“Açlık Oyunları-1″ filmi üzerine- 2

“Açlık Oyunları-1″ filmi üzerine- 2

Şuursal boyuttan vahdet çağrısı yükseldiyse; kişi bu yola gönüllü girmiş gibi görünse de, arkadan iten ve mecbur kılan bir güç vardır…

Üst bilinç seni seçtiyse kendine, risalet bilgisi fısıldandıysa kulağına; Hakikatin seni ele geçirip benliğini yıkmak için yeniden yapılanmana start vermiştir. Benliğini yıkacak sahneler tek tek yaşatılmaya başlanır…

Arz’dan semaya yapılan bu yolculuk da, seni beden olduğuna inandıran tüm kimliklerini, kalıplarını şartlanmalarını tek tek dönüştürmen gerekir. Önüne konan sahneler de nefsini izler bilir ve dönüşüm süreçleri yaşarsın. İçinde ki savaş, ölüm kalım savaşı olur. Yönetimi bilince bırakıp yok olmak istemeyen benliğin, var gücüyle saldırmaya, direnmeye ve kendini korumaya, güvenli alanında kalmaya çalışır. Bu sureci duygusallığa kapılmadan aklınla yönetirsen üst bilincin sana yardımcı olacak her türlü bilgiyi ve korunmayı sağladığına şahit olursun.

Film de geçen bir diyalog; 

- Eğer seni severlerse hayatta kalma şansın yükselir. Seni sevmelerini sağla.

- Bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum.

- Bana ne yaptıysan aynısını yap.

- Sana, beni sevmen için hiçbir şey yapmadım. Sadece kendim oldum.

Hakikatine giden yol da samimiyetinden başka hiçbirşeye ihtiyacın yoktur.

Bir diğer diyalog ise ; 

– Neden tek kişinin canlı çıkmasını istiyoruz biliyor musun ?

- Umut olsun diye. Umut; korkudan güçlü olan tek duygudur.

Umudun varsa, Özüne giden yolun açık demektir.

Ve tabi ki seni “Düşük Frekanstan Yüksek Frekansa füze hızıyla yol aldıran tek unsur; AŞK!tır.” :) (hocam) ”Aşk yaşanmadan uğruna tüm varlık feda edilmeden kesinlikle vahdet yaşamı açığa çıkmaz.” der Üstad. Aşkla tekliği yaşamak için içindeki şeytanı yere sermen gerekir ki bu süreçte tüm kibri ve küstahlığıyla karşına dikilir. Şeytanını öldüren (iman ettiren) halifeliğini yaşar. İkilik düşer ve teklik boyutu yaşanır. Yazan kalem, tutan el, gören göz ”O” olur…

Gamze TANBAŞI

***

Dışarıda Değil SENde

Yaşadığım yer, bulunduğum beden ve çevre şartlarım…

Seçim benim mi?

Benim değil, kabul.

Bazen izlediğin bir filmde karşımıza çıkıyor ‘’Hayat denen rüyamız’’.

Bir yarış, bir mücadele hakikate varma yolculuğunda…

Bir bakışa göre kendinle, bir bakışa göre çevrenle!

Bu yolculukta engeller var elbet; algılanması, aşılması gereken.

Bir bakışa göre hırslar, kabuller, değerler, dış dünyan; bir bakışa göre ise amigdala güdümü!

Tek bir ihtimal var kazanmak için o da tüm rakipleri yenmek.

Rakipler mi kim?

Bir bakışa göre çevren, dış dünya olarak algıladıkların; bir bakışa göre sadece SEN!

Çevrendekileri aynan olarak görerek değerlendirme yaptıkça ya da; sana ait olduğunu düşündüklerini kaybettikçe aslında kazanıyorsun…

Seyredilen bir filmde yemek yedikçe hayati riskinin artması aslında BENliğini besledikçe hedeften uzaklaşma.

Ya da yarışmada sponsor bularak şartlarını iyileştirmen için jüriden yararlanman, ayna nöronlar gerçeğinin ta kendisi kendine pozitifi yüklediğin daha da güçlendiğin.

Evet, varılacak hedef var, kazanılacak yarış kendine karşı.

Kendinden kendine dediğime de bakmayın!

Öyle bir hedef ki; o hedefi algılaman, fark etmen ve ulaşman için SEN de yetmezsin hiçbir zaman.

Kazanıyorsun ama aslında kazandırılıyorsun!

Kazanacağına, hedefe ulaşacağına inancının olmadığı ya da azaldığı anlarda inandırılyorsun! IŞIK olmadan önünü nasıl görürsün ki zaten…

Özetle, seyredilen bir filmde izlenen sahneler, yapılan hayat mücadelesi ve sonuçtaki tek kazanan; değerlendiren için yol gösterici bir haritadır aslında.

Hedefine giden yolda aşması gereken gerçeklerin aslında sandığı gibi dış dünyasında değil, kendini OKUmasında olması konusunda…

Emrah BIYIK