Vakıa Suresi Tetkikleri- 4

Vakıa Suresi Tetkikleri- 4

ÜÇ BİLİNÇ GRUBUNDAN 3.sü; ASHAB-I ŞİMAL [Meş’eme] (41- 56. Ayetler)

Ve son olarak; Ashabı Şimalin Vakıa zamanı tutumları / olay zamanı aldıkları tavır ve nasıl bir bilinç haline sahip oldukları tasvir edilir, mecazi olarak… Yani, sanki şöyle denilir… Bu UMUM veyaİÇLERİNİ AŞAĞIDAKİ OLUMSUZLUKLARIN KAPLADIĞI İNSANLAR {اصحاب الشّمال–  ki, bu kelimedeki “ şimal ” bir anlamıyla “ umum( i )”; bir anlamıyla da “ kaplamak ” demektir…} vakıa ile karşı karşıya geldikleri zaman; KENDİLERİNE NE BİR SELAMET NEDE BAŞKA BİR  ŞEY VERMEYEN ( لا بارد و لا كريم) KOZALARININ GÖLGESİNDE (ظلّ من يحموم)yaşadıkları için İSYAN HALİNDELER / AĞIZLARINDAN ZEHİR SAÇARLAR VE AZABIN HER TÜRLÜSÜNÜ YAŞARLAR ( في سموم و حميم) Çünki, ÖNCELERİ;BEYİNLERİ YOĞUN BIR ŞEKİLDE NEGATİV HALLERİN DÜŞÜNCELERİN YAĞMURUNA MARUZ KALMIŞ ( انّهم كانوا قبل ذالك مترفين– “ mutraf ” kelimesi mefuldür.)… Şirk veya hesap vermeme inancında ısrar, sapıklıklar artık alışkanlık haline gelir… Ve veritabanlarını kaplayan bu negativ hal ve düşüncelerin sonucunda da ektikleri tohumların meyvesi olan azap ağacından yerler…

*

Bir sınıf da Ashabı Şimal olacak… Allah tan uzak düşmüşlüğün getirdiği kozalı yaşam ile yeni hakikat yada sistem, din,yaşamın sırrı,gayesi ve gerçeği hakkında hiçbir düşünce si ve sorgulaması olmadan,kendi şartlanmaları ve hayat prensipleri ile bocalayıp duran, hatta yanan kavrulan insan grubu… İnsandaki bu bakış açısını getirdiği üzüntü, keder, kıskançlık, kibir, gururla örtülü yaşam biçimi. Hiç nefes aldırmayan bir hayat. Hiç serinlik, ferahlık görülmeyen, hep azap ve işkence görülen, sadece bedensel zevklerle tatmin olunan yaşam türü…

“O büyük suç”ta ısrar eden Ashabı şimal!.. Nedir o büyük suç?.. Hayatı ve yaşamı dahası kendini, yaşam gayesini sorgulamadan, araştırmadan ve kendisi için manevi olarak herhangi bir çabaya girmeyen insan türü.

En büyük şüpheleri ise bu grubun,”ba’s”… Yani öldükten sonra hayatın başka bedende veya başka bir boyutta, şekilde devam etmesi… Çünkü ben bu bedenden ibaretim derse elbette ki ölünce de yok olacağı inancı hakim olacak…

Şüphesiz ki hangi devirde olursa olsun, her kim ki dünyada konakladı, bedeni terk edince de “yükledikleriyle” hayatına devam edecek.

Malum günde toplanacaklar. Yani hem mahşerde hem de “kaçınılmaz hesap” görülecek. “Seriul hisab”gereği kim ne ekti ise onu biçecek.

Ey yalanlayanlar siz zakkum ağacından besleneceksiniz, ya da besleniyorsunuz. Güzel gibi görünen faydasız işlerle ömür tüketiyorsunuz. O yüzden bu siz ba’s olunca da devam edecek.

Batınınız!!! Batınınız, içiniz, dışınız, her yeriniz faydasız. Suyunuz bile ferahlandırmıyor. Öğrendiğiniz ne kadar ilim varsa da size sizi anlatmıyor, hatırlatmıyorsa o da yakıcı sizin için. Ferahlandırmıyor, çünkü gerçek değil…

*

Bedensel ölüm için, hakikatini anlamamış, kendini beden olarak kayıtlayan kişilerdir. Bunlar, dünyevi ve şehvani zevkleri için yaşamış ve ölüm sonrası yaşama inanmamışlardır. Allah adı ile işaret edilen anlaşılmadığı gibi, anlamadan bile olsa iman ederek Kuran ve hadislere, dolayısı ile de sünnetullaha uygun yaşamamışlardır. Dolayısı ile bunun zorlu sonuçlarına katlanacaklardır. Şaki olanlar, Cehennem ehli.

Ölmeden önce ölenler ise, bilerek veya bilmeyerek, belki de sistemi anlamadan önceki dönemde yapılan hatalarla yüzleşmeleri olacaktır. Kendilerindeki yıkılması gereken egosal tarafların fark edilmesi ve yıkılması. Yıkılma anında duyulan yanma.

*

Hakikatinden uyansın diye Çakan Vakıa ışığını fark edemeyip kendi kozasında kalanlar ya da bu kozada kalınan bu süre. Zanların esaretinde bir sürgün hayatı gibiydi. Gözün önünde bir sis perdesi ile Hakikatin hiçbir rengini seçmek mümkün değildi. Uyansın diye gözüne tutulan aynanın ışığından korkup gözleri kapalı gezmeyi tercih etmek gibi bir bahtsızlıktı bu.

Vakıa burada da Vakıaydı ama. Gören göz olmayınca. Görülmeyen ama hissedilen derin Acı. Ve  Yakıcı öfkeden başka bir şey yoktu ortada. Bir gün bedenin ve zihnin ötesine geçebilmek mümkün olunca fark edilecekti içinde olunan durum. Nasıl da açıkça Yalanlandığı Hakikatin.

Nasıl da İlmin sadece yakan tarafına muhatap olunduğu.

*

Cehennemi olan evinde yaşamak zorunda bırakılıyordu. Ne gidebiliyor ne kalabiliyordu. Uyku yok, yemek yok, nefes almak yok, yaşamak yok. Her günü dinmeyen gözyaşı ve kahır ile geçiyordu. Bununla da kalmadı. Âşık olduğu ve güvendiği kişiden darbe üstüne darbe yedi. Artık O da yoktu. Tamamen yapayalnızdı… Ne sığınacak limanı ne tutunacak dalı kalmıştı.

Yaşadıklarından dolayı devamlı dış Dünya’yı suçluyordu. Çok öfkeliydi hayatındaki erkeklere. Ona ilgi göstermeyen ve yalnız bırakan eşi suçluydu. Ailesi suçluydu. Âşık olduğu kişi suçluydu. Kabullenip hazmedemediği için yanıyordu.

*

Sol Ehli. Bedensellikten sıyrılamamış, hakikati görmek bir yana kokusunu bile alamamış, beş duyudan öteye geçememiş, kuyruğuna değen her durumda yaygara kopartan, dediğim dedik çaldığım düdük hesabında, üstüne üstlük inkar-yalanlama ve nankörlük içinde sol ehli…

Cehennem için yaratılmışlar. Farkında değiller…

Kendini bedenden ibaret görme, üzerine yapıştırdığı kimlikle/ zakkumla beslenenler. Bu şekilde yaşam aslında ne zordur: doymak bilmeyen nefis, yedikçe yeme, gözü doymama, hararetin kesilmemesi. Ne kötü değil mi?

Sol ehli bedbahtlar. Hakikatinin farkına varamamış; varamadığı gibi bir de inkarcılık ve nankörlük içinde olanlar… Kıymet bilmezler. Vahyi yalanlayanlar. Şükürsüzler.

Bu yoksunluk ve nasipsizlik içinde azaplar içinde varlıklarını sürdürecektir onlar. Bedensellik en büyük ateş zaten. Hakikatinden perdeli olmak en acınası durum. Benlik dumanının içinde ferahlık vermek şöyle dursun; yakıcı- sıcak- boğucu gölgeler içinde olmak. Kaynar sular içmek…

Misallerle anlatılmış her şey. Ama yaşadığım olaylarda kendimden pay biçtiğimde; hakikatimin zıddı bir tavır ve düşünce içindeysem, yaşadıklarım tam olarak böyle idi. Nefes alamamak, boğuluyormuş gibi hissetmek, umutsuzluk ve sıkıntı dumanıyla çırpınma, kaynar su içmişçesine fokurdayıp yakan bir iç bunalımı…

*

Geri dönüşü yoktur artık, bu süreçte ya razı olup Rabbine yönelenlerden olacaksınız, ya da küfre düşüp arabesk takılıp kendi cehenneminizin ilk odununu tutuşturacaksınız ki tutuşturursunuz da.

İlim öğrendikçe, eski inançların bir bir yıkılıp yerine yenilerini bıraktıkça, başından aşağıya kaynar sular inmiş gibi hissedersin. Her yeni fark edişte yeniden yanarsın. Hakikatten ne kadar uzak yaşadığını her fark edişte, kendini sadece sahip olduklarınla etiketleyip, aslında beden kabrinde yaşadığını her fark edişte. Suya doymayan develer gibi, hep daha fazlası, daha iyisi, daha yenisi, daha güzeli deyip yangınına her odun attığında, ve bunu fark ettiğinde yeniden yanarsın. Her tefekkürde farklı bir hal alırsın.

*

Bilinç düzeyinde Ashab-ı Şimal boyutunda olanlar ise hakikati inkâr eden ve egoya bağlı bedene dayalı yaşayanlardır. Hakikatlerini görmede perdelilerdir. Hakikatlerine erme ulaşabilme yolunda hiç bir çabaları yoktur. Dünya ve benlikleri onlar için ön plandadır. gerçek dışı bilgi ve şartlanmalarınla kapalı olarak yaşamaktadırlar. Kendilerini beden olarak kabullendikleri ve yaradılış gayelerine dönük çabaları olmadığı için bu bakış açısını sergileyen tutumlar gösterdiklerinden kendi cehennemlerini yaşamaktadırlar. Kendi kendilerini algılarıyla zehirlemektedirler.

*

Ana hedefin benlik düşüncesinden dolayısıyla sahipliliklerimizden arınarak hakikatimizi algılamak olduğunu düşünürsek mecazi anlamda bazıları sonuca ulaşacak, bazıları yol alacak bazıları ise yoldan çıkacak.

Öfkelenenler, isyan edenler, perdelerinden arınamayanlar, bastırmadıkları egoları ile belirli bilinç düzeyinde sabitlenip sınırlı bir algılama ile yaşamlarına devam edecekler.

İsyandan uzak, hakikat bilinci olan, inançları doğrultusunda yaşayanlar da mevcut. Uygulamayı pratiğe çeviremeyen. İnançları olan ezbere dayalı yaşayan. Sofraya oturan ama önündeki yemeğe çatalı batıramayan. Bilgiyi alabilen ama nasıl kullanacağını bilemeyen. Allah ismiyle işaret edilene yakin elde etmek isteyen, şuursal boyuta ulaşmak isteyen ama buna yönelik yaşadığı olayda kendi özellikleri ve eylemlerini yorumlayıp hedefe kilitlenemeyen. Orta vagonda kalmış; ne üst bilinç mertebesine geçen ne de gerileyen.

*

Kişinin ashabı şimal yanı onun kendine koymuş olduğu sınırlardır. Particilik, memleketçilik, takım tutma, mezhepcilik ve bunlar gibi birçok idea kişinin yangınıdır. Çünkü bunların içinde BİRLİK YOKTUR, ayrışma vardır. Görüyoruz etrafımızdan; ayrı partiden insanların münakaşalarını, ayrı takımdan insanların kavgalarını, ayrı memleketten insanların önyargıcı tutumlarını, ayrı mezhebten insanların bir birlerini kutuplaştırmalarını. Farklı renklerle omuz omuza maç izleyip, hayata renk katmak varken; hep bir haklılık iddaası içinde bir birimizi tüketiyoruz.

*

Ashabı şimalden ise; semum – zehirli ateş (Üstadın cehennem tesvirince: güneşte yakıcı olan radyasyon),  ve hamim – kaynar su (kişiyi yangınına götüren benlik kaydında tutan şartlanmaları, saptırıcı yanlış bilgi), simsiyah bir duman (gözleri hakikate kör eden perdeler) içinde, ne gölge serinlik var ne de ikram lütuf olduğu bildirilmekte.  Bunların dünya zekleri ve şehvet peşinde koşan şımarıklar oldukları bildirilmekte. Bunlar için yeniden Ba’s olmaya inanmayanlar olduğu yani kendini sadece bu et bedenden var sanan hayvani akıl ve dürtüyle hareket ettikleri bildirilmekte. Bu ashabı şimal toplumu benlik iktidarı altında sahiplenme duygusuyla kendilerini yakanlardır. Bunlar için yiyecek olarak zakkum ağacı verilmiş.

“Kimliklerimiz zakkumdur. Oradan beslendikçe sükûnete – huzura eremeyeceksiniz. Yeseniz de doymayacaksınız. Hakikat ilmini yaşayamayacak ha bire zehirleneceksiniz.” M.D

Kişi bulunduğu mevkiği sahiplenirse, bulunduğu mevkiği kendinden bilirse kibre düşer. Ziyaret ettiğim; bankalarda, genel merkez binalarında, devlet dairelerinde, karakollarda, askeriyelerde öyle bir kesim var ki işleri pek zor. Etrafında onlarca belki yüzlerce insan bir etiket yapıştırmış ve her an o etiket ile anılıyor. İsimleri yok. Etiketleri var. Kimisi o etiket içinde kaybolmuş, kimisi takdir edilen neticesinde o etiketi mücevherli taht etmiş.

Bankalarda “MÜDÜRÜM”, genel merkezde “BAŞKANIM”, karakollarda “BAŞKOMİSERİM”, askeriyede “PAŞAM”.  Müdürüm aşağı müdürüm yukarı… Gün içerisinde etrafınızda ki herkes size böyle hitap etmekte. Kişi bu müdürlükten beslendikçe kendi egosunu şişirir ve hiç bir şeyi kendine layık görmez. Bu insanda huzur mu olur? Müdür O! Habire yer mevkiisinden; ev, araba, tatil vs. vs. ama hiç doymaz, yetmez çünkü. Bunlar için her zaman bir tık ötesi vardır. E haliyle bu ahval içinde olan birisi; HAK’Kikat ile nasıl meşgul olsun, HAK’Kikatini nasıl yaşasın? HAK’K ile meşgul olmazsan batıl seni işgal eder. Ha bire zehirlenirsin.

Bir de etiketini kendine tahsis edenler var. O etiket ile kayd olunmayanlar. Onlar; EMRAH MÜDÜRLER, ALİ BAŞKANLAR, BAYRAM BAŞKOMİSERLER, HULUSİ PAŞALAR… İşte bunlar etrafınca anılırken isimleri etiketin önündedir, altında değil. Onlar için hoş sözler işitirsiniz, dikkat ederseniz… İnsan hoş söz edeceği kimseyi genellikle ismiyle anıyor; “bizim şu Emrah Müdür var ya çok güzel insan kardeş.”, “Ya birader bizim şu müdürde ne baş belası çık be!” gibi bir çok söylemi eminim sizde işittiniz.

Zakkum ağacı işte böyle bir şey tefekkürümce. Ve üzerine içilen kaynar su. Dünyalık bilgi edinmek. Kendine ileri de yarayacak, onu serinletecek bilgi ile değil de; ona ahirette bir işe yaramayacak faydasız yakıcı bilgi ile dolmak. Zakkumun üstüne de çok güzel gider; Ben Bilmem Eşim Bilir vb. programlarda çıkan faydasız gereksiz bilgiler.

*

KAR KÜREYİCİ filmini ıza vakıaya gore yorumlamak istiyorum. Filmde arka vagonda yaşayanlar işleri güçleri yemek içmek ve bedensellik üzerine olan adeta robot gibi önlerine ne gelirse ve ne görev verilirse onu yapanlar; cesaretsiz, tembel ve bunaklar… Bütün aşırılıklar insanların önünü tıkar ya da doğru istikamet almasını engeller. İnsanları gitmemesi gereken yönlere saptırır. Kontrol bir kere sizin elinizden çıktı mı bir daha geriye dönmesi de oldukça zordur.

Bunlar sol lobuyla hareket edenler (Allah’ta Seyredenler) Sol Ehli. Mevlana’nın bunlar için güzel bir sözü var.

Bil ki kıymet bilmeyenin önüne inciler serilmez. Mücevherlerden ancak sarraflar anlar. Ne fark eder ki kör insan için, elmas da bir cam da… 

(“Tefekkürü İbadet Bilen” dost bilinçlerin çalışmalarından derlenmiştir.)