Vakıa Suresi Tetkikleri- 3

Vakıa Suresi Tetkikleri- 3

ÜÇ BİLİNÇ GRUBUNDAN İKİNCİSİ; ASHAB-I YEMİN (Meymene)  (27- 40. AYETLER)

İkinci olarak; Ashabı Yemiyndeki Vakıa zamanı oluşan değişiklikler / haller anlatılır…

Bu anlatımda, bence; yıkım ve inşadan / yontunmadan bahsedilir, mecazi olarak… Yani, sanki şöyle denilir… Bu İman Ehli ( اصحاب اليمين– ki,  “ yemiyn ”; “ iman ”dan gelir…) bilinç grupları için öyle olaylar hazırlarız ki; bu olaylar vesilesiyle onlardan YÜCELTTİKLERİ VE YASLANDIKLARI / TUTUNDUKLARI DALLARI ( فرش مرفوعة), AŞIRI– DUYGUSAL TEPKİLERİNİ (ماء مسكوب),ETKİSİNDE KALDIĞI İDEOLOJİ VEYA ŞARTLANMALARI (ظلّ ممدود), TAKLİDENBİRİKTİRİP KABULLENDİKLERİNİ ( منضودطلح– “ muz ağacı ” demek olan bu kelime ile, ayet; ashabı yemiynin bu ağaçtan beslendiklerini sembolik olarak söylemiştir…) ve BESLEYİP BÜYÜTTÜKLERİ  ENGELLENMEMIŞ, KIRILMAMIŞ DAHA PEK ÇOK BLOKAJLARI (فاكهة كثيرة لا مقطوعة و لا ممنوعة) KOPARIRIZ/ KIRARIZ /bunlardanARINDIRIRIZ  (مخضود– “dikenlerinden temizlenmiş ” demektir bu kelime.)…

Ve buİNŞA ETMEK İÇİN YAPILAN YIKIMdan sonra da / arındıktan sonra da onların yerineHİÇ KULLANILMAMIŞ ( ابكارا) ÖRTÜLÜ BOYUTLARI AÇARIZ / ORTAYA ÇIKARIRIZ ( عربا اترابا)… Vakıa bu yönüyle egoyu bitirme operasyonudur / arındırıcıdır… Bağları koparma yani… Hakikatte hiç var olmayanın var olmadığının bilincimizde pekişmesidir… Kişinin zincirlerini görmesidir…

*

Ashabı Yeminin özelliklerini görelim bir de. Sağcılar, iman edenler, bahtiyarlar. Nasıl bir haldedir onlar? Sidre ağacı içindedir!?

İman ehli, samimi iman sahipleri. Bedensel kayıtları temizlenmese de samimiler onlar. Belirli çalışmaları, ibadetleri, korkmaları, taatleri var.

Takliden de olsa Ashab-ı Yemin, bahtiyar… İstiflenmiş muzdan yerler; kendi özlerindeki kaynakla buluşamamışlar ama imana dayalı ibadet çalışmaları da yapmayı görev bilirler. Onun için alimleri taklid eder, sözlerini tekrar ederler.

Ashab-ı Yemin, yayılmış sonsuz gölgededirler. Gölge bir şeyin hakikatini idrak edememek, aslını görememek olabilir.

Kaynaktan alınamayan ilim, taklit yollu devam etmeye mahkumdur. Ama taklid yollu da olsa tüm ibadetlerin getirisi sonucu karşılığı alınır. Bitmeyen, kaliteli karşılık onları bekler. Onlar yeni bir yaratılışla yaratılmışlardır. Yani bulundukları ortama uyumlu hale gelmişlerdir. Peki nasıl?..

Yana yana, arına arına. Böylece tüm pürüzleri ayıklanmış ve sonucunda yeni bilinç seviyesi kazanmışlardır.Ashabı Yeminin bir kısmı oncekilerden, bir kısmı da sonraki devirlerden… Belki de bu bilinç seviyesinin daha çok sayıda olduğu belirtilmeye çalışılıyor.Yada M.İslamoğlu nun dediği gibi… İyiler hep var olacak…

*

-Ashab-ı  Yemin ehli; Bedensel ölüm için,  Allaha yakin elde edememesine rağmen, Rasullulah’a iman ile,  Kuran ve hadislere uygun  çalışmalar ibadetler yapan, bu esaslara göre yaşayan kişiler Ashab-ı yemin olarak nitelendirilebilir. Bunlar, anlamasa bile iman gereği, taklit olarak da olsa, Kuran ve hadis paralelinde yaşarlar. Yani said olanlar,  cennet ehli. Bu gruptakiler Mukarrebun gibi olmasa da başka bir cennet boyutundadırlar.

Ölmeden önce ölenler ise, sebebini anlamadan bile olsa, sisteme uygun olarak yaptıklarının sonuçlarını yaşarlar ve bunu neden yaşadıklarını anlamaya başlarlar. (Hayır yapıp hayır bulmak  şeklinde)

*

Bu olay O’nun hayatın da kesin ve net yol ayırımıydı.Vakıa’sını yaşamış ve hangi bilince göre hayatına yön verip devam edeceğinin kararını verme anı’ydı. Ya tamamen bağırsak beynin hükmünde  kalıp cehennemini yaşayacaktı ya da üst bilince sıçrayıp, aklını kullanıp yasadıklarını ”cenneti” için basamak varsayacaktı.

Konuşa konuşa farkındalığının da getirisiyle bir süre sonra öfkesinin Onu olayda tuttuğunu ve duygularının onu esir aldığını fark etti. Suçlamayı bıraktı. Yavaş yavaş öfkesini dindirmeye ve kontrol altında tutmaya çalıştı. Bunu yaşadıysa vardı bir sebebi. Hiçbir şey sebepsiz değildi. Bu düşünce biraz daha rahatlatıyordu Onu.

Sonra O’ na yardımcı olabileceğimi fakat tamamen kendisine odaklanması gerektiğini söyledim. Hiç düşünmeden sağlam bir şekilde yöneldi. Herkesi ve her şeyi bıraktı. Yeniden dirilmek için Verdiğimiz her şeyi sorgulamadan aldı uyguladı. Zihnini dönüştürdü kendini pozitife kilitledi. Yanan egosuna kulaklarını tıkadı.

Bir sure sonra Yaşadıklarını dışarıdan izlemeye ve sorgulamaya başladı. Fark etti ki aslında bu olayı yaşayan egosuydu. Öfkeyle kurduğu bir cümlenin getirisiydi yaşadıkları. Kendi yazmış ve yazdığını oynamıştı. Suçlama ve öfke tamamen kalkmış kabul süreci başlamıştı. Herşey olması gerektiği gibi olmuştu. Kendinden ne kadar çok uzaklaştığını fark etmişti. Ve bu olayın Özüyle arasına koyduğu engelin, perdenin kalkmasına vesile olduğunu fark etmesiyle beraber Hızlı bir şekilde değişti. Eski halinden eser yoktu. Sıçramıştı ve akış tersine dönmeye başlamıştı. O değiştikçe çevresi de değişmişti. Yaşanılan bu olay eşini de etkilemiş ve değişime itmişti. Bu olay İkisini Aynı yolda birleştirmişti. İkiyi Tek’e indirmişti. Eşi en büyük destekçisi ve yardımcısı oldu. Beraber arınıp, beraber yaşayıp çıktılar bu durumdan.

Sonra Yönelişiyle alakalı kendisinin tespih namazı kılmasını içten hissettiğimi söyledim. Bana namaz kılmayı bilmediğini ve beraber kılıp kılamayacağımızı sordu. Birlikte saf tutup tespih namazı kıldık. :) Sonra ayetel kürsiyi ezberledi her gün okumaya başladı. Bunun yanın da birçok dua zikir çalışmaları yaptı. Hala hepsini her gün uyguluyor:) Namaz kılmayı öğrendi ve Üstadın namaz önerisini uyguladı. :)  Yaşadığı olayı kabullendi, dinginleşti ve huzur buldu.  Küllerinden yeniden doğdu.

*

yavaş yavaş soldan “sağa” doğru evrildi devrildi düşünceleri hali bilinci..

vardır bunun da bir hikmeti dedi..

yolu yürüten..yürütürken iyi de düşürürken mi kötü dedi..

olan bitendeki hayrı gördü , yada görür gibi oldu..

 önüne yeni açılan yepyeni yola bakmaya başladı ..geleceğe dair bi umut doğdu içinden dışarıya doğru hala içerisi dışarısı var..

o var öbürleri var sanıyordu..ama daha iyiceydi..hala güzel olabilirdi her şey…

sağda olunca sol vardı..sol da olunca sağ..

merkezin..yakiyn ‘in ne solu ne de sağı..

Sıfırın ne eksisi vardı ne artısı..

üstünden geçince zaman..tüm bu hallerin..

Vakıa zihni yakıp yok ettiğinde..

Yakıyne erdiğinde fark edecekti tüm bunları..

Ayrılan bu 3 sınıfı..

Hepsinin iç içe olduğunu..

Sol olmadan sağ olmayacağını..

sol ve sağ olmadan Nötr olunamayacağını ve yakıynden seyredilemeyeceğini..

Bir zaman çizelgesinin solu geçmişi..sağı geleceği..tam merkezi Sıfırı gösteriyordu..

Vakıa bir Merkez kuvvetti..

Nasibinde Sol olan orada kalıyordu..Nasibinde Sağ olan ise orada..

Nasibi Merkez olanı hızla kendine çekiyordu Merkezin karşı konulmaz kuvveti..

Takılıp kalsaydı Vakıanın geçmişine , kalacaktı solda..

Az gayret ve çabayla taklit ede ede ulaşabilince sağa..

geleceğe bakacaktı umutla..

geleceğe taşıyacaktı her şeyi..

*

Ashab-ı Yemin; SELAM hitabına muhatap olanlar.

Nedir selam; İMAN EDİP,İMANININ GEREĞİNİ YERİNE GETİRENin ,kendisindeki getirisidir..Yani, kendinde ,cennet denilen boyutlarını seyretmesidir… Huzur,dinginlik yani sekine halinde olmasıdır sürekli… İman edip ,imanının gereğini yerine getirmek; adeta KABE’nin içinde olmak gibidir.Yani,kendi merkezinden,seni hiçbir dışsal koşulun etkileyememesidir. KABE,yöneliştir,iradedir,cezbin merkezidir.. Bir konuya fıtraten çekiliş yoksa ve bu durumda hiçbir irade gösteremiyor ve buna yönelik bir FİİL ortaya koyamıyorsan, bunun sonucu olarak sana hükmeden hormonların, duyguların, vesveselerin, bedensel arzuların ve tüm dış koşullar olacaktır…

Kendimizdeki bu Ashab-ı  Yemini, Meymene’yi; Ruhumuzdaki 19 Hasleti fark eden ve bunlardan “Hayırlı” olana uyanlar olarak anlıyorum.

1. İlim,                         –        Cehalet

2.Cimrilik                     -         Cömertlik,

3.Dedikodu-Gıybet      -          Ketumiyet,

4.Fitne- Fesad             -         Tevhid,

5.Hased                       -         Edeb,

6.Hırs – Şehvet            -         Kanaat,

7.İsyan                        -          İtaat,

8.İptilalar                     -          Faziltler,

9.Kin-Nefret                -          Sevgi,

10.Kibir-Gurur -                     Tevazuû,

11.Küfür                      -         İman,

12.Mürailik                  -         İhlas,

13.Nankörlük              -         Şükür,

14.Öfke- Gayz -                    Sekinnet,

15.Sabırsızlık               -        Sabır,

16.Vefasızlık                -        Vefa,

17.Yalan                      -         Doğruluk,

18.Zan                         -         Hakikat,

19.Zülüm                     -         Adalet.

*

Vakıa sûresinde anlatılanları içten okumak birincil hedef . Öteleyerek okumuş olsam derdim ki ‘ Muz.. Ne alaka ? ‘ Niye elma değil , armut değil de muz ? Tabii ki bir cevabını bulamaz, yok sayıp üzerinden atlayarak geçerdim ayetin . Amaaa , bakış açımı genişlettiğimde ve ‘Beri gel, daha beri ‘ sözü uyarınca karanlık oda aydınlanıveriyor : Muz , sağ ehline sunulan bir nimet . Sağ ehlinin özelliklerine baktığımda görüyorum ki ; sağ ehlinde ibadet var , uygulama var, bilgiyi sorgulamadan alıp kullanma var . Taklit var .Bilgi bir güzel sarılmış sarmalanmış, hatta biraz süslenmiş olarak kucaklarında ..Düşünme , sorgulama ,tefekkür yok . Bedensellikten sıyrılmadan beş duyu kaydıyla alma ve uygulama var . Bu kötü bir özellik mi ?? Değil tabii ki !! Ama eğer bir şekilde yüzmeyi öğrenmişsen neden sığ sularda kulaç atıp durmak  ? Derin bir nefes alıp ötenin de ötesine gitmek varken ?  İşin önemli yanı düşünmek yeterli değil; kolaylaştırılması ve nasibinde olması lazım. Yaratan kimimizi cennet için, kimimizi cehennem için yaratmış . Kimi kişileri de kendine yaklaştırmış. Hikmetinden sual olunmaz. Bana düşen uyanık olmak . Bana nelerin kolaylaştırıldığına bakmak. Ve kolaylaşana sıkı sıkı sarılmak .

Sağ ehli Mustafa İslamoğlu‘ nun tabiriyle lokomotifin arkasından gelen vagonlar gibi. Lokomotif onları çekiyor , onlar takip ediyor . Taklidi bir iman . Tam olarak hazmedilmemiş bilgi. Bedenselliğe ve dünyaya bağlı kayıtlı bilgi . Ama sonuçta ortaya çıkan ödüllendirilesi bir durum var. Dikenlerinden arındırılıp yerine meyve konmuş kiraz ( iman ) sonsuz gölgeler, türlü meyveler, çağlayarak dökülüp akan su, bilinçle birlikte var edilmiş daha önce hiç görülmemiş türden bedenler.

*

Dibe vurmadan yüzeye çıkılır mı? Okyanusta kendi halinde seyir halindeyken, seninle birlikte olduğunu sandığın, “suya düşersem beni kurtaracak dostlarım var gemide, bana bir şey olmaz” dediğin, üzerine giyindiğin can yeleğine çok güvendiğin bir anda, gemi alabora olur, okyanusa düşersin, bir süre debelenirsin, herkes kendi can derdine düşmüştür, kimse senin elini tutmaz. Bir süre sürüklenirsin, okyanusun dibine kadar inersin ve “ölüyorum” dersin, “bitti artık dibe vurdum”. İşte dibe vurduğunu fark ettiğin andır vakıa. Ve bir süreçtir, bazılarında aylar sürer, bazılarında yıllar, bazılarında bir ömür belki. Farkettiğin anda, teslim olduğun anda anlarsın.  Gücün varsa, imanın sağlamsa ayağını okyanusun dibine kuvvetlice vurup çekersin kendini yukarıya, ya da bırakırsın kendini okyanusa, bir ölü gibi, bakarsın ki yüzebiliyorsun, o zaman anlarsın işte, okyanusta yüzebilmek o okyanusa teslim olmayı gerektirir. Sen ne kadar mücadele edersen, o kadar batarsın. Mücadeleyi bırak, teslim ol, bak okyanus seni yukarıya çekiyor, incitmiyor seni, acıtmıyor, kanatmıyor. Yüz yüzebildiğin kadar şimdi. Yüzeye çıktığında kendini kurtarmayı başarabilmiş aynı gemide olduğun dostlarını görürsün, ama onlara farklı bakarsın artık.

Ashabı yemin, senin gemide birlikte olduğun dostlarındır. Senin en sıkıntılı zamanlarında sana Kuran okuyan, “vardır bunda da bir hayr” dediğin tarafındır. Çağlayarak akan bir suyun başına gelmişsindir, kendi ellerinle içersin, derman ararsın derdine. Çağlayan su sana kah ilahilerle derman olmaya çalışır, kah sohbetlerle. Coşarsın, tamam dersin budur çare, ama hala teslim olamamışsındır, sorgulaman bitmemiştir, debelenmen devam eder. Onlar da sendendir, içindedir, arada bir gelirler seni coştururlar ve yerlerine geri dönerler.

*

Bilinç düzeyinde olayları algılamada Ashab-ı yemin seviyesindeysen Allah ilmini taklit yollu alıp sorgulamadan uygulamakta kalmışsındır. Alınan ilmin kaynağı ve ilmi alış ve değerlendiriliş şekli net değildir. Başkalarının akıttığı ilimle dünya görüşüyle din algısıyla kayıtlanmışlardır.

Ashab-ı Şimal, Ashab-ı yemin ve Mukarrebun benim beynimin fonksiyonları ve olaylar karşısında gösterdiğim tutumların tavırın ve bakış açısının sınıfları ise bende bunu geçmişten bugune yaşadığım tüm sahnelerde bu üç özelliği ortaya koymuş olabilirim. Herhangi bir durumda sadece Ashab-ı Şimal tutumunu sergleyip yanıp kilitlenip o olayı öyle kapatmış olabilirim. Ya da hehangi bir olayda Ashab-ı yemin yanımla tepki vermis olabilirim. Ya da bir olay için bu süreçleri kademeli yaşayarak Mukarrebun seviyesine ulaşılabilinir ulaşabilirim diye düşünüyorum.

*

İsyandan uzak, hakikat bilinci olan, inançları doğrultusunda yaşayanlar da mevcut. Uygulamayı pratiğe çeviremeyen. İnançları olan ezbere dayalı yaşayan. Sofraya oturan ama önündeki yemeğe çatalı batıramayan. Bilgiyi alabilen ama nasıl kullanacağını bilemeyen. Allah ismiyle işaret edilene yakin elde etmek isteyen, şuursal boyuta ulaşmak isteyen ama buna yönelik yaşadığı olayda kendi özellikleri ve eylemlerini yorumlayıp hedefe kilitlenemeyen. Orta vagonda kalmış; ne üst bilinç mertebesine geçen ne de gerileyen.

Asıl mesele ise bireysellikten, bedenselikten, beden zannını oluşturan tüm hallerden arınmaya sebep oluştur. Aslında bu olayla ya da olaylar dizisiyle senin için takdir olana yolculuğun başlamıştır. Bir bakıma bu hal takdir olunanın ve aslında yaşanacak olanın yaşanmasından başka seçenek olmadığının idrakiyle yaşama halidir. Dolayısıyla sahiplikler ve buna bağlı oluşan değerler yargılarının, kaygı ve korkuların, endişelerin yerini dinginlik alır. Olay ve olaylar dizisi öyle bir gelişir ki bazen kitaplıkta duran onca kitaplar arasından çekilip sana uzatılan bir kitap ve senin o bilgiyi değerlendirmen, ilmin kaynağına seni ulaştırır. O kaynaktan da kana kana içmeye başlarsın .İlim yuvasının içindesindir artık.

*

Ashabı yemin için ise sadece meyve mevcut. İstiflenmiş muz. Neden muz? Taklide dayalı bir ibadet olduğu için maymun andırılmış burada. Her çeşit bilgiyi zihninde istiflemiş. Ve bu ahali için gölgede yayılmışlığından söz etmekte.

Mukarrabunlar için tahta kurulmuşlar denilmişken, ashabı yemin için yayılmış denilmiş. Nedir yayılmak? Keyf yapma arzusuyla nefsin şımarıklığına kulak verip ciddiyetsiz bir oturuş şekli.

Çağlayarak dökülen akan sudan bahsedilmekte. Kaynağından değil, bir çağlayandan dökülen su. Mezhep takıntısı içinde, ilmi şeklen takip etme. Sorgu, tefekkür olmadan olduğu gibi alıp uygulama. Demek istediğim; kişinin kendi bilinç düzeyinde kalarak Üst Bilince bağlanamayıp, bilginin dışardan geldiğini kanıksamasıdır. Kişinin Rabbi ile arasına engel koymasıdır.

Üst Bilinçte ise özden gelen bir algı vardır. Zaten bilgi okyanusunda olduğumuz bir kainatta bütün bilgiler mevcut, Üst Bilinçten gelen ışık – nur sayesinde biz bu bilgileri sadece algılıyoruz. Bu ahalinin ikram edicileri yok. Çünkü bu ahaliye ilim ikram ederseniz almazlar. Alışık değildirler hizmet görmeye.

Bu bilinç düzeyi; yolun ardını karanlık görüp kaybolmaktan korktuğu için, sadece denileni yapar. O sebepten ilim meclisinde yer almaları, ikram, hürmet görmeleri de mümkün değildir.

Bu ahali için yüceltilmiş sedirden haber edilmekte. Nedir sedir? Yayılmaya çok müsait geniş bir oturak. Bulunduğu mevkiden zaman zaman rahatsız olmak ve alçak görmek.  Ve bu ahali için yeniden inşaa edilmiş eşlerden haber edilmekte. Hiç kullanılmamış eşler, sadık ve yaşıtlar. Neden Mukarrabunlar için eşlerden söz edilmemiş? Sadık, yaşıt ve kullanılmamış eşlerden? Tefekkürümce çünkü ashabı yemin ahalisi, cenneti; yeme, içme, sınır olmayan güzellikler içinde dünya zevklerini  tadabileceği bir mekan olarak algılamakta. Bu sebepten, ashabı yemin  için bu eşlerden haber edilmiş olarak düşünüyorum.

*

(Tren örneğinden hareketle)   Yine arka vagonda yaşayan, belirli deneyimler yaşamış, düşünüp sorgulayan ve bunlarla beraber çocukları (sahiplikleri ellerinden alınanların) taklidle de olsa ki başrol oyuncusunun etrafında dönenler, sahiplenip kaybettiklerını kazanmak için, bir amaç için mucadele edenler. Cesaretleri olan, heyecanları olan, duygusal insanlar.

Her önümüze çıkanı fırsat gibi görerek oburca almaya çalışmak doğru değildir. Zamana yaymak, hazım süresi tanımak ve iyi analiz etmek gerekir.

Beynin Sağ Loblarını çalıştıranlar; (Allah’ı seyir hali) Sağ Ehli… Bunlar Kur’anda “Ey iman edenler, yeniden iman edin B sırrınca” ayetinin muhatabı olanlar.

(“Tefekkürü İbadet Bilen” dost bilinçlerin çalışmalarından derlenmiştir.)