanda yok olacaktır. Hayatlarını da öyle okurlar; doğum ve son nefes! Çok ileriyi zorlayan, sadece kıyameti görebilir o kadar.

Rasüller- Nebiler- Kitaplar hep başlangıç ve son arasında değerlendirilir onlar için. Risalet Adem’le bebekliğini, İbrahim’le gençliğini Muhammed’le olgunluğunu yaşamış ve bitmiştir. (!) Bir daha rasül gelmeyecektir (!) Demiryolunun Haydarpaşa’ya dayanması gibi bitmiştir akış!..

Helikopter için başlangıç ve son kaydında bir yol değil, tek- bir- bütünün seyri vardır an içre! Helikopterce değerlendiren; geçmiş- gelecek, başlangıç- son kaydından çıkmış, tek- bir ve bütün olana odaklanmıştır an içinde. Muhammedi Hakikati ANda okur ve isimlenen diğer rasul ve nebilerin o hakikatin geçmişte değil an içinde boyutsal açığa çıkışı olduğunu sezer ve bilir. Hayat; başlayan ve biten bir şey değil “Her an yeni şa’nda” akıştır. Ebediyete doğru her an ölümler ve dirilişler yaşanacaktır, bir kere doğulur, bir kere ölünür sanan tren algısının aksine. Rasüller sürekli akış içinde açığa çıkarak yeni bilgiyle idrakleri yenilerler! Yenilenen idraklerle değerlendirir ve okurlar risaleti.

5- Trene şiirler- hikâyeler yazılır, trene besteler yapılır, trene türküler yakılır: Romanlara konu olur tren yolculukları. Şiirler yazılır posta katarlarına. Besteler yapılır, mendil sallanan tren uğurlamalara.

Nostalji adeta kısıtlı bir tek düzeliğe mahkûm alandan beslenir de sembolü tren olur. Nostalji, yani duygusallık, yani geçmişte yaşayıp ANdan perdelenme şiirsel, hikâyemsi kalıplarla örterek kendini, akar damarlara. Tıpkı gecenin koynunda ıslık çalan tren gibi… Tıpkı “damarlarına nüfuz edeceğim” diyen şeytan- nârî- cinnî yapılar gibi!!!!

“Aşk en yüksek mertebe”, sanılır bu algıya göre. Sevmişsen, muhabbet sana açılmışsa; korkunç bir sistem anlatımı da abartıdır hani. Muhabbetin varsa, “seriul hısab”ı, “zül ıntıkam”ı konuşmaya gerek yoktur (!). Her şey kolaylaşır muhabbetle (!) çünkü.

Şiirsel, hikâyemsi ve efsanevi rivayetlerle, kıssalarla örülü bir bakış açısıdır trence ilme yönelmek. Bol bol duygulanılır! Geçmişe ağıtlar yakılır, destansı savaşlar, romansı duyuşlar arz-ı endam eder. Rasulullaha da sahabesine de yöneliş bu kalıplar içindedir. Hatta Kur’an dahi öyle okunur! Sanki “Geçmişin Hikâyesi” imiş gibi…

Tren algısına mahkum vaizler, kürsülerde Yusuf – Züleyha, Musa- Firavun, Nemrut- İbrahim anlatırlar film sahnesi kurarcasına!!!! Hem de İslam’ı tebliğ adına!

Helikoptere şiir de hikâye de yazıldığını görmedik. Hele beste hiç yapılmamıştır! Helikoptere yanaşmak herkesin işi değildir. Soğuktur helikopter. Asıktır biraz da suratı. Hem tehlikelidir de. Birikim ve donanım ister. O nedenle duygusallığa yer yoktur helikopterde! Her şey hesap kitap işidir. Sizi bilmem ama ben henüz helikoptere şiir, hikâye yazan, beste yapan görmedim. Duygusallığa prim yoktur ki bunlara kapı açılsın!

Helikopter algısı ile değerlendiren ve düşünen için; duygu eksenli çalkalanışlara çoktan veda edilmiştir! Hakikat; efsanelere kurban edilecek kadar ne ucuz ne de basittir. Akıl, İlim ve Çağdaş Verilerle Okuma vardır, okuduğunun hakkını vererek yaşama vardır.

6- Tren; hareketini doğrusal tekerleklerden alır. Düzlemsel akışla hareket eder tren. Doğrusal ve sadece ileri. Sağa sola yatay, yukarı aşağı dikey sıçrama yapamaz tren.

Dini değerlendirmede doğrusal bakış; “metot belli”, “yöntemler çizilmiş zaten” diyerek düz mantığı adeta kutsallaştırır. Yeni bir görüş öne sürmek; bu algı sahiplerince “küfür”, “sapıklık”, “mezhepsizlik”, “ büyüklere sadakatsizlik “ olarak nitelenir çoğu kez!..

Tasavvufa bu şekilde yaklaşanlar için, “kurumsallaşmış ekoller” vardır. Onların aksine bir söylem; onların dışında bir tahlil, derhal dışarı atar sahibini!..

Helikopter, pervaneden alır gücünü! 360 derece dönen pervane, düz yol alan trene nispetle kıyası kabil olmayan enginliğe açılmıştır.

360 derece döner, her manada tek- bir- bütün diye değerlendirenler. Hiçbir esma ile kayda girmeksizin tur atarlar esmalarda Kâbe’yi tavaf edercesine. Gücünü, görüşünü, kudretini de işte o dönüşten alırlar. Hiçbir görüş açısı ile kendini kayıtlamaz, yorumsuz seyrederler. Dönmektir işlevleri. Âlem döner, güneş döner, galaksiler döner, ben niçin dönmeyeyim dercesine sürdürürler fıtratlarınca dönüşlerini. Onun için okuması, yaşamı, düşüncesi, ufku farklıdır kuru kalabalıklardan, tek düze klasik algılardan.

7- Trenden görünen ufuk; güzergâhın izni ve pencere genişliği kadardır: Trence seyir ufku oldukça kısıtlı ve dardır. Görülecek açı, önden giden vagonun yada lokomotifin gördüğünden kesinlikle farklı olamaz. Bu algı için yön değiştirmek, ufuk çizgisinin üstüne çıkmak muhaldir.

Dini bu şekli ile değerlendirenler; önden gidenlerin dışında düşünce geliştirecek değildirler. “Abdest; temizlik içindir”, derler mesela. “O halde teyemmüm niçin?”, dediğinizde mantıklı ve tatminkâr bir cevapları hiç olamaz. Onlar için ayetler de hadisler de donmuştur! Kur’an’ın ileriye doğru açılımlara müsait olduğunu, hadislerin de ayetler gibi boyutsal anlamlar taşıdığını söylemek; din dışı (!) bir iddiadan öteye geçmez onlar nezdinde! Ufuklarında görebildikleri bu kadardır çünkü.

Helikopter için duran değil sürekli değişen geniş ufuklar vardır: Helikopterce değerlendirenler; hadislerdeki boyutsal anlatımları; ayetlerin bazen daralan (>) açılımı bazen genişleyen (<) açılımı sakladığını sezmişlerdir. Ufukları geniş ve değişken olduğu için; resmin tamamını görme şansına sahiptirler. Fikir çatılarını vadiden görülene göre değil, yüksekten görülen ile inşa eder, yorumlarlar.

***

30590

Evet dostlarım;

Kısaca, TREN algısı ile yaşam; MAZİYE DÖNÜK, HAYALE DAYALI, EFSANE ODAKLI, BİRİMSEL BİLİNÇLE, YATAY GENİŞLEMEDEN ÖTESİNİ GETİRMEYEN, DÜZ VE KAYITLI DEĞERLENDİRME…

HELİKOPTER algısı; AN’A ODAKLI, REALİTE VE BİLGİYE DAYALI, GERÇEĞİ MERKEZ ALAN, ŞUURSAL BAKIŞLA, YENİYE VE GELİŞİME AÇIK, DİKEY YÜKSELİŞ GETİREN DEĞERLENDİRME’ nin sembolüdür, görebildiğimiz kadarı ile…

Şüphesiz sözlerin hakikatini, Kelam Sultanı Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) ve Onun Varisleri bilir!

Tefekkür semamızda şimşekler çaktıran Ehline binlerce şükran ve minnetle…

Selam; yaşamımız olsun!

Mehmet DOĞRAMACI
27.10.2009