Vakıa Suresi Tetkikleri- 5

Vakıa Suresi Tetkikleri- 5

Sureye dair son notlar (57- 96. ayetler)

Sure zımnen şu mesajı vermektedir; “İnsan/ beyin; veritabanına/ dünyaSına misafir ettiklerinin hesabını her an verir, yaşadığı duygu durumları ile!.. Cennetimizi de, cehennemi de… Tubamızı da, zakkumu da burada ekiyoruz… Eğer cennetle karşılaşmak istiyorsanız tohumunu ekin !.. Cennete kirli halinle değil; arınmış halinle girersin… Güzeli gören değil; güzeli GİREN güzel düşünür ve yaşar !..”

Görüldüğü üzere surede bahsedilen bilinç grupları ayrı ayrı değil; iç içe boyutlar halindedir… En derinde mukarreb boyutu; ondan bir basamak evvel / ortada ashabı yemiyn boyutu; ve en dışta da ashabı şimal boyutu yer alır… Özden dışa doğru bilinç boyutları / mertebeleri… Ve tekamülümüz nisbetinde bu boyutlara geçiş söz konusu…

“Kar Küreyici” filminde olduğu gibi; Lokomotife yalnız Curtis ulaşmıştı/ulaştırılmıştı… Mukarreb boyutuna da ulaşanlar çok az… AllaH nasib etmiş ve kolaylaştırmış olsun…Amin…

Yaptığım bir araştırmaya göre; ashabı yemiynin Kabenin sağ tarafındaki Erkam b. Ebul Erkama ait bir evde toplananlara (darul Erkam ehline), ashabı şimalin ise Kabenin solunda bulunan darunNedve ehline işaret ettiği de söylenmiş… Ne kadar doğru bilemem…

Sonuç olarak… Yaşadığımız vakıa ile bizde örtülü güzellikleri görebiliyoruz…

Ve hatta bizi mukarrebliğe taşıyacak olan özelliklerimizi / eylemlerimizi de keşf etme fırsatı var… Yani bu anlamda, vakıayı yaşadığımız zaman öyle bir fark ediş yaşarız ki, ister olumlu olsun, isterse de olumsuz olsun; bize kolaylaşan ve de bizi ileriye taşıyan özelliklerimizi fark ederiz ve bunların sırf nimet olduğunu görürüz… Yani; olduğumuz noktaya sayelerinde geldiğimiz özelliklerimizi fark ederiz… Küçük bir misal; ben şu anki bilinç düzeyine bir tek özelliğin sayesinde geldim… O da beni kendine çeken İLİM AŞKI… Veya bir başkasının  olumsuz görünümlü özelliklerinin hikmet esası üzere olumlu yanları… İşte bunlar bizim İSMİ AZAMlarımızdır…

Niçin peki olumsuz özellikleri de dedim ? Çünki aslında olumsuz diye bir şey yok… Göreceli olarak var… Ama gerçekte var olan hikmettir… Hikmet de olumlu bir şeydir… İlim de / bilgi de bazen olumsuz özelliklerimizle de ayağımıza gelebilir… Benim burada anlatmak istediğim; bizim olumsuz olarak nitelediğimiz özelliklerimizin olumlu yanlarını fark edip geldiğimiz noktadaki önemlerini kavramaktır…

*

Din, sistem, işleyiş bu şekilde işliyor… Yani bu üç bakış açısı ile… Sistemi fark etmek için yaratılışı bir düşünün… Kendi bedeninizden çıkan “Hayat tohumunu” bir düşünün… o sizin bedensel ilk haliniz. Bak şimdi bedenine, sudan sonra ne aşamalar geçirdin, bedenin hep aynı kalmadı, evreler geçirdi. Tıpkı bunun gibi, ölünce de başka bedenlerde tekrar inşa edileceksiniz. Bunu derin düşünün. Yaratılışınızı ve evrelerini…

Tıpkı tohumlar gibisiniz, tohum toprağa kavuşunca nasıl yeşeriyorsa siz de öyle.

Her türlü yaratma bize ait… Topraktan çıkan bitki de, toprak olan sen ey insan, senden çıkan her şey de bize ait… Ektiğiniz tohumu yeşertmesek, ürünlerden mahrum kaldık derdiniz. Ya da bedenlerinizdeki tohumların birleşmesi ile oluşturduğumuz yeni hayat olan çocuğunuz da dünyaya gelmese çocuktan mahrumuz derdiniz… Veya hayal edip planladığınız, planınızı gerçekleştirmek için yaptığınız girişimler, fiiller hepsi de bize ait.

İçtiğiniz suyu hiç düşündünüz mü? Gerek h2O gerek ilim boyutu ile her türlü yaratma bizim. Damlalar halinde bulutlardan inen su ya da fikirlerinizden sonraki fiilleriniz hepsi… Şükretmeniz, değerlendirmeniz gerekmiyor mu?

Peki ya ateş? Ateş, insanın bildiği tüm ışık türlerinin kaynağı… Kaynak ışık, kaynak Nur, kaynak ilim desek? “Allah göklerin ve yerin Nurudur” ayetini hatırlayıp, Allah ilmi olmadan yaşayanlar, çölde yabanilik içinde kaybolmuş bir şekilde hayat sürenler şeklinde anlaşılabilir.

Öyleyse tesbih et ismi Azim olan Rab namına… İsmi Azamın ile tesbih et!.. Sendeki baskın isim ne ise,onun senin işlevin olduğunu fark edip, seni var eden Esma özelliklerine yani Allah’a kulluğunu ifa et.Yani fiil ortaya koyarak, mananın davranışa dönüşmesi şeklinde…

Esma’nın açığa çıktığı her mahale yemin!… Zaten “varlık” Esma nın açığa çıkışı değil mi? Varoluşa yemin diye algılıyorum. Var olan da sadece O ise, neye yemin edildiği de anlaşılır, sanırım. Yeminin Azameti de buradan geliyor galiba. Esmanın açığa çıktığı tüm evrene, dolayısıyla “Tek ” liğe yemin ediliyor

O (evren) Kur an ı Kerim dir. Kerim olan Kur an… Cömertçe kendini sana açan!?! Bakışa göre şekillenen evren, okuma, anlamlandırma. Görülmeyen bir Bilgidedir. Bu Bilgi herkese açık değildir. Görebilmek için önce arınmak gerek, şirk pisliğinden… Tahir (temizlenmiş, arınmış) olmadan o Bilgi ye ulaşamazsın. Bu Bilgi Rabbulbalemin’den tenzildir.İnzal nedir? Senin kendi özündeki  Bilginin açığa çıkışı.

Bu anlatılanları önemsemeyenler, Hakikati önemsemiyorlar. Hakikatin karşıtı da yalandan başka nedir ki? Siz bu yalanlarla besleniyorsunuz? Bu dünyada haydi böyle devam ettiniz.ya ölüm gelince ne yapacaksınız? Ölüm kendisine gelmiş çatmış bir kimseye de yararınız yok,öylece bakakalırsınız ona…artık o kişi gerçeğe daha yakındır.”Yaptıklarınızın sonucunu yaşarsınız” gerçeğinden uzak düşmüş olan sizler şimdi o ölümü başınızdan savın da böylece,yapabilirseniz yapın, Sunnetullah a aykırı davranmayı.

Ölümü herkes tadacak! Baştan beri anlattığımız 3 insan bilinci de. Ama sonuç hepsinde değişik olacak. Mukarrebun, ölümü tatmasıyla rahmete erer. Ashabı yemin için Selam var. Selamete çıkmışlar. Cennet boyutu yaşamı meydana gelmiş. (Rahim-Selam) “Rahim Rab den Selam sözü ulaşır” (Yasin-58) Eğer dalalette ve yalanlayıcılardan ise bu kişi…. Nedir dalalet? Yani şirkte olmak. Ehadiyeti hissedememek, görememek, birliği bütünlüğü idrak edememek… Nasıl bir yalan içindeler bunlar? Şirk en büyük yalandır. O halde hakikati yalanlayanlar, gerçeğin üstünü örtenleri bekleyen nedir? Sıcak su… Sürekli yakıcı şartlar içinde bocalamak.

Hakkalyakin göreceksiniz bunları.yani görüyorsunuz…Bilfiil yaşıyorsunuz.Hayali yada ötede değil bu anlatılanlar. O halde tesbih et Azim olan Rab namına. Herkes ve her şey işlevini yerine getirerek yüzüyor bu okyanusta. SadakaAllahulAziym.

*

İnsanın yaratılış aşamalarına bakınca, meniyi yaratan, o meniden oluşan insan yaşamını ve ölümü yaratan sistemi, ‘peki daha derin düşünmeniz gerekmez mi?’ diyerek düşünmeye teşvik etmektedir. Ekilen ekinlerin yeşermesi de insan yaradılışı kadar düşünmeye değerdir. Sistem bu şekilde düzenlemeseydik, o tohumlar yeşerir miydi? Şeklinde düşünmeye teşvik ediyor. Ayrıca, düşündüklerinizi, söylediklerinizi, inandıklarınızı (tohumları)  Bismillahirrahmanirrahim gereği yaratan (yeşerten) sisteme de vurgu yapıyor.

Çok basit görünen her şeyin kaynağı olan suyu, bu kadar muhteşem bir düzen ile yaratılmış olması da mı düşünmeye, şükretmeye yönlendirmez? Size hakikatinizi fark ettirecek olan rahmet yağmurunu da yağdıran biziz, esma potansiyeliniz buna müsaade etmese idi ne yapacaktınız? diyor adeta.

Size meyveler veren ağaçların, aynı zamanda çıkardığı ateşi gördünüz mü? Bunu yapabilir misiniz? Onu da sizin için bu şekilde yarattık. Ayrıca, insandaki o ateşi yakıp hakikatini anlamasına yok olmasına sebep olacak rahmeti verenin düşünülmesi gerektiğini soruyor bence. O zaman, sana yakini kolaylaştıracak, ismi azamını, sana kolaylaşanı bul. Yıldızların evrenin muhteşemliği vurgulanıyor ancak, yıldızlar olarak resul, veli, evliya gibi Allah dostlarını kastediyor. Gezegenlerin yıldızların ışığından faydalandıkları gibi, onlardan çıkan ışıktan faydalanmak gerektiği vurgulanıyor. Esmaların açığa çıktığı evren olarak da beyinden söz ediyor. Beyin Allah esmasının açığa çıktığı mahal olduğu için, buraya yemin bence çok anlamlı.

Herkes ölümü tadacaktır mukarrebun ise, tabiri mukarrebunun durumunun farklı olduğunu gösteriyor.  Onlar, ölmeden önce öldüğü için bu aşama daha farklı oluyor.  Esma tecellisi seyri ve cennet yaşamı başlıyor. Cennetten kasıt yanmanın bitmesi ve seyir başlaması halidir.

Vakia suresi özetle, insanın yaratılışı,  sünnetullaha göre, nasıl yaşamanması gerektiğini, nasıl yaşarsa hangi gruba girebileceğini, nasıl yaşarsa nasıl sonuçları olduğunu, yanmamak için neler yapılması gerektiğini anlatıyor. İnsanlar genel olarak üç gruba ayrılıyor.  Ashab-ı yemin, yakine ulaşamamış da olsa sünetullaha iman yollu uyduğu için ölüm sonrası yaşayacağı güzellikler anlatılıyor. Zaten cennete girmenin ilk şartının iman olduğunu Resullallah bildiriyor. Ashab-ı Şimal, imanı olmayan, kendini sadece beden kabul eden ve bedensel zevklere göre yaşayan cehennem ehli. Bu grubun yaşayacağı azap anlatılıyor. Mukarrebun, Yakin ehli. Sistemi anlayan, seyir hali oluşan kişiler. Yunus Emrenin     

Cennet cennet dedikleri/ Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene Ver onu/ Bana seni gerek seni                      

dediği hal.

Vakıa olayının ölmeden önce gerçekleşmesi halinde, ölmeden önce ölme hali yaşanıyor. Kişi ashabı şimal yönünü, ashabı yemin yönünü ve mukarrebun yönünü tanıyor. Ashabı şimal yönünden arınıyor. Yakin elde edebileceği esmalarını fark ediyor. Bu yönü ile de yönelimi onu Allaha ulaştırıyor. Bu durumda, Kişi kendini tanıyor ve rıza hali ile seyir başlıyor.

*

Dikkat edilirse ‘’BİZ’’ kavramı ve siz hitabı, bu üç gruptan,ashab-şimal yani sol ehlinin özellikleri anlatılırken ve bu gruba hitab edilirken geçiyor ayetlerde…Sanki,sadece bu grup söz konusu iken devreye girilmesi gerekiyormuş gibi.. Sanki bir kaos bir kargaşa, ters giden bir şeyler varmış da, müdahale edilmesi gerekiyormuş gibi mevcut bilincin üstünden, bir bilinç devreye girer ve kendini ‘’BİZ’’ diye hatırlatır… Adeta ‘’Yalnızca Allâh’a kulluk etmekte olduğunuzun farkındalığına erin, diye (bu BİLGİ inzâl olundu). “Muhakkak ki ben, size ‘HÛ’dan bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim. ” der…

Uyarı kime yapılır,müjde kime verilir? Uyarı, MÜJDEnin idrakinde olamayan bilince yapılır.. İkisi de ,merhametin farklı yansımalarıdır. Daha ,tam olarak LATİFleşememiş duyuların idrak şekli ancak ve ancak ,korkutularak UYARILMAktan geçer.. Aslında bir nevi, SÜNNETULLAH denen sistemin öğretildiği okulun ilkokul döneminin ilk günlerinin dersidir, korkutularak uyarılmak… Sistemin anahatlarının hatırlatıldığı,öğretildiği ilk dönemler… Sistemin sahipleri çıkarlar ortaya ve ‘’Bu çarkı çeviren BİZiz’’ derler.. İsterler ki,tek bir zerre dahi ziyan olmasın…

‘’Onu,çölde yaşarmışçasına ,bilgisizlere bir hatırlatma ve bir yararlanacakları şey kıldık..’’ diyerek; AZİM OLAN RAB lerinin tesbih edilmesi gerektiğine vurgu yapılıyor.. AZİM OLAN RAB işareti ile diyor ki; sendeki beyin denilen ,hakikatinin konumlandığı ve potansiyelinin fiile çıkacağı ,sergilendiği o yer işte o kadar azametli ki,FARKINA VAR ve ONUN İŞLEVİNİ ANLAMAYA ÇALIŞ!.. Ve de ,bu nimetin farkında ol ,ŞÜKRET!..

“Aziym” ismiyle Rabbini tesbih edenin “Vekiyl” ismiyle Otomatik Pilot eminliğinde bir yaşam seyrine geçiş eşiğidir Vakıa!.. M.D.

“EL AZİYZ”{Karşı konulmaz güç sahibi olarak, dilediğini uygulayan! Tüm âlemlerde dilediğini karşı çıkacak güç olmaksızın yerine getiren.}Rab özelliği Aziyz özelliğiyle hükmünü icra eder! (“Aziyz”“ İsmi Rab ismiyle paralel çalışan bir isimdir.)’’ AHMED HULUSİ-KAVRAMLAR…

AZİM OLAN RAB yani BEYNİN HAKİKATİ; Karşı konulamaz o potansiyelin çıkış mahali ise; VEKİYL OLAN ALLAH da,onun üzerinden TASARRUF EDENdir.. TASARRUF EDEN, elbette ki ,gerektiği yerde,dilediği şekilde mülkü üzerinde hükmedecektir.. İşte burda ,kendisine  ‘’BİZ’’ diyen; TASARRUF EHLİ OLAN yani ALLAHIN VELİ OLDUKLARI, ‘’RİCAL’’ da denilen,‘’GÖRÜLEMEYEN BİLGİ OLAN KURANın ,GÖRÜNÜR HALE GELDİĞİ  HALİFE ŞUUR BOYUTUdur…

‘’Ona (Bilgiye), (şirk necasetinden-pisliğinden) arınıp, tâhir olanlardan başkası dokunamaz! ‘’ Yani, kendindeki o esfelinsafilin boyutunu oluşturan bilincin ile, kendinde KUR’AN olarak kodlanmış,programlanmış olan BİLGİyi okuman imkansızdır. Bir düşünsene; cehaletinin,ilminin bir örtüsü olduğunu; cimriliğinin,cömertliğinin bir örtüsü olduğunu;kin ve nefretinin,sevginin bir örtüsü olduğunu; küfrünün,imanının;nakörlüğünün ,şükrünün bir örtüsü olduğunu fark edemediğin sürece , beynin olan Kevser havuzundan,bir damla dahi su (hakikat ilmi) içebilmek NASİP OLAMAYACAKTIR..Şunu bilmelisin ki; ashab-ı şimal olan tüm özelliklerin, ashab-ı yemin olan özelliklerinin zıttı değil; onları kendinde açığa çıkaramayışının bir yansımasıdır..Yani, karanlıkta kalmış,ÖRTÜLÜ kalmış hallerin…O örtü kaldırıldıktan sonra ortaya çıkan hallerin ise ,ashab-ı yemin özelliklerindir.. İşte ,bu örtüyü kendinde fark ederek kaldıran elin yani fiile döken bilincin ise ,mukarrebun boyutundur..

Ashab-ı şimal boyutun, 5 duyu ile sınırlı bir algılama sistemine hapsolduğu için, dünyasını ,kendi dışında algılama kapasitesi içindedir. Kendindeki tüm boyutları sanki ,kendinden ayrı,kendi dışında imiş gibi bir  ZAN içerisinde izler.. Oysa ,bir hazine olan potansiyelini,sadece bir kabuk imiş gibi görür ve gördüğü ile de kayıtlanır..SONRA BİŞEY VUKU BULUR..’’BİZ’’ der,var ya ,aslında senin hakikatin OL’ANız.. SİZi ,kendi kabuğunuzdan,kendi hakikatinize uyandırmaya geldik..Aslın da ,hiçbir yerden gelmedik BİZ… İşte BİZ var ya, sizin ezeli ve ebedi olan bu her ANınızı İNŞA EDEN ve ŞAHİT OLANız…Değişendeki ,değişmeyen; görünendeki ,görünmeyen; ölendeki ölmeyen ; NOKTANDAKİ O KUDRETİZ…Bizim sesimizi duyabilmen demek,kabuğunu çatlamasının VUKU BULACAĞININ bir işaretidir artık…Çünkü ,BİZ’İM OLDUĞUMUZ her AN,herşey ,geri dönüşümsüz olarak BİZe döner…‘’Eğer sözünüzde sadıksanız, onu (ölümü) geri çevirsenize (Sünnetullah yoksa yapın bunu)!

‘’BİZi duymanız demek; sizi yok edecek ateşi de davet etmeniz, talep etmeniz demektir.. BİZce siz bu işi ciddiye alın !!!O AN geldiğinde ,sadece çaresizce bakakalırsınız…En iyisi siz,  ‘’SELAM’’ımızı alın ve BİZe tabi olun.. HUZUR içinde taşının gemimizde…

SONUÇ OLARAK: ’’ BEN-LİKTEN GEÇENİN YÂRİDİR ALLAH!’’A.H.

*

Ani bir ışık parlamasıyla domino taşları gibi devrilen taşların devrilirken yepyeni bir yapı inşaa etmesidir Vakıa. Hem Sünnetullah öğrenilir hem de ölüm ve ötesindeki yeni yaşam. Gökten bulutlarla yeryüzüne indirilen suyun.. ilmin.. farkındalığıdır Vakıa.

Kurb ehliyse tecelliyi seyrettiren.. Ashabı yeminden ise Selam sözünün ulaşmasıdır İnsana.. Eğer olanı yalanlamakta ısrar ederse insan yana döne yakılacağının. Ve o halinden eser kalmayana kadar devam edeceğinin ifşasıdır Vakıa. İnsanı geçmiş ve gelecek kaydından kurtarandır Vakıa. Zihni yakandır Vakıa..ve Zihnin ötesindeki Sonsuzluğu gösteren. İnsanı An kapısına kadar getirip bırakandır Vakıa.. Vakıa Selam Yurdudur. Selamın yurduna gelene kadar. Yol boyunca izlenen tüm görüntülerin. Ana yurda gelirken ki güzergah olduğunun farkındalığıdır Vakıa…

*

Vakıa dehşet verici ve çok zor görünse bile insanın ”sonuç” olarak yaşayabileceği en güzel olaylardan biri bana göre. Vakıa; Cennetlikler ve cehennemliklerin ayırım noktası. (Yönelişine göre açılan) Vakıa;Net bir sekilde yönelişinin belirlenmesi. Vakıa; hakikatine yaklaştıran ve hakikatini yaşamana sebep olay. Vakıa; ikilikten tek’liği açığa çıkartan olay. Vakıa; hakikatinden başka geriye hiçbir şeyin kalmaması. Yaşanılacaksa Vakıa Allah hazmıyla kolaylaştırsın.

*

Vakıa .. Dönüm noktası .. Dönüşümün start aldığı geri dönüşsüz dönüşüm .. Hangi yolu istersen o yola yönel . Bedbahtlardan olmak da bizim elimizde , gül yüzlülerden olmak da . Üstelik Allah bize yol göstermiş sûrede:

Yapılacak şeyler belli . Ya inkar eder, nankörlük eder, hakikatine sırt çevirir ve yandıkça yanarsın ; ya da tavsiyelere kulak verir , seçimini yapar , yapman gerekenleri çok anlayamasan da en azından emre itaat ederek yapar cennete kavuşur ,serinletici , iç açıcı nimetlerle ferahlık içinde yaşarsın . Ya da hakikatini anlar , idrak eder , nakış nakış ayetleri tefekkür libasıyla süsleyip kuşanarak nimet içinde sonsuzluğu yaşarsın .

Besmeleyi idrak edip yaşamak zaten mukarrebliği otomatik olarak devreye sokar .Ahad olanın dilediğince tasarruf ettiğini fark eden , idrak eden ‘  Ey hakikati yaşamakta tatmine ulaşmış bilinç , seyir ve tasarruf kemalatını yaşayan olarak esma hakikatine dön ..’ müjdesiyle yeniden dirilir yepyeni bedenleriyle ,küllerinden doğar .

Ey hakikatinden perdeli olan yanım !Ahad olanı inkar edersen bu azap sana yeter zaten . Misallerle anlatmış Allah . Sizi biz yarattık ,tasdik etmeyecek misiniz ? demiş . Nankör olma, aç gözünü bak demiş . Düşün demiş .Neleri nasıl yarattığımı gör , anla , inkar ederek hakikatinden sapma demiş . Yolunu da göstermiş : Sana kolaylaşana bak , ona göre çiz istikametini  demiş . OKU demiş . Ama şirkten , ikilikten , benlikten arın ; yoksa ziyanda olursun demiş . Yalandan inkardan beslenme , kendini yakarsın demiş . Yaratan Allah seni adam yerine koyup bir biranlatmış , açıklamış . Daha ne sürünüyorsun benlik girdabında , sen bu beden değilsin ; asıl yurt bu dünya değil demiş . Ölünce bırakıp geleceğin şeyleri ciyaklamadan , kendi rızanla bırak gel ,nimete kavuş demiş .

………………..

Bu sûreye çalışırken ilk başlarda ilmimin ve idrakimin yetersizliği sebebiyle çok korktum : ‘Başıma beni rezil – rüsva edecek bir olay gelirse ne yaparım ? Kaldırabilir miyim ? ‘ diye .. Bunun da bir öteleme olduğunu fark ettim sonra . El An yaşadıklarım zaten beni yol ayrımlarına getirmiyor mu ? Seçimimi yaparak bilinç seviyem açığa çıkmıyor mu? Yapmam gereken şey belli : düşünmek , tefekkür etmek .. Başıma gelen olay – durumları bana yaşatan nedir ? Neyi fark etmem isteniyor ? Nasıl arınır ,nasıl kurtulur ve Muhammedî nurun dinginlik ve huzuruna kavuşurum? İsmi azamını fark et , sana kolaylaşanlara bak ,bırakma ..Vesveselerden , benlik zavallılığından sıyrıl , Ahad olanı farket, O na yaslananın yıkıldığı görülmemiştir . Seni yaratan seni darda koymaz. Başına gelenler ellerinle yaptıklarının bir sonucudur . Olaylara noktandaki kudretle bakarsan alemleri seyredersin . Benim dediğin herşey senin cehenneminin yolunu ve yakıtını oluşturan taşlardır . Sahiplenmeyi bırak , asıl sahibi gör . O ne dilerse senin hayrınadır . Garip kuş değilsin . Yapman gereken gözünü açmak .. İş işten geçmeden ..

Bundan böyle biricik duam şudur : ‘ Allahım , bir taklit ehli olarak yaşamaktan beni kurtar . Bana hakikati görmeyi ,hakikatin gereği üzere yaşamayı ; iman üzere olmayı ve imanımın gereği olan amelleri bana kolaylaştır … ‘ AMİN..

*

Artık teslim olmuşsunuzdur. Güvendiğiniz dallar bir bir kırılırken, ben boğulmam, dostlarım var, ailem var dediğiniz ve yaşamınızın her anında şirke düştüğünüzü fark ettiğiniz anda, gelir bu hitap “Biz yarattık sizi tasdik etmeyecek misiniz?”

Genetik dersleri gelir aklına. O zamanlar genetik dersine giren Hocanın, bu kadar bilgiye sahip iken, neden iman etmediğini sorguladığın zamanlar gelir aklına. Herkes DNA sarmalını, fenotip-genotip farkını ezberlerken, saatlerce genetik kitabının başında “Allah’ım bunlar mucize, sen yarattın bizi, bir damla idim, okyanusa karıştım, sana teslimim” diye geçen gençlik yılları gelir aklına. Kar yağdığında “beyaz felaket”, “geldi yine kara kış” diyen tarafın gelir aklına. Yaşam programın gereği belirli bir ömrün olduğu ve bu ömrü ne kısaltmaya bir iznin, ne de uzatmaya bir gücün vardır. Her şey O’nundur ve O’na döndürüleceksindir. Ektiğin tohumlar, amellerin gelecektir seninle sadece. O tohumu sana eken de Rabbindir, yeşerten de, büyüten de.

Yaktığın lambayı görmez misin? Elektriğin kaynağını üreten sen misin? Ağaçları görmez misin? Her mevsim farklı bir şekil alan ve sürece teslim olan.  Her tomurcukta farklı bir programı görmez misin? Benzer görünüp toprağa ekince farklı meyveler veren.

Tüm bu nimetlerden dolayı Rabbini tesbih et. Çık eşya şartlanmışlıklarından, mana okyanusuna dal, sorgula, fark et. Sana kolaylaşanları karşılıksız ver, infak et, cihad et. Her bir Kuran ayeti bir yıldız değil midir? Her yıldız esma. O esma lar da insana hediye edilmiştir. Bul hangi esma sende daha baskın,  o esma ile Rabbine yaklaş. Yaratılan her kul sayısı kadar Allah’a yakınlaşma vesilesi vardır. Bunu fark et.Rasullullah gibi bir yıldızın varken, tasarruf sahibi farklı yıldız Veliler varken, yaşayan sahabeler varken, kendine örnek insan mı ararsın?

La ilahe illallah. Tanrı yoktur sadece Allah vardır. Yaşam gıdamı yalanlayıp, “bir ben var, bir de Allah” şirkinden arınma süreçlerinde çaresiz bakakalırsınız, hiç duymadığınız bir hitaptır bu. Halifeliği Hz. Ebubekir, Hz. Ömer,  Hz. Osman, Hz. Ali dönemi zannettiğin, aslında senin de bir halife olduğunu, boşa yaratılmadığını öğrendiğin andır vakıa belki de. Çaresiz bakakalırsınız. Yaptıklarınızın sonuçlarını teker teker yaşama vaktidir artık, ölümü geri çeviremezsiniz.

Vakıa bir süreçtir, ne zaman ki şirk pisliğinden arınır, esma tecellilerini yaşamaya başlar ve her gördüğünde Allah’ın vechini görmeye başlarsın, işte o zaman vakıa sürecin tamamlanmış ve sen halife olmuşsundur. Artık Allah’tır gören gözün, Allah’dır duyan kulağın. Müjdeler olsun sana. Hepimize nasip olsun.

*

VAKIA nın insanın hakikatine ulaşabilmesi Allaha yakin olabilmesi ve İsmi Azamını bulabilmesi kendini görebilmesi ve Mukerrebun seviyesine gelebilmesi için bilincinin geçirdiği yolculuklar olduğunu düşünüyorum. Çünkü sure Rabbini azim ismiyle tesbih et diyerek son buluyor. Burada mühim olan bir noktada sanırım bu durumun korunması şeklinde düşünüyorum. Ashab-ı Şimal, Ashab-ı yemin ve Mukarrebun benim beynimin fonksiyonları ve olaylar karşısında gösterdiğim tutumların tavırın ve bakış açısının sınıfları ise bende bunu geçmişten bugune yaşadığım tüm sahnelerde bu üç özelliği ortaya koymuş olabilirim. Herhangi bir durumda sadece Ashab-ı Şimal tutumunu sergleyip yanıp kilitlenip o olayı öyle kapatmış olabilirim. Ya da herhangi bir olayda Ashab-ı yemin yanımla tepki vermis olabilirim. Ya da bir olay için bu süreçleri kademeli yaşayarak Mukarrebun seviyesine ulaşılabilinir ulaşabilirim diye düşünüyorum.

*

Kişiye yapması takdir olunmuş halleriyle Rabbini tesbih etmesi. Kendimden örnek verecek olursam bana kolaylaşan yardımlaşmak. Bir kimse benden yardım istediği vakit yok diyemiyorum. Çokta güzel sorun dinler kendimce çözüm önerilerinde, fikirlerde bulunurum. İnsanlara yardım etmek, sorunlarını dinlemek, çözüm arayında bulunup fikir üretmek zatımında yapmaktan hoşlandığı iştir. Hatta psikoloji okumak istemiştim fakat Besmelemi OKUyamadığım için sekteye uğrayıp felsefeye yöneltti beni. Ama olsun, böylesi hayırlıymış deyip bu kanaldan istediğim hedefime ulaşma gayretinde olacağım. Yine hedefimde, insanlara faydalı olabileceğim bir alanda olmak var ve Cenabı Hak’kın takdiri ile bunu gerçekleştireceğim.

Bir önce ki mesleğimde insanlarla iç içeydim. Bir markanın satış danışmanlığını yaptım. Günde onlarca insanla oturur, sohbet ederdim. Ve ilginçtir hep bir sorunları olan, takıntısı olan, garip halleri olan kimseler bana denk gelirdi. İş arkadaşlarım bu kimseleri üzerine çekiyorsun derdi. Sağır, dilsiz, engelli kimselerle de yine ben ilgilenirdim. Tesadüf diye bir şey yoktur ve bu yaşadıklarım tesadüf değil takdirdir. İkramda bulunmayı, yaşlılarla ve çocuklarla ilgilenmeyi, muhtaçlara el uzatmayı bana takdir olunan lütuf olarak algılıyorum ve bu yönde Rabbimi tespih etme gayretinde bulunuyorum. Dilerim Rabbim kolaylaştırır. Fakat bunları yaparken kendimin farkında olup, o negatif enerjiyi üzerime almama gayretinde bulunuyorum. Demek istediğim kişiye her ne lütuf takdir olundu ise; kişi onunla kayıtlanmayıp kendini adanmış rolüne kaptırmamalı. Bu nezdimde en önemli kısımdır. Çünkü toplumsal ego, kişinin çevresinden edindiği değerleri, şartlanmaları, kültürü, adanmışlık rolünde, vicdanı etkisi altına alarak kendini ön planda tutmak ister. Bu sebepten kendimce bu ince çizginin farkında olup yaptığımı Hak rızası için yapmaya gayret gösteriyor ve yaptığımla kayıtlanmamaya çalışıyorum. Kısaca işim neyse onu yapıp takdiri Cenabı Hak’ka bırakıyorum. Kişide kendisine takdir edilmiş olanı bu doğrultuda yapması grektiğini düşünmekteyim. Kimine babalık, kimine annelik, kimine öğretmenlik takdir edilmiştir. Anne – baba, bir ebeveyn değilim; belki bu söylediğim bol keseden atmak olacak. Ama bir anne ya da baba çocuğuyla ilgilendiğinde onu sahiplenmeden üzerine düşeni yapmalı. Çocuklarına adanmışlık rolüyle kendinden geçip, sünnetullahı okumaktan mahrum olmamalı. Kalbiyle vazifesini yapmalı nefsini bu vazifeyle kayıtta tutmamalı.