Değiniler- 37

Değiniler- 37

HERKES Mİ AFFEDİLMELİ?

Affetme kavramı herkese şamil olsaydı Mekke Fethine çıkan Allah Resulü; “Şu 15 kişi Kâbe Örtüsü altına bile sığınsa öldürün!” emri vermezdi.

“Görüldüğü yerde öldürülecekler listesi” olarak tarihe geçen olayda çok azı imanla kurtuldu. Rasülullah ve Ölüm Listesi? Ciddi düşün bunu!

“Nankörlüğün istiğfarı-tövbesi yoktur; çünkü fiil değil karakterdir” dedi Ehli. Nankörü, bel altına vuranı, haini affeden kendine yazık eder!..

“Affetmek yiğitliğin şiarındandır.” Yiğitlik; beşere- egoya aittir. Halifeliğini fark eden; af kaydında da kalmadan gereği neyse onu yapar.

İnsanların çoğu “Küs kalmak” ile “Ayrı kalmayı tercih etmeyi” karıştırdıklarından hep aynı kişi ve karakterlerden zarar görmeye devam ederler.

“Küs kalmak” dinen günahtır, zihne ve bilince prangadır, bağdır. Ayrı kalmayı tercih, küs olmaksızın uzak olmayı seçmektir. Küslük, vicdanı yakar. Ayrı kalmayı tercih, selamettir.

Hiç kimseye küs kalma. Çöz kilitlerini. Ama barışık da olsan uzak duracakların hep olsun ki beynini işgal etmesinler, bilincini esir almasınlar.

TASAVVUF VE SİYASET

Tasavvuf yazan siyasete girmemeliymiş. Rahip değilim efendi, kendine gel. Allah Sistemine dâhil olan her şey Allah Kulunun ilgi alanı içindedir.

“ARINDIRICI” YI TANIYABİLİR MİSİN?

Yanında kendini unuttuğun; bakışında nur, sesinde huzur bulduğun, bil ki seni senden arındıracak olandır.

Bilincin arınmış ve hakikati kavramış olduğunun dışa yansıyan en belirgin işareti huzur veren tebessüm ve şefkatle okşayan sestir.

“Size gelene kadar aklımda bir dizi konu ve soru vardı, geldim hepsi aklımdan uçtu” dediğin; seni hakikatine taşıyacak olandır. Onu bırakma!

DUAYI GÜÇLENDİRME VE HIZLANDIRMA

Duasını hızlandırmak, niyazına ivme kazandırmak isteyen; Sokak Hayvanlarını Gözetsin, Yaşlıları-Hastaları, Mahkûm Ailelerini Ziyaret etsin.

BENLİKTEN KURTULMA YOLU

Hiç bir kendini beğenmiş kibrini; hiç bir ukala cehlini bir üst bilincin yayın dairesine teslim olmadıkça fark edemez.

Nice bilginler bilginin, nice amirler makamın kendi hakikatlerine perde olduğunu fark edemeden göçüp gider dünyadan.

Allah Esmasıının açığa çıkış şekillerinden hiçbiri salt iyi veya salt kötü değildir. Onlara bu etiketleri vuran, benliğe dayalı kabullerdir.

Eğitim, Kültür, Çevre;bir bakıma şartlandırma arenasıdır. Bunlardan beslenen şartlanma yollu kabuller, cehennem odunlarıdır hamalı olduğumuz.

Kabullerinin Kölesi olarak yaşayan beşer; İnsan olduğu gerçeğiyle yüzleşebilirse özgürleşir. Kur’an “KÖLE AZAT EDİN” mi diyordu?!..

ÖZÜR VE HELALLİK ALMAK

Özür, af, zararı karşılama vb bir şekilde “Helallik” alan; hem kendisi hem de nesli aleyhine patlayacak saatli bombanın kablosunu kesmiştir.

Helalleşmenin usulü verilen zarar usulüncedir. Toplum önünde yapılmış hakaretin helalliği, toplum önünde alınır! Birebir olanın ki birebir!

Hakkına girilenden alınacak Helallikte; zarara şahit olanların helalleşmeye şahit olması önerilir. Şahit beyinlerdeki negatifi de düzeltmek.

Helallik gerektiren durumda sizi affederek bilinç kilidinizi açacak olan muhatabınızdır. “Onu geç, Allah’tan af isterim” diyen aldanmıştır.

Gururu için yaşayana özür dilemek ölüm; Şuuru için yaşayana hayat veren can suyu! Tercih; yaşam gayenizde düğümlü. Çözenlere selam olsun.

ZIDDIYLA KÂİM

Her İbrahim’e bir Nemrut, her Musa’ya bir Firavun, her Muhammed’e bir Ebu Cehil musallat edilmesi de bir sünnetullah mekanizmasıdır.

Her meyvenin haşeresi, her gıdanın bakterisi, her gülün dikeni kendisiyle beraberdir, kendindendir.

Ehli, “Tetikleme Sistemi” ile birlikte “Ekolaizer mekanizması” nı da öğretti. Mehdiyet yükseldikçe Deccaliyet de yükselir. Kaçınılmazdır!

Yediverenler kan kırmızısı açsın, hoş rayihalar saçsın isteyenler; bunun aslında “Gübre” kalitesine bağlı olduğunu hatırdan çıkarmamalıdır.

GAZİ MUSTAFA KEMALİ SEVİYORUM; KEMALİZMİ DEĞİL!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yapılmış en büyük kötülük; resmi ideolojiye yaslanan bir kesimin onu “Tanrılaştırma” çabası olmuştur. O sadece Allah Kuludur.

Kuruluş yıllarında dine karşı tutum geliştirenler oluşan boşluğu yeni bir dinle doldurmak için “Kemalizm” adıyla yeni din icat etmişlerdir.

“Ne örümcek ne yosun/ Ne mucize ne füsun/ Kâbe Arabın olsun/ Bize Çankaya yeter” dizeleri, yeni din Kemalizm yalakası kalemlerden dökülür. (Kemalettin Kamu’nun şiiridir.)

Bazı yalaka kalemler daha da ileri gider ve onu haşa Allah’a benzetir: “Atatürk ekber, Atatürk ekber/ Bizde O var Atatürk!/ Ne evliya ne peygamber/ Halkına yar Atatürk!” (Behçet Kemal Çağlar) Bu kafa, Gaziye en büyük kötülüğü yapmıştır.

Yeni din, yeni tarih,yeni eğitim,yeni kültür oluşturma çabası öze yabancılaşmayı kaçınılmaz kılar. Bu esnada bir dizi saçmalık da yaşanır…

“Güneş Dil Türkçe” saçmalığının 1935-1940 arasında DTCF’de (Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi) ders olarak okutulduğunu biliyor muydunuz?

Yakup Kadri’ye, Güneş Dil Teorisi soruldu.”Bizi dünyaya rezil eden bir saçmalık” dedi. Gazeteci, “Yazayım mı?” deyince ödü koptu. Gaziden çekinirdi Yaban yazarı.

Yakındaki Osmanlı- Selçukluyu yok sayıp, Göktürk, Uygur vb üzerinden kopuk, zorlama bir tarih inşa etme saçmalığı da uzun yıllar sürmüştür.

Kasım 1934- Eylül 1936 arasında “Türkiye Radyosu”nda “Türk Müziği”nin yasak olduğunu Batı Müziği haricinde yayın yapılmadığını biliyor muydunuz?

Sinan Çetin, Türk Müziği Yasağını pek güzel hicvetmiş. Arkanıza yaslanıp izleyin. Bu millet yasak mı dinler? http://youtube.com/watch?v=zlrSxhNQNuY

Gardrop Kemalistlerinin tanrılaştırdığı adamı değil, son sözleri “VE ALEYKUM SELAM” olan “Allah Kulu” Gazi Mustafa Kemal Paşayı seviyorum…

İNSAN OLMANIN AYRACI

Kim “Halife” özelliğine sahip kim değil, işte bunun ayracı; turnusol kâğıdı Nankörlüktür.

Said olarak takdir edilmiş bilinçten Nankörlük açığa çıkmaz. Nankörlük; insansıya, beşere, insan suretindeki hayvana özgü bir karakterdir.

VEHİM KURBANI

Vehmin açık bir belirtisi de getirilen öneriye karşı, kişinin durmadan detay sorular sormasıdır. Vehme hâkim olan; anlar ve derhal uygular!

Açık seçik anlattığın halde muhatabın bitmez tükenmez sorularla ikna olmuyorsa, yorulma! O sana hal diliyle “Benden cacık olmaz” demektedir.

Şifa bulamadığında doktoru, eczacıyı bunaltmaz, kafa tutmaz. Dua ve Zikir önerirsin, kargo bekler gibi durmadan sorar, vehim kurbanı nasipsiz!

KENDİNİ BİLEN ECELİNİ DE BİLİR

“Ne için yaratıldığını” bilen ve ömrünü o çalışmalara adayan; görevini bi hakkın kemale erdiren; dönüş vaktinin geldiğini de bilecektir…

Resulullah (sav) in Veda Hutbesindeki bir cümle gözyaşlarına boğuyordu Hz. Ebubekir’i. Bi cümleden bir yıl sonrasını okumuştu Sıddiki Ekber.

Kişinin ölmeden evvel ölmesinin dışa açık alametlerinden en barizi; farklı kesimlerden de olsa her görenin onda sevgi ve nur algılamasıdır.

Anadolu Halkı bazı kimseler için “Artık yönünü ahirete dönmüş” cümlesini kullanır. Ecelin erken yansıyan alameti mi vardır ki böyle derler?!

HADİS VE AYETLERE GÜNCEL BAKIŞ

Hadislerdeki “Şunu yapana cennette köşk inşa edilir” türünden tasvirler “Beynin nöron grupları arasında yeni snapsler oluşur” demek olmasın?

“Şunu yapan cennetin kokusunu bile alamaz” ifadesi “O davranış algıyı öyle düğümler ki değil çözüm, bunu aklına dahi getiremez” manasına mı?!

“Allah’ın kalplerini mühürlediği kimseler” varmış. Düşünce, eylem, ve şartlanma sonucu kendi elleriyle kendi algılarını kilitleyenler mi onlar?!

“Geceyi gündüze, gündüzü geceye geçiren Rabbim” Düşüncemi yaşamıma, yaşamımı düşünceme dönüştüren Beynim.

“Ölüden diri, diriden ölü çıkaran Rabbim” Arındıklarımla yeni İdraklerimi; Yeni İdraklerimle yeni Arınmalarımı oluşturan Beynim.

VAHDET BİLGİSİYLE VAHDETTEN PERDELENMEK

“Her şey Hak, Var olan Tek” idrakine erenin zalimle mazlumu, cahille âlimi, gafille arifi aynı kefeye koyması; Yolda Kalmışlık alametidir.

İbadet eden de Hıyanet eden de aynı Allah’ın kuludur. Bunu bilmen, abidle haini aynı ve bir saymanı getirmişse erdim zannıyla nal toplarsın!

“Sağ ayağım pergel iğnesi şeriata çivili; Solla alemleri dolaşırım” (Rumi) Hakikat için şeriattan, şeriat için hakikatten ödün verilemez!

Beden değil Şuur Varlık olduğunu fark etmen; sünnetullah gereği bedenin- bedenselliğin hakkını vermene set çekiyorsa, bilgin perden olmuştur.

Mutfak da wc de aynı evin bölümleri. İkisi de aynı, bir diye sofrayı wc ye kurup haceti mutfağa yapar mısın? Akıllı ol. Din felsefe değil…

Çağdaşlığı, Allahu Ekber yerine Tanrı Uluduru savunmak; Hakkaniyeti, din adına yanlış yapan üstünden dine sövmek anlıyorsan hüsrandasın.

Kimse kusura bakmasın; alnı secdeye giden cahili; Allah- Din tanımaz, alnı secdeye, gönlü imana hasret bilgine değişemem! Duruşum budur!

HAK SOHBETİ

Ehlinin sohbetini bizzat, canlı dinledikten sonra kitabını tekrar oku;hiç görmediklerini görür, anlarsın. Hitap; kitaba can katar, ruh katar.

Siz, cevap veren bir şey anlatıyor sanırsınız. Oysa soru soran; rızkını almaktadır cevaplayan beyinden.

Bir sohbet meclisine biri gelir, soru sorar, öyle bi tetikleme yapar, Ehlini açar ki; onun rızkı olandan herkes onun vesilesiyle sebeplenir.

Biri talep eder, soru sorar; cevaba ve ilim açılmasına sebep olur, orada bulunan niceleri onun rızkından faydalanır.

Ehli, ilim ortamında birini uyardığında diğerleri “Şükür ki biz bu konuda iyiyiz” diye iç geçiriyorsa, bu onların olgunlaşmadığının resmidir.

İlim meclisinde Ehli, şişmana yüklenmiş, zayıfla diye. O meclisin tamamı oruca başlamış o hafta. Zayıflar da dâhil. “Hitap hepimize” diye…

Aynı Ehlullaha, aynı ilim ufkuna yönelenler; kardeştirler, tek bir bütündürler. Uyarılar da müjdeler de kardeşlerin hepsine birdendir…

“Rasülullahı dinlerken başımızda kuş varmış, uçuverecekmiş gibiydik” diyor sahabe. Bu bedenin değil şuurun duruşudur. Düşüncenin teslimiyeti.

Ehlini dinlerken, okurken, izlerken; başında kuş varmış gibi kıpırdamama halini, düşünsel teslimiyeti yaşayamıyorsan; arınışın çok uzar çok.

Hakikat yolunda daha çok bilenlerin, daha çok düşünce üretenlerin değil; daha çok teslim olanların öne geçtiği açık bir gerçektir. Unutma!

Hayatiyetin 4 unsuru Hava, Su, Toprak, Ateş arasında ayrımla birini diğerine tercih eder misin? Hayır. Bilirsen, Hülefa-i Raşidiyn de öyledir!

Ehli, “Önce Rasülullaha gittim, o bana önce Ebubekire git dedi” demişken ben Sıddıyki Ekber Hz. Ebubekir ra hakkında dilimi kıpırdatamam!

VAKIA SURESİNE DAİR

Nedir Vakıa? “O günden sonra bir daha hayatımda hiçbir şey eskisi gibi olmadı” dedirten olay, gelişme, açılım ne ise işte odur!

İnkâr edemeyecek kadar açıkta, ortalıkta ve içinde olduğun halde; Benliğinin hala dışında ve uzağında kalmak istediği gelişmedir Vakıa.

Şuurun “Bu sana iyi oldu, başka türlü arınamaz, sıçrayamazdın” dediği; Benliğin “Bittin sen, bir daha iflah olmazsın” vehmi verdiğidir Vakıa!

“Olmazsa olmaz” saydıklarının beş para etmez; “Olmasa da olur” sandıklarının paha biçilmez olduğunu fark ettiğin an; yaşadığın Vakıa’dır.

“Hz. Meryem’e (as) “Keşke bundan önce ölseydim de büsbütün unutulup gitseydim” (19/23) dedirten olay mıydı yoksa Vakıa?!

Rabbi Meryem’e “Artık ye,iç,gözün aydın olsun” (19/26) buyururken millet neler söylüyordu neler? Nefse bela gelenin Gönle şifası mı Vakıa?!

Sema kararıp gök gürültüsüne şimşekler karıştığında kaçışır koyunlar, ürperir çocuklar. O esnada gelecek Rahmeti sezenin tebessümüdür Vakıa.

“Âlemlerin Rabbi” düzleminde fakr u zaruret vehmedenin “Âlemlerden Ganiy” düzlemine sıçrayarak gerçek zenginliğin tadını almasıdır Vakıa.

“Dünyasını” cennet sananın “Uzayına” açılınca, dünyasının gerçekte bir cehennem olduğunu fark etmesidir Vakıa.

“Aziym” ismiyle Rabbini tesbih edenin “Vekiyl” ismiyle Otomatik Pilot eminliğinde bir yaşam seyrine geçiş eşiğidir Vakıa.

“BEN”in vesvese ve korku sarmalından kurtulanın “BİZ” in himmet ve feyziyle Haşyetle atan bir kalbin Hayretlerine salınmasıdır Vakıa.

Niçin dip yaptım, nelerden arınıyorum? Nasıl kurtulur ve yükselirim? Ne ile dengeli bir hakikat yaşarım? Sorularının cevabıdır Vakıa Suresi.

Yolların ayrılış noktasında üç ayrı yolu (Mukarreb, Sağ, Sol) menzilleri, geçitleri, köprüleri ve mola yerleriyle topluca seyretmektir Vakıa.

Can boğaza geldiğinde candan özge Canânı; nefes boğulurcasına tıkandığında Saltanat-ı Sübhânı hissetmektir Vakıa.

Yaşandığı anda nasipsizi İsyan Semtinin Arabesk çıkmazlarına; nasipliyi İman Mahallesinin Zikre açılan bulvarlarına koşturan olaydır Vakıa.

Yüzme bilmeyenin, direndikçe dibe çekildiğini; bıraktıkça suyun onu üstünde taşıdığını fark edişiyle birlikte yüzmeyi keşfedişidir Vakıa.

Bazı konularda “Aslâ” tepkiselliği ve kayıtlılığı içinde yaşayanın; her konuda “Pekâlâ” teslimiyetine geçmesini sağlayan köprüdür Vakıa.

Kişilere, eşe- dosta, yakınlara güvenerek yaşayanın; karşılaştığı bir sahnede “Sadece Allah’a Güvenmek Gerektiğini” sindirmesidir Vakıa.

Korku kaydındaki zihnin, korktuğunu başına çekmesi neticesinde, aslında korkulanın korkulduğu kadar olmadığını bizzat fark etmesidir Vakıa.

Dünyaya “At gözlüğü” ile bakanın; “Hak gözlüğü” ile yeni bir seyre başlamasıdır Vakıa.

“Herkesi kurtarma”ya adananın; üst bilinç himmetiyle kendini kurtarmak gerektiğini,”Herkes”in “Heves”ten öteye gitmediğini görmesidir Vakıa.

Esma Zikri, Derin Tefekkür, Sorgulama ve Nafile ibadetlerin Bühl yakasından Mukarrebliğe uzanan köprü olduğunu fark edemeyene şaşarım…

Bühl; nokta bile değiliz şu âlemde diye lakırdı ederken Mukarreb; Noktasındaki Kudretle Beynindeki Evreni seyre ve keşfe çıkmıştır.

Noktandaki Kudret https://www.youtube.com/watch?v=E4JN9aK6HrQ

“Noktandaki Kudret” yazısının; Vakıa Suresinde işaret edilen sürecin en iyi, en anlaşılır açıklaması olduğu kanaatindeyim. Değerlendirene!

Niye benim istediğim gibi olmadı? (Ashabı Şimal) Olana razıyım da, daha iyisi de olabilirdi. (Ashabı Yemin) Olan olduğu gibidir. (Mukarreb)

Sanal değerlerin, gerçek değerle yer değiştirdiği sahne; Ashabı Şimal için “BELA”, Ashabı Yemin için “İMTİHAN”, Mukarrebun için “STAJ” dır.

Sen kendini bilmezsen kâinatta bir noktasın; sen kendini bilirsen, kâinat sende bir noktadır! {Şah-ı Velayet Hz. Ali kv}

Hz. Ebubekir (ra):  Çabuk ihtiyarladınız Ya Resulallah?

Hz. Muhammed (sav): Saçlarımı Hud,Vakıa,Mürselât,Nebe,Tekvin sureleri ağarttı.

Yeryüzünde gezip dolaşan bir cenaze görmek isteyen; Sıddiyk-i Azama (Ebubekire) baksın! {Hz. Muhammed sav}

- Vakıa’da iki kere “Fesebbih Bismi Rabbikel Azim” geçiyor. İşareti?

- Kestirmeden söyleyeyim mi?

- Evet

- “Beynini Kullan, Beynini” demek!